
Kâmil insan olmak üzerine...
Tasavvuf perspektifinde ‘insan olmak’ ne anlama gelir, ‘kâmil insan’ olma süreci nasıl tanımlanır?
Cemalnur Sargut: ‘İnsan olmak’ iki manaya gelir. Birincisi, ‘üns’den gelir, yani insan hakikaten herkesle ünsiyet eden, yakınlık kurabilen, insanları ayırmayan, tevhîd ehli bir varlık olmalı. İkincisi, Peygamber Efendimize ‘Yâsin/Ey İnsan’ hitabı, bütün nefsinden ve benliğinden soyunup, dostluktan bile soyunup, dünyayla hiçbir alakası kalmadan sadece Allah’a yöneldiği zaman, Allah da onu ‘insan’ ilan eder. Yani birincisi, dünyevi ilişkilerle alakalıdır; ikincisi, Allah ile olan ilişkiyle alakalıdır. İşte o zaman da ‘insan-ı kâmil’ olur.
Dr. Hasan Kerim Güç: ‘Hadis-i kudsi’de “Ben bir gizli hazine idim, diledim ki bilineyim” diye ifade ediyor Peygamber Efendimiz. Burada aslında Allah’ın kendini göstermek için insanı yarattığı anlaşılıyor. Ve her insanın kendine ait bir ismi var. Bu isimler ruhlar aleminde karşılık buluyor. Fakat bu dünyaya geldiğimizde bunlar unutuluyor. Kendi ismimizi unutuyoruz. İnsan olabilmek için kendimizi ruhlar aleminde verilmiş ismi ortaya çıkarmak olarak bakıyoruz. Hallac-ı Mansur’un “Ene’l-Hakk” demesi, yani “ben Hakk’ım” demesi, aslında ruhlar aleminde kendisinde verilmiş ismi, bu dünyada gerçekleştirebilmesidir. Bunu yapan insanlar için de kaygı ve korkunun ortadan kalktığı ve her şeyin belli bir düzende olduğunu anlıyoruz. Tasavvufta kâmil insan olma sürecinde ‘seyr-i süluk’ dediğimiz bir yöntem var. Seyr-i süluk, bir rehber sayesinde tamamlanıyor. Genelde bir niyetle bu işe başlanıyor ve en önemli noktalardan bir tanesi tövbe etmek. Tövbe etmek, insanın aslında ‘nefs-i emmare’ dediğimiz, kendine emir veren, nefisten çıkıp ‘nefs-i levvame’ yani kendini kınayan nefse yükselmesi. Bunun ilk örneği de Hz. Adem. Kendisi şeytan vasıtasıyla bir yasak meyveyi yediğinde bunun karşılığı olarak hatanın kendisinde olduğunu görmüş ve bunu göstererek ilk defa tövbe etmiştir. Tövbe, Allah’a dönüş demektir, bu nedenle ‘seyr-i süluk’un çok önemli bir alanıdır. ‘Seyr-i süluk’un devamında da sabır, kanaatkâr olma, başka insanları kıskanmama gibi çeşitli adımlar vardır. Bu adımlar sayesinde yavaş yavaş kalbimiz temizlenir. Çünkü tasavvufa göre, bilgi alma organı beyin değil, kalptir. Bu, yaratıcıyla yaratılan arasında iletişimi sağlayan noktadır. Kalbin ne kadar temiz olduğu iletişimin o kadar düzgün olduğunu gösterir. Bilgi alma konusu üç ayrı alana ayrılmıştır. Birincisi ilmel yakin, ikincisi aynel yakin, üçüncüsü de hakkel yakin. Birincisi, ‘yakin’ kelimesi şüphesiz bilgi sahibi olmak manasına gelir, ilmel yakin ise okuduklarımız öğrendiklerimiz sayesinde bilgi sahibi oluruz anlamına gelir. Aynel yakin kavramında görme üzerine bir fiil vardır. Burada görerek bilgi sahibi oluruz. Hakkel yakin dediğimiz ise en üst bilgi sahibi olarak algılamada, yaşayarak olmaktır, bilmektir.

![]()
Her insan, kâmil insan olabilir mi? Böyle bir şansı var mıdır?
Dr. Hasan Kerim Güç: Evet, her insan potansiyel olarak kâmil insan olma şansına sahiptir. İnsan olmak çok özel bir durumdur. Allah’ın bize vermiş olduğu en büyük nimettir. Bunu tamamlayabilmek, gerçekten insan olabilmek için kalbimizdeki tortuları atıp Allah’ın isimlerini kendi üzerimizde yansıtabilmemiz gereklidir. Bize verilmiş olan ismin kendi üzerimizde yansıması olması gereklidir.
Tasavvuf, kaygı ve endişeyle başa çıkmada nasıl bir yol göstermektedir?
Cemalnur Sargut: Sadece tasavvuf, insanı ölüm korkusundan kurtarır, çünkü tasavvuf Allah’la olan ilişkiyi artırır, ibadetlerin birer şekli olmadığını, ibadetlerin yalnız Allah’a yönelmek için bir fırsat olduğunu öğretir, ibadeti zevk haline getirir. Dolayısıyla insanın vesvesesi, korkusu tamamen kalkar. Zaten Nâs ve Felak Sûreleri de bunu anlatır. Yani vesvese ve korku, nefse aittir. İnsan bunlardan arınırsa, bütün vesveselerden ve korkulardan arınıp, Allah’ından emin makamına yükselir.
İnsan-ı kâmilin kaygıları var mıdır, yoksa o mertebede kaygı hissi bitmiş midir?
Cemalnur Sargut: Hayır… “Onlar için korku ve hüzün yoktur” âyeti, kâmil insan için gelmiştir. Nasıl kaygısı olur ki? Onda Allah isimleriyle tecelli eder. Dolayısıyla Allah’ın tecelli ettiği bir varlıkta, kaygı ve korku asla olmaz.
Dr. Hasan Kerim Güç: Korku genelde çok normal bir duygu. Hayatta kalmamıza sebebiyet veren bir duygu. Ama kaygı, kaygının korkudan farkı daha henüz olmamış bir konuyla ilgili endişe duyma içeriyor. Kâmil olan insan, ‘an’da yaşayan insan olduğu için geçmişteki sıkıntılarını veya gelecekteki kaygılarını kendi üzerinden atmış insandır. Korku kelimesi, aslında İngilizce’de ‘afraid of’ diye geçer. ‘Afraid of’ kelimesi; başta ‘of’ ile bir yerden uzak kalma ve ‘freyja’ kelimesiyle ortaya çıkıyor. Freyja, Nordik Tanrıları arasında özgürlük ve sevgi tanrıçası olarak görülüyor. Burada korkudan anladığımız sevginin ve özgürlüğün olmadığı yer manasına geliyor. İnsanı-ı kâmil için böyle bir şey söz konusu değildir. Çünkü Allah’a olan sevgi, her türlü duygudan daha önde gelir ve daha önde gelmesi itibarıyla da onlar için kaygı ve korku yoktur.

“Sûfî mahlûk değildir” sözü, bunu mu anlatır?
Cemalnur Sargut: Bunu anlatıyor. Ben 50 sene bire bir annemle (Meşkure Sargut) yaşadım, hiçbir konuda üzüntü ve kaygısı yoktu. Babam hapse girdiğinde de hiç kaygılanmadı. Hırsız girdiğinde de hiç üzülmedi. Çok acı günler yaşadık, parasız kaldık, hiç umurunda bile olmadı. Yani Allah ile yakın olan insanın, korkusu ve vesvesesi olmuyor. Vesvese ne için? “Ay, yarın çocuğuma bir şey olursa… Ay, yarın birine bir şey olursa” Bizim böyle bir korkumuz kalmıyor, çünkü zâten hiçbiri yok. Var olan, yalnız Allah, olmayan bir şey için niye korkalım? Onun için de annemde biz hiçbir zaman görmedik. Ben tavsiye ediyorum, “Kâğıt, kalem, seyir” Meşkûre Sargut’ un İnci Birol ile olan mektupları Nefes Yayınevi’nden son çıkan kitabı okusunlar, onlar da annem Meşkure Sargut’un hayatından kesitlerdir. Bir de Youtube’da Nefes Yayınevi hesabından ‘Efendim hayatımda’yı seyretsinler.
Dr. Hasan Kerim Güç: “Kendini rahat bırakma” adlı kitabımızda iki tane önemli unsur var. Biri ruhumuz biri nefsimiz. Eğer gerçek manada insanlığa ulaşmak istiyorsak nefsimizi ve ruhumuzu rahat bırakmamız gerekiyor. Nefsi rahat bırakmak için de kendi konfor alanımızdan dışarı çıkabilmemiz gerekiyor. Bu konfor alanı bizi sınırlıyor ve konfor alanından çıkmak bize kaygı veriyor. Halbuki nefs açısından baktığımız zaman, nefs her zaman kendi isteklerini geçekleştirmek istiyor. Bu da bizi konfor alanında sabit bırakıyor ancak ruhumuzun gelişmesini istiyorsak, bu alandan dışarı doğru çıkmamız gerekiyor.












