Güven, sır ve oyun arasında Burak Deniz & Hilal Altınbilek: Gerçek bağ, ortak sırlardan doğar"
Genel
17 dk okunma süresi
HELLO!

Güven, sır ve oyun arasında Burak Deniz & Hilal Altınbilek: Gerçek bağ, ortak sırlardan doğar"

Sezonun en ses getiren dizilerinden 'Sahtekârlar'ın Asya’sı Hilal Altınbilek ve Ertan’ı Burak Deniz ile Pera Palace’ın zamansız atmosferinde buluştuk. İki güçlü oyuncu, Sahtekârlar üzerinden güveni, yalanı, insanı insan yapan kırılma anlarını; kamera önünde kurulan ortak sırların nasıl gerçek bir bağa dönüştüğünü Best of Hello! özel sayımız için anlatırken yeni yıl dileklerini de paylaşıyor.

Röportaj: Sinem Kın

Fotoğraf: Burcum Baygut

Styling: İbrahim Duman

Saç: Doğukan Tuncer

Makyaj: Burcu Taş

Video: Ahmet Taymi

Fotoğraf Asistanı: Selim Kılıç / Boom Production

Styling Asistanı: Nida Kuşdoğan, Yusuf Emre Akbulut

Saç Asistanı: Yiğit Karadağ

Makyaj Asistanı: Dilan Şahin

Güvenin en kırılgan, gerçeğin ise en sarsıcı haliyle sınandığı bir hikaye… ‘Sahtekarlar’, izleyiciyi yalanın, zekanın ve vicdanın iç içe geçtiği bir dünyaya davet ederken; Burak Deniz ve Hilal Altınbilek için de oyunculukta bambaşka bir alan açıyor. Pera Palace’ın tarih kokan salonlarında bir araya gelen ikili, hem karakterlerinin ahlaki ikilemlerini hem de kendi hayatlarında güven, kontrol ve bağ kurma kavramlarının nerede durduğunu samimiyetle paylaşıyor. Kamera önünde kurulan ortak sır hissi, bu röportajda kelimelere dökülen gerçek bir yakınlığa dönüşüyor.

HELLO!: ‘Sahtekarlar’; güven, yalan ve zeka oyunları üzerine kurulu bir hikaye anlatıyor. Senaryoyu ilk okuduğunuzda sizi “Tamam, bu işin içindeyim” dedirten ne oldu?

Hilal Altınbilek: Senaryoyu ilk okuduğumda, Asya’nın zor hayat şartlarında ayakta kalmak için başvurduğu o zekice oyunlar ve aynı zamanda içindeki vicdan mücadelesi beni çok etkiledi. “Bu hikayede herkes sahtekar” mottosuyla başlayan bir dünyada, Asya gibi bir karakterin hem kırılgan hem de güçlü yanlarını oynamak her oyuncunun iştahını kabartır...

Burak Deniz: ‘Sahtekarlar’ sizin de söylediğiniz gibi birçok öğeyi bir arada bulunduran, karakterlerin birbirleriyle olan ilişkisini ve olayları çok farklı bir şekilde ele alan, bugüne kadar izlediğimiz birçok projeden daha inişli çıkışlı bir senaryoya sahip. Bu denli karmaşık ve çapraz ilişkiler ağında neler çıkacağını çok merak etmekle birlikte yazılanın ya da ilk akla gelenin de seyirciye gösterilmeyeceğini biliyordum... Aksine oyuncuların dahi tahmin edemediği bu senaryoda sonlar nereye bağlanacak, “Başımıza neler gelecek?” sorusu beni hâlâ heyecanlandıran temel unsurlardan biri oldu.

HELLO!: Dizide hikaye, ‘gerçek sandığımız hayatın bir anda yerle bir olması’ fikri üzerine kurulu. Böyle bir gerçekle yüzleşmek sizce insanı en çok hangi noktadan kırar?

H. Altınbilek: Gerçek sandığımız hayatın yerle bir olması, en çok güvendiğiniz insanların sizi vurması sadece dizilerde olmuyor. Bunların hepsi gerçek hayatın yansıması zaten. Biz oyuncu olarak böyle bir hikayenin içinde karakterlerimizi ete kemiğe büründürürken zorlanıyoruz, bunu yaşayan insanların baş ettikleri duygu ve durumları düşünemiyorum bile.

B. Deniz: Böyle bir gerçekle yüzleşmek insanı önce hayata karşı kırar diye düşünüyorum. Etrafındaki herkese ve hatta kendine bile güven kaybı yaşatır. Hayata direncini kırar vs. vs… Bilemiyorum, hayatının her noktasından kırılır insan.

HELLO!: Dizi boyunca karakterler, gerçeği öğrenmenin mi yoksa gerçeği gizlemenin mi daha yıkıcı olduğu sorusuyla sınanıyor. Sizce insan her gerçeği bilmek zorunda mı?

H. Altınbilek: Bence bu, karşınızdaki insanlara da bağlı. Ama genel hissiyatım; hayır, insan her gerçeği bilmek zorunda değil. Dizide gördüğümüz gibi, bazı gerçekler ortaya çıktığında yıkım getiriyor. Gerçeği gizlemek bazen korumak için gerekli oluyor, özellikle sevdiklerini korumak adına. Ama uzun vadede gizlenmiş gerçekler yalanlarla kuvvetlendirilmeye çalışılırsa o zaman zincir kırılıyor ve her şey daha yıkıcı hale gelebilir.

B. Deniz: İnsan her gerçeği bilmeli mi, her şeyden haberdar olmalı mı? Bu sorunun cevabını ben de hâlâ bilmiyorum açıkçası ama direkt bir cevap vermem gerekirse; eninde sonunda ortaya çıkan gerçeklik en iyisidir sanırım. Biraz kırar, döker, fazlasıyla dağıtır belki insanı ama yine de bir yalanın içinde yaşamak daha zor olmalı diye düşünüyorum.

HELLO!: Dizide karakterler sürekli bir adım önde olmaya çalışıyor. Gerçek hayatta sizi daha çok zorlayan hangisi: Birine güvenmek mi, kontrolü bırakmak mı?

H. Altınbilek: Gerçek hayatta beni en çok kontrolü bırakmak zorluyor. Dizide Asya da sürekli bir adım önde olmaya çalışıyor ama Ertan’la ortak oyunda kontrolü paylaşmak zorunda kalıyor. Güvenmek kolay değil ama kontrolü tamamen bırakmak... O daha korkutucu; çünkü Asya gibi zor şartlarda büyüyünce her şeyi kendin yönetmek istiyorsun.

B. Deniz: Ben birine güvenmenin bir taraftan da kontrolü bırakmak olduğunu düşünenlerdenim. Bu gibi ikilemlerde daha çok dengede kalmaya çalışıyorum; çünkü ne fazla kontrolü bırakmak ne de fazla güvenmek... İkisi de dengeleri bozan şeyler olabiliyor. İkisinden de azar azar, kararında bir duygu kontrolü ile ilerlemek en mantıklısı gibi geliyor.

HELLO!: Birbirinizle oynamak nasıl bir deneyim oldu? Partner olarak sizi en çok rahatlatan tarafınız ne?

H. Altınbilek: Burak sette çok enerjik, esprili ve keyiflidir… Aynı zamanda konsantrasyonu güçlü bir oyuncu, o yüzden onunla oynarken kendini hemen oyunun içinde hissetmek gayet kolaylaşıyor.

B. Deniz: Hilal’le ilk kez bu proje için tanıştık ve çalışma şansı yakaladık. Hem ilk kez çalıştığım bir oyuncuyu hem de daha önce yakından tanımadığım birini keşfetmek benim için oldukça keyifli oldu. İlk günden çok iyi anlaştık. Projenin, senaryonun ve ekibin ne kadar kıymetli olduğunun ikimiz de çok farkında olarak sarıldık karakterlerimize. O yüzden birbirimizi hem oyun hem de moral açısından karşılıklı motive edişimiz çok değerli geliyor bana.

HELLO!: Karşılıklı sahnelerde sizi en çok besleyen ya da şaşırtan şey ne oldu?

H. Altınbilek: Biz çok benziyoruz aslında. Bunu, onu tanımadan önce de hissediyordum, şaşırdığım şey ise inanılmaz bir enerjisi ve espri yeteneğinin olması.

HELLO!: Sette biri diğerini daha çok güldüren taraf mı, yoksa daha ciddi olan mı?

H. Altınbilek: Sette kesinlikle Burak daha çok güldüren taraf! Ben daha ciddi kalmaya çalışıyorum ama onun yanında çok zor.

B. Deniz: Sanırım güldüren taraf benim. Aslında bütün set öyleyiz biraz, herkes çok eğleniyor. Herkes çok komik ama genelde benden çıkıyor güldürmeler.

HELLO!: Burak, canlandırdığın karakter Ertan, gerçek babasını hayatının çok geç bir noktasında öğreniyor. Bunu gerçek hayatta sen yaşasaydın, ilk refleksin ne olurdu: Yüzleşmek mi, uzaklaşmak mı?

B. Deniz: Dediğim gibi en kötü gerçek en iyi yalandan daha iyidir diye düşünürüm ben hep. O yüzden ne kadar zor olursa olsun yüzleşmeyi tercih ederdim.

HELLO!: Böyle bir gerçekle karşılaşmanın insanın kimlik duygusunu sarsacağını düşünüyoruz. Bu hikayeyi oynarken seni en çok zorlayan duygu neydi: Öfke mi, hayal kırıklığı mı, yoksa boşluk hissi mi?

B. Deniz: Hayal kırıklığı ve ani gelen yalnızlık duygusu. Ertan’ın hissettiği yalnızlık duygusu beni hem çok üzdü hem ona karşı bir empati geliştirmemi sağladı. Ama bir insanın hayatta bir günde kendini bu kadar yalnız hissetmesi gerçekten çok zor bir durum olsa gerek.

HELLO!: Karakterin için “Bildiğim geçmiş mi, öğrendiğim gerçek mi?” ikilemi çok güçlü. Senin için geçmiş mi, gerçek mi insanı tanımlar?

B. Deniz: Geçmiş yoğurur, gösterir ve öğretir ama gerçek tanımlar... Cevabım tam da bu olurdu.

HELLO!: Bir noktada karakterin, babasını tanımakla onu affetmek arasında sıkışıyor. Sizce affetmek, anlamaktan mı geçer yoksa bazen sadece vazgeçmek midir?

B. Deniz: Sorunun cevabı içinde saklı gibi aslında. Bu saydıklarınız birbiriyle çok ilişkili, birbirini etkileyen kavramlar. Hangi an hangisi daha ön planda olur tahmin etmek zor. Ama anlamaya çalışmak affetmenin yolunu açar. Bazen de insan ne yaparsa yapsın affedemez, o zaman da vazgeçmek zorundadır. Önemli olan kendini duruma göre en doğrusunu yaptığına ikna edebilmek. O da zor bir karar gerçekten.

HELLO!: Hilal, senin canlandırdığın karakter Asya, Ertan ile bir adamı kendi babası olduğuna inandırmak için bilinçli bir oyunun parçası oluyor. Bu noktada seni oyuncu olarak en çok düşündüren şey neydi?

H. Altınbilek: Asya’nın Ertan’la Hidayet’e büyük bir oyun kurması, bir adamı kendi babası olduğuna inandırmak için bilinçli bir sahtekarlık yapması... Beni oyuncu olarak en çok düşündüren, bu oyunun Asya’nın vicdanını nasıl etkileyeceğiydi. Hayatta kalmak için mi yapıyor, yoksa başka bir amacı mı var? O gri alanı oynarken sen karar veriyorsun buna.

HELLO!: Asya bir yandan hayatta kalmaya çalışıyor, bir yandan da ciddi bir ahlaki sınav veriyor. Sen bu sınırı okurken nerede durdun?

H. Altınbilek: Asya hayatta kalmaya çalışırken gerçekten ciddi bir ahlaki sınav veriyor. Ben bu sınırı okurken, ‘iyi bir amaç için yalanın’ nerede bittiğini düşündüm. Asya için aile her şey, o yüzden sınırını ailesini korumak olarak çizdim. Fakat hikaye ilerledikçe çok daha fazla sahtekarlıklara şahit olmak ve birine aşık olmak Asya için fikirlerinde değişkenlik yaratabiliyor.

HELLO!: Gerçek hayatta biri sana ‘iyi bir amaç için yalan söylemek’ zorunda kalsa, bunu ne kadar tolere edebilirsin?

H. Altınbilek: Eğer o amaç gerçekten masumsa ve kimseye zarar vermiyorsa tolere edebilirim. Ama dizideki gibi büyük yalanlar zinciri olursa, güven kırılır. Asya gibi, ben de sevdiklerim için anlayış gösteririm ama sınırım var.

HELLO!: Karakterin için en zor anın, oyunu kurmak mı yoksa oyunun içindeyken kendine yabancılaşmak mı olduğunu düşünüyorsun?

H. Altınbilek: Oyunu kurmak her zaman zevklidir ama oynarken zevk almamaya başladığında karakterine de kendine de yabancılaşmaya başlarsın bence.

HELLO!: Hikaye gereği birlikte bir ‘oyunun’ parçası oluyorsunuz. Kamera önünde bu ortak sır hissini kurmak zor muydu, yoksa sizi birbirinize daha mı çok bağladı?

H. Altınbilek: O ‘ortak sır’ hissini kurmak hiç zor olmadı, aksine bizi daha çok bağladı. Sahnelerde birbirimize güvenebiliyoruz, o sır paylaşımı gerçek bir bağ yaratıyor.

HELLO!: Eğer bu hikaye gerçek hayatta yaşansaydı, sizce karakterleriniz bu oyunun sonuna kadar birlikte kalabilir miydi?

H. Altınbilek: Asya ve Ertan gibi karakterler bu oyunun sonuna kadar birlikte kalabilir miydi? Bence evet; çünkü dizide gördüğümüz gibi yalanlar arasında gerçek bir bağ oluşuyor. Ama gerçek hayat daha acımasız, belki dayanamazlardı.

B. Deniz: Çok büyük bir amaç var ortada aslında. Bence kalmalı ama bilemiyorum, gerçek hayat için çok iddialı ve zor bir durum gerçekten.

HELLO!: Birbirinizi üç kelimeyle anlatmanızı istesek, bu üç kelime ne olurdu?

H. Altınbilek: Burak’ı üç kelimeyle anlatmam gerekirse: Zeki, eğlenceli ve enerjinin dünyada vücut bulmuş hali.

B. Deniz: Çalışkan, mükemmeliyetçi, yetenekli.

HELLO!: Oyunculuk senin için bugün ilk başladığın zamankinden nasıl bir yerde duruyor? Zamanla değişen ne oldu?

H. Altınbilek: Oyunculuk benim için hâlâ aynı heyecanla duruyor; ama zamanla daha olgunlaştı. İlk başladığımda her şey yeni ve keşif doluydu, şimdi ise her rolle kendimi daha fazla zenginleştiriyorum. Değişen şey, kendimi daha çok keşfetme arzusu içindeyim; oyunculuk için de kendi hayatım için de…

B. Deniz: Oyunculuğa ilk başladığımda bu meslek benim için daha çok kendimi kanıtlama alanıydı. Beğenilmek, doğru rolü almak, ‘iyi’ bir oyuncu olduğumu göstermek önemliydi. Zamanla fark ettim ki oyunculuk aslında bir sonuç değil, bir hal. Bugün daha az acelem var. Daha az şey ispatlamaya çalışıyorum ama daha çok dinliyorum. Kendimi değil, hikayeyi merkeze koyuyorum. Teknik olarak daha donanımlıyım belki ama asıl değişen şey cesaretim: Bilmediğim yerde durabilme, kırılgan olmaktan korkmama cesareti. Eskiden rol bana ne katacak diye bakardım, şimdi ben role ne kadar dürüstçe hizmet edebileceğimle ilgileniyorum. Oyunculuk artık hayatımdan ayrı bir şey değil; hayata bakma biçimim. Hâlâ zor, hâlâ ürkütücü ama tam da bu yüzden canlı.

HELLO!: Bir karakteri çalışırken seni en çok heyecanlandıran aşama hangisi: Hazırlık süreci mi, sette o anı yaşamak mı?

H. Altınbilek: İkisinin de o kadar farklı heyecanları var ki… Hazırlık sürecinin heyecanı daha kaygılı ama günden güne rahatlayan bir kaygı. Çünkü her gün karakterinle ilgili bir şeyleri oturtuyorsun kafanda. Fakat sette o anı yaşamak benim için en güzel heyecanlarımdan biri.

B. Deniz: Hazırlık süreci beni çok besliyor ama asıl heyecan sette, o anı gerçekten yaşadığım yerde başlıyor. Çünkü hazırlık bir güven alanı, set ise bilinmez. Kamera açıldığında her şey değişebiliyor; partnerin, mekan, o günkü ruh halin… O kontrolsüzlük hissi beni canlı tutuyor.

HELLO!: Kendini oyuncu olarak geliştirmek için hâlâ bilinçli olarak yaptığın şeyler var mı?

H. Altınbilek: Hâlâ gözlemliyorum ve bu bana çok iyi geliyor. İki sene ara da versem asla bir önceki projemde olduğum gibi hissetmiyorum gözlemlerim sayesinde.

B. Deniz: Evet, var. Düzenli olmasa bile izlemeye, okumaya, kendimi beslemeye çalışıyorum. Set dışında insanları gözlemlemek hâlâ çok işime yarıyor. Bir de zaman zaman durup kendime “Burada neyi daha iyi yapabilirdim?” diye sormaya çalışıyorum. Öğrenme hali bitmedi, bitsin de istemiyorum ki...

HELLO!: Bir projede seni gerçekten ikna eden şey ne oluyor: Senaryo, yönetmen, partner ya da his mi?

H. Altınbilek: Evet, hepsinin önemi çok fazla fakat beni ilk çeken şey karakter ve hikaye oluyor.

B. Deniz: Tek bir şey olmuyor aslında. Senaryo çok önemli ama tek başına yetmeyebiliyor. Hikayenin bana bir yerden dokunması, karakterle kurduğum ilk bağ belirleyici oluyor. Partnerler ve yönetmen de çok etkili; birlikte nasıl bir dil kurabileceğimizi hissetmek istiyorum. En sonunda da biraz his meselesi… Okurken içimde “Bunu denemek isterim” diyen bir yer varsa, orası beni ikna ediyor.

HELLO!: Bugüne kadar oynadığın roller içinde senin için en çok ‘beni ben yapan’ karakter hangisiydi?

H. Altınbilek: Beni izleyicilerle en çok buluşturan Züleyha karakteriydi ama oynarken en çok keyif aldığım rol de ‘Şahane Hayatım’daki Şebnem’dir.

B. Deniz: Bilmem… Her rol bana ve benimle ilgili imaja bambaşka ivmeler kazandırdı. ‘Yarım Kalan Aşklar’ bir ayraç olabilir ama... Sınırlarım konusunda bana çok şey gösteren bir hikayeydi diyebilirim.

HELLO!: Oyunculukta artık ‘hayır’ demeyi öğrendiğin şeyler var mı?

H. Altınbilek: Tabii ki insan ne yaparsa yapsın ‘hayır’ demesi gereken şeyleri muhakkak öğrenmeli.

B. Deniz: Zamanla bazı şeylere ‘hayır’ demeyi öğrendim ama bu, daha çok kendimi dinlemekle ilgili. Aynı yerde döndüğümü hissettiğim, bana yeni bir şey açmayan işlerde durup düşünmeye çalışıyorum. Hâlâ hevesimi ve merakımı canlı tutacak projelerde olmak istiyorum; hayır demek de bazen buna hizmet ediyor.

HELLO!: Kariyerinde seni zorlayan ama aynı zamanda büyüten bir rol deneyimini anlatır mısın?

H. Altınbilek: Kariyerimde beni zorlayan ama büyüten rol Şebnem’di, ‘Şahane Hayatım’da. Hırslı ve kamufle bir hayat yaşayan bir kadın, vicdanını temiz tutmak... O gri alanı oynamak zorladı ama empati gücümün sınırlarını zorlattı.

B. Deniz: ‘Maraşlı’ benim için gerçekten zorlayıcı ama çok öğretici bir deneyimdi. Hem fiziksel hem duygusal olarak taşıması ağır bir karakterdi; kolayca konfor alanına düşebileceğim bir yer değildi. O rol bana sabretmeyi, sınırlarımı daha yakından tanımayı öğretti. Bitirdiğimde “İyi ki yapmışım” dediğim ama süreçte beni epeyce büyüten işlerden biri oldu.

HELLO!: Bugün genç bir oyuncu sana gelse ve tek bir tavsiye istese, ona ne söylersin?

H. Altınbilek: Sadece tek yapman gereken şey bütün kalbinle inan ve öyle oyna derdim.

B. Deniz: Tek bir tavsiye verecek olsam, sanırım şunu söylerdim: Merakını ve gözlem yeteneğini kaybetme. Rolün, senin bilmediğin bir hayatı yaşamak için bir kapı olduğunu unutma; insanları, hallerini, sessizliklerini izlemeye devam et. Öğrenmekten ve o çocukça merak heyecanından vazgeçme; çünkü oyunculuk aslında biraz da pişme, öğrenme hali.

HELLO!: Şu ara hayat senin için hangi ruh halinde akıyor?

H. Altınbilek: Kendi içinde dingin.

B. Deniz: Bu ara hayat bana sanki yavaşça akmayı, her anı fark ederek yaşamayı öğretiyor. Hâlâ yoğun, hâlâ hızlı ama eskisi gibi telaşlı değilim; daha çok durup nefes almayı, küçük detayları fark etmeyi önemsiyorum. İnsanlarla, hikayelerle ve kendi içimle bağlantıda kalmaya çalışıyorum. Her günün bana öğretecek bir şeyi olduğunu bilmek, akışın içinde güvenle kalmamı sağlıyor.

HELLO!: Setten sonra seni gerçekten hayata döndüren küçük bir ritüelin var mı?

H. Altınbilek: Eve döner dönmez köpeklerime sarılmak.

B. Deniz: Bütün ritüellerden önce bir uyumak.

HELLO!: Kamera kapandığında nasıl birisin?

H. Altınbilek: Kapanmadan önceki halimden uzaklaşmaya çalışan biri.

B. Deniz: Kamera kapandığında setin yoğunluğu ve rolün sorumluluğu geride kalıyor. Arkadaşlarla biraz sohbet ediyorum, bazen yalnız kalıp kendime dönüyorum. Mesela bazen bir sahneden sonra kendimi sessiz bir köşeye çekip derin bir nefes alıyorum, günün temposunu sindiriyorum. Rol bittiğinde biraz rahatlama, biraz yorgunluk ama en çok o anın tadını çıkarmaya çalışıyorum.

HELLO!: Set dışında seni en mutlu eden şey ne?

H. Altınbilek: Ailemle, arkadaşlarımla vakit geçirmek ve köpeklerimle tabii… Ve de kendim için planladığım programlarımı yerine getirmek.

B. Deniz: Set dışında beni en mutlu eden şey, gerçekten bana ait olan zamanlar. Sevdiklerimle sessiz sakin bir an paylaşmak belki, şahsi meselelerime eğilmek… Bir şey üretmek zorunda olmadığım, sadece olduğum haller. O anlar bana dengede olduğumu düşündürüyor. Şarj oluyorum.

HELLO!: Yoğunluk içinde yalnız kalmak sana iyi gelir mi?

H. Altınbilek: Yoğun set temposunda 15 dakikalık sufi nefes egzersizlerim var bana çok iyi gelen. Sürekli yapmaya çalışırım.

B. Deniz: Evet, yalnız kalmak bana iyi geliyor. Setin koşuşturmasından sonra evde sadece kendimle olmak, kafamı toplamak ve dinlenmek. O anlar, hem rahatlamamı hem de yeniden odaklanmamı sağlıyor.

HELLO!: Aşk hayatında senin için olmazsa olmaz ne?

H. Altınbilek: Huzur ve güven.

B. Deniz: Temelde güven ve dürüstlük sanıyorum. Karşımda kim olduğumu gösterebildiğim, kırılganlıklarımı paylaşabildiğim bir ilişki olmalı. Konuşmak kadar sessizliğin de anlaşılabildiği, birlikte var olmanın huzurunu hissettiren bir bağ benim için değerli.

HELLO!: Bugüne kadar seni en çok dönüştüren deneyim neydi?

H. Altınbilek: Çok kırılma noktası yarattığını düşündüğüm bir şey olmadı.

B. Deniz: Tek bir an ya da tek bir deneyim söylemek zor. Beni dönüştüren, yaşadığım deneyimlerin bütünü aslında. İşler, karşılaşmalar, hayal kırıklıkları, kayıplar, vedalar, beklemediğim sevinçler… Hepsi üst üste eklenerek bugünkü bakışımı oluşturdu biraz biraz. Mesela 2025 bana acele etmemeyi, her şeyin hemen anlaşılmak zorunda olmadığını öğretti. Dönüşüm de çoğu zaman büyük kırılmalardan değil, zaman içinde sessizce biriken şeylerden geliyor sanki.

HELLO!: Henüz yüksek sesle söylemediğin bir hayalin var mı?

H. Altınbilek: Hmm…

B. Deniz: Yok desem.

HELLO!: Kendinle ilgili en sevdiğin ve zorlandığın özellikler neler?

H. Altınbilek: Kendimle ilgili en sevdiğim özellik değişimi sevmem ve empati gücüm. Zorlandığım ise bazen sorumluluğu abartmam, planlı olmakta aşırıya kaçmak.

B. Deniz: Kendimde en sevdiğim özellik merakım ve gözlem eğilimim; insanları, hayatı, küçük detayları fark edebilmek beni aşırı besliyor. Zorlandığım tarafım ise bazen kendime fazla yükleniyorum ve eleştirel oluyorum. Gereksiz mükemmellik isteği bazen manasızca kendimi zorlamama yol açıyor. Ama sanırım ikisi de birbirini dengeliyor gibi de geliyor. Bunlar beni ben yapan da unsurlar tabii.

HELLO!: Beş yıl önceki haline bir cümle söyleyebilsen ne derdin?

H. Altınbilek: Lütfen anı yaşa…

B. Deniz: Her şeyi hemen çözmek zorunda değilsin; sabret, yol zaten seni dönüştürüyor.

HELLO!: 2025’i üç kelimeyle tarif etmeni istesek? Bu yılı hangi duyguyla hatırlayacaksınız?

H. Altınbilek: Özel bir seneydi benim için. Umut dolu, sınırlarımı zorladığım, iyi ki dediğim bir yıl.

B. Deniz: Yoğun, keşif, denge… 2025 öğretici bir yıl oldu benim için, güzel hatırlayacağım.

HELLO!: Sizin için bu yılın ‘iyi ki’ ve ‘keşke’lerini sorsak?

H. Altınbilek: İyi ki çok tatil yaptım, keşke daha fazla tatil yapsaydım.

B. Deniz: Bu yıl iyi ki bazı riskleri aldım diyebilirim. Keşke bazen daha fazla sabredebilseydim, bazı anları daha derin yaşayabilseydim. Ama sanırım ‘keşke’ler de büyümenin bir parçası.

HELLO!: Yeni yıldan en büyük beklentin ne?

H. Altınbilek: Kendimi ve hayatı daha çok keşfetmek ve daha çok neşelenmek için sebepler bulmak.

B. Deniz: Özellikle bir beklentiye girip sorumluluk yaratmak istemem yeni yılda ama güzel sürprizlerle gelebilir, lafım yok.

HELLO!: Hayatında değiştirmek istediğin bir alışkanlık var mı?

H. Altınbilek: Kararsız kalmak bazen beni çok zorlar, bu huyum biraz düzelse fena olmaz.

B. Deniz: Sanırım biraz sabırsız bir tarafım var; bazen her şeyi hemen çözmek istiyorum. Daha sakin ve süreçleri olduğu gibi kabullenmek gerekiyor bazen.

HELLO!: Kariyerinde seni bir adım öteye taşıyacak hayalin ne?

H. Altınbilek: Yıllar sonra geriye dönüp baktığımda iyi ki bu cesareti göstermişim dedirtecek işler yapmak, konfor alanımdan çıkıp beni hem oyuncu hem insan olarak dönüştüren roller oynamak.

B. Deniz: Kendime yapacağım yatırımlar hayalden sayılır mı bilmiyorum ama hem mesleğim hem de her geçen gün ileri giden ömrüm adına bana güven verecek öğretiler ve beceriler olabilir.

HELLO!: Geleceğe dair seni en çok heyecanlandıran şey ne?

H. Altınbilek: Keşfetme, öğrenme arzusu.

B. Deniz: Henüz hiçbir fikrimin olmayışı ve olamayışı.

HELLO!: Hayata artık daha net baktığın bir konu var mı?

H. Altınbilek: Huzurumun paha biçilemez olduğu.

B. Deniz: Kendi sınırlarımı, önceliklerimi, ne için çabalayıp neyi bırakmam gerektiğini bilmek.

Kısa... Kısa... Kısa...

HİLAL ALTINBİLEK

Sette enerjiyi yükselten taraf kim?

Burak enerjisi yüksek bir insan. Ben sakin tarafım. Dengeliyoruz çoğu zaman.

Planlı mı, spontane mi olmayı seversin?

Planlı olmayı severim, hatta bazı konularda aşırı planlıyım. Günümü organize etmek, sorumluluklarımı yönetmek bana huzur veriyor. Spontane anlar güzel ama genel olarak planlı olmak daha çok enerji ve huzur veriyor.

Güne kahveyle mi çayla mı başlarsın?

Kahvaltı etmek istersem çay ama bir şey yemek istemezsem kahveyle başlarım.

Set dışında kendini en iyi hissettiğin an?

Gün içindeki planlarımı yerine getirmek.

Vazgeçemediğin bir alışkanlık?

Çok düşünmek.

Bir süper gücün olsa ne isterdin?

Zamanı istediğimde durdurup istediğim zaman hızlanmasını isterdim.

Seni en hızlı motive eden şey?

Kahkaha atmak.

2026’ya girerken kendine verdiğin söz?

Yeni bir Hilal’le daha tanışmak.

BURAK DENİZ

Sette daha çok gülen taraf kim?

Sanırım ben.

Ezber mi, doğaçlama mı?

Ezberim iyiyse doğaçlamayı kullanırım.

Sabah insanı mısın, gece kuşu mu?

Sabah insanı.

Setten sonra ilk yaptığın şey?

Eğer çok yoğun bir set günü ise eve gidip bir an önce yalnız kalmak isterim.

Asla hayır diyemediğin bir şey?

Doğru zamanda teklif edilen bir seyahat.

Tatil mi, şehir hayatı mı?

Tatil.

Son zamanlarda seni en çok güldüren şey ne?

Yakın arkadaşlarım.

Şu ara aklından çıkmayan bir hayal?

Köpek sahiplenmek.

Bilmediğimiz bir hobin ve yeteneğin?

Kamp kurmak.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo