
Gazeteci, Yapımcı ve Yazar Aslıgül Atasağun: “Dinlediğim her hikâye, benim için dönüştürücü oldu”
Röportaj: Gökçe Ateş Kantarcı
Fotoğraf: Nihat Odabaşı
Saç: Ensar Cantürk
Makyaj: Nilay Yağmurlu
Dünyanın gürültüsü hiç bu kadar yüksek olmamışken, gerçekten dinleyebilen seslere her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Uluslararası alanda tanınan gazeteci, yapımcı ve yazar Aslıgül Atasagun, tam da bu noktada durup düşünmeye çağırıyor. 1999 yılında başlayan gazetecilik yolculuğunda, Türkiye’nin önde gelen haber kanallarında primetime haber spikeri ve kıdemli muhabir olarak görev alan Atasagun, yıllar boyunca dünyanın en kritik anlarına sahadan tanıklık etti.
Yüksek profilli uluslararası etkinliklerden dünyanın farklı coğrafyalarında yürütülen insan hakları mücadelelerine uzanan bu yolculukta; sayısız özel röportaj gerçekleştirdi. 10 yıl boyunca TGRT Haber’de yayımlanan ‘Dün, Bugün, Yarın’ programının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenirken, gazeteciliği yalnızca haber aktarmakla sınırlı görmedi. Sosyal kapsayıcılık, kadın hakları ve kadınların güçlendirilmesi, kariyerinin en belirleyici eksenlerinden biri oldu. Yeni bir yıla girerken çoğumuz hızlanmayı, plan yapmayı, daha fazlasını hedeflemeyi konuşuyoruz. Atasagun’un bir çağrı niteliğindeki kitabı ‘Listen for a Better World’ ise tam tersine, durmayı ve dinlemeyi öneriyor. 2026’nın bu ilk kapak röportajında, dünyayı yıllardır empatiyle izleyen bir gazeteciyle; hayatın nasıl aktığını, yeni yılın nasıl geldiğini ve ‘daha iyi bir dünya’nın nerede başladığını konuşuyoruz.

HELLO!: Yılın ilk sayısında birlikteyiz. Dünya gündemi pek iç açıcı olmasa da 2026 kişisel olarak sizin için nasıl başladı, yeni yıl hangi duygularla geldi?
Aslıgül Atasagun: Öncelikle yeni bir yılın başlangıcında herkese sağlık, umut ve ilham diliyorum. 2026’ya başlangıç, dünya gündemi açısından alıştığımız dengelerin sorgulandığı bir atmosferde başladı. ‘Yeni bir dünya düzeni’ artık soyut bir kavram olmaktan öte, bir gerçeklik. Bu yıla bireysel olarak ise sevgiyle, dostluklarla, daha farkında, iç dünyamda huzurlu olarak girdim.
HELLO!: Yıllardır dünyanın en zor hikayelerine tanıklık eden, tüm olan biteni sahada izleyen bir haberci olarak, bu yıl bir kitapla karşımızdasınız. Nasıl doğdu bu fikir, sizi yazmaya yönlendiren tam olarak ne oldu?
A. Atasagun: Bu kitap; kadın hakları, cinsiyet eşitliği, kadına yönelik şiddetle mücadele ve kız çocuklarının güçlenmesi için mücadele eden dünyanın dört bir yanından ilham veren rol model kadınların kişisel yolculuklarını kendi seslerinden aktaran bir çalışma. Farklı kültürlerden 22 ismin yaşadıkları deneyimleri nasıl dönüştürdüğünü; sesi duyulmayan kadınlar için nasıl birer temsilciye, güç kaynağına ve değişim aktörüne dönüştüklerini görüyoruz. Bu röportajlar, yalnızca bireysel direncin değil; dinlemenin, empati kurmanın ve insan onurunu savunmanın dönüştürücü gücünü anlatıyor.
HELLO!: ‘Listen for a Better World’ bir kitap başlığı olmanın ötesinde, bir çağrı gibi… Dünyaya tam olarak neyi ‘dinlememizi’ söylüyorsunuz?
A. Atasagun: Bugün dünyada çok fazla ses yükseliyor ama çok az insan gerçekten dinliyor. Dünyanın dört bir yanından; acının, cesaretin ve yeniden doğuşun seslerini, kadın hikayelerini dinledim. Daha iyi bir dünya, dinlemeyi bir tercih değil bir sorumluluk olarak gördüğümüzde mümkün.

HELLO!: 25 yıllık televizyon gazeteciliği kariyerinizde; TV programları ve ana haberlerde birçok uluslararası özel röportaj gerçekleştirdiniz. Bu kitapta da aralarında Kerry Kennedy, Lüksemburg Büyük Düşesi Maria Teresa, Bineta Diop, Prenses Intisar Al Sabah, Dora Bakoyannis gibi kıymetli isimler var. Tüm bunları bir kitap altında toplamak zorlu bir süreç miydi?
A. Atasagun: Kolay olduğunu söyleyemem, zorluklardan çok sorumluluğu ağır bir süreçti. 22 ismi bir kitapta toplamak ciddi emek isteyen bir çalışma oldu. Her röportajda karşımdaki ismin unvanından önce, taşıdığı hikayeye ve güvene odaklandım. Bu kitabın asıl emeği de o güveni hak edebilmekti.
HELLO!: Röportaj yaptığınız kadınların ortak paydası neydi; acı mı, cesaret mi, umut mu?
A. Atasagun: Hepsinin hikayesinde mücadele vardı. Onları birleştiren asıl ortak noktaları, zorluklar karşısında içlerindeki dayanıklılığı ve cesareti kaybetmemeleriydi.
HELLO!: Bu kitapta sizi duygusal olarak en zorlayan hikaye hangisiydi?
A. Atasagun: Beni, dinlerken duygusal olarak zorlayan, Hibo Wardere’in hikayesi oldu. Altı yaşında maruz kaldığı kadın sünnetini, ölümle burun buruna geldiği anı, yaşadığı şiddeti anlatırken bir insan olarak nefesim kesildi. Ve onun bugün hâlâ ayakta oluşu, sesiyle başkalarının hayatına dokunması, umudun ve direncin örneği…
HELLO!: Kitapta farklı coğrafyalardan birçok kadının sesi var. Sizce kadın mücadelesinin evrensel dili ne?
A. Atasagun: Kadın mücadelesinin evrensel dili adalet talebidir. Coğrafya, kültür ya da inanç değişse de kadınların eşitlik, güven ve onur arayışı ortak. Ve bu ortak dil her zaman hakikate dayanıyor.

HELLO!: Bugün dünyada kadın hakları konusunda sizi en çok endişelendiren tablo nedir?
A. Atasagun: Bazı haklar kazanılmış ama pratikte uygulanmayan birçok hak var. Bugünkü hızla gidersek küresel cinsiyet eşitliği için 130 yıla ihtiyaç var. Bu rakam bana aciliyet hissi veriyor. Çünkü bu süre değişimin mümkün ancak yeterince hızlı olmadığını söylüyor. Küresel şiddet rakamları endişe verici. Bugün dünyada her 3 kadından 1’i yaşamı boyunca şiddete maruz kalıyor. Şiddet fiziksel boyuta gelmeden önce bir söz, bir hakaret ile başlıyor. Kadına yönelik şiddet bir bireysel suç değil, küresel bir insan hakları krizi ve dünyanın en yaygın ihlallerinden biri.
HELLO!: Bu kitabın kalbinde ‘dinlemek’ var. Gerçekten dinlemeyi öğrendiğimiz an, sizce dünyayla kurduğumuz ilişki nasıl değişiyor?
A. Atasagun: Kitabın önsöz yazarı Michael Kaufman’ın söylediği gibi; dinlemek bir sevgi gösterisidir. Dinlemek karşındakine verdiğin değer, saygı ve sevgidir. Bunu başarabildiğimizde ‘ben’ odaklı yaşamaktan da çıkmış oluyoruz, farkındalıklarımız gelişiyor.
HELLO!: Bugüne kadar yaptığınız röportajlarda bakış açınızı değiştiren, unutamadığınız bir cümle var mı?
A. Atasagun: “Yaşadığım travma beni tanımlamak zorunda değil.” Bu cümle, acının insanın kimliğini ele geçirmesine izin vermemekle ilgili güçlü bir hatırlatma oldu.
HELLO!: Okurun kitabı kapattığında içinde hangi duyguyla kalmasını istersiniz?
A. Atasagun: Okur kitabı kapattığında sorumluluğu hissetsin. Çünkü insan hakları, uzaktan hayranlıkla bakılacak bir kavram değil.
HELLO!: Bu kitabı yaratma süreci sizi nasıl dönüştürdü? Öncelikle bir kadın olarak, ardından bir birey ve gazeteci olarak en çok hangi yönünüzle yüzleştiniz?
A. Atasagun: Bir kadın olarak kendi sınırlarım ve sessizliklerimle yüzleştim. Rol modellerin hikayelerini, mücadelelerini ve nasıl başardıklarını dinlemek beni güçlendirdi. Bir gazeteci olarak ise dinlemenin soru sormaktan çok daha dönüştürücü olabileceğini yeniden öğrendim.
HELLO!: Kitap öncelikle İngilizce olarak çıktı. Türkçe edisyonu için de planlarınız var mı?
A. Atasagun: Evet, Türkçe edisyonu da yolda. İlk olarak İngilizce baskıyı tercih ettik; çünkü kitapta dünyanın farklı coğrafyalarından, uluslararası alanda tanınmış çok sayıda isim yer alıyor ve bu hikayelerin küresel okurla buluşmasını istedik. Altınbaş Üniversitesi tarafından, Nobel Yayınları etiketiyle yayımlandı. Öte yandan bu proje yalnızca bir kitapla sınırlı değil. Aynı zamanda belgesel uyarlaması üzerinde de çalışıyorum. Röportajların büyük bir bölümü zaten kamera ile kaydedildi ve şu anda İtalyan yönetmen Chiara Tilesi ile birlikte bu hikayeleri beyazperdeye taşıyacak belgesel projesi üzerinde çalışıyoruz. Amaç, bu güçlü anlatıların yalnızca okunmasını değil, izlenmesini ve daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamak.

HELLO!: Bu kitabın dünyada nasıl bir değişim yaratmasını hayal ediyorsunuz?
A. Atasagun: Bu kitaptaki gerçek hikayelerin okurlara ilham vermesini ve farkındalık yaratmasını çok isterim.
HELLO!: ‘Listen for a Better World’ bir seriye dönüşebilir mi?
A. Atasagun: Bunu çok istiyorum. Çevreden kültürlerarası diyaloğa, ortak insanlık meselelerine kadar birçok konu var farkındalık yaratmamız gereken.
HELLO!: Bu yıl aynı zamanda kadın imajını klişelerden arındırmayı amaçlayan ‘I AM Campaign’ kapsamında, Times Square’deki Nasdaq Dijital Platformu’nda yer alacaksınız. Bu küresel kampanyanın sizin için anlamı nedir?
A. Atasagun: Benim için bu kampanya, kadınların başkaları tarafından tanımlandığı bir dünyada, kendi sesleriyle görünür olabilmelerine alan açması açısından çok kıymetli. ‘I AM Campaign’, medyada yıllardır tekrar eden klişelerin yerine; daha gerçek, daha cesur ve çok daha insani kadın hikayelerini koyuyor. Film ve televizyon dünyasından uluslararası isimlerin kendi tanımlarını yapması, kadın kimliğinin tek bir kalıba sığmadığını güçlü biçimde hatırlatıyor. Mart ayında New York’ta Times Square’deki Nasdaq Dijital Platformu’nda bu kampanyanın bir parçası olmak beni hem onore ediyor hem de taşıdığım sorumluluğun bir devamı niteliğinde.
HELLO!: Güçlü kadınları anlatırken, kendi kırılganlıklarınıza da alan açtınız mı?
A. Atasagun: İnsanın kendiyle barışık kalabilmesi önemli bir güç. Hayat inişli çıkışlı, bir noktaya kadar kontrol edebiliyoruz ama hepimizin kırılgan olduğu anlar var. Dinlediğim her hikaye, kendi iç yolculuğumda benim için dönüştürücü oldu.
HELLO!: ‘Güçlü kadın’ sizce ne demek? Güç, her zaman yüksek ses midir?
A. Atasagun: Güç, insanın tüm zorluklara rağmen içindeki dayanıklılığı fark edip yoluna devam edebilmesidir. Güçlü kadın, kendi ayakları üzerinde durabilen, kendi alanını ve sınırlarını koruyabilen, kırılganlıklarından utanmayan kadındır.
HELLO!: Bugünün genç kadınlarına tek bir cümle söyleyecek olsanız, bu ne olurdu?
A. Atasagun: Kim olmanız gerektiğini söyleyen her sesi dinleyin ama hayatınızı kendi sesinizle kurun.
HELLO!: Televizyon haberciliği mi, yazarlık mı?
A. Atasagun: Artık sosyal medyanın daha ön planda olduğu bir devirdeyiz. Ancak ben habercilikten geliyorum; yıllarca haftada altı gün, sabahtan akşama kadar haber peşinde koştum ve bunu severek yaptım. Bugün televizyonda olmayı çok özlüyorum, güzel bir proje olursa televizyona dönerim ancak yazarlığın tadı bambaşka.
HELLO!: Profesyonel ya da özel hayatınızda, korkularınıza rağmen adım attığınız oldu mu hiç? Risk almayı sever misiniz yoksa sağlamcı mısınız?
A. Atasagun: İnsan korkularıyla yüzleşmeden doğru kararlar alamaz ve ilerleyemez. Sağlamcılık bir noktaya kadar geçerli. İnsan kendine dürüst olmalı, bunun için de cesaret şart. Ben kendime her zaman dürüst oldum, korkularım da oldu ancak cesaretle attığım her adım beni güçlendirdi.
HELLO!: Herkesin gün boyu kendi kendisiyle konuştuğu bir iç sesi vardır. Siz susup dinlediğinizde, kendinize içinizden en çok neler söylüyorsunuz?
A. Atasagun: Neler söylemiyorum ki! Hayatta sahip olduklarım, sağlığım, sevdiklerim ve ailem için her gün şükrediyorum. Tek başına güçlü bir kadın olarak hayatına devam etmek kolay değil; birçok sorumluluğum var, kendim ve hayatım için… Her sabah “Hadi kalk, erteleme” derim kendime. Çünkü bir bakıyoruz, hayat geçmiş oluyor.
HELLO!: Tüm koşturma içinde durup dilenmek, şarj olmak için neler yaparsınız?
A. Atasagun: Haftada beş–altı gün sabah erken saatlerde spor yapıyorum. Bedenimi hareket ettirmek zihnimi de berraklaştırıyor, günün ağırlığını üzerimden alıyor. Spor benim için sadece fiziksel bir rutin değil, aynı zamanda güçlü bir denge alanı. Bunun yanında bazen bilinçli olarak hiçbir şey yapmamayı seçiyorum. Sevdiklerimle vakit geçirmek bana en iyi gelen şey.
HELLO!: Bugüne kadar hayatınızda sizin için bir dönüm noktası ya da kader anı olarak adlandırabileceğiniz bir olay var mı?
A. Atasagun: Ben tesadüflere inanmam. Hayat bizi belli anlarda belli duraklara getiriyor ve o duraklarda verdiğimiz kararlarla şekillendiğine inanıyorum. Hayatımda da bu anlamda birkaç güçlü kırılma anı oldu; tek bir olaydan çok, o anlarda aldığım kararlar benim yolumu belirledi.
HELLO!: Mesleğinizle ilgili en büyük motivasyonunuz nedir?
A. Atasagun: Mesleğimle ilgili en büyük motivasyonum; bazen duyulmayan bir sesi duyurmak, bazen de herkesin merakla dinlediği bir sesi gerçekten derinlemesine anlamaya çalışmak. Hikayelerin peşinde birilerinin hayatına dokunabilmek benim için çok kıymetli.
HELLO!: Hangi anlarda gerçekten yaşadığınızı, kalbinizin attığını hissediyorsunuz?
A. Atasagun: Yeni insanlar tanıdığımda, yeni bir şehir keşfettiğimde ya da yeni bir şeyler öğrendiğimde.
HELLO!: Hayatı bu kadar yakından izledikten sonra, umudu hâlâ canlı tutmak sizin için bir tercih mi yoksa bir direnç biçimi mi?
A. Atasagun: Umudun olmadığı noktada tükenmeye başlar insan. Benim hayat felsefemde umutsuzluğa ve mutsuzluğa yer yok. Ne olursa olsun hayat çok güzel! Kendine hedefler koyup üretmek çok kıymetli.
HELLO!: ‘Daha iyi bir dünya’ sizce nerede başlıyor?
A. Atasagun: Birbirimize saygı ve empati ile yaklaşmak daha iyi bir dünya için atılması gereken en önemli adımlar.
Benzer Haberler

Ebru Yücebaşoğlu & Themis Zouganeli’den İstanbul’da Özel Pop-Up: Akdeniz zarafeti şehre taşındı

4. Yılında yaratıcılığı kutlayan Sofralar Sergisi

2026 beslenme trendleri









