Haber kapak görseli
Genel
11 dk okunma süresi
All About History

Hypatia kimdir? Antik İskenderiye’nin bilge filozofunun trajik hikâyesi

İçeriği Paylaş

Antik İskenderiye’nin en önemli düşünürlerinden biri olan Hypatia; matematik, astronomi ve felsefe alanındaki çalışmalarıyla çağının ötesine geçen bir isimdi. Erkeklerin egemen olduğu bir dünyada verdiği dersler ve kazandığı saygınlıkla dikkat çeken Hypatia, dönemin siyasi ve dini çatışmalarının ortasında vahşice öldürüldü. Ancak onun hikâyesi trajik ölümüyle sona ermedi; Hypatia, yüzyıllar boyunca bilim, felsefe, özgür düşünce ve kadınların entelektüel mücadelesinin sembollerinden birine dönüştü.

Yazan: Jessica Leggett

İskenderiyeli Hypatia, Yeni Platoncu bir filozof, astronom ve matematikçiydi. Hakkında nispeten belgelenmiş bilgiler bulunan ilk kadın matematikçi olarak kabul ediliyor. İskenderiye halkı tarafından çok sevilen Hypatia, şehrin seçkinlerini yeri geldiğinde nasihatleri, yeri geldiğinde dersleriyle etkilemiş, o dönemde kadınlar için eşi benzeri olmayan bir üne kavuşmuştu. Ancak bu gözde ve zeki filozof, kana susamış bir kalabalığın elinde can verecekti. Onun bu korkunç ve trajik ölümünün hikâyesi, yüzyıllardır insanları etkilemeye devam ediyor. Her ne kadar çağdaş araştırmacılar genellikle MS 355 yılı üzerinde dursa da Hypatia’nın yaklaşık olarak MS 350–370 yılları arasında Doğu Roma İmparatorluğu’nda, Mısır eyaletinin İskenderiye şehrinde doğduğu tahmin ediliyor. Annesi hakkında herhangi bir bilgiye sahip değiliz ancak babası, İskenderiye Müzesi’nin bilinen son üyesi olan başarılı matematikçi ve astronom İskenderiyeli Theon’du.

Theon, sadece erkek çocuklarına eğitim verilen bir dönemde kızına felsefe, matematik ve astronomi öğretti. Yunan tarihçi Philostorgius’un Historia Ecclesiastica (Kilise Tarihi) adlı eserine göre, Hypatia matematik alanında babasını bile geride bırakmış ve özellikle astronomide üstün bir başarı sergileyerek, şehrin en önde gelen âlimi olmuştu.

Hem evinde hem de halka açık mekânlarda büyük kalabalıklara dersler veren Hypatia’yı dinlemek için Doğu Akdeniz’in dört bir yanından insanlar İskenderiye’ye akın ediyordu. Tıpkı babası gibi o da Platon, Aristoteles ve Plotinos’un öğretilerinden ilham alan bir Yeni Platoncu’ydu. Filozof Damaskios’a göre Hypatia, geleneksel olarak erkeklerin giydiği akademik cüppeyi giyer ve sokak ortasında durup, kendisine sorular soran herkese filozoflar hakkında heyecanla bir şeyler anlatırdı. Geç Antik Çağ’da yaşamış bir kilise tarihçisi olan Sokrates Skolastikos ise Historia Ecclesiastica adlı eserinde, Hypatia’nın politik bir etkisinin de olduğundan ve erkeklerden oluşan meclislerde konuşmalar yaparak sıklıkla onlara rehberlik ettiğinden bahseder. Hypatia’nın ölümünden yaklaşık 25 yıl sonra, MS 439–450 yılları arasında kaleme alınan kitapta şöyle deniyor: “O, halka açık bir şekilde sık sık yöneticilerin huzuruna çıkardı ancak hiçbir zaman, ona evrensel saygı ve hayranlık kazandıran, kendine has ağırbaşlı ve vakur tavrından ödün vermezdi.” Hypatia, sık sık erkeklerle aynı ortamda bulunmasına rağmen hiç evlenmedi ve muhtemelen kendini çalışmalarına adamak için cinsellikten uzak bir yaşam sürmeyi seçti. Öğrencilerinden biri ona âşık olduğunda ve bu konuda geri adım atmaya yanaşmadığında, Hypatia’nın adet bezlerini ona doğru fırlatarak, “İşte âşık olduğun şey bu, genç adam ve bunun güzel bir yanı yok,” dediği rivayet edilir.

Hypatia zaman zaman babasına akademik konularda yardımcı da oluyordu. Batlamyus’un Antik Yunan astronomi dünyasına kazandırdığı en önemli eserlerden biri olan Almagest’in içindeki karmaşık teorileri ve matematiksel hesaplamaları daha kolay anlaşılır hale getiren bir rehber hazırlayan babası Theon, serinin üçüncü kitabı Güneş’in Hareketi hakkındaki çalışmanın başına şöyle bir not düşmüştü: “Bu edisyon kızım, Filozof Hypatia tarafından hazırlanmıştır.” Hypatia’nın bu esere tam olarak ne tür katkılarda bulunduğunu bilemesek de belli ki çalışmadaki rolü büyüktü. Suidas adlı bir yazar tarafından 10. yüzyılda Bizans’ta kaleme alınmış Suda Ansiklopedisi’ne göreyse Hypatia, Antik Yunan matematikçi Diofantos’un Arithmetika ve yine Antik Yunan geometrici Pergeli Apollonios’un Konikler ve Astronomik Kanon adlı eserleri üzerine de yorumlar yazmıştı.

Ne yazık ki, filozofun kendi yazılarından hiçbiri günümüze ulaşmış değil; dahası, matematik veya astronomiye yaptığı katkıların neler olduğunu kesin olarak bilemiyoruz. Ancak son araştırmalar, adı geçen eserlerin günümüze ulaşan versiyonlarının, Hypatia’nın yaptığı yorumlar doğrultusunda revize edilmiş olabileceğini ortaya koyuyor. Ayrıca, öğrencilerinin ve çağdaşlarının kaleme aldığı anlatılar, İskenderiye’de ona ve çalışmalarına gösterilen derin saygıyı kanıtlar nitelikte.

Hypatia’nın en ünlü ve sadık öğrencisi, geleceğin Ptolemais (günümüzde Libya sınırları içinde) piskoposu Kireneli Sinesios, hocasını “felsefe sırlarının hakiki ustası” şeklinde nitelendirmişti. Hypatia ve öğretileri hakkında sahip olduğumuz bazı önemli bilgileri bu öğrencisinin günümüze ulaşan mektuplarına borçluyuz. Söz konusu mektuplar, Sinesios’un Platon ve Aristoteles’in eserlerine son derece hâkim olduğunu gösteriyor ki bu bilgi birikimini büyük olasılıkla Hypatia sayesinde edinmişti. Lakin ne yazık ki yazdıklarında daha ziyade Hypatia’nın felsefi görüşlerine değinmiş ve matematik alanındaki katkılarına aynı derecede yer vermemiş.

Kendi ifadelerinden anladığımız kadarıyla Sinesios, Hypatia’dan bir hidroskop (su yüzeyinin altındaki nesneleri görmeyi sağlayan bir cihaz) yapmasını istemiş, ayrıca bir usturlabın (göksel kürenin iki boyutlu bir modeli) tasarımında ondan yardım almıştı.

Sinesios, daha sonra bu usturlabı Paeonios adındaki bir devlet memuruna hediye olarak gönderdi. Hypatia’nın bu çalışmalara ne ölçüde katkı sağladığı Sinesios tarafından açıkça belirtilmemiş olsa da en azından bu bilimsel cihazların geliştirilmesine veya iyileştirilmesine yardımcı olduğu varsayılıyor.

Sinesios’un mektupları ayrıca Hypatia’nın dini hoşgörüsü hakkında da ipuçları veriyor. Kendisi pagan olmasına rağmen Hypatia’nın Hristiyan ve Yahudi öğrencilere de ders verdiği biliniyor. Pagan bir ailede doğan Sinesios, sonradan Hristiyanlığı seçmiş olsa da Hypatia ile yakın ilişkisini sürdürmüş, hatta bir mektubunda ona, “annem, kız kardeşim, öğretmenim ve aynı zamanda iyilik meleğim” diye hitap etmiş. Buradan yola çıkarak, Hypatia’nın hoşgörülü ve kapsayıcı bir öğrenme ortamı sağladığı düşünülüyor.

Hypatia’nın böylesine açık fikirli bir bilgi paylaşım ortamı yaratabilmesi, İskenderiye’nin o dönemde içine sürüklendiği siyasi ve dini kargaşalar göz önüne alındığında daha da dikkat çekici bir hal alıyor. Bilindiği üzere MS 313’te Roma İmparatoru Büyük Konstantin, Hristiyanlığı yeni resmî devlet dini olarak ilan etti. Bu durum, şehirde paganlar ve Hristiyanlar arasındaki gerilimi tırmandırarak, Hypatia’nın yaşadığı döneme gelindiğinde giderek şiddetlenen çatışmalara yol açmıştı. 391 yılında İskenderiye Başpiskoposu Theofilos’a karşı başlatılan bir pagan ayaklanmasının sonucunda, önemli bir pagan tapınağı olan Serapeum yıkıldı ve tüm pagan imgeleri yok edildi. Ancak Hypatia’nın halk arasında ne kadar sevildiğinin farkında olan Başpiskopos, tanınmış bir pagan olmasına karşın onu korudu ve nispeten güvende tuttu. Genel olarak paganlardan hoşlanmıyor ve ibadetlerini baskılıyor olsa da Hypatia’nın öğretileri Hristiyanlıkla doğrudan bir çatışmaya girmediği için ona ve çalışmalarına göz yummuştu. Bu hoşgörü, Hypatia’nın şehirdeki saygın konumunun ne kadar güçlü olduğunun bir göstergesiydi.

Ne var ki Hypatia’nın çevresini saran bu şeffaf güvenlik duvarı, Theofilos’un 412’de ölmesi ve yerine yeğeni Kiril’in geçmesiyle aniden yok oldu. Kiril, Hypatia’ya hiç iyi gözle bakmıyor, popülerliğini ve insanlar üzerindeki etkisini kıskanıyordu. Yeni başpiskopos olarak kazandığı gücü hızla kitlelere göstermek için harekete geçti. Hristiyan keşişlerden oluşan milislerini, pagan tapınaklarını yıkmaları ve sapkın bir Hristiyan mezhebi olarak gördüğü Novatianusçuların yanı sıra, Yahudi nüfusunu da taciz etmeleri için görevlendirdi. Uygulanan baskılar, ilerleyen zamanlarda Yahudilerin şehirden sürülmesine kadar varacaktı. Başpiskopos Kiril’in bu eylemlerini kendi sivil otoritesine müdahale olarak gören Roma’nın İskenderiye valisi Orestes, öfkesini açıkça ortaya koydu ancak Kiril’in geri adım atmaya niyeti yoktu. Orestes, Hypatia’nın dostuydu ve Kiril ile arasındaki siyasi çekişme derinleştikçe sık sık onun fikirlerine başvuruyordu. Ancak olaylar kısa sürede kontrolden çıktı ve Kiril’e bağlılıklarıyla bilinen yüzlerce fanatik Nitriya keşişi İskenderiye’ye gelip büyük bir isyan başlattı. Keşişler, Orestes’in arabasının yolunu keserek taşla saldırdılar ve onu pagan olmakla suçladılar. Vali, Hristiyan olduğunu ve bizzat Konstantinopolis başpiskoposu tarafından vaftiz edildiğini söyleyerek kendini savunduysa da bu sözleri kalabalığı yatıştırmaya yetmemişti. Saldırı sırasında Ammonius adındaki bir keşişin attığı taş Orestes’in başına isabet etti ve onu kanlar içinde bıraktı. Bir şekilde saldırıdan kurtarılan Orestes, taşı atan Ammonius’u tutuklatıp işkenceyle öldürttüğünde ise keşişler daha da öfkelendi. Olayın ardından Kiril, Ammonius’un cesedini halkın önünde sergileyerek onu bir Hristiyan azizi ve şehit ilan etti.

Kısa bir süre sonra, Orestes ve Kiril’in barışmasını Hypatia’nın engellediğine dair söylentiler yayıldı ve keşişler onu, Orestes’i Hristiyanlığa karşı kışkırtmak için büyü yapmakla suçladılar. Mart 415’te, Hypatia evine giderken arabasının önü bir grup zorba Hristiyan tarafından kesildi. Kilisede kutsal metin okumakla görevli Peter adlı bir din adamı kalabalığa liderlik ediyordu. Hypatia’yı arabasından indirip zorla yakındaki bir kiliseye sürüklediler ve burada elbiselerini çıkarıp vahşice döverek öldürdüler. Ardından cesedini parçalayıp yaktılar.

Bilgeliği ve İskenderiye’deki insanların yaşamlarını iyileştirme çabalarıyla tanınan Hypatia’nın böylesine canice katledilmesi imparatorluk geneline yayılan bir şok etkisi yarattı ve onu ansızın bir felsefe şehidi kimliğine büründürdü. Buna rağmen, onu öldürenlerin cezalandırıldığına dair hiçbir kanıt bulunmuyor ve Orestes’in olaydan kısa bir süre sonra şehirden ayrıldığı anlaşılıyor. Kiril’e gelince, İskenderiye’de paganizmin kalan izlerini yok etmeye devam etti ve bu çabaları nedeniyle daha sonra Kilise tarafından aziz ilan edildi.

Ne var ki Hypatia’nın çağdaşı birçok yazar ve düşünür, artık bir aziz olmasına rağmen Kiril’in onun ölümündeki rolünü açıkça dile getirmekten geri durmadı. Damaskios, Isidoros’un Hayatı adlı eserinde Kiril’i Hypatia’yı kıskanmakla suçlar ve şöyle der: “Öyle bir kıskançlığa kapılmıştı ki onu öldürmek için derhal en vahşi türden bir cinayet planlamaya başladı.” Damaskios’a göre Hypatia’nın ölüm şekli, onu nihayetinde bir Helenizm (Antik Yunan kültürü) şehidi haline getirdi.

Sokrates Skolastikos ise yine Historia Ecclesiastica adlı eserinde, Kiril ve Orestes arasındaki çatışmanın İskenderiye’de artan toplumsal şiddeti ve gergin atmosferi körüklediğini belirterek, Hypatia’nın “o dönemdeki siyasi kıskançlıkların kurbanı” olduğunu ifade eder. Kiril’in Hypatia’nın öldürülmesindeki rolü ya da bu olayla doğrudan bir ilgisinin olup olmadığı günümüzde bile belirsizliğini koruyor olsa da Sokrates’in cinayetin sonuçlarına dair yaptığı şu yorum oldukça çarpıcı: “Böylesi insanlık dışı bir eylemin yalnızca Kiril’i değil, aynı zamanda tüm İskenderiye Kilisesi’ni de büyük bir utanca boğması kaçınılmaz bir durum.” Bununla birlikte, Hypatia’nın katledilmesinden Kiril’in sorumlu olmadığını düşünenler de vardı. 680 yılı civarında Aşağı Mısır’daki Nikiû şehrinin piskoposu olan İoannis, Hypatia’nın okült ritüeller gerçekleştiren pagan bir filozof olduğunu ifade ederek, Kiril’e yönelik eleştirileri saptırmaya çalıştı. Ona göre Hypatia, “her zaman büyüye, usturlaplara ve müzik aletlerine ilgi duymuş, şeytani hileleriyle birçok insanı kandırmıştı. İskenderiye valisi Orestes de Hypatia’ya büyük saygı duyuyordu çünkü büyü yoluyla onu da etkisi altına almıştı.” Ardından Piskopos İoannis daha da ileri gitti ve şaşırtıcı bir açıklama yaparak, Hypatia’nın ölümüyle birlikte Kiril’in “şehrin son putperest kalıntılarını yok ettiğini” ilan etti. Bu iddiasıyla, Hypatia’nın ölümünü paganizmin tamamen ortadan kaldırılması için atılmış bir adım olarak göstermeyi amaçlamıştı.

Hypatia’nın sonu ne kadar korkunç olursa olsun, günümüzde sıkça sorulan soru şu: “Eğer bu kadar trajik bir şekilde öldürülmeseydi, onu bugün tanıyor olur muyduk?” Hypatia’nın kendi kaleminden günümüze ulaşan hiçbir çalışma yok; hatta yaşadığı döneme ait bir tasviri bile mevcut değil. Haliyle, hayatına dair bildiklerimiz başkalarının yorumlarına ve muhtemelen farklı amaçlarla çarpıtılmış kaynaklara dayanıyor. Bu nedenle, elimizde onun gerçekte nasıl biri olduğundan ziyade, efsanevi bir figür, idealize edilmiş bir Hypatia portresi olduğunu kabul etmek gerekiyor. Hypatia hakkında günümüze ulaşan en önemli kaynaklardan ikisi olan, Damaskios ve Sokrates’in anlatıları bile onun olağanüstü yaşamını tam anlamıyla yansıtamıyor. Her iki yazar da daha ziyade onun trajik ölümüne odaklanmış. Damaskios, Hypatia’nın öldürülmesini Kilise’yi eleştirmek için bir fırsat olarak görürken; Sokrates, yaşamından yalnızca kısaca bahsedip ölümünü İskenderiye’deki dini ve siyasi çekişmelerin doruk noktası olarak sunuyor.

Hypatia ve onun trajik ölümünün başka amaçlar için bir sembol olarak kullanılması yüzyıllar boyunca, özellikle de Aydınlanma Çağı’nın ortalarında devam etti. Bu Hareketin önde gelen düşünürlerinin Katolik Kilisesi’ni eleştirdiği bir dönemde Hypatia, adeta Katoliklik karşıtlığının bir simgesine dönüştü. O, fanatik Hristiyanların elinde erken bir ölümle yüzleşmiş, güzel ve bilge bir filozoftu.

İngiliz tarihçi Edward Gibbon, 1776’da yayımlanan Roma İmparatorluğu’nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi adlı eserinde Kiril’i yerden yere vurup “Hypatia cinayeti, Kiril’in karakterinin ve dininin üzerinde silinmez bir leke bırakmıştır” diyor. Onunla aynı dönemde yaşamış Fransız yazar Voltaire ise Hypatia’nın öldürülüşünü, “antik dünyada rasyonel düşüncenin, din adamlarının cehalet ve hoşgörüsüzlüğü sonucunda söndüğü an” olarak nitelendiriyor.

Katoliklik karşıtı bu söylemin, İngiliz rahip, tarihçi ve romancı Charles Kingsley ile devam ettiğini görüyoruz. 1853’te yayımlanan Hypatia veya Eski Yüzlü Yeni Düşmanlar adlı romantik eserinde Kingsley, Kiril’i ve Kilise’yi yozlaşmış olarak tasvir ediyor ve Hypatia’nın hikâyesini kendi dönemindeki Katolik Kilisesi’ne yönelik eleştirilerini yansıtmak için kullanıyor. Öldüğünde en az kırklı yaşlarında olduğu bilinen Hypatia, bu romanda, güzelliği ve savunmasızlığıyla dikkat çeken, 20’lerinde genç bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Hypatia, gerçekte olduğu gibi romanda da fanatik ve cahil bir Hristiyan kalabalığın elinde can veriyor ve Kingsley’e göre bu ölüm, Helenistik düşüncenin sonunu simgeliyor.

Ataerkil bir toplumda yaşamış entelektüel bir kadın olan Hypatia, 20. yüzyıldan itibaren bu defa kadın hakları hareketinin sembol ismi olarak görülmeye başlandı. Bir kez daha şehit unvanını almış ancak bu kez feminizm şehidi olmuştu. Çeşitli sanat eserlerinde tasvir edildi, sayısız roman ve oyunun başkahramanı oldu, çağdaş bir felsefe dergisine (Hypatia: Feminist Felsefe Dergisi) adını verdi. Hatta Ay üzerinde Hypatia isminde bir krater bile var. Onun hayatını konu alan ve Rachel Weisz’in başrolünü üstlendiği Agora adlı biyografik film 2009’da vizyona girdi. Ancak tarihsel hatalarla dolu olan film, filozofun olağanüstü yaşamı hakkındaki yanlış bilgilerin daha da yayılmasına yolaçtı.

Hypatia’nın bu kadar farklı biçimlerde tasvir edilmesi, elbette onun gerçekte kim olduğunu anlamamızı zorlaştırıyor. Güvenilir kaynakların eksikliği yüzünden, geçmişten günümüze Sokrates Skolastikos, Gibbon ve Kingsley gibi pek çok kişi, bize gerçek Hypatia’yı anlatmak yerine kendi yorumlarını aktardı ve onun adına konuştu. Öte yandan, Hypatia’yı yaşamı boyunca savunmasız bırakan zekâsı, itibarı ve kadın olması; tarih boyunca onu felsefe, paganizm, Helenizm, feminizm ve rasyonel düşünce gibi çeşitli davaların sembolü haline getirmek isteyenler tarafından kullanıldı. Ancak o, bir sembol olmanın çok ötesinde bir figürdü ve bu şekilde anılmayı hak ediyor. Yaşamına dair tüm detayları bilmesek de kesin olan bir şey var: Eğer Kiril gerçekten onun cinayetini planladıysa, bu çabası boşa çıktı; zira tarihte Hypatia adı, Kiril’in ismini çoktan gölgede bıraktı.

3x © Getty Images

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo