
Boğaziçi'nin adı gibi güzel zarif ve soylu semti Bebek
Yazan: Turgay Tuna
Sabahın erken saatlerinde kıyı boyunca yürüyenleri, denize karşı kahvesini içenleri, yıllardır değişmeyen evleri, eski yalıları ve ağaçların arasından görünen Boğaz sularının yakamoz yapan ışıltılarını izlerken; insan Bebek’in yalnızca bir semt olmadığını algılar. Sanki, İstanbul’un geçmişten günümüze taşımış olduğu vazgeçilmez bir alışkanlığın devamıdır Bebek…
Bugün, daha çok kafeleri, sahili, yürüyüş yolu, badem ezmesi ve güzel Boğaz manzarasıyla tanınıyor olsa da, Bebek’in hikâyesi çok daha eskilere uzanıyor.

İsmi nereden geliyor?
Evliya Çelebi’nin de yazmış olduğu gibi; Bebek semtinin adıyla ilgili en popüler anlatım, Fatih Sultan Mehmet dönemine dayanmaktadır. İstanbul’un fethi öncesinde Rumelihisarı inşa edilirken; Boğaz’ın güvenliği büyük önem kazanmış, bu bölgenin koruma görevi de “Bebek Çelebi” adında bir bölükbaşına verilmiştir. Fetih sonrası, burada yerleşip bir köşk yaptıran bölükbaşının adı da gel zaman git zaman onun yaşamış olduğu bu küçük balıkçı köyüne verilmiştir.
Kimilerine göre de, kıyılarını Boğaz sularının yaladığı bu küçük yerleşim, güzelliği ve zarif görünümü nedeniyle halk arasında “göz bebeği” gibi bir yer olarak kabul edildiğinden bu isimle anılmış olduğu söylenir. Tam olarak hangisi doğrudur bilinmez ama Bebek’in geçmişten beri İstanbul içinde her zaman ayrıcalıklı bir yere sahip olduğu kesindir. Zaman içinde, cami, mektep, hamam, köşkler, yalılar inşa.edilir. Semte gelip yerleşen Türkler, Rumlar, Ermeniler, Levantenler ve Museviler köşkler konaklar, yalılar yaptırırlar. Bu yalılar arasında, günümüze kadar gelmiş olan ünlü Kavafyan Konağı da bunlardan bir tanesidir.

Osmanlı döneminin sayfiye semti
Osmanlı döneminde Bebek, özellikle yaz aylarında tercih edilen bir sayfiye beldesi olur. Boğaziçi’nin serin havası, yemyeşil tepeleri ve sakin koyu nedeniyle devlet adamları, paşalar ve varlıklı aileler buraya gelip yerleşirler. Zaman içinde Bebek, İstanbul’un seçkin yaşamının adreslerinden biri olur. Kayıklarla yapılan geziler, mehtapta yapılan akşamüstü sefaları, sahilde yapılan uzun yürüyüşler, yalıların içindeki yaşam. Bütün bunlar Bebek’in hafızasında yer eder. Bugün hâlâ semtin kimi sokaklarında geçmişin izleri görülüp hissedilir. Aralarda kalmış eski yapılar, yokuş aşağı masmavi Boğaz manzarası ve bugün hâlâ kısmen yaşamaya devam eden eski İstanbul havası, bu hafızayı korumaya devam eder. İstanbul’un suyla kurduğu ilişkinin en güzel örneklerinden biridir Bebek. Burada hayat, ister istemez denize göre şekillenmiştir. Sabah ışığı başka, günbatımı ışığı bir başka vurur kıyılarına. Bu nedenle de eskiden beri ressamların, fotoğrafçıların, yazarların ve şairlerin ilgisini çekmiştir.

Geçmişin izleri
Bir Boğaziçi gezisinde, vapur Bebek önlerinden geçtiği zaman, ilk olarak semtin güney ucunda yer alan Bebek Camii, şirin ve minik güzelliği ile adeta selamlar herkesi. Son Osmanlı döneminde ortaya çıkan Birinci Ulusal Mimari akımının ünlü ismi Mimar Kemalettin Bey’in İstanbul’da yapmış olduğu dört mütevazi köy camisinden biridir bu. Yukarılara doğru çıktığımızda, Bebek sırtlarında; minik bir şatoyu andıran Robert College’in kendine özgün mimarisi, ister istemez uzaklardan geçip giden insanların dikkatini çeker. Buradaki Amerikalı eğitmenlerle beraber Bebek’teki kozmopolit yaşamın içine Amerikalılar da girmiştir. Bebek Camisinden sonra, sahilde boylu boyunca uzanan Mısır Konsolosluğu binası, Boğaziçi’nin en güzel, en eklektik binalarından bir tanesidir. Son Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın annesi Emine Valide Hanım’ın yaptırdığı bu muhteşem bina, “Jugend Stil” Alman mimarisinin İstanbul’daki en güzel örneğidir. Selamlık ve harem bölümlerinden oluşan binanın iç tezyinatı olağan üstü bir güzellik sergiler.
Bebek, ayrı zamanda yıllar boyunca sanatçıların, yazarların, diplomatların ve iş insanlarının gözde semtlerinden biri olmuştur Bunun en büyük nedeni de yalnızca manzara değil; semtin sakin ama prestijli atmosferidir. Pek çok yazar ve sanatçı burada yaşamayı tercih etmiştir. Yahya Kemal’in Boğaz’a duyduğu hayranlığın içinde Bebek kıyılarının etkisi olduğu söylenir. Abdülhak Şinasi Hisar’ın Boğaziçi anlatılarında hissedilen zarif İstanbul atmosferi de bu çevrenin ruhunu taşır. Cumhuriyet döneminde Bebek, kültür ve sanat dünyasının buluşma noktalarından biri olmayı sürdürmüş; oyuncular, müzisyenler, akademisyenler ve gazeteciler bu semtte yaşamayı tercih etmişlerdir. Robert Kolej ve daha sonra Boğaziçi Üniversitesi’nin bölgeye kattığı kültürel zenginlik de Bebek’in entelektüel kimliğinde büyük etki yaratmıştır. Hem seçkin, hem sade; hem hareketli, hem de dingin…
Cumhuriyet yıllarında ise Bebek, İstanbul’un modernleşme sürecinin sembollerinden biri haline gelir. Açılan kafeler, sosyal yaşam, kulüpler, gazino ve sahil kültürüyle semt giderek daha da popüler olur. Özellikle 1950’ li yıllardan sonra Bebek, İstanbul sosyetesinin en gözde buluşma noktalarından biri olarak anılır.

Bugünün Bebek'i
Bu seçkin semtin adını, dünya aleme duyuranlardan biri de, 1904 yılından bu yana varlığını sürdürmeye devam eden ve de İstanbul’un en eski işletmeleri arasında yer alan Bebek Badem Ezmecisi’dir. Yaptığı çok kaliteli badem ezmesiyle namı Türkiye sınırlarının dışına taşmıştır. Tabii ki, Bebek’in asıl güzelliği yalnızca manzarasında değil; hafızasında saklıdır. İstanbul değişir, semtler değişir, insanlar gelip geçer; ama bazı yerler geçmişin güzel izlerini taşımaya devam eder. İşte, Bebek de bunlardan biridir. Boğaz’ın kıyısında, yıllardır kendine has güzelliği ile varolan; ama her dönemin hikâyesini de içinde barındıran bir İstanbul semtidir Bebek…

Kısa bir semt turu
Bebek Parkı’nda küçük bir gezinti, ardından bir bankta oturup denizin güzel havasını solumak müthiş iyi geliyor insana.. Bu arada, parkın içinde yer alan Mimar Kemalettin Bey’in güzel eseri Bebek Camisine de girebilir, bu şirin caminin içine göz atabilirsiniz. Daha sonra da sahilde yer alan görkemli Mısır Konsolosluğu binasını dışardan görüp fotoğraflayabilirsiniz. Sahilde, ardından da Bebek caddesinde dolaşıp, ünlü Bebek Badem Ezmecisi’nden alacağınız tadımlık bir iki badem ezmesi ile Bebek kahvehanesinin yolunu tutun. 1945 Yılından beri var olan bu salaş ama bir o kadar da sempatik kahvehanede içeceğiniz bir bardak tavşan kanı çay; ya da mis gibi köpüklü bir kahve size çok iyi gelecektir. Belki sonra da, Bebek sırtlarında yükselen; yine dışardan bakıp görebileceğiniz 18. Yüzyıl Kavafyan Köşkü’ne kadar çıkabilirsiniz. Tipik bir Osmanlı konağı örneği olan bu muhteşem yapı, eski İstanbul’dan günümüze kalmış en eski Osmanlı evleri arasında yer alıyor. Her ne kadar koruma altında olsa da maalesef onarılmayı, kurtarılmayı bekleyen bir tarihi değer. Bebek’te, görülecek yerler arasında, maalesef ziyarete kapalı olan Ayios Haralambos Rum Ortodoks Kilisesi, Sacre Coeur Latin Katolik Kilisesi ve hemen bu kilisenin yanı başında yükselen Lazarist Apartmanı var. Ancak dışardan görmekle yetinebileceğiniz yerler buraları. Bebek’teki tarihi yapılar arasında yer alanlardan biri de, semtin merkezindeki tarihi sarnıç. İ.B.B. tarafından restore edilen bu tarihi yapı, 2021 yılından bu yana sanat galerisi olarak kullanılıyor. Bütün bunları gördükten sonra, Bebek’ten çıkıp Rumelihisarı istikametine doğru yol alarak, Aşiyan mezarlığını ve hemen tepede yer alan ünlü şair, yazar ve fikir insanımız Tevfik Fikret’in müze evi Aşiyan’ı ziyaret edebilirsiniz. Aşiyan mezarlığı, İstanbul’un açık hava müzesi mezarlıkları arasında görülmesi gereken en önemli yerlerden bir tanesi. Bu mezarlıkta Yahya Kemal Beyatlı’dan Orhan Veli’ye, Münir Nurettin’den Ahmet Hamdi Tanrıpınar’a, Yıldız Kenter’den Atillâ İlhan’a birçok ünlü edebiyatçı, sanatçı ve fikir insanı yatıyor.

Nerede Ne Yemeli, Ne İçmeli?
- Güneş Dondurma: Karamelli ve Karadutlu dondurma > Oakberry: Fruity Açai ekstra yer fıstığı ezmeli > Meşhur Bebek Badem Ezmecisi: Bademli ve Fıstıklı ezme > Santral Şarküteri: İnce kesilmiş salam çeşitleri > Ninda: Ekşi mayalı ekmekli sandviçler > Pul Balık: Balık ürünleri > Lucca: Akşamüstü kokteylleri denemek ve Pazar günleri açık büfe kahvaltı > Mangerie: Bruscetta çeşitleri > Arada Meyhane: Mezeleri ve etleri > Padre: Cheese Burger’leri > Cafe Nero: Kahve çeşitleri > Selamlique: Damla Sakızlı Türk kahvesi > Bebek Balıkçı: Mevsim balıkları > Divan: Rokoko
Nereden, Ne Almalı?
- Evren Kayar: Küpeler, yüzükler ve kolyeler > Ceremony Flowers: Ev kokuları ve mumları > Envai: Seramik ürünler ve kitaplar > Kısmet By Milka: Altın mücevherler > Siedres: Elbiseler > Eclectic Concept: Modal ve keten kumaşlı giysiler > Alexandre Home Interiors: Keten ev tekstilleri > Faraway: 100% organik pamuk giysiler ve ipek elbiseler > Assouline: Kitaplar ve Madame Malachite ürünleri > Melis Göral: Değerli Taşlı mücevherler > Juju: Bilezikler > Blue Mint: Erkek mayoları > Pia: Yelekler

Onur Baştürk, Gazeteci
Bebek deyince zihninde beliren ilk üç şey nedir? (Bir koku, bir manzara, bir ses olabilir.)
Benim için tamamen manzara. Bebek Yokuşu’ndan aşağı inerken gördüğümüz manzara ve Lucca’nın olduğu çıkmaz sokaktaki yüz yıllık çam ağacının inanılmaz estetik görüntüsü.
Yaz hissini en iyi veren Bebek durakları hangileri sence?
Üzücü, ama bu hissi veren bir mekân yok. Kişisel olarak, YUZU’nun ofisi ve aynı zamanda event space olan Avlu Bebek’in gizli bahçesi bana en iyi yaz hissi veren yer.
Bir sabah, bir öğle, bir gün batımı: Bebek’te hangi adreslere gidersin?
Sabahları Ninda ya da Slow, akşamüstü ise istisnasız Lucca.
Kalabalıktan kaçıp nefes almak istediğinde Bebek’te kendini bıraktığın bir köşe var mı?
Küçük Bebek’teki Petra.
Bebek’in dünü ve bugünü arasındaki en temel fark sence ne?
Daha kalabalık ve özellikle yazları araç trafiğinin anlamsız bir şekilde yoğun oluşu.
Bebek’te iyi kahve, iyi müzik ve iyi kokteyl için gidilebilecek adresler?
İyi kokteyl için Kaia, iyi kahve için Petra ve Cup of Joy, iyi müzik için Lucca.
“Semtin en yenileri” dediğimiz aklına ilk gelenler?
Bir tek Kif aklıma geliyor.

Mehtap Elaidi, Kurucu ve Kreatif Direktör
Bir tasarımcı gözüyle Bebek’in stilini nasıl buluyorsunuz, nasıl tanımlarsınız? Sizce bu semtin kendine ait bir giyim dili var mı? Bebek’in modayla ilişkisini tek cümlede nasıl anlatırsınız?
Bebek bence kendi stilini dayatan, dış seslere çok fazla kulak asmayan bir stile sahip. Kendine ait bir giyim dili var diyemen çünkü herkesin kendini özgürce ifade ettiği bir yer Bebek. Bebeğin modayla ilişkisi mesafeli gibi görünse de samimi ve özgün, Bebek modayı izlemiyor, yorumluyor biraz Mehtap Elaidi gibi:)
Bebek’te en sevdiğiniz yürüyüş rotası hangisi? Günün hangi saatinde?
Sabah erken saatlerde ya da akşam güneş batmak üzereyken ve gökyüzü ile deniz aynı tonları almışken Akıntı Burnu’ndan Rumeli Hisarı’na kadar yürüyüş çok keyifli.
Yurtdışından bir tasarımcı arkadaşınız İstanbul’a geldiğinde onu Bebek’te ilk nereye götürürsünüz? Ya da Bebek’te turistik olmayan hangi üç adrese götürürsünüz?
Sanırım kendini lokal hissetmesi adına ilk olarak benim de hayatımın her kesiminde vakit geçirdiğim Bebek kahveye götürürdüm... Bebek Manav’ın özenle yerleştirilmiş meyve seçkisine bakarak Envai’nin içindeki ürün seçkilerini gösterip en son olarak da kendi mağazama götürürdüm sanırım.
Kalabalığın dışında, sadece müdavimlerin bildiği Bebek adresleriniz var mı? Kahve içmek, kısa bir kaçamak yapmak, alışveriş yapmak ya da ilham toplamak için en sevdiğiniz gizli köşeler nereler?
Yukarıda söylediklerime ek olarak Petra’da bahçede keyif yapmak Bebek ve Küçük Bebek’teki bağımsız markaları dolaşmak her zaman keyifli benim için…

Rana Korgül, Dekorasyon ve Life-style Dergi Editörü
Bebek’te tek başına geçirdiğin ideal bir günü bize nasıl tarif edersin? Sabah nerede başlar, gün batımında nerede biter? Bebek’te yaşayan biri olarak semtin en sevdiğin hâli hangisi: Sabah sakinliği mi, öğleden sonrası mı, gün batımı mı?
25 yıldır burada yaşıyorum. Yoğun çalışan biri olarak hafta içi pek Bebek’in tadını çıkaramıyorum. Ama kendime vakit ayırabildiğim hafta sonlarında ideal günüm yaz ve kışın Bebek Park’ından denize girerek başlıyor. Evet yanlış okumadınız. Biz son altı yıldır belli bir grup Bebekli dostlarla kışın bile Boğaz’ın serin sularına giriyoruz. Boğaz’da doğup büyüyen biri olarak denize girmemek bana çok garip geliyor. Su gayet temiz ve çok enerji veriyor. Ve bu büyük bir keyif ve lüks… Bunu da tercihen güne başlarken sabah saatlerinde yapıyorum. Sonra Cafe Nero’ya geçiyor ve bol sohbetli bir mola veriyorum. Akabinde öğlene doğru o günün planını yapıp ya çekime gidiyorum ya da arkadaşlarımla buluşuyorum.
Sence Bebek’i dışarıdan görünen “şık Boğaz semti” algısının ötesinde gerçekten tanımlayan şey ne?
Semt sakinleri olarak Boğaz’a sıfır mahalle hayatını hâlâ yaşabilmemiz…
Semtin yenileri arasında en beğendiğin adresler (yeme-içme-alışveriş-kültür sanat vs)?
Yeni olmasa da Lucca, Mangerie, Divan Pastanesi ve Santral Şarküteri. Ama en yenilerden Oakberry hızlıca favorilerim arasına girdi. Güneş Dondurma ve Cremeria Milano en sevdiklerimden… Kitapevi olarak Assouline ve Envai’yi çok seviyorum. Evin Sanat Galerisi’nin sergilerini yakından takip ediyorum. Thomas Vinyl ise yeni açılan bir plak kafesi; gayet güzel bir seçkiye sahip. Aynı işletmenin Thomas Man teknesinde gün batımı içkisi ise çok keyifli olabiliyor, yaz akşamüstleri…
İlk kez Bebek’e gelecek birine “burayı gerçekten hissetmek için şunu yap” diyeceğin şey ne olurdu?
Sahilde yürü, parkta otur ve Güneş Büfe’den dondurma ye…
Kalabalıktan kaçıp nefes almak istediğinde uğradığın gizli saklı adresler nereler?
Bebek’te kalabalıktan kaçmak pek mümkün değil, maalesef. Benim nefes almak için sürekli gittiğim ama gizli olamayan yer ise Bebek Parkı…

Ralph Sason, Şef
Yaz geldiğinde Bebek sizin için nasıl bir ritme dönüşüyor? Günün en sevdiğiniz saati, en iyi manzarası ve “işte tam Bebek” dediğiniz an nedir?
Yaz ayları Bebek’de enerji yoğun oluyor, hareketlilik artıyor, sakinliği seven ve sabah insanı biri olarak sabahın erken saatlerinde bebeği en çok seviyorum, gün doğmadan kayıkla balığa çıktığım saatler, denizin sakin, kuşların deneme uçuşları yaptığı güneşin tam doğmadan önceki dakikaları benim için bebeğin mucizevi anlarını sunuyor. Denizden hem Bebek’i hem de tüm Boğaz’ı izlediğim andır en iyi manzara.
Yaz ve Bebek dediğimizde aklınıza ilk gelenler?
Sabah yürüyüşü, park kalabalıklaşmadan erken saatte denize girmek, Mini Dondurma”da damla sakızlı dondurma, Lucca’da satsuma kokteyl, Petra’da sumaklı limonata, balığa çıkmak benim için Bebek’te yaz aylarının simgeleri.
Yurtdışından gelecek bir şef ile bir Bebek günü geçirecek olsanız, sabah güne nerede başlar ve gece günü nerede bitirirdiniz? Onu mutlaka götürürüm dediğiniz lokasyonlar, duraklar, adresler hangileri olurdu?
Sabah balığa çıkıp, kayıkta menemen pişirirdik, ardından tuttuğumuz balıkları pişirip yeriz, oradan Petra’da kahve içerdik, öğle saatleri ise Santral Şarküteri’den sandviç, meze ve cevizli baklava alıp parkda keyif yapardık, akşamüstü Lucca’ya gideriz, akşam yemeği için yokuşun hemen üzerinde Arkestra’da yemek yeriz, Susam’da dilli kaşarlı tost ile de gün kapanır.
Kendinizle baş başa kalmak istediğinizde gittiğiniz, kimsenin bilmediği saklı adresleriniz var mı Bebek’te?
Kortel Korusu veya Bebek Parkı.
Semtin beğendiğiniz yeme-içme-alışveriş-kültür sanat vs adresleri hangileri?
Favori adreslerim:
Yeme içme: Arada Meyhane, Santral Şarküteri, Petra, Baylan, Mini Dondurma, Lucca
Alışveriş: Giyim; Siedres, Mehtap Elaidi’de bulunan Lal Omur’un vintage koleksiyonu ve
Yasemin Özeri. Hediyelik eşya / kitap; Envai. Sanat; Galeri Kambur

Cem Mirap, Lucca-Kurucu ve İşletmeci
Sizce Bebek’i Bebek yapan şey ne: Boğaz mı, insan profili mi, eski alışkanlıkları mı, yoksa değişen yüzü mü?
Bence her şeyden önce bir Boğaz koyu olarak İstanbul’un en güzel koylarından biri olması. Mısır Konsolosluğu ve yalıları gibi ayırıcı mimari yapılara sahip olması da çok önemli. Aynı zamanda hem ahalisi hem de tarihi açısından, Bebek’in İstanbulluların mahalleleri arasında her zaman farklı bir yeri olduğunu düşünüyorum.
Bebek’in bugün hâlâ “cool” kalabilmesinin sırrı nedir sizce?
Mahallelisinin hâlâ semte sahip çıkarak çok fazla yapılaşmaya ve dolayısıyla hızlı değişimlere izin vermemesi bence en büyük sebeplerden biri. Aynı zamanda, çarşı kısmı hariç, iş yerinden çok yaşam alanı olması sayesinde semtin ruhu daha az değişiyor. Bunu da büyük ölçüde orada yaşayan insanlara bağlıyorum.
Turistik olmayan, gerçekten “Bebeklilerin Bebek’i” dediğiniz gizli adresler ya da sizin ritüelleriniz var mı?
Sabah çok erken saatlerde yapılan her şey… Bebek Kahve’de kahve içmek, sahilde yürüyüş yapmak, küçük alışverişler yapmak… Bence Bebek hâlâ o saatlerde ağırlıklı olarak Bebekliler tarafından kullanılıyor. Ben de fırsat buldukça Bebek’te sabah erken saatlerde vakit geçirmekten ve eşimle yürüyüş yapmaktan çok keyif alıyorum.
Yıllardır Bebek’in tam merkezindesiniz. Semtin ruhunun yıllar içinde nasıl değiştiğini düşünüyorsunuz? Eski Bebek’ten bugüne en çok neyi özlüyor, en çok neyin hâlâ aynı kalmasını seviyorsunuz?
Çok eski Bebek hakkında yorum yapabilecek jenerasyonlardan olmasam da, yıllardır içinde olduğum ve 22 yıldır restoran sahibi olarak yaşadığım bir mahalle olarak şunu söyleyebilirim: Özellikle yaz sezonlarında semtin daha kalabalıklaştığını görüyorum. İstanbul’daki her mahalle gibi, şehrin gelişmesinin hem iyi hem kötü taraflarından Bebek de nasibini aldı. Ama genel olarak hâlâ çok güzel ve yaşaması keyifli bir semt olduğunu düşünüyorum. Ruhunu koruyabilmiş olması çok hoşuma gidiyor. Şehir içindeki rahat havası, denize girilebilmesi, kafe ve restoran kültürü hâlâ çok özel. Ekstra yapılaşmanın, tabela kirliliğinin ve trafiğin artmasını ise istemiyorum.
Bebek’in sizde çağrıştırdığı üç kelime ne olurdu?
Kuğu, deniz ve Lucca. Kuğu dememin sebebi; Bebek’te eskiden sahilde yüzen kuğuların olması ve Mısır Konsolosluğu üzerindeki kuğu figürlerinin semtle özdeşleşmiş olması.












