
Bir coğrafya değil, bir ruh hali; Bozcaada
Yazı: Lale Dağkıran Fotoğraflar: Berna Küpeli & Mustafa Tankut Azak
Denizin ortasında tek başına, mağrur ve sakin duruşuyla zamana meydan okuyan Bozcaada’nın, bugünkü atmosferini tam anlamıyla soluyabilmek için, önce onun rüzgârlı geçmişine kulak vermek gerekiyor. Bugün sokaklarında adımladığımız eski adı Tenedos olan bu topraklar, mitolojinin en karanlık sırlarından imparatorlukların stratejik hamlelerine kadar uzanan devasa bir hafızayı barındırıyor. Biraz daha yakın geçmişten başlamamız gerekirse Bozcaada, yüzyıllar boyunca Türklerin ve Rumların yan yana, ortak bir kültür üreterek yaşadığı çok özel bir coğrafyadır. Bugünün ada mimarisini, mutfak kültürünü ve bağcılık geleneklerini anlamak için, bu iki halkın geçmişteki ortak yaşamına ve zaman içindeki nüfus değişimine yakından bakmak gerekir. Osmanlı İmparatorluğu’nun fethinden sonra Ada’ya Anadolu’dan Türk nüfus yerleştirilmiş, Osmanlı döneminde iki halk, adanın merkezini ikiye bölen küçük bir derenin iki yakasında kendi mahallelerini kurmuş. 20 Eylül 1923’te ada resmen Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlandığında toplam nüfus 2 bin kişi civarındayken (yaklaşık %60-70 oranında Rum, %30-40 oranında Türk nüfusu), bugün adada yerleşik olarak yaşayan Rum asıllı Türk vatandaşı sayısı sadece 15-20 kişi civarında. Onlardan biri de adada doğup büyüyen ancak adaya artık sadece yaz aylarında gelebilen karşı komşum Niko Amca ve eşi Evlo Teyze. Niko Amca’nın bize eskilere dair hikâyeler anlatması için her fırsatı değerlendiririz. Dedesi Nikola’nın adada ilk şarap markalarından olan Taki Şarapları’nın kurucusu olduğunu, fıçılarla İstanbul’a şarap gönderdiğini, daha sonra babası Panayot Sarı’nın Bozcaada şarapçılık tarihinde ilk endüstriyel şişelemeyi yapan kişi olduğunu, fabrikanın şimdi otel olarak hizmet verdiğini anlatır. Yan komşum Hulki’ye, sen etiket deposunda bana da, sen de sirke deposunda oturuyorsun diye takılır. Binalar da zamanla döneme ayak uydurmuş. Sokağımızın sonunda ise geçen sene vefat eden meşhur denizci Yorgo Amca’nın eşi Vasiliki Teyze yaşıyor, sert kış aylarında Atina’daki kızının yanına gider ama aklı hep burada kalır. Meryem Ana Kilisesi’nin anahtarı kendisindedir, fotoğraf çekebilmemiz için kapıyı bize o açtı.

Yaz aylarında ve bağ bozumu döneminde ise dünyanın dört bir yanına dağılmış eski Bozcaadalı Rum ailelerin çocukları ve torunları adadaki evlerini ziyarete gelirler. Onları bazen dostlarıyla hasret giderirken, bazen de ilk kez gelenlerin eski evlerinin kapısını çalıp “Bu evde eskiden ailem yaşamış…” ya da “Burda doğmuştum müsaitseniz görebilir miyim?” sorularını yöneltirken duyarsınız, öyle ki bu naif talep, içeriden yükselen sıcacık bir “Kahveleriniz nasıl olsun?” cümlesiyle dostluğa dönüşüverir. Bu samimi diyaloglar, adanın geçmişle olan bağını ve iki kültürün ortak mirasını en sıcak haliyle gözler önüne serer, geçmişin izlerinin insanların kalplerinde hâlâ yaşadığını en güzel şekilde kanıtlar. İşte bu yüzden adayı gezerken sadece turistik mekânlara bakmayın, fotoğraf çekmeye çalışmayın; her iki mahallenin yaşlılarıyla kahvelerde sohbet de edin… Bir gelenek şeklinde kapı önlerinde oturan Adalılarla tanışın… Adanın asıl ruhunu; birlikte kutlanan dini bayramlara, paylaşılan bağ bozumu neşesine, samimi komşuluk ilişkilerine ve meşhur rüzgârına karşı dirençle sürdürülen ortak hayat gailesine dair hikâyeler dinlediğinizde daha iyi kavramış olursunuz.

Dört Mevsim Bozcaada…
Şimdi gelelim günümüzde kısmen turizm adasına dönüşen Bozcaada’ya… Genelde yaz aylarında tercih edilen destinasyon esasen, her mevsim başka bir karaktere bürünür. İlkbahar: Doğanın uyandığı, papatya ve gelinciklerin adayı sardığı ve bağların yeşermeye başladığı en huzurlu dönem. Yaz: Poyrazın serinlettiği sıcaklar eşliğinde deniz, güneş ve hareketli gece hayatını sevenler için ideal. Sonbahar: Bağ bozumu zamanı. Adanın en coşkulu, en kültürel ve en romantik dönemi. Kış: Yaz aylarındaki kalabalık ve canlı tatil atmosferinin aksine, birçok mekânın kapalı olduğu, sessiz, sakin ve yerel bir ada hayatı… Yani odağınız sadece denize girip güneşlenmek olmadığı takdirde adayı farklı mevsimlerde ziyaret ederek farklı deneyimler yaşayabilirsiniz. Yaz mevsiminde tatil rotanızı adaya çevirdiğinizde ise özellikle bilmeniz gereken; sabahlara kadar süren eğlenceden çok yavaşlığın hakim olduğu bir ada olduğu. İşletmeler ve yaşam alanlarının birbirine yakın olmasından dolayı müzik saat tam gece yarısını gösterdiğinde, mekânlar ise 01:00 olduğunda kapanır.

Yavaşlığa Uyum Sağlayın
Bozcaada merkezinin tam ortasından geçen ve adayı Rum ve Türk Mahallesi olmak üzere adeta ikiye bölen ünlü ana cadde Çınar Çarşı Caddesi’dir. Genel olarak tüm hayat başta Rum Mahallesi olmak üzere bu merkezin etrafında şekillenir. Tatilde geçireceğiniz bir gün aşağı yukarı şöyle seyreder: Otelinizin yanı sıra bahçesiyle ünlü Rengigül’de, pişi eşliğinde Lalezar Kahvaltı Evi’nde, 40 yıllık mayadan focaccia sandviç ile bu yaz hizmete giren Dimari’de ya da bir Çınaraltı klasiği olarak meşhur patlıcanlı börek ve çay ikilisiyle meydanda yapılan kahvaltının ardından yeni nesil kahvecilerde vakit geçirebilir, takı ve objelerin yer aldığı tasarım dükkânlarına, seramik ve cam sanatçılarının mağazalarına ve butiklere göz atıp rüzgârın yönüne göre gideceğiniz koyu belirler, gün boyu serinliği ile meşhur tertemiz denizin tadını çıkarır, öğlen eğer Ayazma’da iseniz nefis meze ve kokteyllerle gününüzü geçirir, tek bir plajda vakit geçirmekten sıkılırsanız, herhangi bir işletmenin yer almadığı bakir koyları keşfedebilirsiniz. Gün sonu istikamet; otel&duş, yemek, haliniz kaldıysa biraz müzik, bir kokteyl ve kapanış… Aslında bu programı tatilinizin bir gününde bile yapabilirsiniz, sonra siz de yavaş yavaş yavaşlarsınız…

Taş ve Ahşabın Uyumu: Ada Mimarisi
Bozcaada’nın sokaklarında yürürken gözünüzü alamayacağınız mimari yapı; tamamen adanın sert rüzgârlarına ve iklimine göre şekillenmiş, sokaklar, adanın meşhur poyrazını engelleyecek biçimde dar ve birbirini kesecek şekilde tasarlanmış. Rum mahallesindeki dökme taş işçiliğiyle yapılmış, yüksek tavanlı ve simetrik cepheli taş evler ile Türk mahallesindeki ahşap cumbalı, geniş avlulu sıcak evlerin yan yanalığı adaya benzersiz bir estetik değer katıyor.

Tarih ve Kültür
Adanın silüetini belirleyen Bozcaada Kalesi, adaya feribotla yaklaşırken heybetli görüntüsüyle ziyaretçileri karşılayan en önemli tarihi yapı. Çanakkale Boğazı’nın tam girişinde yer aldığı için tarih boyunca stratejik bir öneme sahip olmuş. Kalenin ilk olarak ne zaman ve kimler tarafından inşa edildiği kesin olarak bilinmiyor. Konumu nedeniyle antik dönemden itibaren Fenikeliler, Cenevizliler, Venedikliler ve Bizanslılar tarafından savunma amaçlı kullanılmış, Ada Osmanlı topraklarına katıldığında, Fatih Sultan Mehmet harap haldeki kaleyi temellerinden itibaren yeniden yaptırmış ve kalenin içine bir de cami eklenmiş. Daha sonra ada kısa süreliğine Venediklilerin eline geçmiş, ancak Venedikliler çekilirken kaleyi ağır şekilde tahrip etmiş. Osmanlı adayı geri alınca, Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa kaleyi büyük bir onarımdan geçirmiş. Bugünkü görünümüne ise 1815 yılında II. Mahmut döneminde neredeyse baştan aşağı yenilenerek kavuşmuş.
Bir diğer önemli yapı olan Bozcaada Müzesi’ni ziyaret ederek; kaleye, adanın geçmişine, eski balıkçılık ve bağcılık kültürüne dair tarihi belgeleri ve objeleri inceleyebilirsiniz. Müze binası, sergilenen eserler kadar kıymetli, Rum mahallesini büyük ölçüde tahrip eden ve mimarinin yeniden şekillenmesine sebep olan 1874 büyük yangınından sonra, Dimosten Tulmidis adında bir ada sakini tarafından yaptırılmış, ancak ailenin 1950’li yıllarda Avustralya’ya göç etmesinin ardından uzun yıllar boş kalmış. 2006 yılında araştırmacı ve koleksiyoner M. Hakan Gürüney’in bir sergi alanına ihtiyaç duymasıyla restore edilmiş; şimdilerde ise özel bir müze olarak haftanın her günü hizmet veriyor.
Müzenin biraz ilerisinde, Rum Mahallesi’nin tam ortasında yer alan ve giriş kapısında yapılış tarihi 1869 yazan Kimisis Teodoku (Meryem Ana) Kilisesi’nin en dikkat çeken yeri, adanın neredeyse her noktasından görülebilen 23 metre yüksekliğindeki 4 katlı görkemli çan kulesi. Adadaki Rum Ortodoks cemaatine ait olan ve ibadete açık kalan tek kilise ve pazar günleri kapılarını ayin için açıyor. Dafni Mimarlık tarafından yürütülen restorasyon süreci 2025 yılında tamamlanan kilisenin, açılış törenini ve ilk ayini Fener Rum Patriği I. Bartholomeos yönetmiş.
Adanın güneyinde, ünlü Ayazma Plajı’na inen yolun üzerinde yer alan Ayazma Manastırı (Aya Paraskevi); 1734 yılında Manolaki Manolidis tarafından Rum Azize Aya Paraskevi adına yaptırılmış. Ayazma, Yunanca “hagiasme” kelimesinden geliyor ve “kutsal su” demek. İçinde dev tarihi çınar ağaçları, sürekli akan çift oluklu bir çeşme ve küçük bir şapel var. Bahçesinde, bir şeyler yiyip içebileceğiniz sakin bir restoran da bulunuyor. Her yıl 26 Temmuz’da burada büyük bir panayır düzenlenir. Dünyanın dört bir yanından gelen Rumlar bu kutsal günde manastırda toplanıp ayin yapar ve hasret giderir. Seyahatiniz bu güne denk gelirse, sıra dışı bir zaman geçirirsiniz.
Bozcaada’daki iki tarihi cami, resmi ve güncel adı Alaybey Mahallesi olan ancak halk arasında Türk Mahallesi olarak tarif edilen bölgedeki Köprülü Mehmet Paşa Camii (Yalı Camisi) ve Alaybey Camii. Köprülü Mehmet Paşa Camii; 1655 yılında yıkılan eski bir caminin yerine Osmanlı Sadrazamı Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılmış. 1700’lü yıllardan beri var olduğu tahmin edilen, girişindeki kitabelere göre 1800’lü yıllarda büyük tamiratlar gören Alaybey Camii ise duvarlarında kullanılan kırmızı kesme taşlar nedeniyle çok estetik ve farklı bir görünüme sahip. İç mekânında ahşap süslemeler ve barok tarzdaki dal motifleri dikkat çekiyor.
Bozcaada’nın tam merkezinde yer alan tarihi değirmenler, Rum Mahallesi’nin (resmi adıyla Cumhuriyet Mahallesi) üst sırtlarında, Arka Deniz mevkiine bakan tepede yer alıyor. 19. yüzyılda bu tepelerde buğday öğütmek için kullanılan 12 adet değirmen varmış. Zamanla yıkılan bu yapılardan geriye kalan üç tanesi, Bozcaada Kaymakamlığı tarafından aslına uygun olarak restore edilmiş. Ada’daki nekropol alanı ve kale içi antik kazıları ise halen devam ediyor.

Gastronomide Klasikler ve Alternatifler
Bozcaada gastronomisi, asırlık Türk ve Rum kültürlerinin harmanlanmasıyla oluşmuş köklü bir Ege mutfağına sahip. Zengin yerel üretim ağı ve mutfak kültürü sayesinde National Geographic’in 2026 yılı gastronomi listesinde dünyadaki 15 özel rotadan biri olarak yer almaya hak kazandı. Bir klasik olarak ızgara ahtapot ve kalamar, asma yaprağında sardalya, deniz mahsulleri ve adaya özgü otlar restoran menülerinin başrolünde yer alıyor. Özellikle yaz aylarında yoğunluktan dolayı rezervasyon yaptırarak gitmenizi tavsiye edeceğim restoranlara ise gelin birlikte göz atalım.

Sokaklara Taşan Masalar
Mekânların iç alanları yok denecek kadar küçük olduğu için adeta bir geleneğe dönüşen sokak meyhane kültürü adanın en önemli simgelerinden biri. Bu sebeple ziyaretçiler en çok dar sokaklar arasında peş peşe sıralanan bu meyhaneleri tercih ediyor. Nefis tat ve kokularının yanı sıra müzik ve kadeh seslerinin birbirine karıştığı; Simyon, Asmalı Meyhane, Kalamari, Sandal, Nevreste, Bade-i Aşk, Hasan Tefik, tek canlı müzikli mekân olarak Ali Baba ve diğer onlarca meyhanede ada otlarından deniz mahsullerine, kabak çiçeği dolmasından her restoranın özel reçetesine birçok lezzeti tadabilirsiniz. Adaya gelmişken bir akşam da denize karşı keyif yapmak istiyorum derseniz, o zaman sizi limana davet edeceğiz; Şehir Restoran, Boruzan, Asma6, Yakamoz, Mavi-Beyaz gün batımı saatlerinde kalenin üzerine vuran kızıl ışıkları izleyerek akşam yemeğinizi yiyebileceğiniz alternatifler arasında. Küçük bir hatırlatma; Bozcaada’nın kuzey rüzgârı ünlü olduğu için, liman kenarındaki masalarda otururken akşamları serin olabilir. Yanınıza ince bir ceket ya da şal almayı unutmayın!

Biraz Romantizm…
Kaldığınız süre boyunca farklı deneyimler yaşamak istiyorsanız romantik ve sakin seçenekler de mevcut. Yalova; merkezde ve deniz kenarında. Özellikle akşam saatlerinde ışıklandırılan kale manzarası eşsiz bir görsel şölen sunarken geleneksel meyhane kültürü adanın modern gastronomi anlayışıyla birleşiyor.
Maya Bozcaada; kalabalıktan uzak, bağların ortasında yer alan ve adanın en özel gastronomi deneyimlerinden birini sunan butik bir restoran. Fiks menü sisteminin uygulandığı mekânın yaratıcısı ve şefi Selçuk Aykan’ın deneyim odaklı mekânında rezervasyon şart. Burak Akkök imzası taşıyan St. Bubu Locanda adanın en yenilerinden; tapastan risottoya, makarnadan deniz mahsulleri ve etlere Provence’in rafine sadeliğini yansıtan bir ortamda misafirlerini karşılıyor. Bozcaada’nın en köklü ve simge ailelerinden biri olan Talay Ailesi fertlerinin işlettiği In Vino; İtalyan ve Akdeniz mutfağı konseptine sahip. İnce hamurlu pizzaları ve ailenin kendi özel seri şarapları yanı sıra tapas, paella ve risottoyu sangria ile eşleştirmek isteyenler için ideal bir akşam yemeği noktası.

Alternatif Lezzetler
Bozcaada’yı ziyaret eden konuk sayısı arttıkça lezzet çeşitliliği de aynı şekilde artıyor; hamburger konusunda Kechi, pizzada Tayyare, makarnada Trofi, gün batımı tabağı ve şarküteri ürünleriyle Uslu Gıda ve Boboz Sandviç, sushi ve kokteylleriyle Girift Opa alternatif lezzet durakları arasında. Çamların altındaki Hafız’ın Yeri ve meydandaki Şükrü Usta ise yoğurtlu kızartmaları, etli ve zeytinyağlı ev yemekleriyle özellikle öğle yemekleri için uzun yıllardır adeta ziyafet sunuyor.

Nerede Ne İçmeli?
Ülkenin her yerinde olduğu gibi adada da yeni nesil kahvecilerin sayısı her sezon artıyor; bunların en eskisi Coffee Shelter ve OrtaBozca, samimi atmosferleri ve dışarıya taşan oturma alanları ile ada kültürünü tam anlamıyla yansıtan iki adres. Sokak aralarına dağılan; 9okuz, Teke, Kahverengi Roastery, Badada, Kahve Arası, meydandaki Petit şehirlerdeki “al-git” hızının aksine, zamanı yavaşlatma ve ada ritmine teslim olma hissi üzerine kurulu. İster sabahın erken saatlerindeki sakinlikte, isterseniz akşamüstü plaj dönüşü canlılığında bir kahve veya aperitif molasında uğrayabileceğiniz mekânlar kendilerine has dokularıyla fotoğraf kareleriniz için de iyi birer fon oluşturur. Her iki mahallenin tam ortasında yer alan Tarihi Çınaraltı Kahvesi ise tamamen kolektif hafıza ve aidiyettir. Aynı zamanda adada olan biten tüm havadislere görsel ve işitsel olarak hakim olunan yegane noktadır! Tavsiyem; Veli Dede, Meydani, Çiçek Pastanesi veya fırınından alacağınız; bademli ve damla sakızlı kurabiyeler eşliğinde kendinize çay söyleyip adanın kalbi olan bu kahvede ritme ayak uydurmanız. “Bu bana olmaz sakinlik istiyorum” derseniz o zaman da dalga sesleri eşliğinde gerçek deniz esintisini hissetmek için gidilebilecek en dingin kordon mekânı yıl boyu açık olan son derece lokal Yaren Cafe veya ağaç gölgesinde ada yaşlılarıyla inziva mekânı Zübeyde Hanım Çay Bahçesi’ni deneyebilirsiniz.
Eğlence mekânlarına gelince… Çok eski yıllarda mezbaha olarak kullanılan Arka Deniz mevkiindeki Salhane, restore edildikten sonra gündüzleri denize girilen, geceleri adanın en popüler, ikonik ve benzersiz bar/etkinlik mekânı olarak yıllardır hizmet veriyor. Kedi de aynı konumda, müzik seçkisi, farklı atmosferi, deniz üstündeki masalarıyla gençlerin ilgi merkezi. Adanın en samimi yerlerinden Heyet’in mekânı Hane; özellikle kuzu kulağı, ıtır ve isot kokteylleriyle dikkat çekiyor. Bakkal; müziğin sesinin biraz daha yüksek olduğu, hareketli bir sokak barı konseptinde. Sapa; ismi gibi gerçekten kalabalıklardan biraz daha sapa, Türkiye genelinde bile dereceye girecek kadar iddialı bir kokteyl bar.

Ne Almalı?
Ada Şarapları: Antik çağlara uzanan bağcılık geleneğiyle Türkiye’nin en önemli şarap merkezi Bozcaada’daki Çamlıbağ, Corvus, Amadeus, Ataol ve Talay gibi köklü üreticilerin bağlarını gezebilir, şarap alışverişi yapabilirsiniz, taşıyamam derseniz kargo hizmetleri de bulunuyor.
Domates reçeli: Bozcaada’nın dünyaca ünlü ve en özgün yerel lezzeti bir Rum geleneği olan domates reçeli. Adanın bu tescilli reçeli, genellikle ortası bademli, şerbetli bir gurme lezzet olarak tüketilir. Merkezde kurulan standlar arasında yer alan Civan ve Fatma Anne kış boyunca yaptıkları onlarca çeşit reçelin yanı sıra kendi topladıkları taze kekikleri ve yaptıkları zeytinyağları da adaya gelen misafirler için satışa sunuyor.

Ada Kurabiyesi: Çiçek, Veli Dede ve Meydani’den alacağınız damla sakızlı ve bademli kurabiyelerin tatil dönüşünde de tadı damaklarınızda kalır.
Özgün Tasarımlar: Sokak aralarına gizlenmiş küçük dükkânlarda lokal sanatçıların elinden çıkma seramik kupalar, keten kıyafetler ve adadan ilham alan takılar bulabilirsiniz. Adanın yerel dokusunu modern tasarımlarla birleştiren Noi’de; şahane el yapımı seramikler, tasarım takı koleksiyonları ve tekstil ürünleri gibi özgün el emeği ürün grupları yer alıyor. Nilgün Abla’nın cam altı eserleri ve butik ürünleri ile Masal, Ülker ve Arzu Aral’ın Hindistan’dan seçtiği kıyafetler ve hediyelik eşyalarla Dantela, zarif dokunuşlar ve bohem ruhu harmanlayan tekstil ve takılarla Zefirtenedhos, estetik atmosferi ve özenle seçilmiş tasarım seçkisiyle en popüler konsept hediyelik eşya dükkânlarından Aki Gift Shop, özgün bir lokal sanat atölyesi ve tasarım dükkânı olarak Deli Asma, cam sanatçısı Zeynep Aksu’nun atölyesi, özenle seçilmiş ev aksesuarlarıyla Bade Home görülmesi gereken adresler arasında.

Rüzgâra Göre Plaj, Keyfe Göre Günbatımı
Günbatımı Noktası: Rüzgâr Gülleri’nin (Batı Burnu) olduğu bölge, dünyanın en güzel gün batımlarından birine ev sahipliği yapıyor. Ada şarabınızı, bölgeye has peynirlerle hazırlatabileceğiniz peynir tabağınızı ya da pizzanızı alıp güneşin batışını izlemek adada bir ritüeldir. Yaz döneminde inanılmaz kalabalık oluyor, bu sebeple kendi ritüelinizi oluşturabilir kumsaldan güneşi batırabilirsiniz; bunun için en ideal noktalar adanın güneybatı ve batı cephesine bakan Ayazma; Sulubahçe, Habbele ve Beylik Koyu’dur. Bir diğer alternatif ise Salhane; coğrafi olarak adanın doğusunda (Arka Deniz’de) kaldığı için güneşi denizin içine batarken görmez. Ancak akşamüstü saatlerinde batmakta olan güneşin ışığı tam karşıdaki heybetli Bozcaada Kalesi’ne vurur ve adadaki en şiirsel manzaralardan birini oluşturur.
Plaj Seçimi: Deniz ve güneş planı yaparken adanın en önemli kuralını unutmayın: Rüzgâr hangi yönden esiyor? Eğer kuzeyden sert bir poyraz esiyorsa, istikametiniz kesinlikle güneydeki Ayazma Plajı olmalı. Ayazma’nın suyu biraz soğuktur ama insanı yeniler. Aynı zamanda yeme-içme, duş-tuvalet ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz en iyi seçenek. Deniz sonrası plajın hemen yukarısında yer alan restoranlarda çiğ börekten deniz mahsullerine ve çeşit çeşit mezeye uzanan kapsamlı menülerdeki seçeneklerden kendinize mükellef bir sofra kurabilirsiniz. Plajın bir ucunda yer alan “Vahit’in Yeri” adlı restoranının vitrini aylardır yaptığınız diyeti bozmanıza sebep olacak türden… Plajın diğer ucundaki Ayazma Beach Bar ise hem yemekleri hem de barı ile keyifli bir gün geçirmenizi sağlar. Bu iki mekân arasında da birkaç restoran var, deneyim için her birine uğrayabilirsiniz. Bir ipucu vermem gerekirse denizden sonra hiç merkeze inmeden kumlu ayaklar, hafif nemli mayolar ile oturup sakin ve keyifli bir akşam yemeği deneyimleyin; hiç telaş etmeden, duş alıp üstünüzü değiştirmeden geçirdiğiniz bir gün mutlaka olsun… Bu arada Ayazma Manastırı’nda yer alan restoran da alternatifler arasında. Daha bakir bir koy isterseniz, Beylik Koyu veya turkuazıyla büyüleyen Akvaryum Koyu’nu seçin. Çayır, Ayana, Sulubahçe de seçenekler arasında. Ama dikkat: Bu koylarda tesis yok, şemsiyenizi ve içeceğinizi yanınızda götürün.
Tüm koylardan kendi şemsiye ve şezlongunuzla ücretsiz şekilde de yararlanabilirsiniz. Tek bir tesisin yanı sıra Tuz Burnu’nda Neco Beach, Habbele’de Habbele Beach konfor arayanlar için ideal.. Bir de Pelagos Otel’in bulunduğu küçük bir koy var ancak ya otelde kalıyor olmanız ya da ücret karşılığı hizmetlerinden yararlanıyor olmanız gerekiyor. Bu arada özellikle yaz aylarının yoğunluğundan koylara gidecek fırsat bulamayan adalıların ve son yıllarda merkezde olmayı seçen misafirlerin de sıkça tercih ettiği Salhane ve limandan denize girmek de bir seçenek.

Nerede Kalmalı?
Bozcaada’da çok büyük, her şey dahil oteller bulamazsınız; burada konaklama bir deneyim aktarımıdır. Eski evlerden dönüştürülen, yüksek tavanlı ve nostaljik dekorasyonlu butik oteller, adanın ruhunu hissetmek için birebirdir. Siz konaklama tercihinizi nasıl bir tatil istediğinize göre yapabilirsiniz; adanın akşam hareketliliğini, kafelerini ve gece hayatını seviyorsanız; bahçede verdiği kahvaltılarıyla ünlü Kalyopi, teras manzarası ile Bozcaoda, yılların deneyimi ile Sardunya, şık tasarımı ile Khalkedon, romantik tarzıyla Monpetit, aile işletmesi Evren ve İkizler, Türk Mahallesi’ndeki Gümüş ve Aika, merkezdeki küçük ancak ev sıcaklığındaki oteller arasında yer alıyor. Pelagos, Bertiz ve Çapraz deniz kenarındaki yegane oteller. Şonef, BiAda Grande, Armagrandi ve Kaikias ise merkezdeki büyük oteller arasında yer alırken, Aral Tatil Çiftliği çocuklu ve evcil hayvan sahibi konukların güvenle vakit geçirebileceği geniş oyun/aktivite alanları sunuyor.
Sessizlik ve doğa aşığıysanız, merkezden uzaklaşıp bağ evleri konseptini deneyebilirsiniz. Sabah kuş sesleriyle uyanmak, bağların arasında yürümek ve dalından meyve koparmak gerçek ada huzurudur. Sulubaçe Mevkii’nde yer alan Bozcaada Camping ise çadır, karavan ve bungalov ev seçenekleriyle doğaseverler için bir diğer alternatif.
İlk Kez Geleceklere Tavsiyeler
Gestaş feribotlarındaki araç kuyrukları sebebiyle adaya yaya olarak geçmek veya araç rezervasyonunu erkenden planlamak konforlu bir seyahat sağlar. Aracınızı Geyikli’deki otoparklarda bırakabilir adada taksi ve dolmuş kullanabilirsiniz, ancak ben otopark sorununa katlanırım derseniz adayı çok daha iyi keşfedersiniz.
Adanın kalbi sokaklarında atar. Haritayı bir kenara bırakın. Rum mahallesinin birbirini dik kesen simetrik, taş işçiliği yüksek evleri arasında kaybolun; ardından Türk mahallesinin geniş avlulu, ahşap cumbalı daha organik ve sıcak sokaklarına sapın. Mimari yapıdaki bu iki farklı kültürün yan yanalığı, adanın en büyük zenginliğidir. Bağ yollarında rüzgâra karşı bisiklet sürmek de benzersiz bir özgürlük hissidir.

Pakize
Bozcaada’nın yaşayan en güzel simgelerinden, 20 yıla yaklaşan yaşıyla adanın maskotu haline gelen Pakize’nin en ünlü özelliği, gençlik yıllarında sabah saat 10:00 feribotuna tek başına binip ana karadaki Geyikli’de inip, gün boyu orada gezdikten sonra akşam feribotuyla adaya geri dönmesiydi. Adalıların rivayetine göre Pakize’nin feribotla karşıya geçme sebebi Geyikli’de yaşayan bir köpeğe uzun yıllardır olan aşkıydı. Artık çok yaşlandığı için gönül işlerine ara verdi. Adadaki resmi törenlerde, festivallerde, düğünlerde ve siyasilerin ziyaretlerinde her zaman en ön saflarda yer alır, protokole eşlik eder. İstediği dükkâna, restorana ya da eve serbestçe girip çıkma hakkına sahiptir. Kış aylarında ışık gördüğü evin kapısını patisiyle çalar, bizimkini çalmışlığı var, yavaş adımlarla içeri girip sobanın yanına uzanır, sabah olunca kalkıp gider… Adı belgesellere ve çocuk kitaplarına konu olmuştur.

Erdem Akan, Tasarımcı
Bozcaada ile ilişkiniz ne zaman, nasıl başladı? Bu süreçte adada gözlemlediğiniz görsel değişimler neler oldu?
Bozcaada’ya ilk gidişim 1990’ların başında, annemin adayı keşfedip yazlık destinasyon olarak seçmesiyle oldu. O dönem beni en çok etkileyen şey rüzgârı ve sessizliğiydi. Aradan geçen yıllarda ada elbette değişti; ancak hâlâ ışığı, doğası, malzemeleri ve insan ölçeğindeki yaşamı ile Türkiye’nin en güçlü atmosferlerinden birine sahip. Bozcaada’nın güzelliği yalnızca mimarisinde değil, doğa ile kültürün kurduğu dengede yatıyor.
Bir tasarım rotası çizseniz, nereler olurdu?
Kale’den başlayan bir sabah yürüyüşü, Rum Mahallesi sokakları, bağlar, kırsaldaki eski taş yapılar, bakir koylar ve gün batımında Polente Feneri. Orada yalnızca güneşi değil, sanki zamanla kurduğunuz ilişkiyi de izlersiniz.
Ada mimarisinin dünü ve bugünü desek?
Bozcaada’nın asıl değeri tek tek binalarında değil, bütünsel silüetinde yatıyor. Taş duvarların, dar sokakların, bahçelerin ve insan ölçeğinin oluşturduğu bu atmosfer korunabildiği sürece ada karakterini koruyacaktır. Bence bugün korunması gereken şey binalardan çok bu bütünsel denge.
Kesinlikle yapılması gereken aktivite?
Rüzgârı hissederek, adayı yürüyerek keşfetmek ve günü Maya Bozcaada’da dostlarla sohbet ederek tamamlamak.
Favori tasarım mağazalarınız?
Yerel zanaat üreticileri, küçük seramik atölyeleri ve adanın karakterini taşıyan bağımsız üreticiler. Benim için ilgi çekici olan nesnelerden çok, onların arkasındaki hikâyeler ve üretim kültürü.
Ada estetiğini en iyi yansıtan mekân?
Salhane. Yüksek tavanlı iç mekânını, yapının güçlü sarı rengini ve kayalarla kurduğu ilişkiyi seviyorum. Gösterişsiz ama karakterli duruşuyla bana Bozcaada’nın ruhunu hatırlatıyor.
En beğendiğiniz;
Bina: Meryem Ana Kilisesi - Restoran: Hasan Tefik
Kafe: Shelter - Otel: Akvaryum Otel - Plaj: Ayana
Oya Terzioğlu, Menü ve Mutfak Danışmanı / Zevk Lokanta Lezzet Şefi
Bozcaada’nın gastronomik kimliğini diğer Ege destinasyonlarından ayıran sizce ne?
Bozcaada gastronomisini farklı kılan şey; rafine ama gösterişsiz mutfağı. Deniz, rüzgâr, bağcılık kültürü ve ada sakinliğinin aynı tabakta buluştuğu çok az yer var ülkemizde. Üstelik yakın çevrenin zengin toprak ve hayvancılık üretimi de tedarik zincirini desteklemekte Bozcaada’nın. Ada; lezzet abartılı gösterişli tabaklarda yemek değil, adanın yaşam ritminin; sakinliğinin lokal malzemelerle tabağa yansımasıdır bana göre.
Ziyaretçilerin yeme–içme beklentilerinde nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?
Artık misafirler sadece “iyi yemek” değil, hikâyesi olan deneyimler arıyor. Geleneksel tatlar hâlâ çok güçlü ve tercih ediliyor, modern dokunuşlarla yeniden yorumlanan, yerel malzemeyi koruyan tabaklar daha fazla ilgi görüyor. Samimiyet ve gerçeklik duygusu ise her zaman belirleyici unsur.
Adaya özgü hangi yemeklerin veya tariflerin yeterince bilinmediğini düşünüyorsunuz?
Bozcaada’da Rum gelenekleriyle kalamar ve ahtapot işlemenin müthiş bir damak etkisi var ve yeterince kullanılmıyor. Kuzu ve oğlak zamanında tandır yapılarak nefis bahar sofraları kuruluyor ancak bu da yeterli heyecanla menülere ve sofralara ulaşmıyor. Birde adanın çiğ dolması var; ev hanımlarının enfes yaptığı dolma içi ve taze yaprakla sofraya sunulan… Masada katılımcı bir tabak olmasıyla çok özel bir ada misafirleri için…
Adanın Rum ve Türk mutfak kültürünün birleşimi bugün menülere nasıl yansıyor? Bunun en iyi örneği hangi yemekler?
Bozcaada mutfağında Rum zarafetiyle Türk ev sıcaklığı aynı masada buluşuyor. Zeytinyağlılar, deniz ürünleri, otlar ve meze kültürü bu birleşimin en güçlü yansıması. Ahtapot, kabak çiçeği dolması ve ada usulü balık sofraları da en güzel örnekleri. Ve Rum usulü ahtapot turşusu en kıymetli örneklerden biridir.
Adaya özgü otlar, üzüm ürünleri veya geleneksel malzemelerle yapılan en karakteristik yemek hangisi sizce?
Ben ayıramadan size bir sofra kurayım; adanın lokal şarapları, taze çavuş üzümü, keçi peyniri ızgarası, ahtapot turşusu, ada kalamarı, gelincik otuyla yapılan el açması börek ve taze otlarla ve taze asma yaprağı ile hazırlanan çiğ dolma…
Deniz ürünleri dışında mutlaka tadılması gerektiğini düşündüğünüz yerel lezzetler neler?
Ada mutfağında deniz ürünleri kadar ot kültürü de çok güçlü. Çavuş üzümü, lokal şarapları, çiğ dolması, domates reçeli, gelincik reçeli ve şerbeti, kabak çiçeği dolması, gelincik otu kavurması ve sakızlı ada tatlıları mutlaka deneyimlenmeli. Çünkü Bozcaada’nın ruhu en çok bağ kültüründe ve ot kokusunda saklı.
Yemek, kahve, içki, hatta tasarım dükkânları... Favori dükkânlarınızı öğrenebilir miyiz?
Tüm işletmeler işlerini en iyi bildikleri şekliyle yapıyor ve her sene kendilerini geliştiriyorlar ancak farklı hizmetler için mutlaka isim vermem gerekirse; sabah uyanmak için Kahverengi Roastery, Maiamatchabar ve Eski Kahve, gündüz şahane yemekler için; Vahit’in Yeri ve Ayazma Restoran, kaliteli ekmek ve pastane ürünleri için Çiçek Pastanesi ve Veli Dede, akşam yemekleri için Simyon Meyhane, Asma6, Battıbalık, Maya ve Yalova, Salhane ise iyi kokteyller ve iyi müzik için naçizane tavsiyemdir…

Vildan Elif Bozkurt, Tadım Küratörü & Vinologue
Troia Bağ Yolu, Bozcaada şarapçılığının küresel tanıtımında nasıl bir rol oynuyor?
Troia Bağ Yolu, yalnızca Bozcaada’nın değil, tüm Troas bölgesinin binlerce yıllık bağcılık ve şarapçılık mirasını dünyaya anlatan çok değerli bir proje. Kuzey Ege’de yaklaşık 4 bin yıldır kesintisiz devam eden bu kültür, ziyaretçilere tarih, doğa ve gastronomiyi bir arada keşfetme fırsatı sunuyor. Bu rota içinde Bozcaada ise, antik çağlardan bu yana bağcılıkla özdeşleşmiş yapısı ve şarap ticaretindeki tarihi rolüyle özel bir yere sahip.
Fransa ve Bozcaada’da yaşayan biri olarak, ülkenin zengin şarap kültürüyle kıyasladığınızda, ada bağcılığını benzersiz kılan nedir?
Fransa’da çok köklü şarap bölgeleri var, ancak Bozcaada’yı benzersiz kılan, geçmişle kurduğu güçlü bağ. Homeros’un dizelerinde adı geçen bu küçük ada, binlerce yıldır bağcılıkla anılıyor ve bugün hâlâ kimliğini büyük ölçüde bu miras şekillendiriyor. Üstelik Kuntra, Karalahna, Vasilaki ve Çavuş gibi dört kadim yerel üzümü koruyarak geleceğe taşıması da son derece kıymetli. Adanın rüzgârla şekillenen özel iklimi sayesinde bu bağcılık kültürü yüzyıllar boyunca kesintiye uğramadan günümüze ulaşmış; bence onu benzersiz kılan da tam olarak bu hikâye.
Yurtdışındaki bir şarap meraklısına Bozcaada’nın bağ bozumu geleneğini anlatırken kullandığınız en etkileyici cümle nedir?
“Bozcaada’da bağ bozumu sadece bir hasat değil, dört bin yıllık bir hafızanın nesilden nesile aktarılmasıdır.” Çünkü Bozcaada’yı ziyaret etmek yalnızca üzüm ve şarapla tanışmak değil; binlerce yıldır kesintisiz devam eden bir bağcılık kültürünü keşfetmek anlamına geliyor.
Şarap tadımı yapacaklara tavsiyeniz ne?
Bozcaada gerçek bir şarap adasıdır. Bu nedenle tavsiyem, yalnızca şarapları değil, onların hikâyelerini de keşfetmeleri. Adanın yerel şaraplarını üreticilerin kendi tadım noktalarında deneyimlemelerini ve üzümün, bağın ve adanın geçmişini anlatmalarını istemelerini öneririm. Bağcılık sadece üreticilerin değil, adanın ortak hafızasının bir parçası; bazen bir üreticiyle ya da ada sakiniyle yapılan kısa sohbet bile bir rehberde bulamayacağınız kadar değerli bilgiler sunabiliyor.

Sedef Avcı, Oyuncu, Sunucu
Bozcaada’yı diğer yaz destinasyonlarından ayıran en güçlü taraf sizce ne?
Buz gibi denizi ve hiç özünü bozmayan bir yapısı olması.
Her gidişinizde mutlaka yaptığınız bir şey?
Rum mahallesindeki minik dükkânları gezmek, şarap tadımı yapmak, Veli Dede’den reçeller almak.
Ada’daki favori kahvaltı/öğle yemeği/akşam yemeği adresleriniz?
Kahvaltı için: Rengigül
Öğlen: Vahit’in Yeri
Akşam: Simyon
Ada’da alışveriş yapmayı sevdiğiniz küçük dükkânlar var mı?
Veli Dede, Masal, Naciye Butik, Açık Kitapçısı (sevdacım bu kitapçıyı anlamadım??? her yaz kitap fuarı kuruluyor onu mu kastediyor acaba?)
Şarap molası için favori bağ ya da rotanız?
Corvus ve Çamlıbağ.
İstanbul’a döndüğünüzde Bozcaada’ya dair en çok neyi özlüyorsunuz?
Buz gibi denizini ve şaraplarını.

Ela Melis Köseoğlu, Sanatçı Exo Jewellery
Bozcaada’nın doğası ve dokusu tasarımlarına nasıl yansıyor?
Bozcaada’nın doğası tasarımlarımın doğrudan ilham kaynağı; doğal döngüsünü tamamlamış formlar, özellikle doğada bulduğum zamanla farklı dokular almış hayvan kemikleri Exo’nun başlangıç noktası. Rüzgârın, denizin ve zamanın şekillendirdiği yüzeylerin adeta bir hafızası ve anlatmak istediği bir hikâyesi var; ben de bu hikâyeyi tasarımlarıma yansıtıyorum.
Adada yaşamak üretim ritmini nasıl değiştiriyor?
Burada yaşamak sadece üretim ritmini değil, hayatı algılayış biçimini de değiştiriyor. Doğayla ve mevsimlerle çok daha yakın bir bağ kuruyorsunuz. Kusursuzluk yerine karaktere, doğallığa ve yaşanmışlığa öncelik vermeyi öğreniyorsunuz. Bu yüzden üretim, tamamen kontrol edilen bir yapıdan çok, doğanın temposuna eşlik eden bir sürece dönüşüyor.
Takı sizin için sadece bir aksesuar mı, yoksa bir hikâye taşıyıcısı mı?
Takı benim için hiçbir zaman sadece bir aksesuar olmadı. Yarattığım her parça bir duygunun, bir zamanın ve bir mekânın izlerini taşıyor. Her tasarım tılsım niyetiyle ortaya çıkıyor; kimi zaman bir mevsimden, kimi zaman bir yolculuktan ya da içsel bir halden besleniyor. Onu taşıyan kişiyle birlikte de yeniden anlam kazanıyor ve kendi hikâyesini oluşturmaya devam ediyor.
Bozcaada’nın kültürel hafızasıyla çağdaş tasarım arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Bozcaada’nın katmanlı geçmişi benim için doğrudan bir referans değil, daha çok tasarımın arka planını oluşturan bir zemin. Adanın farklı dönemlerden gelen izleri ve doğayla kurduğu ilişki malzeme ve form seçimlerime yansıyor, ben de bu katmanları çağdaş tasarım diliyle yeniden görünür kılıyorum.
Adaya ilk kez gelen biri için ilham veren bir nokta ve gün batımı için üç adres önerseniz bunlar nereler olurdu?
Bozcaada’da gün batımı denince her mevsimin ayrı bir rengi ve durağı oluyor; kışın Sulubahçe Plajı, yazın ise Çayır Plajı favorilerim arasında. İlham denince ise adadaki gün doğumları benim için en güçlü anlardan biri; özellikle merkezde, ana karaya bakan tepedeki yel değirmenlerinden gün doğumunu izlemek adeta zamanda bir yolculuk.
Ayrıca favorilerim; Kokteyl için farklı lezzetleri bir araya getiren Sapa ve deniz sonrası Ayazma’nın sonunda yer alan Ayazma Beach Bar.
Tasarım dükkânları arasında Noi Bozcaada, Maia ve Kahverengi Roastery içinde yer alan butik.
El yapımı özgün eserler için Fulya Yazan – DeliAsma ve Zeynep Aksu Cam Atölyesi.
Yemek için merkezde St. Bubu Locanda, arka denizde Yalova, limanda Asma6 ve gün batımı eşliğinde çamlık içinde Pavli .
Adaya gelenler ve ada dışından edinmek isteyenler tasarımlarınıza nereden ulaşabilir?
Adada limanda bulunan showroom ve atölyem Exposito’da randevu ile misafirlerimi ağırlıyorum. Adanın dışından ulaşmak isteyenler ise exojewellery.com üzerinden kişiye özel tasarımlara ve mevcut koleksiyona göz atabilir.

Festivaller
- Notaların Poyraza Karıştığı Günler: Bozcaada Caz Festivali
Ada eylül ayına adım attığında, rüzgâra sadece bağ kokusu değil, caz tınıları da eşlik etmeye başlıyor. Bozcaada Caz Festivali adanın zamansız ruhunu müzikle taçlandıran, benim de her yıl takvimimi ilk işaretlediğim etkinlik. Yerli ve yabancı bir çok sanatçıyı ağırlayan festival bu yıl 4-5-6 Eylül günlerinde 10. yılını kutlayacak. Konserlerin ana merkezi tarihi Ayazma Manastırı… Dev çınarların ve yıldızların altında müzik dinlemek sıradan bir konser değil, adeta spiritüel bir deneyim. Festival sadece gece konserlerinden ibaret değil. Gün içine yayılan, adanın farklı köşelerinde düzenlenen gastronomi, yoga, tadım ve disiplinlerarası söyleşileri içeren KEŞİF programını da takip edin. Biletlerinizi önceden almanızı, konaklamanızı organize etmenizi öneririm; çünkü bu dönemde adada boş yatak bulmak neredeyse imkansız.
- Bozcaada Kültür Sanat ve Bağ Bozumu Festivali
Adanın asırlık bağcılık geleneğini yaşatmak amacıyla her yıl düzenlenen, adanın en köklü ve en büyük şenliği. Bozcaada Belediyesi tarafından açıklanan resmi takvime göre, festival bu yıl 14-23 Ağustos 2026 tarihleri arasında 26. kez adalılar ve misafirlerle buluşacak.
- Dünyayı Değiştiren Küçük Festival: BIFED
Ekim ayında ada sakinleşip kendi kabuğuna çekildiğinde, uluslararası çapta çok saygın bir buluşmaya ev sahipliği yapıyor: BIFED (Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali). Dünyanın dört bir yanından gelen çevre, iklim ve sürdürülebilirlik odaklı belgeseller, Bozcaada Kalesi ve Halk Eğitim Merkezi gibi mekânlarda ücretsiz olarak izleyicilerle buluşuyor. Festival bu yıl 7-11 Ekim günlerinde gerçekleştirilecek.
- Deneyim Festivali : Bozcaada Gathering
Bozcaada, her yıl haziran ayı boyunca Bozcaada Gathering ile adeta kolektif bir açık hava düşünce ve sanat alanına dönüşüyor. Festivalin ana mottosu; geçmişle bugün, insanla doğa ve bireyle topluluk arasında “bağ kurmak” üzerine. Sanat ve bilimsel yaklaşımı kullanarak adanın ekolojik dengesini, şarapçılık ve bağcılık gibi yerel miraslarını korumayı ve adaya gelen misafirlere Bozcaada’yı sadece bir tatil beldesi olarak değil, yaşayan bir ruh ve ekosistem olarak tanıtmayı hedefliyor.

Bozcaada Bağ Bozumu Festivali’nin en değerli yanı, bir pazarlama fikri olarak değil, adanın yaşam kültürünün doğal bir uzantısı olarak ortaya çıkmış olması. Geçmişte bağ bozumu dönemlerinde Rum ve Türk ailelerin aynı sofralarda buluştuğu, yerel tatların paylaşıldığı bu gelenek, bugün ziyaretçilerin de deneyimleyebildiği çok özel bir kültürel mirasa dönüşmüş durumda. Festival bir yandan bağ bozumu ruhunu ve şarap kültürünü yaşatırken, diğer yandan adanın gastronomik hafızasını da görünür kılıyor.












