Haber kapak görseli
Genel
10 dk okunma süresi
İstanbul Life

Vapurların rotasında bazı güzel binalar

İçeriği Paylaş

Dünyanın en güzel tasarımlarından biri, İstanbul’un şansı vapurlar… Kimi evler var ki vapurları içine alır; kimileri ise vapurlardan, vapur iskelelerinden selamlanır. İşte size Moda’dan Büyükada’ya bu şansa sahip, imrenilecek yapılar.

Yazı: Nilay Örnek

Fotoğraflar: www.herumutortakarar.com

Ferit Tek Evi (Antipa Köşkü) Moda

Manzarası, güzel binaları, çay bahçeleriyle Moda’nın en güzel sokaklarından biri; eski adıyla Devriye, uzun yıllardır Ferit Tek Sokak. Ferit Tek en kısa tanımıyla, siyasetçi, diplomat, yazar; Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk İçişleri Bakanı. Paris, Londra, Varşova ve Tokyo’da büyükelçilik yapmış biri. Eşi Müfide Ferit Tek ise 1900’lerin başından itibaren eşinden geri kalmayan bir kadın figürü. Paris’te tıp okurken babasının ölümü nedeniyle üçüncü sınıfta okulu bırakmak zorunda kalsa da, kitapları ve makaleleriyle döneminin etkili figürlerinden. Babası gibi büyükelçi olan Seyfullah Esin ile evlendiğinde, Esin soyadını alan kızları Emel ise 1912 doğumlu. Emel Esin, Orta Asya Türk sanatı, arkeolojisi ve ikonografisiyle ilgili çalışmalarıyla tanınmış bir sanat tarihçisi.

Bugün vakıf kullanıyor

Antipa Köşkü’nü Müfide - Ahmet Ferit Tek çiftinin almasından bu yana binaya Ferit Tek Evi de deniliyor. Bina, mimar Constantin P. Pappa tarafından Rum doktor Andrea Antipa için yapılmış. Tam yapım tarihi bilinmese de 1906-1914 tarihleri arasında yapılmış olması muhtemel. Tapu kayıtları, köşkün 1952’de Katerina Duma tarafından Fevziye Müfide Tek’e satıldığını gösteriyor. 1952’den -vefat ettikleri- 1971 yılına kadar Ferit ve Müfide Tek çifti köşkte yaşamış. 1973 yılında köşk boşaltılmış, bir süreliğine evi, çiftin kızları Emel Esin’in şoförü Hayrullah Arısan ve ailesi kullanmış. Emel Esin’in 1987’deki vefatının ardından vasiyeti üzerine, 1988 yılında Tek Esin Türk Kültürünü Araştırma ve Geliştirme Vakfı kurulmuş, iki yıl sonra yine vasiyet gereğince köşkün mülkiyeti vakfa devredilmiş. Bina, hafta içi belirli saatlerde vakfın alanında çalışan araştırmacılara açık.

Çamlıbel Apartmanı Arnavutköy

Faruk Nafiz Çamlıbel tam bir İstanbullu… Ama Anadolu tecrübesiyle, uzun yolculukları, algı ve vicdanıyla Anadolu’nun da şairi. Tiyatro oyunlarından romana, şiirden başka alanlara ürün vermiş, her daim öğretmenlik yapmış, Behçet Kemal Çağlar ile Onuncu Yıl Marşı’nı yazmış bir isim. Han Duvarları’nın yazarı malum. Çamlıbel meğer, yıllar yılı Arnavutköy Akıntıburnu’ndan muhteşem İstanbul’a bakmış. Ve hatta bu apartmanı kendisi yaptırıp, 1973’teki vefatına kadar burada yaşamış. Ev, sahilde yürürken, hatta denizden başınızı Tevfikiye Camii’ne doğru çevirip o hizadan yukarıya doğru baktığınızda, görebileceğiniz, kuş yuvası gibi şahane bir lokasyonda. Bu arada ev, Faruk Nafiz’in bir dönem ders verdiği Arnavutköy’deki Amerikan Kız Koleji ile Bebek’teki Robert Kolej’in arasında… Yeri bu açıdan da çok iyi. Binada Çamlıbel’in damadının kiracısı olarak yaşayan Gökçe Alacadağlı da bana “İki köprüyü gören, Boğaz’ı ayaklarınızın altına seren, bana göre dünyanın en güzel manzaralarından birine sahip bir binadır” notunu düşmüştü.

Dilek Apartmanı (Suzan Apartmanı) Ortaköy

Çırağan Caddesi’nde ilerlerken, otomobilde bile olsanız her daim Ortaköy’de dikkatinizi çekecek bir bina: Suzan Apartmanı. Bu binanın bir yüzünden, camdan bakarsanız vapurları görebilirsiniz. Zaten girişi de ‘Vapur İskelesi Sokak’ta. Her ne kadar bugün yıpranmış, bakımsız görünse de semtin en bilindik yapılarından biri. Mimar Erhan İşözen’in YEM Yayın’dan çıkan “Bir Semtin Arayüzü: Ortaköy (1989-2019)” kitabında Dr. Phil. Dara Çolakoğlu’nun metninden hem bina hem de Ortaköy’ün geçmiş insanları hakkında bir dolu bilgi elde edilebiliyor. Çolakoğlu’nun “Ortaköy çok renkli bir sahil mahallesiydi. Her dinden insan birbirlerinin düğün, nişan, cenaze, vaftiz, mevlit; artık ne varsa, bütün toplantılarına gider, birbirlerinin elinden yemek yerlerdi. Fırın hem ekmek, hem Ramazan pidesi, hem Paskalya çöreği, hem de hamursuz yapardı. (...) Yüzmeyi Ortaköy’de öğrendim” gibi cümlelerini içeren yazısından alıntılar yapacağım. Buyrunuz:

  • Vapur İskelesi Sokak

“Apartmana dedem, annemin babası, Nazım Sadıkoğlu’nun ilk kızı Suzan’ın ismi konulmuş. Söylediklerine göre, binanın mimarisi Balyan Ailesi’nden Simon Kalfa’ya ait. Dört kata ek ve bir de çatı katı var.

Sadıkoğlu ailesi Karadenizli, denizci ve kaptanlardı. Boğaz’daki Feriye Sarayları’nın sonuncusu olan yalıyı dedem Nazım Bey, Fatma Sultan’dan satın alıyor. Günümüzde Boğaziçi Köprüsü’nün altında kalan Karayolları Binası, eski yalının yerine yapılıyor. Annem Suzan Hanım, 1948’de doktor Kenan Çolakoğlu ile evleniyor.

(...) Bugünkü Suzan Apartmanı, 1974 yılında kiracımızın dairesinde çıkan yangında büyük hasar gördü ve yeniden yapıldı. Binayı yeniden yapacak paramız olmadığından müteahhide verildi.

Yapının dışı aynı kalmak şartı ile betonarme olarak yapıldı. Binanın giriş kapısı eskisi gibi caddeden değil, Vapur İskelesi Sokak tarafından olmak üzere değiştirildi; adı da kız kardeşimin ismi Dilek oldu. 1979’da bina bittiğinde büyük bir sevinç ile yeniden Ortaköy’e döndük.

Uzun yıllar Viyana’da okuduktan sonra yeniden Ortaköy’e taşındım. Şimdi nadiren meydana, deniz kenarına iniyorum. Her hafta sonu başka mahallelerden kopup gelen, Ortaköy’e hücum eden, mahallenin değerlerini yaşamayı bilmeyenler, sadece para kazanmak için gelmiş esnaf yüzünden perişan olmuş semtimde yasamaya devam ediyorum. Hiçbir yere de gitmeyi düşünmüyorum.”

Çam Palas Gümüşsuyu

İstanbul’un Kabataş, Gümüşsuyu gibi semtlerinde, bazı binaların bazı katlarından manzara öyledir ki, bir vapur güvertesindeymiş gibi hissedersiniz. İşlek deniz trafiği, vapurların güzelliği sizi büyüler. Daha önce bu sayfalarda Gümüşsuyu’nun güzel binalarından birkaçını yazmıştım. Yazmadığım biri; Çam Palas. Bugün iskeleden çok net görülebilen, ona adını veren güzeller güzeli fıstık çamı ile seçilebilen bu yapının balkonlarından deniz, vapurlar, karşı kıyılar izlenebiliyor.

Bina, 1920’lerde döneminin lüksü kullanılarak yapılmış. Mimarını bilmiyoruz. Her katta bir adet olmak üzere geniş daireleri, yüksek tavanları, geniş bahçesi, kat isimlerinin içinde hâlâ Fransızca yazılı olduğu tarihi Stingler asansörü ve güzel girişiyle etkileyici bir yapı… Entelektüel üretimleri ya da iş yaşamına katkılarıyla isimlerini duyduğumuz onlarca aile burada yaşamış. Bazı katlarında orijinal halini aratan değişiklikler yapılmış. Anıtlar Kurulu koruması altına alınan bina, dışarıdan bakılınca bugün biraz bakımsız. Ancak yine de pek görkemli. www.herumutortakarar.com’da hakkında uzun bir yazı ve bize dairesini açan Bay Çalışlar’ın dairesinden fotoğraflar, bilgiler de var; mimarlık bölümü öğrencisi Fatma Sıla Turan’in kaleminden bir yazıyla… Vapurla oralardan geçerken gözünüz dev bir çam ağacı arasın, Çam Palas’ı göreceksiniz.

Hamaratlar Evi / Yalısı Büyükada

Bu sayfalarda daha önce bazı Büyükada evlerini konuk etmiştik. Ancak ‘vapur’ denilince, bir ada evinden de bahsetmemek olmaz; işte size eşsiz Hamaratlar Evi / Yalısı… Ben evi, mimar Hasan Çalışlar’ın anlatımı, Vivian Elvaşvili ile annesi Neomi (Mimi) Elvaşvili’nin muhteşem ev sahipliği ile gezmiş idim. Ev, mimarisi, çok iyi korunmuş dekorasyonu ve pek çok şaşırtıcı ayrıntısıyla uzun uzun anılacak bir yapı.

  • Kasap buzdolaplı mutfak

Evin mimarı Emin Necip Uzman. Bina 1942’de yapılıyor. Dönem, savaşın ortası. Yokluk zamanı… Karneyle ekmek dağıtılıyor ve Büyükada’da böyle bir ev yapılıyor. Vizyon ile ekonomik gücün birleştiği bir bina. Ben, sütunlu görkemli girişini, vitray camlarını, merdivenlerini, üç salon büyüklüğündeki -zaten iki salon takımı olan salonunu-, dev balkonunu, enteresan barını ama özellikle de -birebir görmesem de anlatılanlarla- mutfağını unutamıyorum. İçinde kasap buzdolapları olduğu anlatılan mutfak… Bundan sonra Hasan Çalışlar’dan alıntılar yapayım: “Et, tavuk ve balığı toplu alıp saklıyorlar. Her zaman, her şeyin bulunamadığı dönemde bu stoğun yapılma imkânı olan evlerden biri Hamarat Yalısı.

  • 1960’larda özenli bir iç mimari

“Hamson Kayalıkları üzerindeki evlerin hepsi, ‘varlıklı’ diyebileceğimiz yapılar. Ev 1960’lı yıllardan sonra Hamarat Ailesi’nden Elvaşvili Ailesi’ne geçiyor. Hâlâ da bu aile tarafından kullanılıyor. O dönemde minik renovasyon, bir iç mimari çalışması geçiriyor. İtalyan mimar Valenberg, eve modern bir bar, taş duvar, özel ışıklandırmalar, birtakım kapı detayları ekliyor. Emin Necip Uzman’ın merdiven, hol, lambri gibi standart prensip detayları var; onlar korunmuş, eve girdiğiniz zaman görüyorsunuz. Bunlara çağdaş, 1960’lı yılların sonuna ait Çin lokantalarında görebileceğiniz, ortası dönen bir masa gibi mobilyalar eklenmiş. İçerideki barın detayları, bambular bugün isteseniz yaptıramayacağınız seviyede, fevkalade zarif ama bunlar ikinci dönem şeyler.”

  • Harika numara: Yatak odasına köprü

Mimari ayrıntılarını anlatmayı atlasam da şunu belirteyim; “Buradaki en büyük numara, ‘ana yatak odası’ dediğimiz, master odanın balkonundan doğrudan cadde kotuna bir köprü olması. Diyelim ki, siz akşam Anadolu Kulübü’nde felekten bir gece geçirdiniz. Uzadı, gece faytoncu sizi kapıya bıraktı. Hiç eve gir, aşağılara in yukarılara çık falan yok, etrafa kaçta geldiğine dair bir ipucu vermeden, doğrudan yatak odasına bağlanabildiğin bir köprü var. Bu köprüye bizim ‘bisikletlik’ dediğimiz, cadde kotunda bir gazebo ya da saçak altından giriliyor; bisikletle gelip, bisikletinizi bırakıp, doğrudan odanıza geçebiliyorsunuz.”

  • Asansörle denize

Bu evlerin çoğundan asansör gibi sistemlerle kendi özel plajlarına iniliyor. Bu evin de denize ulaşımı, denizle iletişimi etkileyici. Hasan Çalışlar’ın verdiği bilgiye göre, sahil tarafı ileriki yıllarda Kazım İspahani adlı mimar tarafından yeniden düzenlenmiş. Ayrı bir çizgide, gayet de şık duruyor.

  • Üç aile mahremiyetiyle yaşayabilir

Mimar Emin Bey’in Arkitekt Dergisi’ne yazdığı 1946 tarihli metini okuyunca hissim yalının, üç ayrı ailenin, mahremiyetlerini koruyarak, hem ayrı hem birlikte yaşayabildiği bir ev olduğu. “Evlerini, mimariyi böyle koruyanlara ödül verilmeli. Bir şey yapsak mı?” diyorum Hasan’a… Bir de Ada’dan bahsediyoruz, yani deniz kenarından. O mobilyaların yıpranma katsayısı Gayrettepe’deki bir apartmana göre 10 kat fazla. Tuz, nem, güneş… “Ödül de verilmeli ama belli birtakım fonlar bunlara yardım da etmeli. Avrupa’da falan böyle iyi korunan evlere devletler yardım ediyor” diyor Hasan Çalışlar ve devam ediyor: “1942’de yapılmış bir bina 1960’lı yıllarda bir minik renovasyon geçiriyor. Belki evin diline birebir uymayan ikinci bir katman gelip, evin üzerine konuyor. Fakat ev mimari olarak hâlâ kendi kişiliğini ve kimliğini baskın bir şekilde koruyor. Kaldı ki, yapılan da şık; ama önemli olan, bu evin katmanlarının kazınıp, yeni bir katman konmamış olması, o iki katmanın hâlâ duruyor olması. Bu çok kıymetli. Bu bir aile evi. Her bir çocuk kendi ailesini kuruyor, torunlar geliyor. Dolayısıyla hâlâ birinci kuşak büyüklerin yaşadığı evlerde torunlar da büyüyüp, onlar da evlendiği zaman, büyük aile toplantıları olduğu zaman, bu mekân zenginliği bir ihtiyaç haline geliyor.”

Hayri Onur Yalısı, Kuzguncuk

Bu güzel yapıyı www.herumutortakarar.com için Gökçe Günaydın kaleme almıştı, kısaltarak ondan aktarıyorum: “Boğaziçi’nin Kuzguncuk kıyısında yer alan bu küçük ve sevimli ahşap yalı, Türkiye çağdaş sanatının öncü isimlerinden Füsun Onur’un doğup büyüdüğü, hâlâ da ablası İlhan Onur’la birlikte yaşamakta olduğu ev olmasının yanı sıra, adeta sanatçının yaratımının temel taşı konumunda bir üretim üssü. Ev, konumlandığı arazi itibariyle ilginç bir sanatsal aktarıma da mekân olmuş. Vakıfların kayıtlarında evin tarihi ‘19’uncu yüzyıl sonu’ olarak tescillenmiş. Kendisi de Kuzguncuklu olan Mimar Sinan Genim, yaptığı araştırmada bu arazinin meşhur Köprülüzadeler’den Hafız Ahmet Paşa Vakfı’na kayıtlı çeşitli mülklerin arazisi olduğunu ortaya koymuş. Fakat benim sanatsal aktarım olarak tanımladığım tatlı bir tesadüf bundan daha eskiye dayanıyor. Vakfıye kayıtlarında dikkati çeken detay, Sultan III. Murad Surnamesi’ni minyatürleyen nakkaş Hasan Paşa’ya ait bir yapının ‘Nakkaş Paşa Yalısı’ adıyla bu arazide yer aldığını gösteriyor. Osmanlı minyatürüne bir ekol getiren nakkaşın evinin bulunduğu bu yerde, 1938’de, evini merkez alan bir üretim modelini benimseyecek bir sanatçı doğuyor: Füsun Onur!”

  • Sanatçılar için misafir ev

Birtakım küçük tadilatlarla bugüne tamamen orijinal olarak gelen yalının yapım yılı, Nakkaş Paşa Yalısı’nın 1872’de yanmasından hemen sonra. Füsun ve İlhan Onur kardeşler, yalıya babalarına duydukları sevgi ile “Hayri Onur” ismini uygun görmüşler. Her köşesinden sanat ve hayal gücü fışkıran bu evi, iki kardeş müze-ev olarak kullanılmak üzere 2021’de Vehbi Koç Vakfı’na bağışladı. Buna göre kardeşlerin yaşam alanı olan giriş katı korunacak, üst kat sanatçılar için misafir evine dönüştürülecek, Füsun Onur’un atölyesi ise konuk sanatçıların kullanımına açılacaktı. 17’nci yüzyılda bir saray nakkaşının toprağını arşınladığı bu arazide 70 yıla yakın süredir sanat üreten Füsun Onur’un ardından bambaşka disiplinlerden farklı sanatçılar yeni işler üretmeye devam edecek.”

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo