Haber kapak görseli
Gündem
5 dk okunma süresi
Start Up

UEZ 2026: "Siyasetin her şeyi belirlediği bir dönem yaşanıyor"

İçeriği Paylaş

Uluslararası Ekonomi Zirvesi (UEZ 2026) oturumunda konuşan Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, siyasetin belirleyici rolüne dikkat çekerken, Prof. Dr. Evren Balta da değişen küresel düzene işaret ederek “Eski düzen ölüyor, yenisi ise henüz doğmuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Uluslararası Ekonomi Zirvesi (UEZ 2026) beşinci paneli 'Çoklu Krizler Çağında Yeni Dünya Düzeni ve Riskler' başlığıyla Zurich Sigorta sponsorluğunda düzenlendi.

Zirvenin moderatörlüğünü Gazeteci & TV Anchor Ahu Tanrıkulu üstlenirken, panelin konuşmacıları Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, Özyeğin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Profesörü Prof. Dr. Evren Balta ve Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız oldu.

Panelde; yeni dünya düzeni, Türkiye AB ilişkileri, ABD'nin dönüşen gücü olmak üzere pek çok konu masaya yatırıldı.

"Siyasetin her şeyi belirlediği bir dönemi yaşıyoruz"

Zirve kapsamında konuşan Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, yeni bir değer sistemi ve yeni bir enerji dengesinin kurulacağını belirterek, şu açıklamalarda bulundu:

Ekonomi zirvesinde siyaset konuşulması eskiden alışık olmadığımız bir durumdu. Şimdi ise siyasetin her şeyi belirlediği bir dönemi yaşıyoruz.

Petrodolar sisteminin yıkılış sinyalleri geliyor. Yeni bir değer sisteminin ve yeni bir enerji dengesinin kurulacağını görüyoruz.

Türkiye, Ukrayna savaşından bu yana moderasyon üstlendi. Benzer süreç bu savaşta da yaşanıyor. Şu ana kadar süreç iyi götürülüyor. Trump geldiğinden beri Türkiye'nin birçok sorunu hallolmuş olsa da onun ipiyle kuyuya inilmez. Türkiye'de devlet düşüncesi İran'dan ya da İsrail'den yana çalışmıyor. Savaş bittikten sonra bölgenin kendi kendine güvenlik mekanizması oluşturması isteniyor. ABD'nin bölgedeki ağırlığının azalacağını düşünüyorum."

Bu noktada 'Bir kişinin eline nükleer butona basma yetkisini vermek doğru mu değil mi?' sorusu ortaya çıkıyor. Dünyanın 'demokrasi şampiyonu' olarak görülen bir ülkesinin başına Trump gibi enteresan bir psikolojinin gelmesi, sadece Amerika’nın meselesi değil. Bu durum bizim cebimizi de, Suriye’deki insanın evine götürdüğü ekmeğin fiyatını da, Çin’dekini de, Venezuela’dakini de etkiliyor.

"Eski düzen ölüyor ama yenisi henüz doğmuyor"

Uzun yıllar dünya düzeninin ABD merkezli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Evren Balta, üretimin Asya'ya kaymasıyla bu düzenin bozulduğunun altını çizerek, şu açıklamalarda bulundu:

Uzun yıllar boyunca şunu düşündük: Ülkeler arasındaki karşılıklı bağımlılık arttıkça bu durum barışı da güçlendirir. Çünkü tedarik zincirlerinde birbirimize ihtiyaç duyuyorsak, ticaretle birbirimize bağlıysak, bu bağımlılığın kendisinin dünyaya istikrar getireceği varsayılıyordu. Ama son 10 yılda gördük ki karşılıklı bağımlılık çatışmayı ve toplumsal krizleri de tetikleyebilen bir alana dönüşmüş durumda.

İran örneğine baktığımızda da bunu görüyoruz. İran, askeri olarak Amerika’ya göre daha zayıf bir aktör olmasına rağmen karşılıklı bağımlılık alanlarını, riskleri ve zamanı kullanarak bir avantaj üretebiliyor. Tek bir dar boğaz bile birden fazla krizi tetikleyebiliyor. Bu yüzden artık sadece askeri güç değil; akışı kontrol etme kapasitesi de belirleyici hale geliyor.

Eski düzen ölüyor ama yenisi henüz doğmuyor. Uzun yıllar dünya düzeni, Amerika’nın üretici, tüketici ve finansal-güvenlik merkezi olma rolü üzerine kuruluydu. Ancak üretimin Asya’ya kayması, 2008 krizi ve Çin’in yükselişi bu dengeyi bozdu. Bugün asıl soru şu: 'Yeni dünyanın düzenini kim kuracak?' Bir ara dönemden geçiyoruz. Amerika'nın gücünün dönüşmesini yaşıyoruz.

Türkiye'nin dış politikası bölgede kendisinden başka bir bölgesel merkezin çıkmaması üzerine şekilleniyor. Bence ana tehlike şu: İsrail siyasi elitleri giderek Türkiye'yi İran'dan sonra 'tehdit' olarak konumlandırmaya başladı. İsrail ve Türkiye ilişkisinin yönetilebilir olması en kritik faktörlerden birisi olacak diye düşünüyorum.

Benim merkezi senaryom, bu gri alanda kalınması. Amerika’nın angajman ile geri çekilme arasında gidip geldiği, bazı başlıklarda teknik uzlaşmaların sağlandığı ama İran’la rejim değişikliği olmadan kısa vadede siyasi bir uzlaşmanın çıkmadığı bir tablo mümkün. Bu, bir tür donmuş ya da düşük yoğunluklu çatışma senaryosu ama bence idare edilebilir bir senaryo.

"AB ile ilişkilerin Türkiye açısından daha da önemli hale geldiğini düşünüyorum"

Avrupa Birliği ile ilişkilerin Türkiye açısından daha önemli bir hale geldiğini düşündüğünü belirten Yılmaz Yıldız, Türkiye’nin bu dönemde AB ile ilişkilerini derinleştirmesi gerektiğine şöyle vurgu yaptı:

Önümüzdeki iki yıla baktığımızda ilk beş risk çok da şaşırtıcı değil: Jeoekonomik karışıklıklar, silahlı çatışma, olağanüstü hava olayları, toplumsal kutuplaşma, yanlış bilgilendirme ve özellikle yapay zekâ kaynaklı dezenformasyon. Aslında riskler çok değişmiyor; risklerin dünyada ne olduğuna göre 'sıralamaları' değişiyor. Asıl mesele, bunların hangisinin kalıcı, hangisinin geçici olduğunu doğru okuyabilmek.

İster kabul edelim ister etmeyelim; Amerika bugün hala dünyanın en büyük ekonomik, siyasi ve askeri gücü. O yüzden Amerika’nın hâlet-i rûhiyesi, özellikle de iç politik dinamikleri, aslında dünyanın da hâlet-i rûhiyesi. Ama geldiğimiz noktada mevcut sistem ekonomik olarak da artık Amerika’ya hizmet etmiyor.

Trump’ı ve Amerika’daki bugünkü yönelimi sadece 'seçim sonucu' olarak okumamak lazım. Amerika’nın yeniden gücünü bulması, ekonomik gücünü tekrar tesis etmesi ve özellikle Çin ile rekabete hazır hale gelmesi üzerinden yeni bir tutum geliştirildiğini düşünüyorum. Bence asıl mesele burada.

Şu an İran’ı çok konuşuyoruz ama büyük resimde İran meselesini bu paradigma değişiminin içinde daha çok bir detay olarak görüyorum. Asıl mesele; Amerika’nın iç politikası kaynaklı olarak ekonomik gücünü yeniden kazanma çabası ve Çin’le rekabete hazırlanması.

Ben Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerin Türkiye açısından daha da önemli hale geldiğini düşünüyorum. Çünkü bize gelen sermayenin çok büyük bölümü Avrupa’dan geliyor, ihracatımızın da önemli kısmını Avrupa’ya yapıyoruz. O yüzden Türkiye’nin bu dönemde Avrupa Birliği ile ilişkilerini derinleştirmesi, Gümrük Birliği’ni genişletmesi ve Avrupa’nın yaptığı Serbest Ticaret Anlaşmalarına karşı kendi sanayisini ve ihracatını doğru şekilde koruyup konumlandırması gerektiğine inanıyorum.

Türkiye dünya ekonomik sistemine çok entegre. Dolayısıyla Ortodoks politikalar dışında bir politika uygulayamayız. Enflasyon trendi aşağı yönlü olduğu sürece ve cari açık finanse edilebilir olduğu sürece doğru yolda olduğuna inanırım. İhracatın payına baktığımızda Türkiye'nin AB ile ilişkilerini daha derinleştirmesi gerekiyor. Buralarda pek sorun görmüyorum.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo