Haber kapak görseli
Genel
9 dk okunma süresi
Pozitif

Şifa nedir? kalp, ruh ve bedenin ilahi dengesi

Şifa, kalbin en derin köşesinde saklıdır. Ona uzanan yolu bulan, yalnızca bedenini değil, ruhunu ve hayatını da iyileştirir.

Yazı: Sibel Uzun

İnsanın en büyük yanılgısı şifayı yalnızca dışarıda aramasıdır. Bir doktorun reçetesinde, bir ilacın kimyasında, bir başkasının duasında, uzak diyarlarda saklı bir sırda… Tam olarak şifa, dışarıdan içeriye gelen bir hediye değil, içeriden dışarıya taşan bir nurdur. Yaralarımız bize aittir, şifamız da öyle. Doğduğumuz andan itibaren taşıdığımız her iz, içimizde saklı olan ilahî cevheri uyandırmak için vardır. Kalp kırılır, göz yaşarır, beden yorulur, ruh susar. İnsan bu halleri yaşadığında şifayı kaybettiğini zanneder. Halbuki o anlarda şifa kendini göstermeye başlar… Yara insana “Dur, kendine bak, özünü hatırla” der. Yara bir davettir. Acı bir çağrıdır. İnsan o çağrıya kulak verdiğinde şifa yolculuğu başlar. Kur’an’da Hz. İbrahim’in dilinden şöyle buyrulur: “Hastalandığımda bana şifa veren O’dur.” (Şuarâ, 26/80). Bu ayet, bütün şifa arayışlarını tek bir hakikatte toplar. İnsana yardım eden, yol gösteren, ilaçları yaratan vardır. Fakat asıl şifa, Şâfi olan Allah’ın kudretiyle gelir. İnsan vesilelere sarılır, yolları dener, kapıları çalar. Fakat iyileştiren, yeniden dirilten, kalbi huzura erdiren yalnız Allah’tır.

İnsanın hakikat aynası: Kalp

Kalp, insanın hakikat aynasıdır. O aynaya düşen her kırgınlık, her haksızlık, her korku bir iz bırakır. Bu izler görünmezdir. Fakat insanın tüm varlığını yönetir. Kimi zaman öfke olarak, kimi zaman kıskançlık olarak, kimi zaman da değersizlik duygusu olarak ortaya çıkar. Kalbin yaraları bedenden daha derin olur. Bedenin yarası merhemle kapanır, kalbin yarası yıllarca taşınır.

Sufiler şöyle der: “Kalp paslanır, cilası zikirdir.” Kalbin şifası, Allah’ın adıyla ışığını yeniden bulur. Zikir, kalbin üzerinde biriken pası çözer. Dua, kalbin kilidini açar. Secde, kalbin taşlarını eritir. Kalp şifalandığında bakışlar değişir. İnsan bir anda hayatı başka bir pencereden görmeye başlar. Affetmek kalbin en güçlü şifasıdır. İnsan affettiğinde karşısındakine iyilik etmez, kendi zincirlerini çözer. Affetmeyen kalp zehir taşır. O zehir, gün geçtikçe bütün bedeni ve ruhu sarar. Affediş, zehri boşaltmak gibidir. Affeden kalp hafifler, özgürleşir. İçinde yer açar. O yer, rahmetle dolar. Bazen gözyaşı şifadır. İnsan gözyaşını güçsüzlük sayar. Halbuki gözyaşı kalbin yıkanmasıdır. Bir damla gözyaşı, yılların suskunluğunu çözer. Kalbi yeniden hayatla buluşturur.

Ruhun şifası

Ruh Allah’tan bir nefhadır. İnsan ruhunu ihmal ettiğinde kendini boşlukta bulur. Modern hayatın telaşı, hırsları, tüketim arzusu ruhu susturur. Ruh sustuğunda insan huzurunu kaybeder. Yorgunluk başlar, anlam kaybolur, yaşam anlamsız görünür. Mevlânâ’nın sözü ruhu hatırlatır: “Sen beden değilsin, sen candan ibaretsin. Beden kafes, sen kuş.” Kuş kafeste ne kadar süslenirse süslensin uçamaz. İnsan da ruhunu unuttuğunda kendi özüne yabancılaşır. Ruhun şifası sessizlikte açılır. İnsan sustuğunda içindeki sesi duyar. Sessizlik, ruhun konuşma anıdır. Tefekkür eden ruh hakikati görmeye başlar. Doğanın içinde yürüyen insan fıtratını hatırlar. Dua eden ruh kaynağına döner. Allah’ın adıyla secdeye kapanan ruh hafifler. Modern diller buna ‘mindfulness’ der. Tasavvuf ise yüzyıllar önce bu sırrı açıklamıştır: “Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d, 13/28). Ruhun şifası zikirdedir. Ruh Allah’ı anınca boşluk dolar. Kalp huzur bulunca ruhun yarası kapanır.

Ruhun evi: Beden

Beden ruhun evidir. Ruh bu evin içinde barınır. Ev kirletildiğinde, hor kullanıldığında, aşırı yüklendiğinde ruh da huzursuz olur. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “İnsanoğlu midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır. Ona belini doğrultacak birkaç lokma yeter.” (Tirmizî, Zühd, 47). Bu hadis bedenin şifasının sadelikte olduğunu gösterir. Az yemek, ölçülü olmak, nefesi fark etmek bedenin dengesini kurar. Bedenin şifası harekettedir. Damarlar hareketle canlanır. Hücreler nefesle yenilenir. Uyku da şifadır. Dinlenen beden ruhu taşımaya devam eder. Bedenin dengesini korumak bir ibadettir. İnsan bedenine özen gösterdiğinde ruhunu da onurlandırır. Sağlıklı beden, ruhun yolculuğunu kolaylaştırır. Beden arındığında kalbin ışığı daha net görünür.

Toplumun arayışı

Şifa sadece bireyin arayışı değildir. Toplum da hasta olur. Adalet yara aldığında, vicdan sustuğunda, merhamet unutulduğunda toplum karanlığa gömülür. Bu karanlık insanların kalbine de yansır. Her birey o hastalıktan pay alır. Toplumun şifası kalplerin dirilişiyle başlar. Bir annenin duası bütün bir haneyi şifalandırır. Bir çocuğun masumiyeti koca bir mahalleye umut olur. Bir adil insanın sözü karanlık bir topluma ışık saçar. Biliyor musunuz? Sufiler şifayı suya benzetir. Su hangi kaba girerse onun şeklini alır, fakat özünde berraktır. İnsan da toplumun içinde ne yaşarsa yaşasın, kalbinde ilahî özü koruduğunda hem kendine hem topluma şifa olur.

Şifa bir sonuç değil, bir yolculuktur. İnsan bu yolculukta önce kendi kalbine döner. Kalbinin derinliklerinde Allah’a uzanan ışığı fark eder. O ışığı bulan yalnızca iyileşmez. Yeniden doğar. Şifa bedeni onarmaktan çok kalbi arındırmaktır. Şifa ruhu kaynağına döndürmektir. Şifa toplumu vicdanla, adaletle ve merhametle diriltmektir.

Ey canını sevdiğim cevherler… Şifa; deva demektir. Şifa; insanın sıhhat bulması, iyilik bulması anlamındadır. Şifa; hayati tüm alanlardaki farkındalık, iyileşme, çözümleme, kısırdöngüyü kırma, blokajı temizlemeyi sağlamadır. Kişinin bilmediği bir sorunsalı yüzeye çıkarmak da şifa olacağı gibi evvelde yazdığımız üzere farkındalık da her alanda hakikatli bir şifalanmayı sağlayacaktır. Şifa konusu yalnızca insan ile sınırlı olmamakta, dünya, hayvan, bitki, çiçek, ağaç vs. her şeyi kapsamaktadır. Evrensel şifa kaynağı Allah’ın nurundan akar. Kuran-ı Azimüşşan’da şifayı Allah’tan talep edebileceğimiz ayetler bizlere bildirilmiştir. Hakikate çehremizi döndüğümüzde Kuran-ı Azimüşşan baştan aşağı şifadır. Hakiki şifa verici Allah’tır. Çünkü Cenab-ı Hakk’ın eş-Şafi ismi, sıfat-ı şerifi mevcuttur. Ve bütün şifalar da Cenab-ı Hakk’ın “Ya Şafi” dediğimiz isminden tecelli etmektedir. Kuran-ı Kerim’de bulunan şifa ayetleri; sağlık için dua, şifa için dua, hasta duası, hastalara şifa duası arayanlar için en etkili şifa dualarıdır. Aynı zamanda hayati tüm alanlardaki farkındalık, iyileşme, çözümleme, kısırdöngüyü kırmak için de niyeti ve Allah’a niyazı yapılarak istifade edilebilir.

Ayetlerden anlaşılacağı üzere insanlar, dertleri ve sıkıntıları için Allah’a dua ettikleri zaman Allah da onların imdadına melekleri ile yetişmektedir. Baş meleklerden yardım talep etmek Allah’ın izniyle mümkündür. Melek sözlükte, “haberci, elçi, güç ve kuvvet” gibi anlamlara gelir. Bunlar, Allah’ın emriyle çeşitli görevleri yerine getiren, yaratılış gayesine uygun olarak faaliyet gösteren, gözle görülmeyen nurani ve ruhani varlıklardır. Yüce Allah melekleri nurdan, cinleri ateşten ve insanı topraktan yaratmıştır. Meleklerin yaratılması insandan öncedir. (Bakara, 2/30)

Baş melek İsrafil, “Allah’ın iyileştirici eli” demektir. Evrensel şifa sisteminde baş melek İsrafil, sağlık ve huzur veren en güçlü şifacı melektir. Ondan; her türlü fiziksel ve ruhsal şifa, hem kendiniz için hem de hayvanlar için hatta tüm evrende yaşayan, canlı ve cansız her şey için yardım isteyebilirsiniz. Aura rengi zümrüt yeşilidir. Evrensel şifayla kalbin bütünlüğü inanılmaz önemlidir. Gelmiş geçmiş tüm peygamberler, günümüzün ve geçmişin dünyaca ünlü âlimleri ve bilgeleri bizlere defaten “kalp gözüyle görmeyi” öğrenmemizi söyler.

İnanç çeker, şüphe iter

Dünyanın bütün spiritüel üstatlarının bize şimdiye kadar öğrettikleri, “İnanç çeker, şüphe iter” gerçeği artık daha derin, en önemlisi de daha bilimsel bir boyut kazanıyor. Öze ulaşma arzumuzu da artırıyor. Hayatımızda köklü yenilikler yapmak için gerekli güç sadece sağlam bir inançta mevcuttur. İnandığımız her şey gerçekleşecektir. Çünkü bu inanç kalbimizden yayılan ölçülebilir en büyük enerjiye sahiptir. Onun için her şeyden evvel kalbimizdeki inancı büyüterek şifaya niyet edelim. Burada bir ayrıma değinmek isterim. Şifacılık ile şifa kanallığı birbirinden farklı konulardır. Şifa kanalcısı bir yerden bir yere şifayı sağlamak için enerji aktaran kişidir. Şifacı ise Allah’ın “Ya Şafi” esmasının insan formunda tecelli etmiş halidir. Bu kişi şifanın kendisidir. Yalnızca şifa çalışması yapan kişi değildir. Aynı zamanda bilgi de aktaran, konuşması ile de şifalandırabilen kişidir. Şifa kanalcısının kendisi şifa değildir, şifaya kanal olur.

Şifacının varlığı

Şifacı; ruhunu, kalbini, beynini ve ellerini bir araya getirmeye, aurasının yayılmasını birleştirmeye çalışmalıdır. Böylece varlığı, hastanın ruh yaşamını besleyebilir. Şifacı, yaşamının saflığıyla manyetik saflığa ulaşmalıdır. Şifacı, iradeyi kademeli tutmalıdır. Kullanılması gereken irade değil, aşktır. Şifacı, kalbini geçmiş, gönül kapısını açmıştır. Aşkın istilasına uğramıştır. Ne yaparsa yapsın aşk ile yapacaktır. Bilinen en büyük şifacıya Hazreti İsa örnek verilebilir. Hazreti İsa, İsrailoğulları’na gönderilmiş olan peygamberlerin sonuncu olanıdır. beş büyük peygamberden biri olan Hazreti İsa, Kudüs’te dünyaya gelmiştir. İslam kaynaklarına göre Hazreti İsa, Hazreti Meryem’in Allah’ın takdiri ile hamile kalmasından sonra doğmuştur. İsrailoğulları olarak bilinen kavme gönderilmiştir. Peygamberlik sıfatını 30 yaşında alan Hazreti İsa, İncil kitabının elçisidir. Hazreti İsa, henüz 33 yaşında iken diri biçimde göğe yükselmiştir. Her peygamberin olduğu gibi Hazreti İsa’nın da bazı mucizeleri bulunur. İslam kaynaklarının belirttiklerine göre Hazreti İsa’nın toplamda 9 mucizesi olduğu belirtilir. Bu mucizelerine, etrafındaki havariler ve pek çok kişi şahit olmuştur.

Şifa bir son değil, bir başlangıçtır. İnsan kendi kalbinin kapısını açtığında, içinden fışkıran nurla hem kendini hem çevresini aydınlatır. Yaralar bizi zayıflatmaz, bizi özümüze çağırır. Acı bir düşüş değil, hakikate yürüyen bir basamaktır. Asıl şifa, Allah’ın “Ya Şâfi” isminde saklıdır. O isim, insana unuttuğu özünü hatırlatır. İnsanın bedeni hafifler, ruhu kanatlanır, kalbi huzurla dolup taşar. Şifa yolculuğuna çıkan kişi, artık eski kişi değildir. Yeniden doğar, yeniden şekillenir, yeniden ışığa karışır.

Ey canını sevdiğim okur, kıymetlim, cevherim unutma: Şifa dışarıdan gelmez. Şifa, kalbinde taşıdığın ilahî sırda saklıdır. O sırrı fark ettiğinde bedenin güç bulur, ruhun genişler, hayatın anlam kazanır. O gün geldiğinde şifalanmak için arayışa gerek kalmaz. Çünkü sen zaten şifanın ta kendisisin. Şifa, insanın kendi özünü hatırlamasıyla başlar. Hatırlayan, sadece iyileşmez. Kendine ve hayata yeniden kavuşur.

Tevbe Suresi, 14. Ayet

Okunuşu: “...Ve yeşfi sudûra kavmin mu’minîn. (mu’minîne).”

Anlamı: “Allah, mümin bir topluluğun kalplerine şifa versin/gönüllerini ferahlatsın!” (et-Tevbe, 14)

Yunus Suresi, 57.Ayet

Okunuşu: “...Ve şifâun limâ fîs sudûri. (sudûrin).”

Anlamı: “...Gönüllerdeki dertlere şifâdır...” (Yunus, 57)

Nahl Suresi, 69. Ayet

Okunuşu: “...Yahrucu min butûnihâ şarâbun muhtelifunelvânuhu fîhi şifâun lin nâs(nâsi), inne fî zâlike le âyeten li kavmin yetefekkerûn. (yetefekkerûne)...

Anlamı: “...Onların (arıların) karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifâ vardır...” (en- Nahl, 69)

Şuara Suresi, 80. Ayet

Okunuşu: “Ve izâ maridtu fe huve yeşfîni.”

Anlamı: “Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur.” (eş-Şuara, 80)

Fussilet Suresi, 44. Ayet

Okunuşu: “Kul huve lillezîne âmenû huden ve şifâun (şifâ’)...”

Anlamı: “...De ki: O, (Kuran) inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuzdur ve şifadır...” (Fussilet, 44)

Enfal Suresi 9. Ayet

Okunuşu: “Rabbekum festecâbe lekum ennî mumiddukum bi-elfin mine-lmelâ-iketi murdifîn(e).”

Anlamı: O vakit siz Rabb’inizden yardım diliyordunuz. O da: “Ben işte art arda bin melekle size yardım ediyorum” diye duanızı kabul buyurmuştu. (Enfal, 9)

Hz. İsa mucizelerine örnek olarak şunlar gösterilebilir:

  • Henüz beşikteyken konuşmaya başlamıştır.
  • Dört ölüyü dirilttiği için bir mucizesi de ölüleri diriltmesiydi.
  • Kör olanların görmelerini sağlardı.
  • Kavminin sakladıklarını ve yediklerinin yerlerini bilirdi.
  • Allah’a dua ettiğinde üzerinde etlerin olduğu sofralar indirirdi.
  • İstediğinde dua ederek o anda canının istediği yemekleri önünde bulurdu.
  • Yahudiler kendisinden uzak oldukları halde, onların sırlarına ve sakladıkları şeylere vâkıf olurdu. Kendisinden bir şey saklanması mümkün olmazdı.
  • Çamurdan kuş yaparak canlanmasını sağlayabilirdi.
  • Uykudayken yanında olup bitenlerin tümünü bilirdi. Günümüze döndüğümüzde, evrensel şifa enerjisiyle neler yapılır dediğimizde ‘ilim ve bilim’ birleşmesini görebiliriz.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo