Haber kapak görseli
Genel
10 dk okunma süresi
Bebeğimle

Yeni nesil ebeveynlerin sosyal medya rehberi

Dijital dünyada yer almaktan çocuk yetiştirmeye, dijital ayak izlerimizden influencer etkilerine uzanan geniş bir yelpazede; hem yeni nesil ebeveynlerin dijital varlığını hem de çocuklarımız için dikkat etmemiz gerekenleri konuşuyoruz.

Dijital dünyada yer almaktan çocuk yetiştirmeye, dijital ayak izlerimizden influencer etkilerine uzanan geniş bir yelpazede; hem yeni nesil ebeveynlerin dijital varlığını hem de çocuklarımız için dikkat etmemiz gerekenleri konuşuyoruz.

Prof. Dr. Ayşe Bilge Selçuk

Gelişimsel psikoloji profesörü Klinik Psikolog Ebeveyn danışmanı

Dijital dünyada sağlıklı şekilde nasıl yer alacağımızı bilmemiz çok önemli. Biz ebeveyn olarak bunu başardıkça çocuklarımızın da sağlıklı yetişmesini desteklemiş olacağız. Sadece bu alanda yeniyiz ve dijital dünya da hızla ilerliyor. O sebeple bu farkındalığı ve gerekli becerileri çok da zaman kaybetmeden öğrenmemiz gerekiyor. ‘Dijital sağlık’, dijital dünyayı kullanırken sağlıklı kalmaya dair geniş ve bütüncül bir yaklaşımı ifade ediyor. Ebeveyn için de çocuklarımız için de çok önemli bir kavram.

Sosyal medyanın yeni nesil ebeveynlerin çocuk yetiştirme yaklaşımlarını nasıl etkilediğine iki açıdan yaklaşarak konuşalım. İlk olarak, sosyal medyada çocuk yetiştirmeyle ilgili akıl karıştırıcı içerikler, diğeri biz ebeveynlerin kendimizi diğer ebeveynlerle kıyaslamamıza sebep olan ortam. Bunlar benim çok önem verdiğim ve ‘Dijital Çağda Sağlıklı Çocuk Yetiştirmek’ kitabımda etraflı şekilde yer verdiğim konular. Yeni nesil ebeveynlerin büyük kısmı sosyal medyada çok zaman geçiriyor. Bebek büyüten annebabalar için de sosyal medyada pek çok içerik var. Ama bunların ne kadarı yetkin uzmanlar, çocuk psikolojisinden anlayan kişiler ve hatta ebeveyne yardımcı olmak amacını benimseyenler; orası çok şüpheli. ‘Ebeveynlik’ konuşanlar arasından ayrışabilmek için dikkat çekici şeyler söyleyen, bunun için bazen yanlış ve endişe yaratan paylaşımlar yapan kişiler de olabiliyor. Bunları fark edebilmek anne-baba için kolay değil; akılları karışıyor, yetersizlik ve panik hissedebiliyor, kaygılanabiliyorlar. Yeni nesil ebeveynler için sosyal medyayla ilgili dikkat çekici durumlardan biri bu.

Ebeveyn, çocukla ilgili paylaşım yapmadan önce hem güvenliğini hem de dijital ortama yüklenen içeriğin gelecekte çocuğa ne hissettirebileceğini hesaba katmalı. Ebeveyn için masum görünen bir içerik çocuk için utanç, mahcubiyet veya rahatsızlık verici olabiliyor; çocuğa yönelik alay veya tehdit unsuru olarak kullanılabiliyor.

PAYLAŞAN EBEVEYNLER

Aslına bakarsanız dijital dünya, fiziksel dünyaya ek bir etkileşim alanı olarak ortaya çıktı. Fiziksel dünyaya, yani içinde gerçekten yaşadığımız dünyaya alternatif değil ama onun yanı sıra var olan, bazen destek veren. Bu şu anlama geliyor; fiziksel olarak görüşebileceğimiz kişilerle görüşürüz ama görüşemediklerimiz için de sosyal medya bir buluşma mecrası olarak gayet işlevsel bir yerdir. Dünyanın farklı bir ucunda yaşayan yakınımızla, arkadaşımızla bile teması korumamızı, hayatı paylaşmamızı sağlar. Küçük ve kapalı gruplarda kontrollü içerik paylaşımında bir sorun yok. Ama bunu başaramayan pek çok ebeveyn var.

Paylaşan ebeveynliğe ‘sharenting’ deniliyor. Sharenting (telaffuzu: şerınting); İngilizcede, share (paylaşmak) ve parenting (ebeveynlik) kelimelerinin birleşmesiyle ortaya çıkmış bir terim. Aile üyeleri ve arkadaşlarla kolay iletişim dışında farklı sebepleri var sharenting’in. Bazen övülmek ihtiyacından yapıyoruz bunu; ideal durumları paylaşarak veya yaptığımız fedakarlıkları anlatarak. Tabii ticari gelir amacıyla yapanlar da var; InstaMom’lar var paylaşımlardan büyük gelir elde eden; bir de öyle olmak isteyenler var.

Bir diğeri de sosyal medyada çok zaman geçiren ebeveynlerin, özellikle annelerin, kendilerini diğer annelerle, çocuklarını diğer çocuklarla kıyaslamaları hali. Ebeveynin kendisiyle veya çocuğuyla ilgili ideal bir görüntü veren paylaşımları, diğer ebeveynlerde başarısızlık hissine yol açabiliyor. İyi göründüğümüz fotoğrafların hayatın sadece bir kesiti olduğunu akılda tutmamızda yarar var. Herkesin ev hali, herkesin iyi hissetmediği günler oluyor. Sosyal medyada karşımıza çıkan tam tersi bir eğilim de var aslında. Çocuklarla ilgili olumsuz içerikler paylaşmak. Bu genellikle annenin kendini ne kadar yorgun hissettiğini, fedakarlık yaptığını anlatma ihtiyacından kaynaklanıyor. Çocuk uyumadığı veya yemediği veya yolculuk boyunca huysuzluk yaptığı için şikayet etme, yakınma… Bunlar aslında hayatın, çocuk büyütmenin çok olağan parçaları ve doğal. Duygularımız yoğun olduğunda sınırları unutabiliyor, daha dürtüsel davranabiliyoruz. Bazen de ‘görülme ihtiyacı’ndan. Bebek büyütmek biraz yalnız da bir süreç. Yine de ‘çocuğa özel’, ‘aileye özel’ ve ‘mahremiyet’ kelimelerini belki kendimize daha çok hatırlatmamız gerekiyor.

GELECEKTEKİ TEHLİKE: DİJİTAL AYAK İZİ

Dijital ayak izinin kalıcılığı konusunda ebeveynler olarak çok da bilinçli değiliz. Çocuklarımızla ilgili paylaştığımız her fotoğraf, video, hatta ebeveynlerin etkileşim içinde birbirlerinin deneyimlerinden yararlandıkları online platformlarda çocuklarıyla ilgili paylaştıkları bilgiler dijital ayak izinin birer parçası. Anne-babanın çocuğunun fotoğrafını bir sosyal medya platformunda paylaşması illa, her zaman kötü ya da zararlı mı? Şüphesiz ki hayır. Burada iki kriteri göz önünde bulundurmamız gerekiyor: sıklık ve içerik. Sık olmamalı ve ne paylaştığımıza dikkat etmeliyiz.

Fazla kaygılı olmak nasıl istemediğimiz bir durum ise, fazla kaygısız olmak da gerekli tedbirleri elden bırakmamıza sebep oluyor ve mahzurlu. Bu bizi, çocuğumuzu riske daha açık hale getiriyor. Verdiğimiz her bilgi ile internet ortamında bize ait ‘büyük veri’nin oluşmasına katkıda bulunuyoruz; bunu unutmayalım. Bu verinin kim tarafından, ne için, nasıl kullanılacağına dair bir fikrimiz yok. Bazı bilgilerimiz zaten herkese açık, bunu baştan kabul edelim ama diğerlerini verip vermemek bize bağlı.

Okuyucularımızın şuna dikkat etmesinde de yarar var. Çocuğumuzun okuluna, gittiği kursa, parka dair bilgi vermek, paylaşım yaparken lokasyonu işaretlemek… Bunların da tümü güvenlik açığı yaratabilir. Bir düşünelim, şart mı? Bunlar, fark ettikçe yapmamaya başlayacağımız küçük ama önemli hareketler.

Dijital dünyayla 1 buçuk yaşına kadar tanışmak beyin gelişimi bakımından sakıncalı. Geri kalanı da yavaş yavaş, hem süreye hem içeriğe çok dikkat ederek yapılmalı.

ÇOCUĞUMUZU KORUMANIN YOLLARI

Yetişkinin, çocuğu koruma sorumluluğu sosyal medyada da devam ediyor. Çocukların ultrason fotoğrafıyla başlayan, kutlama ve tatil fotoğraflarıyla devam eden paylaşımların olası sonuçlarını düşünmek dijital çağdaki ebeveynin görevlerinden biri. Risklerden biri kimlik dolandırıcılığı. Öngörülere göre; 2030 yılına kadar kimlik dolandırıcılığı vakalarının üçte ikisi, ebeveynlerin sanal dünyada çocuklarına dair paylaştıkları bilgilerden kaynaklanacak. Buna doğum günü dahil. Dolayısıyla, çocuğun kimliğine dair bilgileri paylaşmamak önemli. Bir diğeri mahremiyet. Çocuğun görsellerinin iç çamaşırı, mayo, bez, bornoz gibi kıyafetlerle ya da çıplak olarak paylaşılması, hem çocuğun mahremiyetine saygı göstermemek anlamına geliyor hem de çocuğu istismar malzemesi haline getirme ihtimali taşıdığı için mahzurlu. Ebeveyn, çocukla ilgili paylaşım yapmadan önce hem güvenliğini hem de dijital ortama yüklenen içeriğin gelecekte çocuğa ne hissettirebileceğini hesaba katmalı. Ebeveyn için masum görünen bir içerik çocuk için utanç, mahcubiyet veya rahatsızlık verici olabiliyor; çocuğa yönelik alay veya tehdit unsuru olarak kullanılabiliyor. Bugün bıraktığımız dijital izlerin, çocuğumuzun gelecekteki eğitim ve iş hayatını olumsuz yönde etkilemesi dahi mümkün olabilir.

Yoksa, yıllar geçtikçe, çocuklar büyüdükçe farklı yaklaşımlarla karşılaşmak mümkün. Nasıl mı? İnsan yapısı itibariyle benmerkezcidir; yani kendi düşüncesinin doğruluğundan pek de şüphe etmez. Ama çaba göstererek kendini bir başkasının yerine koyabilir, onun gözünden olaylara bakabilir. Bu, insanı insan yapan özelliklerden biri. Çocuklarımızın ileride ne düşüneceğini ebeveyn olarak şu anda bilmemiz tam olarak mümkün değil; ama sosyal medyada onlarla ilgili paylaştığımız fotoğraf, video ve hikayelerle ilgili bizden farklı düşünebileceklerini hesaba katmamız ve aşırılıktan uzak durmamız gerekiyor. Çocuklarımız henüz reşit değiller, gelişimleri olgunlaşmış değil. Onların heves edip “Anne paylaş!” dedikleri içeriklere dahi biz çok dikkatli yaklaşmalı, temkinli olmalıyız.

ÇOCUKLARIMIZIN DİJİTAL OKUR-YAZARLIĞI

Çocuklarımızda, olağan anlamdaki okur-yazarlığı belli bir yaşta, belli bir plan içinde destekliyoruz aslında. Bu yazılı bir plan değil ama bu bizim artık doğal olarak bildiğimiz, kendiliğinden yaptığımız bir hareket. Belli bir yaşta çocuğumuza harfleri öğretmeye başlıyoruz, yaşına uygun kitapları okurken bir yandan da ufak ufak harfleri gösteriyoruz. Çocuğumuzun yaşına uygun, basit kitapları beraber, etkileşimli şekilde okuyoruz. Çocuklarımızın dijital dünyayla tanışmaları da böyle olmalı. Buna dijital okur-yazarlık veya daha kapsamlı haliyle dijital zeka da diyebiliriz.

Dijital dünya ile 1 buçuk yaşına kadar tanışmak beyin gelişimi bakımından sakıncalı. Geri kalanı da yavaş yavaş, hem süreye hem içeriğe çok dikkat ederek yapılmalı. Bunları ‘Dijital Çağda Sağlıklı Çocuk Yetiştirmek’ kitabımda detaylı olarak anlatıyorum. Sosyal medya ise bambaşka bir konu. Yaş sınırı yasal olarak 12-14’tür. Ama çocukların bu platformlara daha erken girmeye başladıklarını biliyoruz. Bu ne kadar mahzurlu? Cevabı, hangi sosyal medya uygulamasından söz ettiğimize göre değişir. WhatsApp, Instagram, SnapChat, TikTok, bunları hepsi sosyal medya olarak geçiyor ve farklı özelliklere sahipler. Anne-babalar olarak çocuklarımızda dijital zekayı desteklememiz bu bakımdan çok önemli. Bir süre onları izlememiz ve onlara eşlik etmemiz de. Zamanı geldiğinde hiçbir denetim olmadan, kendi başlarına sosyal medya kullanacakları bir yaş gelecek. O zaman geldiğinde sahip olmaları gereken yetkinliği, bu destekleyici eşlik sürecinde kazandıracağız çocuklarımıza. Bu yasaklayıp sonra tamamen serbest bırakarak öğrenilecek bir beceri değil.

SOSYAL MEDYAYA BAĞIMLILIK HALİ

Günümüzde sosyal medya bağımlılığına sıkça rastlıyoruz. Bağımlılık, sağlıklı olmayan bir aşırılık halini anlatır. Sosyal medya bağımlılığında veya genel olarak dijital bağımlılıkta, çocuk fiziksel hayat ile olan dengeyi, dijital ortamdaki ilişkilerle günlük hayattaki yüz yüze ilişkiler dengesini kaybeder. Bu da ebeveyn ve çocuk arasında olması gereken sağlıklı yüz yüze iletişim ve ilişkilerin eksik kalması anlamına gelir. Halbuki insan birebir ilişki içinde gelişen bir varlık. Ve sağlıklı olmak için yakın ilişkilere ihtiyacı var. Ama şunu da eklemek isterim. Çocuklarımızda dijital bağımlılık, bizim ebeveyn olarak gerekli sınırları zamanında koymamış olmamız sebebiyle, gözümüzün önünde gelişiyor. Birdenbire olmuyor. Dolayısıyla iletişimdeki sorun, bağımlılıktan sonra ortaya çıkan bir durum değil, zaten orada var.

Ebeveynler için sosyal medyada yansıtılan ‘mükemmel ebeveyn’ imajı, psikolojik olarak bazı etkilere neden oluyor. Ama bu, gerçekçi bir imaj değil. ‘Mükemmel’ diye bir şey olmadığı gibi, mükemmel ebeveyn de yok. Dolayısıyla gerçekleştirilmesi mümkün bir hedef de değil.

INFLUENCER’LAR VE ETKİLERİ

Bağımlılık konusundan hemen sonra, takip edilen influencer’ların etkisini konuşalım isterim. Anne-babalar, influencer’ların bazen veya çoğu zaman bir marka ile çalıştıklarını bilmeliler. Herkesin kendi kişiliğinden, kendi deneyiminden yola çıkarak konuştuğunu ve söylediklerinin kendilerine bazen uyabileceğini, bazen uymayabileceğini akılda tutmalılar. İnsan başkalarından etkilenmeye açık bir varlık. Hele çocuk büyütmek gibi daha önce yapmadığımız ve sorumluluk hissettiğimiz bir konuda… Etkiye çok açık oluyoruz. Konuşan kim, söylediği ne kadar makul, hep bir bakalım. Ve en önemlisi; kendi aklımızı kimseye emanet etmeyelim. Her bilgiyi kendi filtremizden geçirmemiz çok önemli. Güvenilir uzmanlara kulak vermemiz de…

Bilgi kirliliğiyle başa çıkmanın yolu ise sorgulayıcı zihni geliştirmek. Bunun da en önemli bileşeni, eleştirel zeka. Ebeveynler önce kendileri eleştirel zekaya sahip olmalılar ki çocuklarında da bu donanımı destekleyebilsinler. Bu, farkındalıkla, eğitimle gelişen bir beceri. Ve dijital çağda çok önemli. Çünkü fiziksel dünyadan farklı olarak, dijital dünya uçsuz bucaksız, sınırsız ve bu dünyada karşımıza çıkan şeylerin ne kadar gerçek ne kadar sahte olduğunu anlamak çok önemli. Bu bizim hem sağlığımızla hem de güvenliğimizle ilgili. Çocuklarımız için de çok kritik bu becerileri geliştirmek; eleştirel düşünme ve sorgulayıcı zihin.

MÜKEMMEL EBEVEYN OLMAK MÜMKÜN MÜ?

Ebeveynler için sosyal medyada yansıtılan ‘mükemmel ebeveyn’ imajı, psikolojik olarak bazı etkilere neden oluyor. Ama bu, gerçekçi bir imaj değil. ‘Mükemmel’ diye bir şey olmadığı gibi, mükemmel ebeveyn de yok. Dolayısıyla gerçekleştirilmesi mümkün bir hedef de değil. Bu eğer bir reklamda karşımıza çıkan bir imaj ise, bunun reklam olduğunu ve idealize edilen bir görüntü olduğunu aklımızda tutmalıyız. Diğer türlü; ebeveyn kendini böyle lanse etme ihtiyacı duyuyorsa, bu ‘mükemmel’ görünme isteğinin fark edilip onaylanma ihtiyacından kaynaklandığını düşünebiliriz. Otuz yıldır çocuk psikolojisi ve aile alanında çalışan bir uzman olarak söyleyebilirim; her ailenin, her insanın, her ebeveynin kendi içinde yaşadığı birçok farklı zorluk olabiliyor. Bunların çoğu dışarıdaki insanlara yansımayabilir ama herkesin güçlükleri, kendini yetersiz hissettiği alanlar var. Gözümüz iyi örneklerde, doğru bilgide, sağlıklı gelişim yollarında olabilir. Tabii ki iyiyi görüp doğru bilgiye açık olmak çok önemli. Ama odağımız esas olarak kendimizde olacak. Doğru olduğunu öğrendiğim davranışları uygulayabiliyor muyum, bu konuda ne kadar geliştim, daha sağlıklı ve dengeli bir ebeveynlik için bana düşenleri yapabiliyor muyum? Bende gelişme var mı? Ama kendimize karşı da acımasız, sert olmayalım. Çaba göstermemiz çok değerli ve buna devam etmeliyiz. Ama hep yapamadıklarımıza da odaklanmayalım. Bugünün tehlikelerinden biri de bir şeyi eksik yapma kaygısıyla fazla yapmak. Her türlü aşırılıktan uzak durmamızda yarar var.

Sosyal medyanın psikolojik iyi oluşumuza hem olumlu etkisi hem olumsuz etkisi olduğunu gösteren çok sayıda bilimsel araştırma var. Bu etki kullanan kişinin psikolojik özelliklerine, sağlığına, sosyal medyayı ne kadar ve ne için kullandığına göre değişiyor. Ebeveyn için de aynısı söz konusu. Ama biraz önce hem sosyal medyadaki uzman görünümlü kişilerin ebeveynlik konusunda akıl karıştırmasından, hem de kıyaslama yapmanın ebeveynde oluşturduğu stresten söz ettik. Anne-babalar kendilerini neyin psikolojik olarak zorladığını fark edip buna sınır koymalılar. Dijital dünyada karşımıza her türlü bilgi, kişi, içerik çıkabilir. Esas meselemiz şu: Ben bunların hangisini kendi alanıma alacağım, hangisini dışarıda bırakacağım? Kim benim için referans oluşturacak, kimi dikkate alacağım, kimi almayacağım. Sınırlar artık fiziksel değil psikolojik. Dikkatimizi nereye verdiğimiz çok önemli. Sağlığımız buna bağlı.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo