
Bir mutluluk şehri Sinop
Üzerine bu kadar çok konuşulan kaç kavram var bilmem ama bir şeyi bu kadar idealize edince ulaşması da imkansıza evriliyor. Belki de mutlu olmak için her şeyin tam ve kusursuz olmasını sağlamaya çalışmanın, hep bir “daha” arayışının yorgunuyuz da bilmiyoruz.
Mutluluğa dair tüm kavram kargaşasından, tüm zorlama tanımlardan uzaklaşarak adı “mutlu şehir”e çıkan bir yeri; Sinop’u görmeye gittim. Sokaklarında gezdim, ağaçlarına dokundum, insanlarıyla sohbet ettim, gün batımını Türkiye’nin en kuzeyinden izledim, balıkçı ağlarına, kale duvarlarına, düne, bugüne baktım. Ve Sinop’tan dönerken dedim ki burası, yıldızların şehir ışıkları arasında kaybolmadığı bir gökyüzünün altında, insanların çokça gülümsediği bir yer.

Yola çıktım. Aklımda adının yanına iliştirilmiş bir dizi etikete sahip bir şehri görmek için. Orası, defalarca Türkiye’nin en mutlu şehri seçilmişti ve 2024 araştırmasının sonuçlarına göre hala bu unvanı taşıyordu. Orası Türkiye’nin en kuzey ucunun ev sahibiydi. Orası ülkemizde adı fiyort kelimesi ile aynı cümle içinde kullanılan tek şehirdi. Orası kum zambaklarının yuvasıydı ve dahasıydı…
Rotam Sinop’tu. Uzun zamandır merak ettiğim ama bir türlü yolumu düşüremediğim bir şehirdi. Ve bir bahaneyle ya da iş için değil sadece merakımın hakkını vermek için gittim Sinop’a. İyi ki de gitmişim. Sinop’a uçakla gitmek mümkün ama fazla seçenek sunulan bir rota değil ve plan yapmayı biraz zorluyor.
Daha sık uçuşun olduğu Samsun’a uçup oradan geçebilirsiniz ama o zaman da araç kiralamaya ihtiyacınız olacak. Sadece aradaki yol için değil Sinop’ta gezip görülecek çok yer var ve araba şart. Biz kendi aracımızla gitmeyi tercih ettik. i
Elektrikli araba kullandığım için meraklısına hemen bir dipnot vereyim, şarj istasyonu konusunda ne yolda ne de Sinop’ta zorluk yaşamadık. Çankırı üzerinden gidip, Kastamonu üzerinden döndük ve bu sayede iki farklı rotayı da görmüş olduk. Sinop’ta görülecekler listesi uzun ama zamanı iyi kullanmak, bir güne çok şey sığdırmak mümkün. Çünkü kolay gezilen bir şehir; tarihi mekanların da doğal güzelliklerin de hepsi birbirine yakın.
Tarihe yolculuk
Sinop’un tarihi MÖ 8. yüzyıla kadar uzanıyor. Birçok farklı medeniyetin egemenliğine girmiş. 1461’de ise Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmış. 1924’te de Kastamonu’dan ayrılarak il ilan edilmiş. Şehrin tarihi miraslarının izini sürmek için Sinop Kalesi’ni, Sinop Arkeoloji Müzesi’ni, Balatlar Kilisesi’ni ziyaret edin. Enine mimarisi ve geniş avlusu ile erken dönem İslam mimarisinin özgün örnekleri arasında yer alan Alaaddin Camii’ni de listenize ekleyin. Kent mimarisi ne yazık ki biraz hayal kırıklığı, birçok Anadolu şehri gibi Sinop da özgün dokunun, estetik bütünlüğün olmadığı bir yapılaşmaya sahip. Farklı noktalarda yer alan az sayıdaki eski evler, konak tipi yapılar dışında mimari açıdan pek bir şey vaat etmiyor.

Sinoplu Diyojen
Sinop’un tarihine yolculukla başlayıp Diyojen’i anmadan konuyu kapatmak olmaz. Ünlü filozof Sinop’ta doğmuş. Tüm yaşamı burada geçmemiş ama bu onun Sinoplu Diyojen olarak anılmasına engel olmamış. Diyojen’in hayatı keskin bir çizgiyle ikiye ayrılıyor.
Kalpazanlıkla suçlandığı hatta bu yüzden sürgüne gönderildiği bir yaşamdan, dünya nimetlerine dair her şeyden vazgeçtiği ve bu vazgeçişle özgürleştiğine inandığı bir hayata geçiş yapmış. Evi sokaklar olmuş, bir fıçının içinde yaşamayı seçmiş hatta tek varlığı olan su tasını bile fazla görüp atmış.
Rivayet odur ki elinde fenerle gündüz vakti sokaklarda “Adam! Adam!” diye bağırarak dolaşır ve dürüst insan ararmış. Bu anlatıdan yola çıkılarak yapılan heykeli bugün Sinop’un simgelerinden biri. Büyük İskender’e “Güneşimi kesme yeter” diyebilecek kadar güç simgeleriyle bağını koparan Diyojen’e bir gün dünyadaki en güzel şeyin ne olduğu sorulmuş; “Konuşma özgürlüğü” diye cevap vermiş. Onun doğduğu şehrin, yüzyıllar sonra ifade özgürlüğü suçu nedeniyle nice ismin hapse atıldığı yer olması ise tarihin içindeki ilginç denk gelişlerden sadece biri…

Hamsilos'un büyüsü
Baştan söylemek gerek ki burası her ne kadar “Türkiye’nin tek fiyordu” olarak ünlense de coğrafi açıdan fiyort kabul edilmiyor. Fiyort en basit tanımlamasıyla buzulların oyduğu U şeklindeki vadilerin denizle dolmasıyla ortaya çıkan dar ve dik yamaçlı körfezlere verilen isim. Hamsilos ise coğrafyacılar tarafından “ria tipi kıyı” örneği olarak gösteriliyor; yani denizin akarsu vadisini doldurmasıyla oluşmuş.
Fakat görüntüsü fiyortları andırdığı için böyle anılıyor. Deveci Deresi Vadisi’nin denizle buluştuğu bu koy gerçek bir doğa harikası. Ağaçların altında gözleriniz maviye doyana kadar ufku seyredebilir, yürüyüş yolunda tam şu sıralar sonbahar renklerinin tadını çıkarabilirsiniz. Denizden keşfetmek isterseniz tekne turlarına katılabilirsiniz ama bir küçük hayal kırıklığını ekleyeyim. Bazı teknelerin, buradaki dinginliği ve doğanın zarafetini kulakları tırmalayan bangır bangır müziklerle bölmesi bu atmosfere yazık ediyor. Teknenin içindekiler eğleniyor mu bilemem ama Hamsilos’un güzelliğini yaşamaya gelenlerin maruz kaldığı gürültü kirliliği can sıkıcı ve Sinop’a yakışmıyor.

Anadolu'nun Alkatrazı
Yıllar yılı düşünce suçlularının taş duvarların ardındaki umuda bel bağladığı yer olan Sinop Tarihi Cezaevi, kale duvarlarının içinde yer alıyor. “Anadolunun Alkatrazı” denirmiş buraya.
Nemli duvarların ötesi deniz olduğu için mahkumlar dalga seslerini duyarak gün sayarmış. O meşhur “aldırma gönül aldırma” şiiri de burada yatan Sabahattin Ali tarafından kalın duvarlara vuran “deli dalgaların” sesi eşliğinde yazılmış. Fakat Sinop’un cezaevi ile meşhur olması öyle pek yakın tarih sayılmaz. 1500’lerin ortalarından itibaren kalenin iç burçları zindan olarak kullanılmış. 1885 yılında ise kale içinde yer alan eski tersanenin yerine cezaevi inşa edilmiş.
Hatta Evliya Çelebi’nin kaleme aldığı Seyahatname’de bile yer bulmuş kendine. Seyyah burayı “büyük ve korkunç” olarak tarif edip; “300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkûmları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkûm kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar” diye anlatmış. Osmanlı’da ağır suçlar 16. yüzyıldan itibaren kürek mahkumluğu, 18. yüzyıldan itibaren de “kalebentlik” ile cezalandırılmış.
Kalebent cezası alanlar surlarla çevrili kalelerden hiç çıkmamak üzere bulundukları yerden sürülürmüş. Gönderildikleri yerler arasında ise Sinop’un yanı sıra Bodrum, Foça, Malta, Kıbrıs, Trablusgarp, Varna ve Rodos gibi hem denizden nakil yapılabilen hem de kalelerin bulunduğu yerlere gönderilmişler. O yüzden Sinop yüzyıllarca korku ve mutsuzlukla anılan bir yer olmuş. Şimdilerde ise mutluluğun kenti deniyor. Hayat her zaman şaşırtmayı seviyor… Sinop Cezaevi 1997 yılında kapatılmış, 1999’da Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmiş ve bir kamusal hafıza mekânı olarak düzenlenmiş. 2000’den bu yana ziyarete açık; kısa süre önce kapsamlı bir restorasyon geçirdi ve dijital müzecilik uygulamalarının desteğiyle daha ilgi çekici bir deneyim sunuyor. Pazartesi hariç her gün 17.30’a kadar açık; Müze Kart ile gezebilirsiniz.

Türkiye'nin kuzey ucu
Gün batımı için okul yıllarımızdaki coğrafya derslerini hatırlayarak İnceburun’un yolunu tuttuk. Burası Türkiye’nin en kuzey ucu. Şehir merkezinden İnceburun’a varmak 20 dk civarı sürüyor.
Ben “Güneş’in virgüllü vedası” derim gün batımlarına. Güneş batıyor ve her gün yeniden doğuyorsa her şey için her zaman umut vardır diye tekrarlar; o yüzden bu kızıl virgülü izlemeye bayılırım. Bu kez de ülkemin en kuzey ucundan izledim, gözlerimi alamadan… İnceburun Deniz Feneri 1863’ten günümüze ulaşmış. Fenerin bekçiliğini ise 6 kuşaktır aynı aile yapıyor.



Akliman ve kum zambakları
Akliman şehir merkezinden kolaylıkla ulaşılabilecek bir diğer doğa harikası. Sinoplular mesire yeri olan bu alanı özellikle hafta sonları çok seviyor. Kamp için ayrılan bölüm de var. Sinop-Akliman yolunda ise kilometrelerce uzanan sahil bolca karavana ev sahipliği yapıyor. Burası aynı zamanda kum zambaklarının da yuvası.
Temmuz gibi açmaya başlayan ve ağustosta coşan bu nadir bitki eylül ayında havaların soğuması ile birlikte gelecek yıla kadar veda ediyor. Kum zambakları nesli tükenmekte olan bitkiler arasında ve koruma altındaki türler arasında. Ülkemizin farklı sahillerinde görmek mümkün bazen sadece birkaç tane açıyor bazen de Sinop’taki gibi kumsalı bembeyaz süslüyor. “Pancratium maritimum” çiçeğin Latince ismiymiş; “deniz kenarında yaşayan çok güçlü bitki” gibi bir anlamı var ve bu çiçeğe çok yakışıyor. Her türlü zor koşula ve doğaya hoyratça davranan insanlara rağmen her yaz yeniden açan kum zambakları, narin görüntüsünün ve zarif duruşunun aksine dayanıklılığın ve güçlü olmanın sembolü gibi...

28 şelale bir arada
Erfelek ilçesindeki Tatlıca köyünde yer alan şelaleler benzerine az rastlanır türden. Çünkü görkemli tek bir şelale yok; irili ufaklı 28 şelale yer alıyor. Kuzdağı Ormanı ve Çitler Ormanı arasındaki vadide yer alan ve 1,5 kilometrelik alana yayılan şelalelerin en büyüğü 28 metreden, en küçüğü 1 metreden dökülüyor.
“1 metreden akan şelale mi olur” demeyin lütfen, bütünün parçası kabul edildiği için o da en küçük kontenjanından dahil listeye. Çok keyifli bir yürüyüş yolu ile şelalelerin hepsini görmek mümkün. Rotayı yürümeye niyet ederseniz mutlaka rahat bir spor ayakkabınız, şapkanız ve çantanızda suyunuz olsun. Yürüyüş yolunun başladığı alan ise mesire yeri olarak düzenlenmiş, piknik masaları ve yeme-içme hizmeti sunan yerel işletmeler var.

Sinop lezzetleri
Mantı denince akla gelen ilk yer Kayseri olsa da Sinop mantısının ününü bilenler bilir. Özelliği hamuru klasik mantıya göre daha ince ve boyu daha büyük. Makbul olanı bir kaşığa bir tane mantı düşmesi. Katlamasını da bohça gibi değil kulak şeklinde ya da üçgen yapıyorlar. Esas fark ise sunumunda. Geleneksel sunumla yoğurt ve kırmızı biberli tereyağı eşliğinde ya da sadece dövülmüş ceviz ile birlikte yiyebilirsiniz. Bu ikisinin tek tabakta buluştuğu sunum benim favorim oldu.
Sinop’ta her yerde rastladığımız bir diğer yerel lezzet nokul. Tuzlu ve tatlı çeşitleri var ama orijinali kuru üzüm ve cevizle yapılanı. Üzümünü bolca kullandıkları için bana fazla tatlı ve biraz ağır geldi ama yine de lezzetliydi. Deniz, tekneler, balıkçılık Sinop’un tüm çehresini şekillendiriyor. Buraya gelip taze balıkların tadını çıkarmadan dönmeyin. Model tekne yapımı da buranın hala yaşatılan geleneksel el sanatları arasında. Hediyelik ya da hatıra olarak tercih edebilirsiniz. Ayrıca tıpkı Bursa gibi Sinop’un da bıçakları, çakıları ünlü. Usta ellerden çıkan işlemeli, süslemeli çok seçenek var. Hoş kafeler, yeni nesil kahveciler, el yapımı çikolatacılar da Sinop gezisini güzelleştiren lezzet duraklarından…

Mutlu şehir
TÜİK tarafından yürütülen Yaşam Memnuniyeti Araştırması şehirler bazında ilk kez 2013 yılında yapılmış. 2014 yılında yayınlanan ilk sonuçlarda ise Türkiye’nin en mutlu ili Sinop olmuş. O tarihten bugüne adı bu listenin başında en sık yer alan şehir yine Sinop oldu. Mutluluk etiketini çok sevmiş, benimsemiş Sinoplular. Hatta belediyenin hizmet hattının adı bile Mutlu Masa.
Yazar: Zeynep Şahin Tutuk












