Haber kapak görseli
Genel
8 dk okunma süresi
Pozitif

Cesaret, ilim ve iyilikle ayağa kalkmak

İçeriği Paylaş

Karanlık karşısında umudu, öfke yerine iyiliği, edilgenlik yerine sorumluluğu seçmenin zamanı… Cesaret, ilim, merhamet ve üretimin ışığında bireysel dönüşümden toplumsal iyiliğe uzanan bu yazı, daha adil ve bilinçli bir gelecek için her bireyin üstlenebileceği rolü güçlü bir bakış açısıyla ele alıyor.

Yazı: Pia Pınar Ercan

Bu satırları kaleme aldığımda mübarek Ramazan ayına henüz birkaç gün var. İçimde bir hazırlık, bir arınma, bir niyet tazeleme hâli. Siz bu yazıyı elinize aldığınızda ise Ramazan geçmiş olacak. Belki bayramın tatlı yorgunluğu dinmiş, belki Kurban Bayramı’nın eşiğine yaklaşılmış olacak. Zaman ilerlemiş olacak. Fakat bazı dönemler vardır ki yalnızca takvim değişmez; bilinç de yer değiştirir.

Çok değerli astrologlarımız Satürn-Neptün Koç döneminin başladığını söylüyor. Cesaretli adımların, yeni başlangıçların, ateşle arınmanın ve niyetle yürüyüşün zamanı diyorlar. Ben de bu kapının eşiğinde heyecanlıyım. Ümitliyim. Gayretimi ve emeğimi sonuna kadar koymaya niyetliyim. Gücü, kuvveti ve azmi ise kendimden değil, Azîm olan Allah’ımdan istiyorum. La havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm. Bu cümle yalnızca teslimiyet değildir. Aynı zamanda iradedir. Yükü bırakmak değil, yükü doğru omuzlamak demektir.

Son yıllarda özellikle çocuklara yönelik ifşalar, dünyada ve ülkemizde yaşanan sarsıcı olaylar, birçok insanın ruhunu derinden yaraladı. Kimi yeni öğrendi, kimi zaten biliyordu. Fakat insan hiçbir zaman bu karanlığa alışamıyor. Bir çocuğun gözyaşı karşısında suskun kalmak mümkün değil. İçimizde öfke, hüzün, çaresizlik ve bazen de utanç birikiyor. Dünya yanıyor. Ve biz bunu izliyoruz. Bazen sessizce, bazen gözlerimiz dolu dolu, bazen elimizden bir şey gelmediği için yumruklarımızı sıkarak. Evet, bu çağda yaşamak kolay değil. Evet, insanın ruhu yoruluyor. Ancak birileri bu zamanda da kalmalıydı. Birileri bu zamanın şahidi, sesi ve duası olmalıydı. Ve o biri sensin. Biz bir sirkin içinden geçiyoruz sanki; aklı bozulmuşların, kalbi kararmışların yönettiği bir dünya sahnesi. Açlık, savaş, yıkım, kadınlar, çocuklar, hayvanlar. Tüm mahlukat feryat ediyor. Bazen duyduğumuz rakamlar sadece sayı değil; bir annenin boş kalan kucağı, bir çocuğun susmuş kahkahası, bir ormanın yok oluşu. Ve biz bunu göğsümüzde bir taş gibi taşıyoruz.

Bir zamanlar Che Guevara’nın şu sözünü okumuştum: “Aynı evrende yaşamamalı cellatlar ve çocuklar; ya ölmeli cellatlar ya da hiç doğmamalı çocuklar.” Bu cümle insanın içindeki isyanı dillendiriyor olabilir. Fakat ben ne kimse doğmasın diyebilirim ne de şu ölsün diyebilirim. Yargılamak benim haddim değil. Benim haddim olan, nerede durduğuma karar vermektir.

İyilik terazisini yükseltmek

İfşaları, kötülükleri okuduğunuzda düştüğümüz hâller var. Ümitsizlik, korku, öfke, kin, nefret. Bilgiyi aldınız. Orada kalmayın. Oradan çekilin. Asıl mesele şu: Bilgilendik. Peki şimdi ne yapacağız? İyilik terazisini nasıl yükseltebiliriz? Sadece izleyerek, sadece öfkelenerek, sadece lanetleyerek bir yere varamayız. Kötülüğün terazisinin ağır bastığını görmek bizi karanlığa çekmemeli. Tam tersine, iyilik terazisini yükseltme sorumluluğunu hatırlatmalı. Bu çağ, seyirci kalma çağı değil. Bu çağ, “Ben nereden katkı olabilirim?” sorusunu sorma çağıdır.

Belki hükümetlerin karşısına tek başımıza dikilemeyiz. Küresel yapıların kapısını çalamayız. Fakat kendi kapımızın önünü temizleyebiliriz. Yetimlere gidebiliriz. Tek başına çocuk büyüten annelere, okuyan gençlerimize destek olabiliriz. Yaşlı komşumuzu gözetebiliriz. Sokaktaki haycanın aç kalmamasını sağlayabiliriz. Doğaya sahip çıkabiliriz, Efendimiz (sav) öğütlediği gibi; son nefesimize kadar fidan ekebiliriz. Elimizden ne geliyorsa, küçük, büyük demeden onu yapabiliriz.

Sadaka sadece büyük meblağlar değildir Gülümsemek sadakadır. Güzel söz sadakadır. Fakat artık aktif iyiliğin artması gerekiyor. Çünkü bu çağ seyirci kalma çağı değildir. Bu çağ, başkasından bekleme çağı değil. Bu çağ, “ben bu dünyaya nasıl ve nereden katkı olabilirim?” çağının ta kendisi.

Cesareti kalbe koyma zamanı

Bizler çok ahir bir zamandan geçiyoruz. Büyük eşikler, büyük kırılmalar, büyük yüzleşmeler çağındayız. Üzüldük, ağladık. Fakat havlu atmanın zamanı değil. Öldük, bittik demenin zamanı hiç değil. Cesareti kalbe koymanın zamanıdır.

Bu cesaret yalnızca duygusal bir coşku değildir. Bu cesaret ilimle, bilimle, sanatla, sporla, emekle beslenmek zorundadır. Çocuklarımızı sadece tehlikelerden korumak yetmez. Onları donanımlı kılmak gerekir. İlim öğretmek gerekir. Bilim öğretmek gerekir. Sanatla ve sporla tanıştırmak gerekir. Çünkü cahillikle savaşıyoruz. Okuduğunu anlamayan bir zihinle, kinle ve nefretle yoğrulmuş bir dünyayla karşı karşıyayız. Bu bir milli seferberlik konusudur. Eğitimde, ailede, ahlakta, üretimde, ilimde, kültürde yeniden yapılanma çağrısıdır. İyilik terazisini yükseltme çağrısıdır.

Bir başka tehlike daha var. Gittikçe tepkisizleşiyoruz. O kadar çok şeye maruz kaldık ki, artık ne üzülüyor ne seviniyor ne de şükrediyoruz. Bu yalnızca bizim ülkemizde değil, bütün dünyada gözlenen bir hâl. Bozulma yalnızca tabakta değil; ekranda, sokakta, kalplerde. Özellikle çocuklarımız ve gençlerimiz dijital dünyanın içinde sürekli bir maruziyet hâlinde. Algoritmalar yalnızca eğlence sunmuyor; bilinçaltını şekillendiriyor. Sürekli değişen görüntüler, hızlanan içerikler, yapay gündemler, kısa dikkat süreleri. Sabır azalıyor, derinlik kayboluyor.

Aile kavramı zarar görüyor. Ev, birlikte düşünmenin ve birlikte üretmenin mekânı olmaktan uzaklaşıyor. Aynı çatı altında yaşayan fakat aynı bilinçte buluşamayan bireyler artıyor. Anne ve babalara düşen görev her zamankinden daha ağır. Çünkü artık çocuk yalnızca sokağın değil, ekranın da çocuğu.

Bu nedenle çocuklarımıza iyiliği öğretmek zorundayız. Sadaka vermeyi öğretmek zorundayız. Örfümüzü, ananemizi, köklerimizi, bizi biz yapan değerleri yeniden canlandırmak zorundayız. Güzel ahlakı, merhameti, infakı, adaleti öğretmek zorundayız. Zorla değil, hâl ile. Örnek olarak.

Tek taraflı insanlar yetiştirmemeliyiz. Yalnızca teknik bilen ama vicdanı zayıf bir nesil eksiktir. Yalnızca duygusal ama üretmeyen bir nesil de eksiktir. İlimle, bilimle, kültürle, sanatla yoğrulmuş; aynı zamanda merhametli ve köklerini bilen bir nesle ihtiyacımız var. Bu uyuşukluğu kırmak zorundayız. Fakat bunu öfkeyle değil, bilinçle yapmalıyız.

Kader gayrete aşıktır

Birçok annenin bana sorduğu bir soru var: “Hangi Esma’yı çekelim ki çocuğumuz sınavı kazansın?” Ben de şunu soruyorum: Çocuğunuz ders çalışıyor mu? Çalışmıyorsa, çalışmadığı kadarını alacaktır. Duanın elbette etkisi vardır. Ancak gayret yoksa sonuç da değişmez. Zannediyoruz ki sabaha kadar “Ya Alîm” diyerek her şey değişir. Oysa o esma laboratuvarda gece gündüz çalışan bilim insanının zihninde tecelli ediyor. Kitapların başında sabahlayan öğrencinin kalbinde tecelli ediyor. Atomun parçacığını çözmeye çalışan fizikçinin gayretinde tecelli ediyor. Çünkü Allah kulunun yalnızca diline değil, gayretine de bakıyor. Kader gayrete aşıktır.

Gençler, akledin. Çalışın, üretin. Esmalar yalnızca tesbihle değil, gayretle tecelli eder. Bizler buraya Esmalara hizmet etmeye geldik. Bugün dünya yanıyor. Ve biz “İslam alemi neden birleşemiyor?” diye soruyoruz. Peki neden üretmiyoruz? Neden bilimde yokuz? Neden Âlim esması başka coğrafyalarda güçlü tecelli ederken bizde sessizliğe bürünmüş hâlde bekliyor? Çünkü, Rahman olan Allah, laboratuvara girene, kitabın kapağını kaldırana, okuyana, araştırana, bilimle, ilimle uğraşana Alim esmasıyla verir. Milliyetine, ırkına, diline, dinine bakmaz.

Bugün yapay zekâdan, gen teknolojisinden, kuantum bilgisayarlardan söz ediyoruz. Dünya hızla değişiyor. Eğer gençlerimiz bu dönüşümün öznesi olmazsa, yalnızca izleyicisi olur. İslam tarihi bir dönem ilimle gökleri konuşturdu. Sıfırı bulan Müslüman bilim insanı Hârizmî, özellikle matematiğe yapmış olduğu katkılar sebebiyle matematiğin bir dalı olan cebirin kurucusu olarak bilinir. Algoritma kavramı onun isminden türedi. Selçuklu ve Osmanlı’nın vakıf ve infak sistemi o kadar güçlüydü ki seyyahlar bu topraklarda fakirin sokakta bırakılmadığını yazıyordu. İnfak sistemliydi. Vakıflar toplumun omurgasıydı. Bu toprakların hafızasında hem ilim var hem merhamet var hem sistem var.

Yolu açanlar, yolu izleyenler oldu

Peki, sonra ne oldu? Özellikle 13. yüzyıldan sonra İslam alemi bilimde ve ilimde neden durdu? Yolu açanlar iken neden yolu izleyenlerden oldu? Ancak bugünlerde sorulması gereken asıl soru şu olmalı: “Neden üretmiyoruz? Neden yeniyi biz tasarlamıyoruz?” İlmi ibadetin içine hapsettik. Tesbihle her şeyi çözebileceğimizi sandık. Oysa tesbih bir hazırlıktır. Hareketle tamamlanmadığında tekrara dönüşür. Pusulamız Kur’an-ı Kerim, cuma namazından sonra “Yeryüzüne dağılın ve Allah’ın fazlından rızık arayın” buyurur. İbadetin bile sonu çalışmaya çıkar. Değerli bilim insanı Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın hocamız der ki: “Beyin yorgunluk bilmez. Beyin sürmenaj olmaz. Beyin öğrenmeyi bırakınca hastalanır. Okuyun, sürekli okuyun, ne bulursanız okuyun.” Bu yalnızca biyolojik bir gerçek değildir; medeniyet gerçeğidir.

Adl yani “adalet” esmasına ihtiyacımız var. Fakat Âlim esmasına daha çok ihtiyacımız var. Çünkü ilim olmadan adalet de kalkınma da huzur da gelmez. Mesele çok net. Allah Teala, bizden pasif bir kulluk istemiyor. Aktif bir müminlik istiyor. Senin işletim sistemine öyle hazineler, öyle Esmalar (yetenekler) yükledim ki, bunları burada kullanmanı murad ediyorum diyor. Yani, ben tohumu ekeceğim. Toprağını havalandıracağım. Sulayacağım. Gerekirse gübreleyeceğim. Sonra ellerimi açacağım ve diyeceğim ki:

“Allah’ım, bana bu ağaçtan öyle bol meyveler ver ki tadından yenmesin. Vitamini bol olsun. Sen onu yağmurdan, selden, rüzgârdan koru.” Tohum ekilmeden edilen dua, sorumluluğu Allah’a devretme çabasına dönüşür. Bu kulluk değildir. Biz buraya pasif mümin olmaya gelmedik. Yürüyen Kur’an olmaya geldik. Aktif müminler olarak okuyarak, bilerek, düşünerek, üreterek, iyiliği çoğaltarak, sevgiyi kaybetmeden, vicdanı, merhameti, paylaşmayı, adaleti, eşitliği diri tutarak yaşamaya geldik. Allah Teala bunlara neden izin veriyor sorusuyla meşgul olurken pasifize olmayacağız. Burası, Dünya Tekamül okulum, kulun imtihan yurdu. İmtihanda olan biziz. Allah Teala değil. Bunu idrak edemeden, “tekamül nedir, kader nedir, kulun burada görevleri ve rolü nedir” konularını hiç anlayamayız maalesef. Allah’ın bizden istediği onurlu bir duruşla ayakta durmak ve öne çıkmaktır. Safımızı belli etmek ve bunu hâl etmek.

Bunu nasıl hâl edeceğiz?

Onurlu bir duruşla, dimdik ayakta duracağız. Safımızı belli edeceğiz. Yaptığımız ticareti helaliyle yaparak. Çalıştığımız işin hakkını vererek. Sunduğumuz hizmetin en kalitelisini sunarak. Dedikodu, fitne ve fesatla uğraşmadan. İlimle uğraşarak. Bilimle uğraşarak. Sanatla, sporla uğraşarak. İyiliği, sevgiyi, empatiyi çoğaltarak. Vicdanı diri tutarak.

Yazımıza yeni bir kapının, dönemin eşiğindeyiz diye başladık… Bir devri kapatıp başka bir devre adım attığımız bugünlerde şu sözlerle sırlayalım o zaman. Şunu biliyorum ki bu yolda önümüze engeller çıkabilir. Yorulabiliriz. Güçsüz hissedebiliriz. Zaman zaman unutabilir, dağılabilir, savrulabiliriz. İnsan hâlidir. Fakat gayretini ortaya koyduktan sonra, duanı ettikten sonra, şükrünü çoğalttıktan sonra, sadakanı verdikten sonra sırtını Allah’a yaslayan kişi bu yolda daha emin, daha kolay yürür. Çünkü artık yükünü tek başına taşımaz.

Kalbini sırtına almayı unutma. Yükünü değil, niyetini taşı.

Eğer Allah rızası için yaparsan,

Eğer iyilikten şaşmazsan,

Eğer “Ben bu dünyaya nereden katkı olabilirim?” diye sorar ve o katkının peşine düşersen,

Bil ki her yol eninde sonunda gülistana çıkar.

Rabbimiz Latif’tir, Cemil’dir, zariftir. Zulmetmez. “Rahmetim gazabımı aşmıştır” buyurur. “De ki: Ey nefislerine zulmeden kullarım, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin” diye nida eder. Duha Suresi’nde ise bu hakikat kalbe mühürlenir: “Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı.”

İşte bu idrakle, bu muhabbet ve aşk ile;

Kapılar daha kolay açılır.

Adımlar daha emin olur.

İçine bir sükûnet iner.

Bu yeni başlayan dönemin hayırlara vesile olması niyazıyla.

Başlayan her şeyin kemale ermesi duasıyla.

Muhabbetimiz daim olsun.

Yolumuz daim olsun.

Aşkımız daim olsun.

İmanımız daim olsun.

İllâ Hû.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo