Haber kapak görseli
Genel
7 dk okunma süresi
All About Space

Yıldızlararası seyahat: Nasıl uzay turisti olunur?

Güneş Sistemi'nin büyük bir bölümünü keşfettikten sonra, dikkatler şimdi ötesindeki yıldızlara çevriliyor.

Uzay aracı gezegene yaklaşırken, her şey oldukça tanıdık görünüyor. Güneş ışığı mavi okyanusun enginliğinde parıldıyor ve beyaz bulutlar rüzgârın etkisiyle dağılıyor. Ancak daha yakından incelendiğinde, kıtaların yanlış yerlerde olduğu görülüyor. Çünkü tüm benzerliklerine rağmen burası Dünya değil. Bunun yerine, Güneş'in çok ötesindeki bir yıldızın yörüngesinde dolanan başka bir dünyaya ait ilk tarihi görüntülere bakıyoruz. Daha düne kadar buna benzer bir senaryo boş bir hayalden öteye gitmiyordu. Ancak bu durum değişiyor.

2016 yılında merhum Stephen Hawking ve milyarder Yuri Milner, Breakthrough Starshot projesini coşkulu bir basın toplantısıyla tanıttı. Amaç, bir gün pul büyüklüğündeki küçük uzay araçlarına bağlanmış yelkenlere lazerler ateşleyerek, Dünya'ya en yakın yıldız sistemi olan Alpha Centauri'ye bir kaşif sürüsü fırlatmak. Eğer başarılı olursa, yolculuk sadece onlarca yıl sürecek. Böyle bir yıldızlararası yolculuk artık saçma bir fikir değil.

Halihazırda, içinde bulunduğumuz gezegen sisteminden ayrılmış olan insanlığın sadece iki uzak elçisi var: Voyager 1 ve 2; 1977 yılında dış gezegenleri keşfetmek üzere gönderilen sondalar. 2012'de güneş rüzgârı ölçümleri Voyager 1'in Güneş'in manyetik etkisinden ayrıldığını gösterdi, bu bir anlamda Güneş Sistemi'nden ayrıldığı anlamına geliyor. İkizi ise aynı sınıra 2018'de ulaştı. Yine de bir sonraki yıldız sisteminin yakınında bile değiller. Uzayla ilgili sorun da bu: gerçekten uçsuz bucaksız! Alpha Centauri sistemine gitmek için 4,37 ışıkyılı gibi şaşırtıcı bir yol kat etmemiz gerekiyor. Voyager 1'in hızıyla bu mesafeyi kat etmek en az 30,000 yıl sürer.

Bu yüzden Hawking ve Milner alternatif bir çözüme yöneldi. Amaç, teknolojinin minyatürleştirilmesindeki gelişmelerden yararlanmak. Glasgow Üniversitesinden Colin McInnes, “Bir tonluk uzay araçlarının bir kilogramlık bir CubeSat'a kadar küçültüldüğünü zaten görüyoruz” diyor. “Gelecekte bir gram ağırlığında benzer bir cihaz tasarlamak hiç zor değil.”

Eğer modern bir uzay sondasının karmaşık yükünü başparmağınız büyüklüğündeki bir çipe sığdırabilirsek, o zaman yıldızlara gönderilmeye hazır gerçekten hafif bir kaşifimiz olur. Ancak, bu cihazı geleneksel roket tabanlı iticilerle göderirsek yine çok yavaş kalır. Bunun yerine Breakthrough Starshot ekibi, mikro uzay aracı filosuna bağlanmış yelkenlere gönderilmesini öneriyor. Bu, her bir gezegenler arası uzay aracına muazzam bir tekme atarak onları ışık hızının %10'una kadar hızlandırabilir. Yeterince çok sayıda araç gönderilirse hayatta kalan birkaç tanesi bir insan ömrü içinde Alpha Centauri'ye ulaşabilir. Yerleşik kameralar daha sonra uzaktaki yabancı yıldız sisteminin tarihi görüntülerini geri gönderebilir. Kulağa basit gelse de aslında değil. Londra Üniversitesi Akademisi'nden uzay bilimci Andrew Coates, "Çözülmesi gereken bir dizi mühendislik sorunu var" diyor. En önemlisi de gerekli olan 100 gigawattlık lazeri geliştirmek.

Güvenlikle ilgili kaygılar da var. Coates, “Bu güçteki bir lazerin atmosfere ya da yukarıda yörüngede bulunan uçak veya uydulara ne yapacağı konusunda endişeler var” diyor. Ancak McInnes, teknolojinin giderek yaklaştığı ve bunun uygulanabilir hale geleceği bir zamanın olacağına inanıyor. “Yıldızlararası seyahatle birlikte, birilerinin gelişen teknolojiyi yeni bir şey yaratmak için yeni bir şekilde bir araya getirdiğini görebiliriz” diyor. Bunu yapmak aynı zamanda yıldızlar arasındaki ortam hakkında daha fazla bilgi sahibi olmamızı sağlayacak ve uzayın bu az keşfedilmiş bölgesini anlamamızda bir devrim yaratacak. Yine de birçokları için yıldızlararası seyahatin asıl hayali küçük robotlar göndermek değil, bunun yerine, tıpkı ilk karasal kaşiflerin yeni kıtaları fethetmek için engin okyanuslara yelken açması gibi, bu uzak güneş sistemlerini keşfetmek için insanlar göndermek.

Londra Üniversitesinden bir gezegen bilimci olan Ian Crawford, "İnsanların robotlardan daha verimli kaşifler olduğuna şüphe yok" diyor. Yine de yıldızlar arasında seyahat etmekten olabildiğince uzağız. Uçsuz bucaksız kozmik sulara ayak parmaklarımızı bile zor soktuk ve bunun yerine büyük ölçüde alçak Dünya yörüngesinde kaldık, sadece bir düzine Amerikalı adam Ay tozunda ayak izlerini bıraktı. Gördüğümüz gibi, yıldızlararası seyahatin içerdiği mesafeler korkutucu olmaktan çok daha fazla. Eğer bu mesafeleri bir insan ömrü içinde kat etmek istiyorsak, insanları ışık hızının en az %10'una kadar hızlandırabilmemiz gerekiyor ki bu da beraberinde bir dizi yeni zorluk getiriyor. “Asıl sınırlayıcı faktör kütle” diyor Crawford.

İnsanlı görevlerin sorunu, hayatta kalmak için yiyecek, su ve oksijene ihtiyaç duymamız. Tüm bunları sağlamak görevin kütlesini önemli ölçüde artırır. Bu kütleyi hızlandırmak için yakıta ihtiyacınız var, bu da kütleyi arttırıyor ve daha fazla yakıt gerektiriyor. Bu bir kısır döngü. Crawford, “Bu o kadar zor bir sorun haline geliyor ki gerçekçi olduğunu iddia etmek sorumsuzluk olur” diyor. Ancak bunun nedeni, bu senaryoda kendimizi tek bir insan ömrü içinde mürettebatlı bir yıldızlararası görev hedefine ulaşmakla sınırlıyor olmamız. Bunun yerine bilim-kurgu yazarlarının çok sevdiği bir plana başvurabiliriz: nesil gemisi. Hızlı gitmek yerine yavaş gidebiliriz, yani aracı hızlandırmak için çok daha az enerji gerekir. Bunun sonucu olarak da görev tek bir insan ömründen çok daha uzun sürer.

Crawford, “Nesillerin yaşamlarını sürdürdüğü ve varış noktasına ulaşanların ilk yolcuların soyundan gelenler olduğu büyük, kendi kendine yeten bir koloniniz olur” diyor. Ancak gemide çok fazla akraba evliliğini önleyecek yeterli genetik çeşitliliği korumak için, araştırmalar 75 ila 150 kişilik bir başlangıç mürettebatına ihtiyacınız olacağını gösteriyor. Yüzlerce yıl sürecek bir yolculuk için küçük bir mezraya eşdeğer yaşam alanları ve erzak sağlamak, geminizin çok büyük olmasını gerektirir, hatta Crawford'a göre kilometrelerce uzunluğunda bir gemi... “Her iki durumda da mühendislik zorluklarıyla karşılaşırsınız” diyor. Ya küçük bir gemi inşa edip onu hızlı yolculuk için gereken yüksek hızlara çıkarmakta zorlanacaksınız ya da burada, yüzlerce insanı yüzlerce yüzyıllar boyunca Güneş Sistemi ötesine taşıyacak devasa bir gemi inşa etmekle uğraşacaksınız. Bir diğer açıdan, ikinci durum etik kaygıları da beraberinde getiriyor. Evini hatırlamayan ve nihai varış noktasını görme umudu olmayan bir gemide “hapsedilmiş” insan nesilleri üretmiş oluyorsunuz.

Elbette tüm bunlar insan ömrünün 100 yıla yakın bir süre olduğu varsayımına dayanıyor. Ya bu rakam sadece içinde yaşadığımız zamanın bir ürünüyse? Ne de olsa, yüzyıllar öncesine kıyasla ortalama iki kat daha uzun yaşıyoruz. Belki de ne kadar uzun yaşayabileceğimizin bir üst sınırı yoktur. Yaşlanmayı diğerleri gibi tedavi edilebilir bir hastalık olarak gören gerontolog Aubrey de Grey'in görüşü kesinlikle bu yönde. Kendisi 1000 yaşına kadar yaşayan ilk kişinin bugün hayatta olduğuna inanıyor. Olağanüstü bir iddia, ancak yaşamınızı bu kadar uzatmak için tıbbi anlayışta mucizevi bir artıştan bahsetmediğini fark ettiğinizde akla daha yatkın hale geliyor. Bunun yerine, tıptaki çığır açan tek bir buluş ömrünüzü yeterince uzatabilir. Böylece ömrünüzü daha da uzatacak başka bir buluş gerçekleşene kadar on yıl daha uzun yaşayarak tıbbi eğrinin hep önünde olursunuz. Tabii, Grey yanılıyor da olabilir.

Tüm bu önemli engeller göz önüne alındığında, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) da dahil olmak üzere küresel uzay ajanslarının başka bir alternatifi ciddi bir şekilde araştırması şaşırtıcı değil: uzun uyku (hibernesyon). ESA'nın konuyla ilgili ekibi, uzun uykunun kontrollü kullanımının öngörülebilir bir gelecekte insan uzay uçuşuna uygulanabilirliğine ilişkin mevcut bilgilere dayanarak bir olasılık belirlemek ve zaman çizelgesi, potansiyel engeller ve kazanımlara ilişkin kaba tahminlerde bulunmakla görevlendirildi. Eğer bu tür yöntemleri geliştirebilirsek, bunun avantajları çok fazla olacaktır. Böyle bir durumda çok daha küçük bir mürettebata ihtiyacınız olacak ve gemide üremeye gerek kalmayacak. Yolculuğun zorluklarını tecrübe etmemeleri, gemidekilerin psikolojik olarak daha iyi durumda olmalarını da sağlayacak. Ayrıca, aktif olmadıkları için çok fazla kaynak kullanmayacaklar, bu da görev başlangıç kütlesinin minimumda tutulabileceği anlamına geliyor. “Henüz çok erken ve kimse bunun mümkün olup olmadığını bilmiyor,” diyor Crawford, ”ancak 100 yıl içinde insanların uzun uykuya yatmasının mümkün olabileceğini ve böylece yıldızlara insan göndermenin kolaylaşacağını hayal etmek imkânsız değil.”

Eğer yıldızlara ulaşmayı başarırsak, 'yıldız denizcisi' anlamına gelen astronot, uzay yolcularımız için daha doğru bir terim olacaktır. Zorluklar büyük ama insanlık tarihindeki tüm başarılı girişimlerde olduğu gibi, kendinize bir hedef koymadığınız sürece bir şeyi başaramazsınız. Uzay araştırmalarının ilk günlerindeki gibi robotların bizden önce gideceği neredeyse kesin. Ancak bir gün, torunlarınızın tanıdık ama uzak bir dünyanın kıtalarına, bulutlarına ve okyanuslarına bakması ve yıldızlar arasında bir insan üssü kuran ilk kişiler olması mümkün olabilir.

Colin Stuart - Astronom & Uzay bilimleri yazarı Colin astrofizik alanında dereceye sahip, uzay konusunda 17 kitap yazarı ve onun onuruna isimlendirilmiş bir asteroit var: 15347 Colinstuart.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo