Haber kapak görseli
Genel
8 dk okunma süresi
Tempo Travel

Tatilin sessiz lüks hali: Gökçeada

İçeriği Paylaş

“Yavaşlık hafızayı, hız ise unutmayı besler” diyor Milan Kundera. Hayatımızın hızla örüldüğü ve bunun artık normalimiz olduğu bir akışta, yavaşlığa ne kadar tahammülümüz olduğu tartışmalı. Sabrımızı ve dikkatimizi çalanlar başka bir yazının konusu olacak kadar derin; bu yazının konusu ise onları geri alma çabasına rehberlik edecek rotalardan biri olan Gökçeada. Yavaşlık, dinginlik ve özgünlük gibi bulması giderek daha zorlaşan üç lüksü bize hediye ediyor bu dört tarafı denizlerle çevrili volkanik kara parçası. Üstelik hatırlamak ve hissetmek gibi birbiriyle iyi arkadaş iki kelimenin hakkını vermeyi fısıldıyor kalplere. Bence Gökçeada’ya en çok yavaşlamak ve hatırlamak için gelmek lazım. “Neyi hatırlamak?” derseniz; orası sürpriz, orası size kalmış… Zaten insanın neyi hatırlamaya ihtiyacı olduğunu kendi kendine fark etmesi ve Kundera’ya atıfla söylersem; bunun için önce yavaşlaması lazım.

Gökçeada Türkiye’nin hem en batı ucu hem en büyük adası. Aynı zamanda Türkiye’deki 26 Cittaslow yani “sakin şehir” unvanlı yerden biri. Dünyada bu sıralamaya girmiş 300’ü aşkın yer var ama bu unvanı almaya hak kazanan ilk ada İmroz. İmroz, adanın 1970’e kadar resmi adıymış; sonra çıkarılan kanunla Türkçe isim olarak Gökçeada verilmiş. Ama iki isim de her yerde karşınıza çıkıyor.

Zaten Gökçeada’da eski – yeni ayrımı yapmak pek mümkün değil zira burada katman katman bir kültür mirası var. Burayı farklı kılan da zaten bu mirastan bize kalanlar. Rumların adadaki izleri elbette yalnız İmroz ismiyle sınırlı değil tatlılardan kahvelere, birbirinden güzel taş evlerden taverna kültürüne kadar her yerde yaşıyor. Adanın neresine giderseniz Türk – Rum komşuluğuna dair hikayeler dinliyorsunuz; aşklara, evliliklere, dostluklara tanık oluyorsunuz.

Bildiğiniz adalardan değil

İmroz’u coğrafi olarak birçok ada yerleşiminden ayrı tutmak lazım. Burada tek bir iklimin izleri yok. Rüzgârı bol, sıcağı yakıyor, denizi serin, yaz yağmuru sürprizleri var. Bolca tatlı su kaynağına sahip oluşuyla da adalar hakkındaki bildiğimiz ezberleri bozuyor. Hatta dünyanın su kaynağı zenginliği açısından ilk 5 adasından biri olarak gösteriliyor. Yokuşu bol, yolları engebeli bir ada ama zaten buraya gelen bu korunmuşluğu seviyor. Bir de itiraf edelim, konformist kitle turizmi sevenlerden adayı koruyan tatlı zorluklar bunlar. Keşke bir yerleri korumak için “bilinmesin, duyulmasın, yazılmasın, yolları yapılı olmasın” gibi kalkanlara ihtiyacımız olmasa… Ama maalesef var; çünkü Gökçeada’da köyler arası yolculuk yaparken etrafa atılmış çöpleri görmek insana öfkeyle üzüntüyü aynı anda yaşatıyor.

Ağacı, denizi, toprağı temiz tutmakla niye derdimiz var sorusu maalesef güzel ülkemin her yerinde olduğu gibi burada da yakamızı bırakmıyor. Eminim bu satırları okuyanlar arasında aynı hislerde buluştuğumuz sayısız insan var; hepimiz ülkemizin her köşesini ayrı seviyor, tertemiz kalsın istiyor ama şu hoyratlığa, kabalığa, doğanın dilinden anlamamaya çözüm bulamamanın hayal kırıklığını yaşıyor.

Ada kafası 101: Feribotta sabah

Kabatepe-Gökçeada feribotu ile yolculuk yaklaşık 2 saat sürüyor. Biz yolculuk planlamamızı hep sabah erken feribota binecek şekilde yaparız. Hem güne başlamanın en mavi halini yaşamak hem de adaya olabildiğince erken gidip günü değerlendirmek için… Aslında “ada kafası” denen ruh haline geçiş adına bir çeşit oryantasyon sayılır feribot yolculuğu. Yol boyunca rehberlik eden yol arkadaşlarınız ise martılar. Bence burada fotoğraf çekmeden durabilene özel ödül verilmesi lazım. Bu arada feribotla ilgili bir not ekleyeyim. Neden olduğunu bir türlü çözemediğimiz biçimde feribot biletini internetten almak daha pahalı; rezervasyon sistemiyle çalışmak ve planlı olmak niye cezalandırılıyor bilemiyorum ama gişeden bilet aldığınızda daha az para ödüyorsunuz. Ayrıca Bozcaada gibi tek bilet gidiş-dönüş sağlamıyor, dönüş biletini ayrı almak gerekiyor.

Çınarlı'da adaya merhaba

Feribot Kuzu Limanı’na yanaştı ve adaya ayak bastınız. Öğleye doğru adaya vardıysanız odanızı teslim alma saatine biraz zaman var demektir o zaman istikamet Çınarlı. Burası adanın merkezi. İster meydanda ister sokak arasında bir yer seçip oturun; bir tost yanına buz gibi karadut suyu ya da şöyle güzel bir kahve yanına da ağızda dağılan bademli ada kurabiyesi söyleyin… Ve işte an bu andır; yavaşlamaya başlayın, azdaki çoklukla yeniden tanışın. Öyle tabakları koyacak yerin kalmadığı haddini aşan brunch sofralarına gerek yok; birbirine laf atan adalıların gündelik halleri, tostun kokusu, karadutun mayhoş serinliği, badem ve tereyağının kavruk tatlılığı doldursun içinizi. Hem karnınız hem ruhunuz doymaya başlasın. Gökçeada otellerinden iddialı tasarımlar, kahve makineleri, markalı banyo setleri beklemeyin. Asgari standartları ve konforu yakalamak üzerine şekilleniyorlar genelde. Çünkü burada otel tatili değil mesele, adayı yaşamak. Konaklamalar genellikle oda kahvaltı. Peki beklentimiz yüksek değil o zaman fiyatlar uygun mu? Hayır. Pahalı mı? Hayır. Bence aşağı yukarı anladınız karşınıza çıkacak konaklama bütçesini… Bu arada otel değil ev de kiralayabilirsiniz, çok güzel seçenekler var.

Yıldız yağmuru

Sabahlar ne kadar sakinse akşamlar bir o kadar renkli. Kendinize tatilde vereceğiniz tek görev, zamanı planlayacağınız tek şey Gökçeada’da gün batımını izlemek için yerinizi almak olsun. Gün batımından sonra bu kez yıldız şöleni başlıyor. Adada yapay ışık az, büyük şehir yerleşimlerine uzak ve dolayısıyla her zaman nefis bir gökyüzü var. Ama bir de seyahatiniz şu vereceğim tarihlere denk gelirse, unutulmaz bir seyir zevki sizi bekliyor. 17 Temmuz’da Perseid Meteor Yağmuru başlıyor, 23 Ağustos’a kadar sürecek. 12- 13 Ağustos en yoğun izleneceği zaman olacakmış. 12 Temmuz – 12 Ağustos arası ise Alpha Capricornid Meteor Yağmuru var. 29-30 Temmuz da onun en yoğun izleneceği günler olarak veriliyor. Bu arada 10 Temmuz ve 9 Ağustos’ta Dolunay olduğunu da ekleyeyim. Haydi geçelim köylere…

Eski Bademli

Adanın en sevdiğim yerlerinden biri. Bulunduğu konum ve manzarası nedeniyle buraya “adanın balkonu” deniyor. Köyün eski ismi ise Gliki; Rumca “tatlı” demekmiş. Nüfus nispeten daha az. Tarihi çamaşırhaneyi parmaklıklar ardından da olsa görebilir, zeytinyağı atölyesi kalıntılarına yakından bakabilirsiniz. Tarihi çınarının görkemini ve adanın en güzel tasarım dükkanlarının burada olduğunu eklemem gerek. Mutlaka Eski Bademli Dükkanı’na uğrayın; eskiden bakkal olan tarihi yapının dönüşümüne şahit olun. İçeride çoğu kadın emeğinin ürünü olan ve Türkiye’nin farklı yerlerinden gelen butik hediyelikler bulabilirsiniz. Stenada’nın bahçesinde mutlaka mola verin, öyle güzel ve huzurlu ki saatlerce ayrılmak istemiyor insan. Gliki Brand alışveriş için adadaki en özgün ve şık adreslerden…

Zeytinli Köy

Aslında adı Zeytinlik Köy ama Zeytinli söylenişi daha yaygın. Adanın en sevilen, en çok ziyaret edilen yerlerinden. Benim de Eski Bademli ile birlikte favorim. Rum nüfusun etkisini en çok hissedeceğiniz, sürekli Rumca ve Türkçe konuşmalara şahit olacağınız yer burası. Köyün girişinde arabayı bırakıp yürümeniz lazım. Gündüz gidiyorsanız şapkanızı almadan asla çıkmayın. Köye doğru yürürken ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Zeytinli, Gökçeada’nın en güzel sokaklara sahip köyü dersem hiç abartmış olmam. Rengarenk ahşap kapıları, bazen iki kişinin bile yan yana yürümekte zorlandığı taş sokakları, sardunyalı, begonvilli pencereleri ile masal kitabına benziyor. Madamın Kahvesi’nde meşhur dibek kahvesini içtikten sonra içerideki eski fotoğraflara göz atmayı unutmayın. Cafe Garaj’ın manzarası, tatlıları, neşeli ev sahipliği çok güzel; buraya uğramadan asla dönmem. Mina Cafe’ye de mutlaka gidin, küçük ama izole bahçesi çok keyifli. Fotoğraf meraklıları burayı çok sevecek, kesin bilgi.

Kaleköy

Liman havasını hissetmek isteyenlerin, denizin sesine masalardan taşan sohbetlerin karışmasını sevenlerin, salaş Ege kasabası havası arayanların favorisi. Sıra sıra tekneler, balık lokantaları, minik tezgahlarda satılan ayak üstü atıştırmalıklar ile özellikle akşamları çok hareketli. Gün batımını sahilde izlemek ayrı bir keyif. Mustafa’nın Kayfesi ise köyün en sevilen yerlerinden, manzarası nefis. Buraya kahvaltı için gelebilir ya da gün batımını izleme noktası olarak seçebilirsiniz.

Tepeköy

Özgür dolaşan keçileri, çınarlı meydanı, ada halkının günlük halleri ile ikonik bir Gökçeada köyü. Rum kültürünün izlerini burada da çok net görebilirsiniz. Özellikle Panagia Bayramı’nda adanın en hareketli noktalarından biri oluyor. Taverna sevenler buradaki alternatifleri değerlendirebilir. Tepeköy’e giderken köyün içine sapmadan devam ederseniz tarihi bir çınarın olduğu piknik alanına ulaşacaksınız. 6 asırdan fazladır ayakta olan bu doğa harikasının yanında bir de çeşme var.

Çınara sırtınızı verip yürürseniz küçük bir aile işletmesi göreceksiniz. Buraya yanınızda yiyeceğiniz ile gelmek serbest ama içecekleri sipariş vermeniz gerek. Adanın zeytinini, peynirini, tazecik sebzelerini ve mis gibi fırın ürünlerini kapıp mutlaka bir sabah burada kahvaltı yapın. Tatlı bir rüzgâr ve karşınızda tüm ihtişamıyla Semadirek Adası ile paha biçilemez bir kahvaltı.

Dereköy

Buraya geçmişe yolculuk yapmak için uğrayın. Biraz hüzünlü bir durak. Eğer daha önce Fethiye Kayaköy’ü ziyaret ettiyseniz, benzer hisler yaşayacaksınız. Kim bilir ne anılara, ne mutluluklara, ne acılara şahitlik etmiş evler artık sessiz. Okul, kilise, çamaşırhane kaderiyle baş başa… Köyde tek tük yerleşim var, denk gelirseniz onlarla selamlaşabilirsiniz.

Gökçeada Plajları

Gökçeada’da işletmesi olan plajlar var ama kendi halinde koylar daha fazla. En bilinen ve tercih edilen yerlerin başında Aydıncık Plajı (Kefalos) geliyor. Ada bir sörf cenneti. Hem kitesurf hem windsurf seven yerli – yabancı sporcular en çok Aydıncık Plajı’nı tercih ediyor. O yüzden yüzmek için buraya gelirseniz, sörf yapanları izlemek bonus olacak. Ada aynı zamanda sörf eğitim merkezi olarak kullanılıyor. Eğer merak ediyorsanız daha önce denememiş olmanız engel değil; acemiler için başlangıç dersi verenler de var. Türkiye’nin ilk ve tek sualtı milli parkı Gökçeada’da. Adanın çok sevilen bir diğer plajı olan Yıldızkoy ise milli parkın tampon bölgesi.

Yani bu sualtı zenginliğine kısmen de olsa şahitlik edeceğiniz tek yer burası çünkü milli parkta dalmak için özel izin gerekiyor. O yüzden Yıldızkoy’a giderken şnorkeliniz yanınızda olsun, sonra üzülürsünüz. Laz Koyu ve Yuvalı Plajları da adanın en çok tercih edilen yerlerinden. Daha sakin olsun, ben sandalyemi şemsiyemi kapar giderim diyenler için ülkemizin en batı ucu olan İnce Burun’un (Avlaka Burnu) da yer aldığı Gizli Liman, ulaşması biraz emek isteyen Mavi Koy, Tepeköyaltı Koyu ve Marmaros Plajı’nı da listeye alın.

Panagia Bayramı

Her yıl 15 Ağustos’ta dünya çapında Ortodoks Hristiyanlar tarafından kutlanan “Panagia Bayramı” Gökçeada’da oldukça renkli geçiyor. 14-24 Ağustos arasında adada bir şenlik havası hâkim. Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan buranın eski sakinleri ve aileleri, kutlamalar için İmroz’a geliyor.

Unutmayın

• Keçi peyniri, zeytinyağı, keçi sütlü taş dövme sabun ve ada balı almayı,

• Ada kurabiyesi ve dondurma yemeyi,

• Et seviyorsanız adanın en meşhur lezzetinin oğlak tandır olduğunu,

• Gökçeada Kent Müzesi’ni ziyaret etmeyi,

• Asırlık çınarlara, zeytin ağaçlarına sarılmayı,

• Tuz Gölü’nde flamingoları izlemeyi,

• Vaktiniz varsa tekne kiralayıp tura çıkmayı ve sadece denizden görebileceğiniz Peynir Kayalıkları’na gitmeyi unutmayın!

Yazı: Zeynep Şahin Tutuk

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo