
Bir mucize gibi: Buenos Aires
Kimsenin haberi olmasa da kendi kendinize tutarlı bir şekilde yaptığımız şeyler var, özellikle de vicdani ve etik meselelerde. Mesela, “gereksiz tüketime katkıda bulunmamak için kağıt havlu kullanmıyor, su mataramı yanımda taşıyor ve alışverişe filemle gidiyorum” gibi şeyler…
Türk vatandaşlarından vize istemeyen veya gerekli başvuruyu tamamladığımızda makul bir sürede vize veren dünyanın farklı ve kültürel olarak bizden farklı, uzak ülkelerine gitmeyi tercih eder oldum. Özellikle Güney Amerika coğrafyası gerek yaşam stili gerek coğrafi ve doğal nitelikleriyle çok ilgimi çekiyor. Güney Amerika, tüm dünyada kuzeyindeki Venezuela, Kolombiya gibi ülkelerin ABD’ye olan yakınlığı nedeniyle, daha çok suçla ilişkilendiriliyor.
Bu ülkelerle ilgili Netflix’teki aksiyon dizileri saymakla bitmez! Kıtanın ortası ise, çoğunu devasa Brezilya’nın ve biraz da Bolivya ve Paraguay’ın kapladığı alan. Burada ağırlıklı olarak yoğun Amazon ormanları var. Doğu kıyısında dünyanın en güzel ve ünlü plajlarından Copacabana ve İpenema’ya ev sahipliği yapan Rio De Janeiro’su ve Güney Amerika ekonomisinin dinamosu olarak bildiğimiz Brezilya dikkat çekiyor. Kıtanın batı kıyısı bambaşka bir kültür; daha kendine has bir toplum yapısı ve kültürü barındıran ince uzun sahil şeridinin dağlık ülkeleri Peru ve Şili…

Şili’yle boydan boya komşu olan ve kıtanın ortasından güneye doğru uzanan Güney Amerika’nın ikinci büyük ülkesi ise, Arjantin. Bu ülkelerin hepsi de birbirinden büyülü. İşin en güzel yanı ise; epey bir süredir İstanbul’dan Güney Amerika’nın farklı birkaç noktasına Türk Hava Yolları’nın direkt uçuşları olması. İki ana alternatif Brezilya Sao Paulo ve yakınlarda açılan Arjantin-Buenos Aires hattı. İstanbul’dan biniyorsunuz, Türk Hava Yolları’nın Buenos Aires uçuşu ile 15 saatte önce Sao Paulo’ya varıyor ve buradan aynı uçakla 3 saat kadar daha uçup Buenos Aires’e varıyorsunuz. Neticede, toplamda 18 saatlik bir uçuşla merhaba Buenos Aires!
Diğer Güney Amerika ülkelerini nasıl algıladığımızı kısaca yazdımsa, Arjantin için de seyahate geçmeden bir şeyler söylemek gerek.
Yola çıkmadan önce 11 yaşındaki bir ahbabımla yaptığım konuşmayı nakletsem bu algının ne ve ne kadar yaygın olduğu zaten anlaşılacaktır diye düşünüyorum:
Mehmet: Esin abla, neden Arjantin’e gidiyorsun? Esin abla: Buenos Aires’i görmedim Mehmetciğim, oradan da Peru’ya geçeceğim zaten. Yani gezmeye ve oraları tanımaya gidiyorum. Mehmet: Onların ekonomisi çok kötüymüş, dünyanın en kötü ekonomisi galiba Esin abla. İşte, Arjantin’in nasıl algılandığının kısa ve net bir örneği.
Bir de tango ve Eva Peron vardı desem de Mehmet zaten bunları bilmiyor, üstelik ülkenin bugün nasıl algılandığı konusunda çok haklı. Arjantin, enflasyon, son seçimler derken, seyahat için gidilecek ülkeler listesinin başında gibi durmuyor. Oysa başkenti Buenos Aires, yaşam tarzındaki ve mimarisindeki görkemli İspanyol esintisi, okyanus kıyısından esen taptaze rüzgarları, canlı restoranları, kafeleri, tiyatro ve operaları, muhteşem et yemekleri, şarapları ve benim gibi yürüyerek gezmeyi sevenler için dümdüz ve geniş sokak ve caddeleriyle gerçek bir mücevher ve hakiki bir keşif…

Güney yarımkürede bulunan kentte, mevsimler bize göre tam ters; burada yazken orada kış yaşanıyor. Bavulları toplarken bunu göz önünde bulundurmakta yarar var. Uyanıp Buenos Aires sokaklarına ilk adımımı attığımda hiç yabancılık çekmedim, çok büyük bir İspanyol kentini andırıyor. Güzel havalar kenti Buenos Aires, devasa bulvarları, anıtsal büyüklükte heykellerin süslediği park ve meydanları, çok büyük ve tarihi yapılarıyla dikkati çekiyor ilk olarak.

Kentin turistik merkezi olarak Plaza de Mayo meydanını alırsak, buradan birçok noktaya yürümek mümkün. Bir zamanlar Bay ve Bayan Peron’un da yaşadığı ve halen de devlet başkanlarının konutu olan Casa Rosada bu bölgede.
Adını pembe renginden alan konutun çevresinde dolaşırken, Eva Peron rolündeki Madonna’nın bu balkondan “Don’t Cry For Me Argentina”yı söylediğini hayal ediyorum. İkonik Peron çifti, Buenos Aires’in her yerinde karşınıza çıkıyor, mesela sabah kahvesi içmek için Cafe Tortoni’ye yürürken geçtiğimiz parkta Juan Peron’un bir heykeli bizi selamlıyor. Cafe Tortoni Buenos Aires için adeta tarihi bir miras; Londra için Wolseley neyse, burada da Tortoni aynısı. Tabii ki turistik ve pahalı; ama turistken insan bazen de turist gibi davranmak isteyebilir, değil mi?

Ömrümde içtiğim en iyi kahveleri Peru’da Lima’da içtimse, Buenos Aires de ikinciliği hak ediyor. Tortoni’den kalkıp, cadde üzerindeki şarap dükkanını daha sonra uğramak üzere not aldıktan sonra kentin adeta mihenk taşı olan Obelisk’e doğru ana caddeden yürümeye devam ediyorum. Okyanusa paralel uzanan devasa bir caddede çift taraflı tramvayın yanı sıra otobüs ve otomobillerin vızır vızır gidip geldiği bir trafik var.
Obelisk’in uzaktan pek bir ilginçliği yok ama aslında dört yüzü de şehir tarihine dair farklı olayları temsil ediyor. Ve her yerden görüldüğü için de harika bir buluşma noktası! Obelisk’e kadar gelmişken çok yakındaki Colon Theatre’ı görmeden olmaz. Yüz kusur yıllık bu dantel oyası gibi güzel binada bir opera izlemek lazım, ben gittiğimde ne yazık ki denk gelemedim ama önceden bilet alıp kış sezonundaki güzel programlarından yararlanılabilir. Öncesinde ise, bir blok ötedeki park manzaralı Petit Colon adlı kafede bir şeyler atıştırabilirsiniz. Chorizolu tortilla’sı gayet iyiydi. Dünyanın en güzel kitabevlerinden biri olarak tanımlanan El Ateneo Grand Splendid de, Colon’a oldukça yakın.
Eski bir tiyatrodan kitapçıya çevrilen Ateneo gerecekten hem büyük hem de görkemli ve çok kalabalık! Daha çok kitapseverlerin değil fotoğraf çektirmek isteyenlerin geldiği kitapçı İspanyolca konuşanlar için bir cennet olsa da ne yazık ki yabancı dil kitaplar bölümü çok zayıf. Yolunuz düşerse yine de görün derim ama İspanyolca dışında bir kitap bulmanızın zor olduğunu bilerek, beklentinizi yükseltmeden gidin.
Görülmesi gereken yerler
Ben Buenos Aires’te bir günü de müze ve mezarlıklara ayırdım. Kentin Recoleta bölgesinde yer alan Ulusal Güzel Sanatlar Müzesi sanata ilgi duyanların kesinlikle es geçmemesi gereken bir müze. Hem Güney Amerikalı birçok sanatçıyı tanıyabilir, hem de büyük İspanyol sanatçıların kapsamlı işlerini görebilirsiniz. Bir Fransız sarayından müzeye çevrilen binadaki daimi koleksiyonda Avrupa sanatının da önemli isimleri yer alıyor. Van Gogh’un, Rodin’in muhteşem eserleri burayı ev bilmişler. Latin sanatçıları daha yakından ve derinlemesine öğrenmek için ise, Museo de Arte Latinoamericano ziyaret edilebilir. Devlet müzelerinin hepsine ücretsiz olarak girilebilmesi beni çok etkiledi. Ekonomileri bu kadar kötüyken bile kültür ve sanata kıymet veren bir bakış açısı bulmak memnuniyet vericiydi. Yine Recoleta’da yer alan bir diğer önemli durak da, Recoleta Mezarlığı. Politikacılardan bilim insanlarına, sanatçılardan şairlere birçok önemli Arjantinli’nin yattığı mezarlık, yabancılar için daha çok Eva Peron’la tanınıyor. İşte Peronlar burada da karşımıza çıkıyor.

Mezarlığın mimarisi çok farklı ve güzel, rehberli bir tur alarak bilgi edinmek de mümkün. Ertesi gün ise, önce Atlantik kıyısında uzun ve güzel yürüyüş; Burası Buenos Aires’in en havalı noktalarından Puerto Madero. Renove edilen liman bölgesinde şimdi çok katlı evler, deniz kenarında kafe ve restoranlar bulunuyor. Sabah ve akşam saatlerinde yürüyüş yapanların en sevdiği rota burası. Ayrıca kentin tarihi ve turistik merkezini yeni, lüks gökdelenlerin olduğu bölüme bağlayan Puente de la Mujer de kendi başına burayı ziyaret sebebi. Tango yapan bir çiftten esinlenen ve “Kadın Köprüsü” anlamına gelen adıyla da, dünyaca ünlü mimar Santiago Calatrava’nın Latin Amerika’daki ilk eseri olmasıyla da meşhur.
Bu köprünün adı neden Kadın Köprüsü diye düşünürken bir de ne görelim; semtteki bütün sokaklar cesur, direnişçi, fark yaratmış kadınların adlarını taşıyor. 1995 yılında geçen bir yasa ile, kent sokaklarındaki erkek egemenliğine son verip eşitlikçi bir yaklaşım benimsenmesine hükmedilince, kadın isimleri sokakları kaplamış; Olga Cossettini, Arjantin’de eğitimde devrim niteliğinde değişiklikler yapmış bir kadın. Juana Manso, öğretmen, yazar ve gazeteci, feminist hareketin bilinen simalarından, hemen paralel sokak onun adını taşıyor. Yine yakınlardaki Arnavut kaldırımlı küçük bir sokakta gelip geçeni izleyen bir heykel, Tia Vicenta. Politik söylemleriyle çok sevilen bir çizgi karakter Tia. Tüm bunlar, kentin Kadınlar Parkı’nın çevresinde oluyor. Ve Buenos Aires’i kesinlikle daha da sevdiriyor…
Yazı: Esin Sungur












