İstanbul’un ritmini sahneye taşıyan festivalin arkasındaki isim: Özlem Adıgüzel
Genel
6 dk okunma süresi
HELLO!

İstanbul’un ritmini sahneye taşıyan festivalin arkasındaki isim: Özlem Adıgüzel

İF 2025, 1 milyonu aşan ziyaretçisi, 60 sanatçı ve 36 konserlik programıyla sadece bir etkinlik değil; gün boyu yaşanan, İstanbul’un ritmini anlatan bir şehir deneyimine dönüştü. Festivalin büyüyen kimliğini, uluslararası algısını ve 2026 hedeflerini dinledik.

Röportaj: Büşra Nazlan Üregül

İstanbul Festivali 2025’te, müziğin ötesine geçerek şehrin siluetinden ilham alan sahnesi ve çok katmanlı deneyim alanlarıyla bambaşka bir hikaye yazdı. Konserlerden e-spor alanlarına, gastronomiden sosyal sorumluluk projelerine uzanan geniş kurgusuyla şehirde yeni bir buluşma kültürü yaratan festivalin arkasındaki vizyonu, Focus İstanbul Etkinlik Yönetimi CEO’su Özlem Adıgüzel ile konuştuk.

HELLO!: İF 2025’i nasıl özetlersiniz? Önceki yıllarla kıyasladığınızda en belirgin farklar nelerdi?

Özlem Adıgüzel: İstanbul Festivali için 2025, bir ‘sıçrama yılı’ oldu. Festivalimiz dördüncü kez düzenlendi ve sadece katılımcı sayısıyla değil; içerik zenginliği, deneyim çeşitliliği ve uluslararası algı bakımından da önceki yıllardan farklı bir aşamaya geçti. Organizasyonel kaslarımız güçlendi, ekiplerimiz daha cesur kararlar alabildi ve izleyiciyle kurduğumuz ilişki çok daha derinleşti. Önceki yıllara kıyasla ölçek büyürken, aynı zamanda deneyim kalitesini artırmak en belirgin fark oldu. Aldığımız geri bildirimler ve sahadan gelen enerjiyi analiz ettiğimizde, artık İstanbul Festivali’nin hem şehirde hem de global ölçekte güçlü bir yer edindiğini net olarak söyleyebiliriz. Önceki yıllar daha çok kurumsal bir yapı oluşturma süreciydi; 2025 ise bu yapıların üzerine özgün bir kimlik inşa ettiğimiz yılı temsil etti.

HELLO!: İstanbul Festivali’nin dördüncü kez düzenlenmesi süreklilik açısından önemli bir eşik. Sizce bu devamlılık, festivalin kimliğini ve izleyiciyle kurduğu bağı nasıl güçlendirdi?

Ö. Adıgüzel: Dört yıl, bir festivalin gerçekten yerleştiğini gösteren kritik bir eşik. Bir etkinliğin sürekliliği, o etkinliğin artık yalnızca bir etkinlik olmadığını, seyircinin zihninde bir alışkanlık ve aidiyet duygusu yarattığını gösteriyor. Bu süreklilik, festivalin kimliğini netleştiriyor; neyi temsil ettiğimizi, hangi değerlerin arkasında durduğumuzu daha güçlü biçimde anlatmamıza imkan tanıyor. Aynı zamanda seyirciyle karşılıklı bir öğrenme süreci oluşuyor. Bu yıl gelen ziyaretçiler örneğin festival programını daha önceden biliyordu, deneyim alanlarını araştırmış, sahne takvimini planlamıştı. Bu da bize seyirciyle daha derin bir bağ kurma fırsatı verdi. Geri dönüşler artık yüzeysel değil, duygusal bir sahiplenmeye dönüştü.

HELLO!: Katılımcı sayısında ciddi bir artış yaşandı. İlginin bu denli büyümesini neye bağlıyorsunuz? Hangi faktörler bu artışı tetikledi?

Ö. Adıgüzel: Artışın temelinde tek bir faktör yok. Özellikle üç temel faktörden bahsedebiliriz. Bunların başında da erişilebilirlik geliyor. Giriş biletlerimizi 500 TL’den başlatarak festival deneyimini en geniş kitlelere ulaştırdık. Bir diğer faktör çeşitlilik. Konserlerin yanı sıra e-spor alanlarından 3x3 basketbol turnuvalarına, çocuk eğlence alanlarından gastronomi deneyimlerine kadar gün boyu süren zengin bir içerik sunduk ve festivalin bu sosyal atmosferi, ilgiyi sürekli besledi. Üçüncü olarak, konserlerdeki program zenginliğinden bahsedebiliriz. Yerli ve güçlü isimlerin yanına dünya starlarını da ekleyerek her yaş ve ilgi grubuna hitap eden bir program oluşturduk. Sonuç olarak 2025’te yaklaşık 1 milyon ziyaretçiyle önceki yılın rekorunu kırdık. İstanbul Festivali katılımcılar için artık İstanbul’un temel buluşma alanlarından biri diyebiliriz.

HELLO!: Bir organizatör olarak sizi en çok gururlandıran an hangisiydi?

Ö. Adıgüzel: Seyirci sayısının 1 milyonu aşması ve Jennifer Lopez, Yıldız Tilbe gibi konserlerdeki katılım rakamları rekor üstüne rekorlar kırdı; ancak beni en çok gururlandıran, insanların festival alanında gün boyu vakit geçirmek için plan yapması oldu. Festivali sadece kültürel bir etkinlikten, birkaç konserden ziyade bir yaşam alanı olarak benimsemeleri, bizim festival kurgumuzun ne kadar doğru yönde olduğunu gösterdi.

HELLO!: Festivalin sanatçı karması her yıl merak konusu oluyor. Programı oluştururken nasıl bir denge kurmaya çalıştınız?

Ö. Adıgüzel: Programı oluştururken ana hedefimiz kapsayıcılıktı. Bu yıl programımızda yaklaşık 60 sanatçı ve 36 konser yer aldı. Yerli müzik sahnesinin sevilen isimleriyle birlikte uluslararası starları da aynı sahnede buluşturduk. Bu yaklaşım hem yerel izleyiciyi memnun etti hem global ölçekte dikkat çekmemizi sağladı. Yine popüler olanla alternatif olanı, yerel olanla global olanı dengede tutmaya özen gösterdik. Çünkü İstanbul Festivali tek bir müzik türüne değil, çok sesliliğe inanıyor.

HELLO!: Sanatçılar arasında öne çıkan performanslar hangileriydi? Sahneden ve seyirciden aldığınız geri dönüşler nasıldı?

Ö. Adıgüzel: Birçok performans festival tarihine geçecek nitelikteydi. Özellikle Jennifer Lopez’in sahne şovu, dünya turunun en büyük sahnesi için tasarlanmıştı ve bu, seyirciden büyük takdir topladı. Performans sonrası sosyal medya ve alan içi geri bildirimler konsantrasyon, prodüksiyon kalitesi ve ambiyanstan övgüyle bahsediyordu. Yine Yıldız Tilbe konserinde seyircinin coşkusu, sanatçının performansını daha da yukarı taşıdı. Bu karşılıklı etkileşim çok kıymetliydi. Bu yıl da önceki yılın katılım rakamı kırıldı.

HELLO!: Jennifer Lopez konseri uluslararası ölçekte konuşulan başlıklardan biri oldu. Bu konser festival algısına nasıl bir katkı sağladı?

Ö. Adıgüzel: Jennifer Lopez konseri, İstanbul Festivali’nin geldiği noktayı dünyaya gösteren çok güçlü bir referans oldu. Bu konserle birlikte festival, uluslararası basında ve global müzik çevrelerinde daha görünür hale geldi. Aynı zamanda İstanbul’un büyük prodüksiyonlara ev sahipliği yapabilecek bir şehir olduğunu bir kez daha kanıtladı.

HELLO!: İF 2025 sahnesi oldukça dikkat çekiciydi. Sahne tasarımında nasıl bir vizyonla ilerlediniz?

Ö. Adıgüzel: Sahnemizi sadece bir performans alanı olarak değil, konsept ve mimari hikaye taşıyan bir yapı olarak kurguladık. İstanbul’un kentsel siluetinden ilham alan tasarımıyla sahne, sanatçı performanslarını şehirle bağ içinde sunan bir deneyim noktası haline geldi. Bu yaklaşım sahnenin sadece bir sahne değil, bir anlatı alanı olarak algılanmasını sağladı. Görsel dünya, ışık ve ses tasarımı, seyircinin sahneyle duygusal bir bağ kurmasını sağlayacak şekilde planlandı.

Amacımız, her konsere özel bir atmosfer yaratmaktı. Bunu başardığımızı gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Avrupa’nın en şık, en büyük ve teknik imkanları en kapsamlı sahnelerinden birini kurguladık. Sahneye bir yapı olarak değil, “Sen muhteşem bir detaysın!” temasını somutlaştıran bir deneyim alanı olarak yaklaştık. İstanbul’un çok katmanlı kimliğini, enerjisini ve ritmini yansıtan bir anlatı dili kuruldu. Işık, ses ve mimari detayların her biri izleyiciye şunu söyledi: Bu büyük prodüksiyonun merkezinde yalnızca sanatçı değil, alandaki her bir seyirci var. Çünkü İstanbul Festivali’nde deneyimi asıl muhteşem kılan, o bütünün içindeki her bir detay, yani seyircinin kendisi.

HELLO!: Festival alanında markalar için kurgulanan deneyim alanlarını tasarlarken temel yaklaşımınız neydi?

Ö. Adıgüzel: Marka alanlarını, festival deneyimini zenginleştiren unsurlar olarak kurguladık. Hedefimiz hiçbir zaman festivale gelen ziyaretçinin sadece bir reklam görmesi olmadı; etkileşimli, katılımcının içinde yer aldığı bir deneyim yaşaması oldu. 90’dan fazla markanın katıldığı 2025’te, her marka kendi etkinliğini ve dinamiğini sahaya taşırken festival atmosferine doğrudan katkı sağladı.

HELLO!: Kurulan iş birliklerinde klasik sponsorluk anlayışının ötesine geçildiğini görüyoruz. İF’te marka deneyimini nasıl tanımlıyorsunuz?

Ö. Adıgüzel: İstanbul Festivali’nde marka deneyimini klasik “Sponsor olun, logo görünsün” anlayışının ötesine taşıdık; burası markaların seyirciyle doğrudan iletişim kurduğu, birlikte ‘yaşanan’ ve ‘hatırlanan’ bir alan oldu. Festival alanında 90’dan fazla markaya ait deneyim noktaları, gastronomi alanları ve etkileşimli aktiviteler yer aldı ve bunlar ziyaretçilere tekil temaslardan çok gerçek deneyimler sunan yapı taşları olarak kurgulandı. Markalar, alandaki varlıklarını görünürlüğün ötesine taşıyarak tüketicilerle birebir temas kurdu, geri bildirim aldı ve ürünlerini festival deneyiminin doğal bir parçası haline getirdi. Bu yaklaşım, festivalin canlı ekosisteminde markaları paydaş ve deneyim ortağı olarak konumlandırdı. Seyirci markayla sadece karşılaşmadı, onunla etkileşime geçti.

HELLO!: STK’larla yapılan iş birlikleri de festivalin sosyal boyutunu güçlendirdi. Bu tür ortaklıkların İF için anlamı nedir?

Ö. Adıgüzel: Festivalimizin sosyal boyutu bizim için kritik. Toplum Gönüllüleri Vakfı, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı, İyilik İçin Sanat Derneği, Koruncuk Vakfı gibi Türkiye’nin en değerli STK’larıyla iş birlikleri kurduk. Gençlerin gönüllülük projelerine katılımını destekleyen çalışmalardan atıkların geri dönüşüm sistemiyle bağışa dönüştürülmesine kadar birçok inisiyatif yürüttük. Bu projeler, festivali sadece eğlenceyle sınırlı bırakmayıp toplumsal fayda üreten bir alana dönüştürdü.

HELLO!: Şimdiden merak edilen bir diğer konu da İF 2026. Bu yıl için nasıl hedefler belirlediniz?

Ö. Adıgüzel: 2026 yılının 2025’in de ötesinde olmasını planlıyoruz. Bizim için festivalin bitiş tarihi, aynı zamanda önümüzdeki festivalin hazırlıklarının başlangıç tarihi oldu. Daha şimdiden pek çok yeni, güzel gelişme var. Özellikle dünyaca ünlü starlarla önemli görüşmeler yapıyoruz. Deneyim alanları için de çeşitliliği artıracak yeni kurgularımız söz konusu. Bu yılki temel hedefimiz İstanbul Festivali’ni dünya ve özellikle Avrupa çapında çekim merkezi oluşturan bir festival olarak konumlandırmak olacak.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo