
Bedenin şifa kapıları: Bedenin dili ve içsel şifa rehberi
Yazı: Ebru Demirhan
Hepimiz bedenimizi kullanırız; yürür, konuşur, çalışır, severiz… Ancak çoğu zaman bedenimizin bizimle kurmaya çalıştığı iletişimi duymayız. Ağrıların, yorgunlukların ya da ani rahatsızlıkların aslında bir dili vardır. İşte tam da burada Ebru Demirhan devreye giriyor.
Ebru Demirhan, uzun yıllardır bilinçaltı, aile dizilimi, kuantum düşünce teknikleri ve şifa çalışmalarında rehberlik yapan bir bilinçaltı uzmanı ve yazar. Onun gözlemleri şunu gösteriyor: Modern dünyada insanlar bedenlerini yalnızca ‘işleyen bir makine’ gibi görüyor. Oysa beden, ruhun ve zihnin en yakın dostu, en sadık yol arkadaşıdır. “Beden, ruhun varoluş evidir, ruh kadar saygındır.” Bedenin Şifa Kapıları kitabı, bu bakış açısını kökten değiştirmek için yazıldı. Kitap, bedenle yeniden bağ kurmanın, organlarımızın taşıdığı sembolik ve duygusal anlamları çözmenin ve içsel şifa potansiyelimizi hatırlamanın kapılarını açıyor. Kendimizle iletişim kurmak için bedenimizle, organlarımızla, hücrelerimizle bağ kurmakla başlamak en güvenli yoldur. İçerideki huzur dışarının huzurlu akışını yönetmenin öncelikli koşuludur.

Bedenle yeniden tanışmak
Kitabın en temel amacı, bedenle olan unutulmuş dostluğumuzu yeniden kurmak. Hepimiz yaşamın yoğun temposunda bedeni yalnızca taşıyıcı olarak görmeye alıştık. Baş ağrısı için ilaç, mide yanması için antiasit, yorgunluk için kahve… Ama bu hızlı çözümler, bize bedenimizin asıl söylemek istediğini unutturuyor. “Bedenin kapılarını çalmayı” öğretiyor bir yandan. O kapıdan geçtiğinizde yalnızca organların biyolojik işlevlerini değil, duygusal yüklerini ve ruhsal mesajlarını da duyuyorsunuz.
- Beden düşman değil, dosttur.
- Hastalık bir ceza değil, mesajdır.
- Şifa dışarıdan değil, içeriden başlar.
Şifa nedir?
Şifa, çoğu insanın zannettiği gibi yalnızca hastalıkların iyileşmesi değildir. Şifa, bedende başlayan ama ruh ve zihinle bütünleşerek gerçekleşen bir dönüşüm yolculuğudur.
Bedenin Şifa Kapıları kitabında şifa şöyle tanımlanır: “Şifa, bir şeyi onarmak değil, onunla yeniden uyum içinde olmaktır. Hastalık, bize unuttuğumuz uyumu hatırlatır. Şifa ise hatırlamaktır.” Bu tanım bize gösteriyor ki, şifa için yalnızca ilaçlara, yöntemlere ya da başkalarının dokunuşuna ihtiyaç yok. En büyük şifa kaynağı, kendi bedenimizin bize anlattığı hikayeyi duymak.
Şifa, bir uyum halidir…
Şifa, bir ‘iyileşme mucizesi’ değil, doğamızla yeniden uyumlanmaktır. Kalbimiz sevgiyi vermeyi unuttuğunda ritmini bozar. Mide, hazmedemediğimiz duyguları bize sancıyla hatırlatır. Karaciğer, içimizde tuttuğumuz öfkeyi yansıtır. Beden, ruhun konuşan dilidir. Onu dinlemeyi öğrenmek, kendi yaşamımızın dilini öğrenmektir. Şifa, işte bu dili öğrenmekle başlar. Çünkü beden, bize düşman değil; en sadık dostumuzdur.

Şifa dışarıda değil, içimizdedir
Bugün çoğu insan şifayı dışarıda arıyor. Yeni yöntemler, farklı tedaviler, mucizevi kürler. “Şifa, bedenimizin içinden, ruhumuzun derinliklerinden yükselir. Konu şifa olunca bakacağımız ilk yer bedenimizin derinlikleridir.” Bir başkasından destek almak mümkündür, ancak asıl şifa, kişinin kendi bedenine dönüp “Bana ne anlatmak istiyorsun?” sorusunu sormasıyla başlar.
Şifa, teşekkürle başlar
Şifanın kapısı şefkatten geçer. Bedenimize kızdığımızda, organlarımızı suçladığımızda aslında kendimizi reddetmiş oluruz. Oysa şifanın ilk adımı bedene teşekkür etmektir. Her gün kalbinize, midenize, böbreklerinize teşekkür edin. Yüklerini fark edin. Her biri, sizi ayakta tutmak için çalışıyor. Her organın bir hikayesi, her hücrenin bir hafızası vardır. O hikayeyi dinlediğinizde bedeniniz size teşekkür eder.
Şifa, hatırlamaktır
Şifa, iyileşmekten çok daha fazlasıdır. Bedenimizi dinlemek, ruhumuzun mesajlarını duymak ve zihnimizi yeniden dengeye getirmektir. Çünkü asıl şifa kapısı dışarıda değil, içimizdedir. Şifa, içsel bir yolculuktur. Ona giden yolu kimse bizim yerimize yürümez. Biz yürüdükçe kapılar açılır.
Organların dili: İçimizdeki mesajlar
Organlar yalnızca tıbbi olarak değil, ruhsal kapılar olarak da ele alınıyor. Her organ, bilinçaltımızın bir aynasıdır. Her organın bir hikayesi, her hücrenin bir hafızası vardır. O hikayeyi dinlediğinizde bedeniniz size teşekkür eder.
- Kalp: Sevgiyi verme ve alma dengemizi temsil eder. Kalp sıkışmaları, çoğu zaman sevgi akışımızda tıkanıklık olduğunu gösterir.
- Karaciğer: Öfkenin, kırgınlığın ve geçmiş yüklerin merkezi. Karaciğer sorunları, çoğu zaman ‘bırakamadığımız’ duygularla ilgilidir.
- Mide: Hazmedilemeyen olayların aynasıdır. İçimize attıklarımız mideyi zorlar.
- Böbrekler: Korku ve güvenle ilgilidir. Böbrekler, ‘hayatta kalma’ kaygılarımızı yansıtır.
- Akciğerler: Nefesle birlikte yaşamı kucaklamayı öğretir. Daralan akciğer, çoğu zaman özgürlüğümüzün sınırlandığını hissettiğimizde ortaya çıkar.
- Omurga: Hayata duyduğumuz güvenin sembolüdür. Eğilen bir omurga, omuzlardaki yükleri anlatır.

Dönüşümün gücü: Hastalığı fırsata dönüştürmek
Bedenin Şifa Kapıları, yeni bir bakış açısı sunuyor: Hastalık düşman değildir. Hastalık, bedenin en yüksek sesle bağıran mesajıdır. Bir ağrı hissettiğinizde, “bedenim bana ne anlatıyor?” sorusunu sormak büyük bir dönüşümün kapısını açar. Çünkü çoğu zaman beden, bizi durdurmak, düşündürmek ve hayatımızda değiştirmemiz gereken bir noktayı göstermeye çalışır. Ebru Demirhan’ın yaklaşımı, okuyucuyu pasif bir “tedavi bekleyen” konumdan çıkarıp, aktif bir “bedenini dinleyen” konuma getiriyor. Bugün bedeninizde en çok hissettiğiniz bölgeyi seçin. Organı ya da sistemi (örneğin, sevgili sindirim sistemim, dolaşım sistemim ya da kalbim gibi) düşünerek bir mektup yazın. “Sevgili midem, sana teşekkür ederim. Bana ne anlatmak istiyorsun? Senin için ne yapabilirim?” diye sorun.
İçimizdeki şifa kapısı
Bedenin Şifa Kapıları kitabı, modern insanın en büyük ihtiyacına cevap veriyor: Kendisiyle yeniden tanışma ihtiyacına. Kitabın sonunda okuyucu şunu fark ediyor:
- Beden bana yardım ediyor.
- Organlarım, bana rehberlik ediyor.
- Şifanın kaynağı benim.
Bu yüzden bu kitap, yalnızca okunacak bir kitap değil, yaşanacak bir deneyim. Her satır, içsel şifanın kapısını biraz daha aralıyor.
Bedeninizle nasıl diyalog kurarsınız?
- Bedeninizin farkında olarak onunla barışık olun.
- Organlarınıza öfke değil, şefkat gösterin.
- Şifayı dışarıda değil, içeride arayın.
Farkındalık egzersizi
Şimdi gözlerinizi kapatın. Nefes alırken kalbinize odaklanın. Kalbiniz size ne söylemek istiyor? İçinizden gelen ilk cevabı not edin. İşte bu, bedeninizin diliyle ilk karşılaşmanız olabilir.
Mini egzersiz
Bugün hangi organınızla iletişim kurmak istiyorsunuz? Sessizce o bölgeye elinizi koyun. Ona teşekkür edin.

Adım adım şifaya yolculuk
7 adımda ‘Bedenin Şifa Kapıları’ kitabımdan nasıl faydalanırsınız?
1. Adım: Niyetle başlayın
Kitaba başlamadan önce bir niyetiniz olabilir: “Bu kitaptan alacağım en yüksek faydayı kabul ediyorum.” Amacınız yalnızca bilgi edinmek olabilir ya da kendi bedeninizle bağ kurmak, yaşadığınız bir rahatsızlığı daha derin anlamak olabilir. Kitaba bir niyetle başlamak, şifa kapılarını aralamanın ilk adımıdır. Çünkü her niyet, bilinçaltınızda bir yön belirler. Şifa, bir şeyi onarmak değil, onunla yeniden uyum içinde olmaktır. Hastalık, bize unuttuğumuz uyumu hatırlatır.
2. Adım: Bedenin dilini öğrenin
Kitapta her organın duygusal ve ruhsal karşılığı anlatılır. Okurken sadece bilgi edinmek için değil, organlarınızı dinlemek için okuyun.
- Kalbi okurken, sevgi alışverişinizi hatırlayın.
- Karaciğer bölümünde, öfke ve geçmiş yüklerinizi fark edin.
- Mideyi okurken, hazmedemediğiniz olaylara dönün.
Bu bilgileri bir ders gibi değil, bir sohbet gibi ele alın. Organlarınızla ilk defa gerçek bir diyaloğa giriyormuş gibi okuyun.
3. Adım: Farkındalık egzersizlerini uygulayın
Kitapta yer alan sorular ve yönlendirmeler, sadece teorik bilgi vermek için değil, sizi eyleme geçmeye davet etmek için yazıldı. Örneğin, “Kalbiniz size ne söylemek istiyor?” sorusunu okuduğunuzda hemen gözlerinizi kapatın ve kalbinizi dinleyin. Gelen cevabı yazın. Bu uygulamalar, kitabı pasif bir okuma değil, aktif bir deneyime dönüştürür. Yanınızda bir defter bulundurun. Kitabı okurken organlarınızdan aldığınız mesajları, duygularınızı ve fark ettiğiniz bağlantıları yazın. Bu sizin kişisel şifa günlüğünüz olacak.
4. Adım: Bedeninizle şefkat bağı kurun
Çoğumuz hastalık yaşadığımızda bedenimize kızarız. “Neden hasta oldum?” diye öfke duyarız. Oysa şunu hatırlayın: Beden, ruhun konuşan dilidir. Onu dinlemeyi öğrenmek, kendi yaşamımızın dilini öğrenmektir. Her bölümde organlarınıza teşekkür etmeyi deneyin. “Sevgili midem, bana sabırla hizmet ettiğin için teşekkür ederim” gibi basit cümleler bile bedenle aranızda yeni bir bağ kurar.
5. Adım: Hastalıkları mesaj olarak görün
Kitabı okurken fark edeceksiniz: Hastalık düşman değil, mesajdır.
- Baş ağrısı belki de fazla kontrol ihtiyacınızı gösterir.
- Sırt ağrısı taşıdığınız sorumlulukları işaret eder.
- Böbreklerdeki sorunlar, korkularınızla ilgilidir.
Artık “neden ben?” sorusunu değil, “bu bana ne anlatıyor?” sorusunu sormayı öğreneceksiniz. Bu, şifanın yönünü dışarıdan içeriye çevirir.
6. Adım: Okuduklarınızı hayata taşıyın
Bedenin Şifa Kapıları sadece kitapta kalırsa, yarım kalır. Onu gündelik yaşamınıza taşımalısınız.
- Sabahları organlarınıza teşekkür ederek güne başlayın.
- Bir rahatsızlık hissettiğinizde bedeninize sorun: “Sevgili bedenim, bana ne anlatıyorsun?”
- Haftada bir gün “beden günü” belirleyin. O gün bedeninizi dinleyin, hafif yürüyüşler yapın, farkındalıkla nefes alın.
Bu küçük adımlar, kitabın öğretilerini kalıcı bir yaşam pratiğine dönüştürür.
7. Adım: Sabırla ve sevgiyle devam edin
Şifa bir yolculuktur, hedef değil. Kitabı okurken anında mucize beklemeyin. Bedenin dili yavaş yavaş açılır. Onunla konuşmayı öğrenmek, bir yabancı dil öğrenmek gibidir: Sabır, tekrar ve şefkat ister. Şifa dışarıdan gelmez. Şifa, bedenimizin içinden, ruhumuzun derinliklerinden yükselir.












