Meditasyon ve yogada bilinçli farkındalığın yansımaları
Genel
15 dk okunma süresi
Mindfulness

Meditasyon ve yogada bilinçli farkındalığın yansımaları

İnsan meditasyona başladığında zihninin doğası ile karşılaşıyor ve bu gerçekten şaşırtıcı oluyor çünkü Zen öğretilerinde vahşi bir maymuna benzetilen zihin asla durmuyor. Meditasyonda amaç onu durdurmak değil zaten, ona kapılıp gitmek yerine, fark ettiğinde derinlerde bağlı olduğun ‘çapa’na geri dönmek.

Hazırlayan: Aytaç Özkardaş Gozzi

Fotoğraflar: Ozan Kutsal

Dikkatini şu anda olup bitene yargısızca yönlendirmek, zihnin çelici etkilerinden kurtulup özgürleşmek, ne yapıyorsan yap yüzde yüz anda olmak, rollerden, kalıplardan, yargılardan kurtularak gerçeğe dokunmak ve bunu tüm yaşama yayarak daha dolu dolu yaşamak… Deniz Bağan, herkesin yapabileceği meditasyon çalışmaları ile değişimin kapılarının nasıl aralanabileceğini anlatıyor.

Meditasyon deyince bazı kişiler geri duruyor, o zihin yapısına ulaşamayacağını düşünüyor. Herkes meditasyon yapabilir mi?

Meditasyonla ilgili şehir efsaneleri var; ‘düşüncenin olmadığı, mutlak bir mutluluk yaşanacak bir yere giriyoruz’ gibi… Yok öyle bir şey. Nasıl ki spor salonuna gidip kaslarımız için egzersiz yapıyorsak, meditasyona da birçok alanda egzersiz yapmak gibi bakmak lazım. Nöronlarımız yani sinir hücrelerimiz biçim değiştirebiliyor, belli alanlarda uzmanlaşabiliyorlar. Herhangi bir şey yapmayı öğreniyoruz ve bakıyoruz ki o alanda yeteneklerimiz gelişiyor, daha hızlı cevap verebilir hâle geliyoruz. Çünkü tecrübe ediyoruz ve o sinir ağı pişiyor, büyüyor, kuvvetleniyor. Herhangi bir araç kullanmayı öğrenmek, tat dokusu geliştirmek, yazmayı, enstrüman çalmayı öğrenmek… Bunların hepsinde bir nöron aktivitesi var. Meditasyonla da birçok alanda yeni nöron bağlantıları yaratmayı öğreniyoruz, tıpkı kas geliştirmek gibi beynimizin içinde de yeni yetenekler geliştiriyoruz. Bu yeteneklerin en önemlilerinden biri de zihin alanında olup bitenlerle gerçekte olanları ayrıştırma becerisi. Örneğin biz konuşurken sen pencereye bakıyorsun ve ben içimden “Ah sıkıldı, çok sıkıcı konuştum galiba” diyorum. Bu, zihnin yorumu ve ben oradan devam edebilirim. Bunların hepsi varsayımsal düşünceler, hiçbir gerçekliği yok. Belki sen bir ses duydun ve döndün baktın. Hakikat, yani o an gerçekte olan ve bir de zihnimizin bununla ilgili yaptığı varsayım ve yorumlar var. Bütün meditasyon gelenekleri bize bunu anlatıyor; bir gerçek var, şu an olup biten... Bir de zihnimizde bir hikâye anlatıcı var. O hikâye anlatıcı duruma bakıp yorum yapmaya başlıyor ve bu yorumlar genelde çok olumlu nitelikte olmuyor.

Neden olumlu değil bu yorumlar?

Evrimin nihai ereğine baktığımızda, insanın hayatta kalması bir numaralı amaç; dolayısı ile sinir sistemi buna odaklı çalışıyor. Benim güvenli hâlimi, kazancımı, evimi barkımı tehdit edebilecek her şey benim sinir sistemimi uyarıyor ve harekete geçiriyor. Risk oluşturabilecek her şeyi devre dışı bırakmak, her şeyi gözüme sokmak istiyor. Ormanda yürürken bir halat gördüğünüzde önce yılan zannediyorsunuz. Beynin görevi orada binde bir risk bile varsa sana göstermek çünkü seni hayatta tutması lazım. Günde ortalama 60-80 bin düşünce böyle baloncuk gibi ortaya çıkıyor, çok otomatik bir sistem, yüzde 90’a yakını olumsuz düşünce. Bu olumsuz düşüncelerin yüzde 85’e yakını da her gün kendini tekrar ediyor. Buna oto pilot diyoruz.

Zihin bir oto pilotta yaşıyor. O hikâye anlatıcı, durumları ve olayları gördüğü zaman oto pilotundan bugüne kadarki deneyimlerinden benzer örnekleri çekiyor, yansıtıyor ve olabilecek en kötü senaryoları düşünmeye başlıyor. Bundan dolayı zihin genelde üç yerde yaşıyor. Ya geçmişte; anıları karıştırıyor, benzer durumları buluyor, unutamadığı, affedemediği şeyleri sürekli geri getiriyor. Ya geleceğe gidiyor; bundan sonra ne olacak, olayları kontrol edebilecek miyim, aynı geliri kazanabilecek miyim, ülkenin geleceği ne olacak… Sanki en kötü senaryoyu düşünürse o olduğunda daha az canı acıyacak gibi çalışıyor beyin. Ama bir işe yaramıyor tabii ki, bütün süreç boyunca acı çekiyoruz. Bazen de şu anda olup bitenlerle ilgili yorum, yargılama ve eleştiriler yapıyor. Dolayısıyla bir parça da geçmişte takılı kaldığımız travmalarımız varsa, kötü deneyimlerimiz olduysa, bir de o yüklerle geliyorsak, günlük hayatın içinde gelen her 10 etkiden dokuzuna olumsuz bir tepki çıkıyor içimizden.

Bilinçli farkındalık ve meditasyon bu noktada nasıl bir işlev görüyor?

Meditasyonda geliştirdiğimiz hikâye şu; ben ne kadar gerçekte şu an olan bitene temas edebilirim, ne kadar gerçekte olan bitenle kalabilirim. Sürekli geçmişe gitmek, geleceğe projeksiyon yapmak, şu an olan şeyleri yorumlamak yerine şu anın içinde ne kadar mevcut kalabilirim. ‘Gerçek’te ne kadar kalabilirim. Çünkü gerçek olumlu ya da olumsuz değildir. Bu yorumları veren zihindir. Mindfulness yani bilinçli farkındalık diye çevirdiğimiz öğretinin özü şu; dikkati şu anda içeride ve dışarıda olan bitene yargısızca yönlendirmek. Ama bunu gün içinde bir anda yapmak çok kolay değil. Onun için her gün 10 dakika meditasyon yaptığında, o zaman hayatta seni zorlayan bir etkiyle karşılaştığında beynindeki nöronlar daha hızlı devreye giriyor.

Çalışmanın pratiğinden bahsedelim biraz da, “dikkati şu anda içeride ve dışarıda olan bitene yargısızca yönlendirmek” dediğimiz hâli nasıl pratik edebiliriz?

Beş duyumdan gelen algılarla ve iç algı sistemi ile şu anla temasta kalarak… Bu nasıl oluyor? Ne gördüğünün farkında olmak mesela, dışarıdan gelen seslerin farkına varmak, ağzındaki belli belirsiz tadı fark etmek… İç algıda da bedenimin şu anda nasıl bir biçimde durduğunun farkındalığı; elim nerede duruyor, ne kadar kuvvet sarf ediyorum... Çoğu zaman çenemiz gergin, ellerimiz sıkılı, kaşlarımız çatık olabiliyor. Bedeni tarayarak bunların da farkında olmak; şu an nereler gergin, nereler rahat bunları izleyebilmek. Hem beş duyuyla dış dünyayı hem iç algı sistemi bedenimin içinde olanları fark etmek beni şu anda tutuyor.

İnsanların meditasyon deyince en korktuğu şey odaklanmak. Oysa meditasyonda odaklanma diye bir şey yok. Odaklanma çok yüksek bir beklenti ve gergin bir şey. Yani sana sürekli sadece nefesinden başka bir şey düşünme ya da dakikalarca şu gözlüğün sapına bakacaksın desem bu seni strese sokar. Meditasyonda bir çapa buluyoruz, bu benim anlatmayı çok sevdiğim bir metafor. Bir gemi gelir, bir sahile demir atar, çapa zeminde sağlam bir yer bulur. Yüzey dalgalı olabilir, tekne bir o tarafa bir bu tarafa gidebilir ama aşağıda çapa ile bağlıdır. Nefes mesela bir çapa ya da avuç içlerindeki sıcaklığı hissedebilmek bir çapa. Yani bu bir his, bir duyum ya da bedenin bir parçasına veya nefese odaklanmak olabilir.

“Sürekli geçmişe gitmek, geleceğe projeksiyon yapmak, şu an olan şeyleri yorumlamak yerine, şu anın içinde ne kadar mevcut kalabilirim? ‘Gerçek’te ne kadar kalabilirim?”

Meditasyonda genelde rahat bir duruş buluyorum, orada bedeni tarıyorum; çenem gergin gevşetiyorum, karnımı sıkmışım bırakıyorum, omuzlarım yukarıda onları bırakıyorum. Biraz nefese bakıyorum, ritmine uyumlanıyorum. Sonra da bir çapaya yöneliyorum. Bazı insanlar seslere çok güzel çapa atar. Bazı insanlar görseldir, gözleri açık bir noktaya bakarak meditasyon yapar. Bazıları benim gibi duyusaldır; fizik bedende ağız içi, ayak tabanı, avuçlar, göbek deliği etrafındaki hislere yoğunlaşır. Bazıları da nefes ile çok rahat çapalanır. Sadece nefesi takip etmek bile çok iyi bir çapadır.

Zihnimiz yine de rahat durmuyor ama… Çapa ile kalmak kolay mı?

Evet, çapa ile kalmaya çalışıyoruz ve bu esnada kaçınılmaz bir şekilde düşünceler gelmeye başlıyor. Birdenbire faturaları, çıkınca ne yemek yiyeceğini düşünürken buluyorsun kendini. Burası meditasyonda hiçbir düşünceye yer olmadığını düşünenlerin meditasyonu bıraktığı yer. Oysa 40 yıl da meditasyon yapsan düşünceler belirecek. Düşüncelerin nasıl kasıtsızca kendiliğinden ortaya çıktığını izlemeye ve görmeye başlıyoruz. İnsanın meditasyon yolculuğu çok büyük bir tokat gibi aslında çünkü kendi zihninin doğası ile karşılaşıyor.

Zen öğretilerinde vahşi bir maymuna benzetilir zihin; oradan oraya atlar, durmaz. Orada bir mekanizma var ve durmuyor. Nefesime bakıyordum, şimdi neden pizza düşünüyorum? Hikâye bu hareketi bastırmak, durdurmak filan değil; hikâye bunun insan doğası olduğunu anlamak ama sabırlı bir şekilde, her düşündüğünü fark ettiğinde çapana geri dönmek. Bir oturumda belki 40 kere olacak bu, zaten işimiz bu. Burada yeni bir nöron ağı oluşturuyorum, otomatik tenis topu atan makine gibi zihin düşünceleri atıyor. Ben oradaki oyuncuyum; her atılan topu karşılıyorum, bir cevap üretiyorum, onun peşine takılıyorum. Meditasyonda ise bırakıyorum raketi; o topu atmaya devam ediyor, ben ilgilenmiyorum, sadece her topun atıldığını görüyorum. Bir düşünce çıkıyor, ona kapılıp gitmek yerine -ki kapılıp gittiysem de kızılacak bir şey yok- fark ettiğim anda çapama dönüyorum.

Meditasyonun insan beyni üzerindeki etkilerine ilişkin yapılmış bilimsel çalışmalar var mı?

Harvard Üniversitesi’nden Sara Lazar’ın yaptığı bir araştırma var. Bir grup düzenli olarak 8 hafta boyunca her gün ortalama 27 dakika meditasyon yapıyor. Hiç yapmayan ve düzensiz yapan iki kontrol grubu da var. 8 haftanın sonunda şaşırtıcı bir şeyle karşılaşıyorlar: Düzenli meditasyon yapan grupta beyindeki gri madde kalınlığı artıyor. Bu artış hem 20-30 hem de 40-50-60 yaş grubunda gözlemleniyor. Yani yeni sinir hücreleri her yaş grubunda artıyor ve bir araya geliyor, yeni bağlantılar yapıyorlar. Öte yandan aniden duygu tetiklenmeleri yaşayıp bir anda ağladığımız, sinir krizi geçirdiğimiz tepki hâlleri, beyinde amigdala denilen merkezin tetiklenmesi ile gerçekleşiyor. Düzenli meditasyon yapan grupta amigdalanın da küçüldüğü görülüyor. 8 haftanın sonunda insanların stres seviyeleri düşüyor, karar verme mekanizmaları güçleniyor, uykuları iyileşiyor, sinir ve immün sistemleri güçleniyor. Bu pratiği yaptıkça yeni nöron yolları oluşuyor.

Şöyle düşün; bir ömür boyunca edindiğin alışkanlıklar var. Bunlara hızlı beyin aktivitesi deniyor ve bunlar artık otomatik. Bir de yavaş beyin aktivitesi var, yeni öğrenmeye başladığımız her şey bu kategoride. O yüzden yeni alışkanlık edinmekte çok zorlanıyoruz. Ben 40 yıldır aynı şekilde yaşıyorsam orası bir otoyol gibi beynimde. Beynim oraya bir sinir sistemi döşemiş, hep orayı kullanıyor. Diyelim ki yeni bir alışkanlık edinmeye çalışıyorsun, dünyanın en zor şeyi. O yüzden 21 gün meselesi asılsız çıktı, gerçekte bir alışkanlığı oturtmak 66 günmüş. Aynı şeyi 66 gün boyunca yaptığında 67’nci gün kendiliğinden geliyor.

“İnsanın meditasyon yolculuğu çok büyük bir tokat gibi aslında çünkü kendi zihninin doğası ile karşılaşıyor.”

Meditasyon da bir yavaş beyin aktivitesi. Hiç kolay değil bu kadar çelici düşünceler varken her seferinde sabırla, kızmadan, özen göstererek yönelmek. Sabır isteyen bir çalışma ama meyvelerini çabuk veriyor. İkinci, üçüncü haftada bile insanlarla daha kolay göz teması kurabilmeye, rahatsız edici, tetikleyici olaylar olduğunda daha sakin kalabilmeye başlıyoruz. 2-3 aylık süreyi geçtikten sonra artık otomatiğe bağlanmaya başlıyor. Meditasyona oturup yaptığım şeyi ben günlük hayatta da yapabilmeye başlıyorum. Yani yemek yerken de aynı farkındalık... Bu sefer yemeğin lezzeti, kokusu, aroması benim çapam. Mesela çocuğum bana bir şey anlatırken 20 dakika dikkatimi çocuğuma vereceğim; şimdi işleri düşünme diyorum, can kulağıyla onu dinleyebiliyorum, çapam kızımın sesi oluyor. Aslına bakarsan sevişiyorsan da, araba kullanıyorsan da, banyo yapıyorsan da, bir projede çalışıyorsan da; ne yapıyorsan yap yüzde yüz anda olmak meditasyonun bir hediyesi. Ne kadar burada ve şimdideysen ilişkilerin o kadar doyumlu, hayatın o kadar tatminli, sağlığın o kadar yerinde yaşıyorsun. Annemin bir lafı vardır, “Ben mi yemeği yedim, yemek mi beni yedi, anlamadım” der. Biraz trajik bakacak olursak, sanki bedenler yaşıyor ama beyinler başka bir yerde. Zombi gibi yatıp zombi gibi uyanıyoruz, farkındalık butonu kapalı, şu anla bağlantımız yok. Geçmişte, gelecekte, korkularımızda, kaygılarımızda yaşıyoruz.

Meditasyon her şeyin çözümü mü? Ya da neyin çözümü?

Bazıları “Meditasyonu çok abartıyorsunuz, her şeyin çözümü mü?” diyor. Katiyen öyle bir iddiası yok. Ama en azından şu anda ne olup bittiği ile daha temasta bireyler oluyor meditasyon yapanlar. Kentli bir insan için her gün bu pratiği yapmanın en temel hediyesi 10 dakika kendine zaman ayırmak. Nefesini fark ediyorsun, bedenini tarıyorsun, mesela omuzlarını gergin buluyorsan gün içinde de fark edip indirmeye başlıyorsun. Her gün 10 dakika sadece nefesini izleyip bedenini dinlemek bile stres hormonu kortizolü düşürüyor ve mutluluk hormonu serotonini arttırıyor. Bedeninle temas etmiş oluyorsun; bir yerin ağrıyorsa, hasta olacaksan daha erken fark ediyorsun. İnsanlar banyo yaparken bile düşünüyor, keyfini çıkarmıyor. Bunca yıl meditasyondan sonra görüyorum; yemek yemek ne kadar keyif verici olabilir, bir akşam partnerimle üç tane mum yakıp sadece ayaklarımızı uzatıp konuşmak aslında ne kadar iyi gelebilir… Bazen gün içinde vakit bulduğumda Maçka Parkı’na gidip bulduğum ilk ağaca yaslanıp yapraklarını izliyorum, bu kadarı bile alan açmaya, bir cesaret, bir farkındalık olmaya başlıyor.

Meditasyon yaptıkça farkındalık o kadar günlük hayata yayılıyor ki, değişimin başlangıcı denilen yere bir alan açılıyor. Kendine zarar veren bir bağımlılığın, bir işin, bir ilişkinin farkına varmaya başlıyorsun. O yüzden farkındalık öğretisini çalışan insanlara baktığımızda hayatlarında büyük değişiklikler yaptıklarını görüyoruz. Carl Rogers’ı çok severim, pozitif psikolojinin babalarındandır. Her insanın içinde gelişme, büyüme ve bir potansiyeli gerçekleştirme özlemi olduğunu söyler. Herkeste var ama birçoğumuz bunun üstü kapalı bir şekilde yaşıyor ve ölüyor, ama o biraz ucu açılıp ortaya çıkabildiğinde herkesin içinde uyanmak, büyümek isteyen bir potansiyel ve anlam var.

Yoga ve meditasyon ilişkisini nasıl kuruyorsunuz? Yoga meditasyona açılan bir alan mıdır?

Yoga meditasyona giriş için çok güzel, çok temel bir yol. Aslında yoga, meditasyon içeren bir pratik. Yogada da çapan bedenin. En kolay ulaştığımız yer fizik beden; fizik bedeni hissederek ve farklı pozisyonlara sokarak o meditasyon alanına giriyoruz. Hoca olarak ben ders boyunca sürekli konuşuyorum; kişi sorular ve yönlendirmelerle bir saatlik ders boyunca bedeni dolaşarak aslında meditasyon yapıyor. İnsanlar yogaya sırtım ağrıyor, stresliyim diye gelip ders bittiğinde çoğu zaman rahatlamış, gevşemiş, biraz dinlenmiş olarak çıkıyor. Son bir saattir düşünmüyorlar. Aslında yoga yaparken düşünce sürecini kesiyoruz, sadece fizikle yapmıyoruz. Yönlendirme o kadar çok ki, başka düşüncelere dalıp gidecek vaktin kalmıyor. Zorunlu bir meditasyon hâli gibi. Çapalarla çalışmaya herkes hazır değil belki ama o ders içinde elini, yere basışını hissetmek, başını çevirmeyi hissetmek çok kolay ulaşabildiğin bir yer.

Başka uğraşlar da meditasyon alanı olabilir mi?

İçindeyken neredeyse yüzde yüz o an yaptığın şeyin içinde kaldığın her şey bir meditasyon alanıdır. Ultra maraton koşan bir arkadaşım, “Koşarken hiçbir şey düşünemiyorum, sadece ben ve yol var” demişti. Fasulye ayıklarken de meditasyona girebilirsin. Sadece fasulye ve bıçağın hareketini izleyebilirsin. Ya da örgü örerken, çanak çömlek yaparken…

Öz şefkatli farkındalık

“Birçok farklı meditasyon geleneği var, ben bilinçli farkındalık geleneğini seviyorum. Bunun altında da ‘öz şefkatli farkındalık’ diye bir alt yol var. Çok mükemmeliyetçi bir yerden geliyorsan, kendine yönelik kötü eleştirin çok yoğunsa kendine anlayışlı olmayı, kendine yargısızlaşmayı öğreten bu yol çok iyi geliyor. Bana çok iyi geldi, o yüzden ben de o yoldan yürüyorum. Yollar muhtelif, aslında bütün meditasyonların özünde bir özgürleşme var. Özgürleştiğimiz şey de aslında başından beri bahsettiğim bu çelici zihin. Onun içindeki kimlikler, roller, o rollerden dolayı oluşan inançlar, ben şöyleyim ben böyleyim, kalıplar…”

Kendi kelimelerimizle meditasyon

İlk Türkçe meditasyon uygulaması olan ve ilk başta “Meditasyon” ismiyle yola çıkan Meditopia, anadilimizde, kendi kelimelerimizle farkındalık egzersizleri yapma olanağı sunuyor. Yogatime’ın kurucu ortaklarından Deniz Bağan uzun yıllardır yoga dersleri veriyor, meditasyon çalışmaları yaptırıyor. Apple ve Google uygulama mağazalarından ve web’den indirilebilen Meditopia’nın içeriklerini hazırlayan ve seslendiren Bağan ile uygulama üzerine konuştuk.

Öğrencilerinin “keşke bir CD hazırlasanız da sesiniz yanımızda olsa, biz de sabah akşam meditasyon yapabilsek” isteği ilk fikirlerin doğmasına neden olmuş. “O dönem araştırıyordum. Bir mobil uygulama ile bunu yapsam, insanlar cep telefonlarından kolayca dinleyebilse diye düşünüyordum. Mobil uygulama yapan kişilerle konuştum ama bir sonuç elde edemedim” diyen Bağan’ın yolu nihayet çok sevdiği pilates antrenörü Aykut Toraman aracılığıyla bu alanda çalışmalar yapan Fatih Çelebi, Berk Yılmaz ve Ali Murat Ceylan ekibi ile kesişmiş. “Ekiple masaya oturduk, konuştuk, tam da birbirimizi arıyormuşuz. Hemen temalar çıkardık, meditasyonlar yazmaya başladım. Bir ses stüdyosuna girdim, kayıtları yaptık. Şubat 2017 gibi çıktık, çok hızlı ve olumlu bir tepki aldık. Dünyada çok büyük sermayeleri olan, 300-400 kişilik firmalar var fakat lokal değiller. Bütün dünya İngilizce meditasyon yapıyor. Kendi anadilimizde, kendi kelimelerimiz, kendi deyimlerimizle o güvenli alana, meditasyona girmek çok daha kolay” diyor Bağan.

Başka dillere de çevriliyor

Büyük beğeni toplayan uygulamayı insanlar hızlı bir şekilde viral yaymaya başlamış. Bu da Apple’ın ilgisini çekmiş ve “Türkiye’nin ilk Türkçe meditasyon uygulaması” diye ön plana çekmiş. “Çok arkamızda oldular, biz de çok gururlandık ve o hızla büyümeye devam ettik. Ben içeriği tek başıma sürdürmeye devam ettim ama yazılım ve pazarlama ekipleri büyümeye başladı. Birdenbire bu başka dillere de çevrilebilir diye düşündük ve İspanyolca, Portekizce, İngilizce ve Almanca ile başlandı. İspanyolca ve Portekizce özellikle Güney Amerika’da hızla patladı. Meksika’da kapış kapış indirildi. Bu dillerde aldığımız başarı büyük bir ivme getirdi. Ardından Fransızca yayına girdi. Önümüzde Japonca, Rusça, Korece var” diye anlatıyor Deniz Bağan.

Meditasyon yöntemi ve içerik aynı, sadece her şey önce İngilizce’ye çevrilip sadeleştiriliyor, sonra diğer dillere çevriliyor. Her bir ülkede seslendirme yapan partnerleri ise yoga ya da mindfulness alanında çalışan, işin köklerini bilen, uygulayan, tabii aynı zamanda ses ve diksiyon olarak da uygun olan kişiler. Tüm dillerdeki içerik Türkiye’deki stüdyolarda hazırlanıyor.

Bağan, “Bir ekranımız var, onu açtığımızda uygulamamamızın an itibari ile dünyada nerelerde kullanıldığını görebiliyoruz. Mesela aynı anda 40 bin kişi kullanıyor ve şunu görebiliyorsun; Kanarya Adaları’nda bir kişi var mesela, Mexico City yanıyor, bakıyoruz New York’ta, Asya’da, Avrupa’nın farklı yerlerinde ve Türkiye’nin bambaşka yerlerinde, Doğu’da Güney’de Kuzey’de, neredeyse her şehirde kullanıcımız var. Bu muhteşem bir şey” diyor.

İçerikte neler var?

Peki, neler var bu uygulamada? Uyku, rahatlama, dinlenme, mutluluk, şükran, odaklanma, öz güven, öfke, ilişkiler gibi farklı alanlarda temalı seriler, günlük gelen sürpriz meditasyonlar ve bir de yolda, araçta, yemekte, sınav öncesi yapabileceğiniz 5 dakikalık hap meditasyonlar… Yine blog yazıları, günlük pop-up mesajlar, meditasyon hatırlatma fonksiyonu gibi ekstra özellikler de bulunuyor. 7 gün üst üste meditasyon yaptığında uygulama sana bir de küçük ödül veriyor. Meditasyonlar genellikle 12-15 dakika sürüyor.

En çok puan uyku serisine...

Tüm seriler içinde en büyük başarıyı derin uyku serisi ile elde ettiklerini söyleyen Deniz Bağan bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Uyku sorunu yaşayan çok fazla insan var ve serimizin başarı oranı çok yüksek; kullanan herkes uykuya çok rahat geçiyor, en çok puan aldığımız bölüm orası. Çünkü aslında uykusuzluk, stres ve kaygı temelli duygu durum bozukluklarının bir numaralı sonucu. Kaygılı, stresli insan uyuyamıyor çünkü stres hormonu salgılarken ya da sinir sistemi tetikteyken, tehlike alarmındayken uykuya dalmanız mümkün değil. Genelde 10 dakikaya yakın bir süre içinde ya bedenini ya da nefesini izleyerek, doğru yönlendirme ve doğru tonlamayla kişinin sinir sistemi yavaş yavaş yatışıyor; kalp atış hızı, nefes alış hızı düşüyor ve beyin dalgaları uykuya hazırlanıyor. Bunu yaptığı zaman birçok kişi o meditasyonu bitiremeden uyuyor zaten.”

Ailece meditasyon

Bir de çocuklar için beş farklı meditasyondan oluşan küçük bir bölüm bulunuyor aplikasyonda. “Anksiyete, odaklanma problemi olan çocuklarına bu meditasyonları dinleten ve ciddi sonuçlar alan aileler var. Artık terapistlerin önermeye başladığını duyuyoruz” diyen Bağan, uygulamanın aile içinde de yayıldığını anlatıyor: “Bir birey kullanıyor, bir süre sonra eşi de kullanmaya başlıyor. Bunlar da aslında şehir hayatında kaybetmeye başladığımız aile içi bağlarını biraz kuvvetlendirebiliyor. İnsanlar birlikte bir iyileşme çabasına giriyorlar.”

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo