
Erişkin skolyozunda egzersizler hastaya özel planlanmalı
Erişkin skolyozu, çocukluk döneminden kalan bir omurga eğriliğinin zaman içinde ilerlemesiyle ortaya çıkabileceği gibi yaşa bağlı dejeneratif değişiklikler sonucunda da gelişebilir. Disklerdeki yıpranma, omurga eklemlerindeki değişiklikler ve kas gücündeki azalma; bel ve sırt ağrısı, duruş bozukluğu, denge sorunu, yürüme güçlüğü ve hareket kısıtlılığına yol açabilir.
Eğrilik derecesi tek başına yeterli değildir
Skolyoz yalnızca omurganın sağa veya sola doğru eğilmesi değildir. Omurgayı ve göğüs kafesini üç boyutlu olarak etkileyen bu duruma gövde rotasyonu, omuz ve kalça dengesizliği ile solunum düzenindeki değişiklikler de eşlik edebilir.
Bu nedenle değerlendirme yalnızca röntgende ölçülen Cobb açısına dayanmamalıdır. Hastanın ağrı düzeyi, kas kuvveti, omurga hareketliliği, denge durumu, solunum kapasitesi ve günlük yaşamda yaşadığı kısıtlılıklar birlikte ele alınmalıdır.
Aynı eğrilik derecesine sahip iki hastanın şikâyetleri ve fiziksel kapasitesi birbirinden farklı olabilir. Bu nedenle her hastaya aynı egzersiz programının uygulanması uygun değildir.
Schroth yöntemi omurgayı üç boyutlu ele alır
Schroth yöntemi, skolyoza bağlı gövde asimetrilerini üç boyutlu olarak değerlendiren egzersiz temelli bir fizyoterapi yaklaşımıdır. Uygulama öncesinde eğriliğin yönü, gövde rotasyonu, omuz ve kalça dengesi, kas kuvveti, solunum düzeni ve hareket kapasitesi değerlendirilir.
Bu değerlendirmelerin ardından hastaya özel bir egzersiz programı hazırlanır. Yöntemin temel hedefleri; omurgayı uzatmak, gövdeyi kontrollü biçimde hizalamak, nefesi içe çökmüş bölgelere yönlendirmek, düzeltilmiş pozisyonu kaslarla korumak ve kazanılan kontrolü günlük yaşama aktarmaktır.
Egzersizlerin içeriği ve yoğunluğu; hastanın yaşı, ağrı düzeyi, eğriliğin yapısı, fiziksel kapasitesi ve eşlik eden sağlık sorunlarına göre belirlenmelidir.
Hareketsizlik şikâyetleri artırabilir
Bel ve sırt ağrısı yaşayan bazı hastalar, hareketin omurgaya zarar vereceğini düşünerek günlük aktivitelerini azaltabilir. Ancak uzun süreli hareketsizlik; kas gücünde azalmaya, eklem hareketlerinin kısıtlanmasına ve mevcut şikâyetlerin artmasına neden olabilir.
Bu nedenle fiziksel aktivite tamamen bırakılmamalıdır. Yürüyüş, denge, esneklik ve kuvvetlendirme çalışmaları, hastanın fiziksel kapasitesi ve güvenli sınırları dikkate alınarak kademeli biçimde uygulanmalıdır.
Uzun süre aynı pozisyonda kalmak, yükü sürekli tek tarafta taşımak ve kontrolsüz biçimde ağırlık kaldırmak da şikâyetleri artırabilir. Doğru oturma, ayağa kalkma, yük taşıma ve çalışma pozisyonlarının öğrenilmesi fizyoterapi sürecinin önemli bir parçasıdır.
Başarı yalnızca röntgenle ölçülmemelidir
Schroth egzersizlerinin erişkin omurgasını tamamen düzleştirdiğini söylemek bilimsel açıdan doğru değildir. Erişkinlerde bu yöntem üzerine yapılan geniş kapsamlı ve uzun süreli çalışmalar henüz sınırlıdır.
Bununla birlikte bilimsel çalışmalar, skolyoza özgü egzersizlerin ağrı yönetimi, duruş kontrolü, denge, hareket kapasitesi ve günlük yaşam fonksiyonları üzerinde yarar sağlayabileceğine işaret etmektedir.
Bir hastanın Cobb açısı değişmeyebilir. Buna karşın daha rahat yürümesi, gün sonunda daha az ağrı hissetmesi, masa başında daha uzun süre kalabilmesi ve günlük işlerini daha bağımsız sürdürebilmesi, klinik açıdan önemli bir kazanım kabul edilebilir.
Bu nedenle başarı yalnızca röntgende görülen eğrilik derecesiyle değerlendirilmemelidir. Ağrı düzeyi, dayanıklılık, denge, yürüme kapasitesi, günlük yaşam performansı ve yaşam kalitesi de takip edilmelidir.
Mucize değil, güçlü bir yönetim aracıdır
Schroth yöntemi, erişkin skolyozunu tamamen ortadan kaldıran mucizevi bir uygulama değildir. Büyük ve sert bir eğriliğin birkaç egzersizle tamamen düzeleceği yönündeki ifadelerin bilimsel bir karşılığı bulunmamaktadır.
Ancak doğru değerlendirme, kişiye özel egzersiz programı ve düzenli takip ile uygulandığında; ağrının yönetilmesine, gövde kontrolünün gelişmesine, kas dayanıklılığının artmasına ve günlük yaşamın kolaylaşmasına katkı sağlayabilir.
Erişkin skolyozunda temel amaç yalnızca omurgadaki eğriliği değiştirmek değildir. Hastanın mevcut omurga yapısıyla daha dengeli, daha güçlü ve daha güvenli hareket edebilmesi de fizyoterapi sürecinin önemli hedefleri arasındadır.
Gerçek başarı bazen röntgendeki değişimde değil, kişinin yeniden daha rahat ve özgür hareket edebilmesinde görülür.












