
Çocukları yetişkin gibi dinlediğiniz zaman çok şey değişiyor
Yazı: Sibel Süslü Fotoğraf: Cansu Nur Şahin / Truedigital
Eline Snel Metodu nedir, öncelikle biraz bundan bahseder misiniz?
Uluslararası bir mindfulness eğitimi olan Eline Snel Metodu, birçok ülkede sadece okullarda değil, psikiyatri servislerinde, kliniklerde, psikolog muayenehanelerinde, benim gibi özel eğitimcilerin ofislerinde birçok çocuğa verilen bir eğitim. Jon Kabat-Zinn’in 1979’da yapılandırdığı MBSR temel alınarak Eline Snel tarafından 2008 yılında geliştirilmiş. Arkasında da Eline Snel’in 30 yıllık tecrübesi var. Kendisi bir terapist, aynı zamanda MBSR ve şefkat eğitmeni. Uzun yıllar çeşitli farkındalık eğitimleri, seminerler vermiş. Metot 2017 yılında yaygınlaşıyor ve birçok ülkeye yayılıyor. Çocuklar için MBSR eğitimi diyebiliriz.
İçeriğinde neler var eğitimin?
5 ila 19 yaş arası çocuklar ve ergenler için olan bu eğitim çocuklarda 8 hafta, ergenlerde 10 hafta sürüyor. Haftada ortalama bir saat çocuklar odaklanmayı, dikkatlerini dengelemeyi ve yönlendirmeyi öğreniyorlar. Mindfulness tutumları da bu eğitimle örülmüş hâlde. Hem kendilerinin hem başkalarının düşündükleri, hissettikleri veya deneyimledikleri hakkında, bir yargıya varmak zorunda olmadan görüş kazandırmaya çalışıyoruz. Çünkü çok fazla yargımız var her şeyle ilgili. Ama yargının olmaması demek değil bu. Ne kadar çok yargımızın olduğunu görmek. Hayatımızda, düşüncelerimizde yaşadığımız kargaşayı, yani zorlukları, zor duyguları da bastırmadan, görmezden gelmeden ya da çok yakınlaşıp o zorluğun içine gömülmeden kabul etmek. “Ona ilgi göstermek” diyoruz biz çocuklara. İlgi göstererek kabul hâli. En önemli tema kendine ve başkalarına karşı nazik olmak.
Farklı yaş gruplarına göre içerik değişiyor mu?
5-12 yaş arası çocuklara huzurlu bir zihin, dikkatlerinin sakinleşmesi ve odaklanmak öğretiliyor. Stressiz bir zihinle daha iyi öğreniyor bu yaş grubu. Aynı sorunlara farklı çözümler bulmayı, dürtüsel davranmak yerine yanıt vermeyi öğreniyorlar. Daha bilinçli, daha sakin bir yerden cevap veriyorlar. Bu gerçekten fark yaratıyor. Ergen dediğimiz 13-19 yaş grubu çocuklar ise depresyon, sınav stresiyle baş etme, akademik performanslarıyla ilgili iniş çıkışlar, endişeler, öz güven eksikliği, ait olmama korkusu ve uyku sorunlarıyla geliyorlar. Bir dengeye ihtiyaçları oluyor. Bu iki yaş grubunun eğitime gelme nedenleri bunlar ama müfredat aynı. Anlatılan hikâyeler, oyunlar, meditasyon… Meditasyonda kullanılan yönergeler değişiyor. Bir de ergenlere yönelik, sınav kaygısıyla ilgili biraz daha ders oluyor. Eline Snel 5-19 yaş grubunu 4 eğitmen kitabına ayırmış. Çünkü yaş gruplarına göre farklı formatların olması gerektiği de kanıtlanmış.
Çok küçük çocuklarla nasıl çalıştığınızı merak ettim, mesela 5 yaşındaki çocuklara mindfulness’ı nasıl anlatıyorsunuz? Zorluklar yaşadığınız oluyor mu eğitimler esnasında?
Çocuklar direkt alıyorlar, hiç zorlanmıyorlar. Çocuklarla çalışmada aslında en önemli konu eğitmen. Mindfulness tutumlarını çocukların önce eğitimcide görmeleri gerekiyor. Onlara bir şey öğretmek kaygısında olduğunuz zaman olmuyor. Kendilerini sergilemelerine izin vermek gerekiyor. İçsel sakinliğe ulaşmaları için önce onlara izin vermeliyiz. Benim zorlandığım bir zaman olmuyor ama şu oluyor; mesela bir pratik yapıyoruz, bir çocuğu aşırı hareketlendiriyor. Orada bir grup çalışması var, siz o anda olamazsanız her şey tepetaklak olabilir. Ya da çok gülmeye başlıyorlar mesela, ortalık toz duman oluyor. Söylüyoruz en başta, burası okul gibi değil, yatabilirsiniz, uzanabilirsiniz, bedeninizin rahat edeceği bir pozisyon alabilirsiniz.
Bir de çocuklar dinlenilmek istiyorlar, bu çok yardımcı oluyor, aramızda bağ kurulmasını sağlıyor. Öbür türlü bir beklenti olduğu zaman çocuk için başka eğitimlerden bir farkı olmuyor. Didaktik bir dille anlatmıyorum hiçbir zaman mindfulness’ı; her zaman basit, anlaşılır bir dil kullanmaya özen gösteriyorum. Eğitim çok eğlenceli, gerçekten çok güzel yapılandırılmış çocuklar için. Oyunlar var, soru-cevaplar var, paylaşım var ve meditasyonlarda onlara uygun metaforlar var. Mesela Eline Snel’in klasik metaforu olan gölün kenarındaki kurbağa gibi. Biraz hikâyeleştirerek meditasyon yaptırıyoruz.
Gölün kenarındaki kurbağa metaforu nedir?
Çocuklara içsel ve dışsal farkındalığa sakinlikle ulaşabileceklerini anlatmak istediğimiz için o metaforu kullanıyoruz. Kurbağa sakin bir şekilde oturabilen bir hayvan. Bir yandan da çok dikkatli; o sakinliğinin arasında dilini çıkarıp bir sineği yakalayabiliyor. Ve nefesini izleyebiliyoruz bedeninde. Kurbağa oyuncağı oluyor çocukların ellerinde.
Başka neler yapıyorsunuz?
Onlara soruyorum; yemek yerken ne yaparsın? Çünkü bazen yemek yerken bir şey izliyor. Veya “Ders çalışırken arkadaşlarımı düşünüyorum” diyor. Bunları konuşup pratik deneyim üzerinden gittiğimiz zaman gerçekten çok ilgilerini çekiyor. Çok seviyorlar bunları anlatmayı. Çocuklarla bir yetişkin gibi konuşmadığımız ama bir yetişkin gibi onları dinlediğimiz zaman çok şey değişiyor. Buna çok ihtiyaçları var. O gün yaşadıkları bir şey var ve birisi onları can kulağıyla dinliyor. Çünkü bütün mesele bu. O yüzden bütün yaş gruplarında çok güzel geçiyor dersler. Geri kalan 6 günde de ev ödevleri oluyor. “Film izlerken çok hızlı nefes aldım, bir şey yaparken daha sakin nefes aldım” gibi farkındalıkları oluyor. Ders sonunda ebeveynlere bir mektup gidiyor; biz bugün bunları yaptık, evde de bu alıştırmaları yaparsınız gibi.
Çocukların gündeminden az önce bahsettiniz ama aileler size nasıl geliyorlar? Örneğin bir çocuğu psikoloğa ya da daha farklı bir yere götürmek yerine size getirmelerinin nedenleri neler?
Aileler okullardan, rehberlik servislerinden duyuyorlar. Bu eğitimin Türkiye’ye dünyadan daha geç gelmesinin bazı avantajlı yanları var. Çünkü dünyada neredeyse 20 senedir çocuklarla ilgili yapılmış çalışmalar var. Son yapılan araştırmalar da genelde stres etrafında dönüyor. Stresin çocukların, gençlerin beynine zarar verdiği, öğrenme süreçlerini etkilediği biliniyor. Mesela çocuk çok başarılı, tam sınava yakın tepetaklak oluyor her şey. Orada okulun yapacağı bir şey olmuyor. Çünkü çocuk öğrenmiş, bütün konulara hâkim fakat kaygı seviyesi çok yüksek. Bana gelenlerin çoğu da psikoloğa, psikiyatriste başvuran bilinçli aileler. Hatta ben son 6 aydır psikiyatristlerden yönlendirme alıyorum. Çünkü ilaçlık bir konu değil. Çocukların yetişmeleri gereken çok şeyleri, sorumlulukları var. Pandemi oldu ama hâlâ onlardan ailelerin, okulların beklentisi var. Bir şekilde hayatlarında yine koşturma var. Mindfulness bilimsel olduğu için, çok da mistik bir alandan gelmediği ama Doğu’nun bilgeliğiyle sentez içinde olduğu için güvenle geliyor aileler. Tanılı çocuklar da var. Ben bunun bir eğitim olduğunu, terapi olmadığını da her zaman en başta belirtiyorum. Hiperaktif tanısıyla, otizm tanısıyla ya da daha çok görülen stres, kaygı ve odaklanma zorluğuyla ilgili geliyorlar. Çocuklarda şimdide olma becerisi var zaten. Biz onlara yeni bir beceri kazandırmıyoruz. Ama yaşam tarzından dolayı kimisinde azalmış oluyor. Çoğu hâlâ bu farkındalığın içinde. Hedefimiz öncelikle bunu geliştirmek ve eksilmemesini sağlamak.
Ailelere neler tavsiye ediyorsunuz? Onlara verdiğiniz alıştırmalar, önerileriniz neler oluyor?
Benim yetişkin MBSR eğitmenliği yolculuğum çocukların eğitmeni olduktan ve tam bu soruyu gördükten sonra başladı. Bunun ayrılmaz bir bütün olduğunu anladım. Ailelere Eline Snel’in Bir Kurbağa Gibi Sakin ve Dikkatli kitabını hediye ediyorum, aynı dili konuşmak açısından. Ev ödevlerine dâhil ediyoruz, onların da hayatlarına mindfulness’ı dâhil etmiş olmaları gerekiyor. Çocuklar eğitimde tepkisel olmamayı öğrenirken evlerinde onlara bir tepki geldiğinde kafaları karışıyor. Zaten yetişkinlerin de çok ihtiyacı var. Mesela aile belli ki her şeyi araştırmış, daha kapıdan girer girmez çocuğun yanında konuşmaya başlıyor, şunları yaptık, bunları yaptık diye… Orada ne kadar ihtiyaç olduğu ortaya çıkıyor işte. Eline Snel’in ebeveynler için de spesifik bir eğitimi var.
Sizin yolunuz mindfulness ile nasıl kesişti?
Benim yolculuğum anne oluşumla başladı. 7 ve 5 yaşlarında iki kızım var. İlk kızım bebekken mevcut bilgilerimin yeterli olmayacağını düşündüm. Kendimizde kontrol etmemiz gereken bazı şeyler var. Geçmişten getirdiğimiz bir tecrübe, kendi annemizle olan deneyimimiz çocuğumuzla ilişkiye yansıyor ve ben bunun böyle olmasını istemedim. Bütün bu yargılarımdan arınarak çocuklarımı büyütmek istedim. Farkındalıkla ebeveynlik eğitimi müthiş etkili oldu. Bu kadar faydasını görünce çocuklar için mindfulness eğitmenliği eğitimini de yine Sepin İnceer’den aldım, Eline Snel’in Türkiye’deki eğitimlerini o veriyor. Arkasından ergenler için olan eğitimi de aldım. Ve gördüm ki MBSR eğitmeni de olmak gerekiyor; Zümra Atalay’ın kurucusu olduğu Mindfulness Institute’de de onun eğitimini aldım. Ardından MBSR içeriğindeki birçok programın eğitimiyle devam ettim. Bu konuda kendimi geliştirmeye de devam ediyorum.
Yeni kurulan Mindfulness Eğitmenleri Derneği’nin de yönetim kurulundasınız. Dernek neler yapıyor?
İlk açıldığında Jon Kabat-Zinn’in de iştirakiyle EAMBA Mindfulness Eğitmenleri Festivali yapılmıştı. Dünyanın birçok ülkesinden eğitmenler katıldı. Pandemiyle birlikte bu tür organizasyonlar durdu. EAMBA (Avrupa Mindfulness Temelli Programlar Derneği)’ne bağlı bir dernek. Türkiye’de eğitmenlerin akredite olmaları ve bir standart belirlemek için kuruldu. Yani ben orada olduğum zaman belli ki süpervizyonlarımı alıyorum, her yıl inzivaya gidiyorum, vb. Bu tür minimumları sağlamış oluyor, kriterleri belirliyor. Bilimsel araştırmalar bu konuda çok arttığı için, güncel bilgilerin de akışını sağlıyor. Bir de her perşembe online platformda dernek eğitmenleri ücretsiz bilgilendirme toplantıları yapıyorlar.
Bilinçli farkındalığı zihni boşaltmak değil de “düşünce ile özgürleşmek” olarak tarif ediyorsunuz. Düşünce ile özgürleşmek ne demek?
Zihni boşaltma kavramı biraz da yanlış çevirilerden aklımızda kalmış bir şey. Bilinçli farkındalıkta düşünceler okyanusa benzetilir. Mindfulness az metafor kullanır ama bunlardan biri okyanustur. Evet kimi zaman düz olur, düz zamanlarda sakin kalmak (hayatın normal akışı) kolaydır. Ama dalgalanabilir. Düşünceler duyguları tetikler ve inanılmaz çalkantıya yol açabilir. Burada yapacağımız şey, mindfuness pratikleriyle “hatırlamak”. Ben hatırlamak kelimesini çok seviyorum. O dalgaların altını düşün, hâlâ varlar. Düşüncelerimizle çok fazla özdeşim kuruyoruz. Yaş ilerledikçe yaşam repertuvarımızla birlikte yargılarımız da hızlanıyor ve otomatik hâle geliyor. Bilinçli farkındalıkla “bu bir zihinsel olay” diyebiliyoruz. Biraz mesafe koyuyoruz. Okyanusun altına iniyor ya da üstüne çıkıyoruz. Uçaktan baktığınızı düşünün, dalgalar hâlâ orda ama az görünüyorlar.
Meditasyonun böyle bir işlevi var. Otobüs metaforu kullanılır mesela düşünceler için; bir sürü otobüs gelir durağa, bakarız ama hepsine binmeyiz. Düşüncelerin arkasına takılıp gitmemiz gerekmiyor. Zihinsel bir olay olarak görebiliriz. Gökyüzündeki bulutlar gibi. Bazen hava kararır ama bulutlar gittiğinde aynı mavi gökyüzü oradadır. Düşüncelerle özgürleşmek dediğimde böyle bir şeyi söylemek istiyorum aslında. Sen onlardan daha fazlasısın. Mindfulness meditasyonlarının iki temel işlevini görüyoruz burada; birincisi özdeşim kurmamak, onun çalkantısından çıkabilmek, ikincisi de kişisel algılamamak. O gelip geçiciliği gördüğümüz zaman hayat daha sakin oluyor, daha yanıt verebiliyoruz, kendimize nezaketi unutmamış oluyoruz. Merkezimize, bedenimize geliyoruz. Zihin-beden bağlantısı çok önemli, onu yapmış oluyoruz mindfulness’la.
Suyun altı dediniz ya, aklıma sessizlik geldi. Günlük hayatın kaosu içinde bile o sessizliği duyabiliyoruz o zaman değil mi?
Jon Kabat-Zinn mindfulness’ta iki önemli şey olduğunu söylüyor; biri farkındalık, ikincisi ilişkisellik. O dalgaları fark ettiğimiz an ilişkiselliğimiz başlıyor. Kapılıp gidebiliriz, tepkisel olabiliriz ya da durabiliriz. İlişkimizi değiştirmek, yaptığımız pratiklerle elimizde. Kısayolları var; mesela nefesle bedenimizle bağlantıya geçmek. Ama sadece bilmek yetmiyor, deneyimlememiz gerekiyor. Durduğumuzda, uyaranla davranışımızın arasındaki alanı hafifçe genişlettiğimizde, o kısa farkındalık bile çoğu zaman yeterli oluyor. Bunun nörolojik açıklamaları da var. Yatıştırıcı sistemimiz devreye girmiş oluyor. Çok uzun meditasyonlar yapmaya vaktimiz yoksa kısa olanları var. Örneğin uyanır uyanmaz telefona bakmak yerine ben şu anda ne duyuyorum? Çünkü sesler de şimdiki anda. Her zaman nefes olmayabilir. Beliren ve kaybolan şimdiki anın sesleri… Duygularımıza, düşüncelerimize bütün olarak şöyle bir bakmak… Çok ayrıştırmayı da sevmiyorum ben. Bütün olarak şu an neler deneyimliyorum dediğimiz an, sistemimiz de bizimle birlikte ilerlemiş oluyor. Beden, zihin ve kalp bağlantıya geçtiği zaman orası daha sessiz bir alan oluyor.
Bu biraz da tercih aslında değil mi?
Fark ettiğimiz zaman zaten bir şeyleri değiştirebiliyoruz. Fark etmediğimiz zaman daha tepkisel gidiyoruz. Bilinçli farkındalık alışkanlık kırıcı da oluyor. Bunun için birçok araç, metot sunuyor. Güzel olan tarafı tek bir şey sunmaması. Oturup sadece meditasyon yapmanız gerekmiyor. Günlük hayattaki informal egzerizler var. Mesela bu konudaki manevi öğretmenlerden Thích Nhat Hanh’ın güzel bir sözü var; “En güzel meditasyon fasulye ayıklarken yaptığınız” diyor.
Formal ve informal dendiğinde kastedilen nedir?
Uzun 40 dakikalık beden taraması, oturma meditasyonu, yürüme meditasyonu tanımlanmış, yönergeleri olan meditasyonlardır. MBSR’da böyle dört-beş meditasyon öğreniyorsunuz, 8 hafta boyunca deneyimlediğiniz ve hayat boyu uygulayacağınız meditasyonlar. İnformal olanlar ise günlük hayatınızda uygulayabileceğiniz, yine aynı şekilde nöral yolakları aktive eden, sisteminizi yatıştıran ya da çığ gibi olan düşünceleri durduran meditasyonlar. Beş duyunuzu kullanarak nefes ve bedenle bağ kuruyorsunuz. Duş alırken, arabadan inerken, spor yaparken, yemek hazırlarken… Çok sonuç odaklı yaşadığımız için bunlar bizi biraz sürece yönlendiriyor. Prefrontal lobu uyarıyor, dikkat kasımız gelişmiş oluyor. Savrulmanın, dağılmanın önüne geçiyor.
Pandemi döneminde mindfulness’a ve bu alandaki eğitimlere de ilgi arttı, değil mi? Siz bu dönemi nasıl geçirdiniz, mesleki ve kişisel olarak?
Kendi alanımda çok aktifleştiğim bir dönem oldu. İnsanların kendi iç kaynaklarını güçlendirmeleri gereken bir dönemdi, çünkü bize iyi gelen dış kaynaklar (seyahat etmek, dostlarımızla görüşmek gibi) birden kesildi. Herkesin iç motivasyonlarını arttırmaya ihtiyacı oldu, bu konular da daha çok konuşulur oldu. Benim de teorisyenlerden eğitim alma şansım oldu bu dönemde. Tabii eğitmenlik de yapabildim. Aslında bir laboratuvar gibi öğrendiklerimizi deneme imkânımız oldu. Sakinleşmekten mi bahsediyorsun, hadi bakalım sakinleş… Bir minderde sessiz bir odada bunu yapmak çok daha kolay ama hayatın içinde uygulamak, uygulamadığını da görmek, onu da kabul etmek, kendine kızmamak… Benim de yapamadığım zamanlar oldu ama bunların hepsi farkındalık kasını geliştiriyor. Her anlamda. Benim için yol katettiğim, çocuklarla daha çok vakit geçirdiğim bir dönem oldu. Bilinmezlikte, belirsizlikte, bunların altında kalmak ya da hâlâ kendimiz olmak için çabalamak gibi iki seçeneğimiz oldu.
Mindfulness eğitmenliğinizin anneliğinize nasıl katkısı oldu? Bu eğitimleri verirken kendi çocuklarınıza tam olarak mindful ebeveynlik yaptığınızı söyleyebilir misiniz?
Benim sıfırdan anne ve çocuk ilişkisi kurmama katkı sağladı. Kendi çocukluk deneyimimden, bildiklerimden özgürleştirdi beni. Bazı konularda aslında hayalimdeki çocuğu tasarlamışım, onlara düşüncelerimi yansıtmışım. Çok küçük yaşlardan itibaren çok fazla etiketliyoruz çocukları, kendi çocuğumuz olsa bile. “Onun karakteri böyle” demek kategorilemeye giriyor. O düşünce kalıplarını kırmamı, tüm bunları değiştirmemi sağladı. Düşüncelerin, duyguların çok karıştığı anlarda “Önemli olan ne?” diye sormak çok rahatlatıcı oluyor. O an çok zorlanıyorsam, sistemim bunu kaldırmıyorsa, onu da görüyorum. En azından o sinyalleri almak kolaylaşıyor. Bazen hiç istemediğim şekilde ağzımdan bir şey çıktıysa da, “Tamam ben hata yaptım, özür dilerim” diyorum. Çocuklarla iletişimimizi şeffaflaştırdı bu. Bir de bizi doğaya döndürdü.
Peki bu eğitimleri alamayan ailelere neler önerirsiniz?
Avrupa’da şu an MBSR eğitimlerini özel sigortalar bile karşılamaya başladı, koruyucu ruh sağlığı kapsamında. Bize gerçekten yardımcı oluyor mindfulness. Herkese tavsiye ederim, eğitim alamıyorlarsa da okuyabilirler, çok güzel kitaplar var. Ben mesela kızlarımı beden taraması yaptırarak uyutuyorum. Tüm beden parçaları üzerinden tek tek ağırlıklarını yerçekimine bırakmalarını söylüyorum. Bunu 2-3 yaşından beri çok seviyorlar, çok rahatlıyorlar. Ailelere de tavsiye ediyorum.

İnformal meditasyonlar
Yetişkinler için Kahve Meditasyonu Kahve bardağınızı elinize aldığınızda içmeden önce elinizdeki duyumlara bakın. Onun kahve çekirdeği iken güneş altında bir yerde yetiştiğini, yağmura ihtiyaç duyduğunu, sonra birilerinin onu topladığını, sepetlere girdiğini, işlenmek için fabrikaya gittiğini hayal edin. Siz onu market rafında seçene kadar bir serüveni oldu. Sonra kahveyi koklayın, tanımlayın. Tanımlamak da şu açıdan güzel: Bir düşünce büyüyor ya kafanızda, zor bir zamanda da bunu yapabilirsiniz. Düşünceyi kesmek hep tanımlamaktan geçiyor. Ardından kahvenizi yudumlayın.
Çocuklar için Çikolata Meditasyonu
Çikolata çocukların ilgisini çekiyor. Terapistler de bunu kullanıyor, mindfulness eğitimlerinde bizler de kullanıyoruz. Çocuklar çok seviyor, diğer yiyeceklere de yapıyorlar. Güzel bir farkındalık alıştırması…
- Özellikle daha önce yemedikleri ya da yakın zamanda tüketmedikleri bir çikolata alın; bitter ya da organik.
- Paketi açın, önce aromasını içinize çekin. Bu kokuyu tanımlayın.
- Sonra bir parça koparıp ona bakın, neye benziyor, rengi ne, kaç köşesi var?
- Ağzınıza atın, dilinizde tutabiliyor musunuz, ilk tat nasıl, eriyor mu ona bakın.
- Peki ne yapmak istedim şu an? Emmek mi yutmak mı istedim?
- Bir çikolatada 300’den fazla tat varmış. Bunu çocuğunuza söyleyebilirsiniz. Farklı tatlar alabiliyor muyuz? Hepsini isimlendiremesek de hangilerini fark ettik?
- Dikkat dağılırsa tekrar alıştırmaya geri dönün. Çikolata tamamıyla eridikten sonra çok yavaş, bilinçli bir şekilde yutun. Boğazımızdan nasıl geçiyor, nereye kadar ilerliyor?












