
Zihinsel karanlıktan çıkmanın yolu: Nefesle alan açmak
DR. NESLİHAN İSKİT
Hayat her zaman düz bir çizgide ilerlemez. Bazen kelimeler boğazımıza dizilir, bazen de cümlelerin arasında kayboluruz. Bazen yol aldığımızı düşünürken birden yönümüzü kaybederiz. Gelecek belirsizleşir, iç sesimiz susar, umut ufalanır. Özellikle zorlu dönemlerde ‘pozitif düşün’ çağrıları kulağa hoş gelse de zihinsel ağırlık içinde o düşünceye tutunmak çoğu zaman gerçekçi gelmez. İşte tam bu anlarda, görünmez ama etkili bir köprüye ihtiyaç duyarız. Zihinden bedene, bedenden yeniden hayata uzanan bir köprüye… Nefes, tam da bu köprüdür.
Her nefes, farkında olalım ya da olmayalım, bir geçiş kapısıdır. Zihinsel yoğunluk ile içsel açıklık, karamsarlık ile iyimserlik, sıkışmışlık ile esneklik arasında bir geçiş. Ve her nefes, yeniden başlamak için sessiz bir davet sunar bize.
Umut bir hissedilme halidir
Umut, çoğu zaman gelecek bir olayla ilişkilendirilir. “İşler yoluna girince iyi hissedeceğim” veya “bu dönem geçsin, ben yine eski halime dönerim” gibi cümleler, umudu ertelenmiş bir duyguya dönüştürür. Oysa psikolojide umut, sadece bir beklenti değil; şu anki kaynaklarımızla geleceğe dair anlamlı adımlar atabileceğimize inanmakla ilgilidir.
Amerikalı psikolog Charles Snyder’a göre umut; hedef belirlemek, o hedefe ulaşmanın yollarını görmek ve o yolları yürüyebileceğine dair içsel motivasyona sahip olmaktır. Ancak bu motivasyonu sürdürebilmek için, kişinin zihinsel kapasitesinin açık, duygusal sisteminin dengede olması gerekir. Sürekli tetikte hisseden, tükenen bir sinir sistemiyle umutlu bir gelecek hayal etmek zordur.

Sinir sistemi umudu tutar mı?
İşte bu noktada beden devreye girer. Stres altındaki bir beden; nefesi hızlandırır, kasları gerer, kalbi hızlandırır ve bilinçli düşünce süreçlerini kısıtlar. Beynin ’tehdit algısı’na yanıt veren sistemi, yaşadığımız sorun ne olursa olsun, onu hayatta kalma meselesine dönüştürür. Bu da hem zihinsel esnekliği hem de geleceğe dair yaratıcı düşünmeyi kısıtlar.
Modern nörobilim, umut duygusunun beyindeki belirli devrelerle ilişkili olduğunu ortaya koyarken, bu duygunun sürdürülebilirliği için sinir sistemimizin de dengede olması gerektiğini vurgular. Kronik stres, sürekli tetikte olma hali ve bastırılmış duygular, bizi umutsuzluk döngüsüne hapseder. İşte burada devreye bedenin bilgeliği girer: Nefes. Özellikle vagus sinirini uyaran uygulamalar, parasempatik sistemi (yani ‘rahatla ve sindir’ modunu) aktive ederek bedeni güvenlik duygusuna geçirir. Bu fizyolojik değişim ise, zihinsel olarak daha açık, daha olumlu ve daha umutlu hissetmenin nörobiyolojik temelini oluşturur.
Pranayama: Nefesle yeniden bağ kurmak
Kadim yogik metinlerde yer alan pranayama teknikleri, nefesi uzatarak, dengeleyerek ya da bilinçli bir ritimle düzenleyerek zihin-beden bütünlüğünü destekler. Özellikle iki teknik, umutsuzluk ve zihinsel bulanıklık dönemlerinde öne çıkar: Dirga Pranayama (Üç bölge nefesi) ve Nadi Shodhana (Alternatif burun nefesi).
Ancak burada önemli bir fark vardır. Pranayama, umutlu hissetmeye zorlayan değil; zihinsel ve fizyolojik koşulları umut için elverişli hale getiren bir süreçtir. Bir şeyleri bastırmaz, dönüştürmeye alan açar.

Nefesle kendini hatırlamak
Bazen umut, bir anda gelen büyük bir aydınlanma değil; her gün küçük küçük hissedilen bir açıklıktır. Bir sabah daha rahat uyanmak, bir tartışmadan sonra kendini toparlayabilmek, gece yatağa uzandığında zihnin biraz daha sakin olması… Tüm bunların ortak noktası şudur: Bedenin içinde olmak. Nefesle kalmak. Çünkü zihinsel karanlık büyüdüğünde, bedenle olan bağımız zayıflar. Nefes ise bu bağı onarmaya başlar.
Belki de bu yüzden “Her nefes, yeniden başlamak için bir davettir” cümlesi sadece bir metafor değil; sinir sistemimizin ve duygusal regülasyonumuzun gerçeğidir. Nefesi fark etmek, içeri giren ve çıkan havayı sadece hissetmek bile, umut için gerekli olan ‘şimdi’yle teması kurar.
Umut için dışarıya değil, içeriye bak
Günümüzde umut genellikle dışsal olaylara bağlanıyor; haberler, insanlar, başarılar, mevsimler… Oysa sürdürülebilir bir umut, dış koşullara bağlı olmayan bir içsel dengeyle mümkün. Pranayama ve nefes temelli pratikler, bu dengeye giden yolda en sade ama en etkili araçlardan biri. Umutlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak değil; zorluklarla karşılaşınca da içinde bir ‘devam et’ gücü bulabilmektir. Ve bu güç, çoğu zaman bir nefesle başlar.
Nefes, içimizdeki en sessiz öğretmen olabilir. Hatırlatır. Yavaşlatır. Alan açar. Ve en önemlisi: Umut için gerekli olan ‘şimdi’yi bize yeniden sunar. Her nefes bir başlangıçtır. Ve sen, bu başlangıca her an geri dönebilirsin.












