Haber kapak görseli
Genel
16 dk okunma süresi
Mindfulness

Öğrenilmiş bir davranış olarak değil, farkında olarak beslenin

İçeriği Paylaş

On yıl Tip 2 diyabetle savaştı ve sonunda onu yendi. Kendi hastalığını iyileştirmek için çıktığı yolda hem hayatını hem de kariyerini değiştirdi. MBSR ve MBEAT (Mindfulness Temelli Beslenme Farkındalığı) eğitmeni Sema Özpekmezci ile yolculuğunda öğrendiklerini ve farkındalıklı beslenmeyi konuştuk.

Yazı: Pınar Onaran Altın

Sosyal medya üzerinden tanıdığım ve takip ettiğim sevgili Sema Özpekmezci, MBSR ile açılan yolda müthiş bir değişim geçirdi ve çiçek gibi açtı. Onun ilk MBSR eğitimine katıldığımda tüm bu hâlini birebir deneyimledim. Göründüğü gibi samimi, enerjik ve çok da güleryüzlü... 10 sene Tip 2 diyabetle savaşmış ve sonunda onu yenmiş. Şekerle savaşmanın, insanları yemeklerle ve bedenleri ile barıştırmanın birinci amacı; bu yolculukta öğrendiklerini paylaşmanın, sağlıklı beslenmek isteyen kişilerin elinden tutmanın da ikinci yaşam amacı olduğunu söylüyor.

Hikâyeniz nasıl başladı? Mindfulness nasıl hayatınıza girdi?

IFM’den aldığım fonksiyonel tıp eğitimi, sağlığı ruh-zihinbeden üçlüsü olarak ele alıyor. Ben mindfulness’ı ilk kez orada duydum. Zihnin anda olmak yerine devamlı olarak geçmişe dair endişe, pişmanlıklar ve gelecek kaygıları ile meşgul olduğunu ve adeta hep kavga hâlinde olduğunu anladım bu sayede. İlk ışık o anda yandı bende. MBSR dünyada birçok bilimsel çalışmaya konu olan ve en çok bilinen standart programlardan biri. Dikkatimi çektiği için internette bir araştırdım ve tesadüfen karşıma Türkiye’de MBSR eğitimi veren birisi çıktı. Hemen o hafta başlıyordu ve ben daha fazla araştırmadan, ne olduğunu bilmeden kayıt oldum. Amacım kendi danışanlarıma stres kontrolü hakkında yardımcı olmaktı. Programa başlayınca kendim için inanılmaz bir yolculuğa çıkmış oldum.

Eğitimi alacağım kişi ile yaptığımız ön görüşmede, “Benim bu hayatta hiçbir stresim yok. Ben çok iyiyim, sadece danışanlarıma yardım etmek istiyorum. Bu eğitim bana bir fikir verir mi?” demiştim. Şu an o kadar komik geliyor ki bu söylediğim. O da soruma gülmüştü ve “Yardımı olur” demişti. İlk 3-4 hafta pek bir şey anlamadım. 5’inci haftadan sonra hayat bambaşka bir hâle döndü. Kendimde çözemediğim bir sürü şeyin aslında farkında olmadığımı fark ettim. İki senedir iyi bir psikoloğa gidiyordum. Fakat ben kendimde olan şeyin farkında olmazsam karşı tarafa -psikoloğa- bunu nasıl anlatacağım? Ben bile yaşadığım şeylerin ne olduğunu bilmiyormuşum. Beni üzen, zorlayan şeylerin farkında olmadığım için psikoloğun bir yardımı olmuyordu.

5’inci hafta sonunda, artık hayatıma bambaşka bir gözle bakmaya başlamıştım. Mindfulness’ta bunu buğulu bir camın arkasından bakarken gözlüğü çıkartıp, temiz bir gözlük takmak veya var olan perdenin arkasından bakmak gibi anlatırız. Ben 38 yaşıma kadar bir perdenin arkasından bakmışım hayatıma; MBSR o perdeyi çat diye açtı ve benim için çok başka bir yaşam başladı. 8 hafta bittiğinde ben artık o başladığım kişi değildim. Sanki birisi elime yanan bir top bıraktı ve benim onu şekillendirmem lazımdı. Bu konuda daha derinleşmek ve öğrenmek istedim. Mindfulness benim için böyle başladı.

Eğitmen olmaya nasıl karar verdiniz?

Bu alanda derinleşmek istediğim için eğitici eğitmenliğine başladım. Aklımda hiç eğitmenlik yapmak yoktu. İki senelik bir eğitimdi ve 8 haftalık ilk sürecin bin katı gibi bir süreç yaşandı. Bütün hayatım, her şeye bakışım değişti. Eğitim bitince bunu asıl çalıştığım alan olan beslenme ile birleştirdim. İnsanların ne kadar fark etmeden ve bilinçsizce yediğini mindfulness eğitmeni olduktan sonra fark ettim. Senelerdir insanlara sağlıklı beslenmeleri için danışmanlık yaparken, mindfulness’ın hayatıma girmesiyle kendi mesleğime de başka bir yerden bakmaya başladım. Bu noktadan sonra hem özel hayatım, hem kariyerim tamamen değişti. Beslenme ile tanınmış olsam da, hâlâ sadece MBSR eğitimi vermeye devam ediyorum. MBSR programını o kadar hayat değiştirici buluyorum ki daha fazla kişiye ulaşması ve yayılması için vermeye devam ediyorum.

Mindfulness kelimesi sizin için ne anlam ifade ediyor?

Türkçe ’ye farkındalık diye çevrilmiş ancak yeterli bir tanım değil, bu sadece ufak bir kısmı. Fark etmek, anda kalmak ifadeleri eksik ve yarım kalıyor. Mindfulness farkındalıkla yaşamak değil sadece. Hayatımıza dâhil etmek istediğimiz bazı tutumlar var; yargısız olmak, şefkat, anda olabilmek gibi. Bireysel olmaktan öte toplumsal bir konu. Sadece “ben” değil, hepimiz için olan bir şey. Mindfulness temel olarak Budizm’den geliyor. Budist rahiplerin beyinleri MR ile tarandığında ortaya çıkan bulgular doğrultusunda, onların hayata bakışları ve mutlulukları incelenerek MBSR programı oluşturulmuş. Budist manastırında bir inzivaya katılmıştım ve orada “evet, işte bunu diyorlarmış” diye düşünmüştüm. Eğitim sürecinde bir yanda işin bilimsel yönü, bir yanda da öğreti kısmı var, öylece tamamlanıyor. Öğreti olarak da şunu diyor; “Ben iyiysem, hepimiz iyiyiz. Ben iyi değilsem, siz de değilsiniz. Siz iyiyseniz, yanınızdaki de iyi.” Mindfulness’ın en önemli kısmı burası. Kişi sadece kendi faydasından çıkıp, daha geniş bir çerçeveden bakınca yargılar kalkıyor, herkesin birbirine karşı şefkati artıyor ve dolayısıyla stres otomatik azalıyor.

Şehir hayatından örneklersek; yanımdan geçen biri bana kötülük yaptı. Ben onun yaptığında kötülük bile göremiyorum. O da bir insan, bir şey için uğraşıyor. Onun da belli hedefleri var, para kazanmak için uğraşıyor. Kendimden örnek verirsem; benim mesela programlarımı kopyaladılar, ben o kişiye kızamadım bile. O an kızdım ancak işte ne yapsın, kendince hayatta kalmaya çalışıyor, dedim. O kişiye kızmak beni daha çok sinirlendirecekti ve belki onun haberi bile olmayacaktı. Ben kendi kendime sinirlenecektim. Mindful olmak bence olaya geniş bir çerçeveden bakabilmek, ben’den biz’e dönmek.

Mindfulness psikolojik olarak da destekliyor

Mindfulness kişinin kendi kendini psikolojik olarak desteklemesini sağlıyor mu? Öyle bir yanı da var mı sizce?

Olaylara daha temiz bir gözlükle bakabilmemizi sağlıyor. Bizler genelde olaylara aynı noktadan bakmaya alışmışız. O bana böyle yaptı. Bana şunu söyledi. Bana bunu nasıl yapar? Bu noktada ya kendimize ya da çevremize bir kızgınlık duyuyoruz. Bu da bizi içinden çıkamadığımız sarmallara düşürüyor. Mindfulness bize yaşadığımız her olaya farklı açılardan bakabilme alanı ve özgürlüğü sağlıyor. Dünya sadece benim için dönmüyor. Hepimizin bir hayatı var ve dünya hepimiz için dönüyor. Bu açıdan bakınca psikolojik olarak destekliyor çünkü biz hep zannediyoruz ki her şey benim başıma geliyor, bütün zorluklar bana oluyor, bütün kötülükleri ben yaşarım, hep işin içinden ben çıkamam gibi... Hâlbuki olayları her açıdan değerlendirince, diğer taraftan bakınca fark ediyor. Hiçbir şey tek taraflı gelişmiyor hayatımızda. Evlere kapandığımız pandemide bile her şey çift taraflı gelişiyor. Dolayısıyla bir durumu her açıdan değerlendirebildiğimiz, işin içine diğer psikolojileri de sokabildiğimiz ve karşı tarafı da anlayabildiğimiz için, kendi psikolojimizi de desteklediğini düşünüyorum. Yıllarca hiçbir şey yapmadan durmak yanlış bir şeymiş gibi öğrendik. Hâlbuki kendi kendimizle hiçbir şey yapmadan durmak çok güzel bir eylemdir.

İşinizi de dijital ortamda yürütüyorsunuz. Bu kadar dijital bir ortamda nasıl mindful kalabiliyorsunuz?

Mindfulness’ta kendimiz için yaptığımız şöyle bir pratik var. Bana iyi gelen ve iyi gelmeyenin her zaman farkında olmak. Bir nehrin akışına kaptırmışız kendimizi… Gürleyen bir suyun içerisinde hiç bilmeden akmak yerine, bir dakika durup bana iyi geliyor mu diye düşünmek. Zaten günlük yaptığımız meditasyonlar hem kendimize, hem çevremize dönüp bir bakabilmeyi sağlıyor. Sosyal medya ve dijital hayat beni çok yoruyor, ben mindfulness’la beraber bunu keşfettikten sonra kendime bazı sınırlamalar koydum. Mesela Instagram için günlük bir buçuk saatlik kullanım hakkım var. Kendi kendime koydum, telefonlarımız bize bu imkânı sağlıyor. Süre dolunca kum saati çıkıyor ve uygulama kapanıyor. Bunu bana yaptırtan mindfulness, çünkü fark ettim.

Mindfulness otomatik davranışlardan çıkmamızı sağlıyor. Sosyal medyaya girince bir saat geçirmek otomatik bir davranış, oradan oraya atlarken saatler geçiyor ve fark etmiyoruz. Her anın ve yaşadıklarımızın farkında olunca, istediklerini ve istemediklerini kontrol etme yetisi sende oluyor. Bazen ben de kontrolü kaybediyorum. Bir bakıyorum, çok fazla program yapmışım, hemen kendime dışarıdan bakarak “Bu program beni çok yoracak” diyorum. Onu zamana yayıyorum, bazen öteliyorum veya iptal ediyorum. Çünkü artık beni neyin ne kadar yorduğunun çok daha farkındayım. Gürül gürül akan suyun içerisinde hayatın beni sağa sola çarpıtmasına izin vermiyorum. Kendim için dur diyeceğim yeri kendim ayarlıyorum.

Stres doğru yönetilmediğinde, yemek kaçış noktası oluyor

Asıl mesleğiniz sağlıklı beslenme üzerine, mindfulness’ı beslenme ile nasıl birleştiriyorsunuz?

Herkesin ne yiyip ne yememesi gerektiğini gayet iyi bildiğini ancak uygulamaya gelince zorlandığını fark ettim. Uygulamada o kadar zorlanıyorlar ki, ben dünyanın en güzel alternatif kek tarifini versem de önce alışkanlıklar -yani otomatik pilotdevreye giriyor. Stres doğru yönetilemediğinden kişi boğuluyor ve içinden çıkamıyor. Bu noktada yemek en hızlı kaçış noktası oluyor. Elimizin altında, hemen ulaşabildiğimiz, olayları, duygu ve düşünceleri kapatabilme yöntemi. Git bir çikolata ye, iki tane bisküvi at, dışardan pizza söyle... Yapılan tek şey aslında olayların üzerini örtmek ve yiyecek ile örtmek. Bunu fark ettiğim noktada stres kontrolü konusunda danışanlarıma nasıl yardımcı olurum diye düşünmeye başlamıştım.

Mindfulness hayatıma girince fark ettim ki yeme davranışımız çok bilinçsiz, çok otomatik pilotta. 9’da kahvaltı, 12’de öğle yemeği, sonra ara öğün, akşam yemeği. Hâlbuki aç mıyım acaba diye hiç sormuyoruz kendimize. Ne kadar yemekle doyuyorum? Alıştığımız bir tabak boyutu var, yemeği alıştığımız şekilde hazırlıyoruz. Alıştığımız bir davranış olarak televizyonu açıyoruz veya telefon üzerinden başka bir şey açıyoruz. Ekrana bakarken el gidip gidip geliyor, e-postalara bakılıyor, zihin televizyonda. Ne yediğimizi anlıyoruz ne de yemeğin tadının farkındayız. Ne doyduğumuzu anlıyoruz, ne acıktığımızı... O zaman beslenme tamamen “mindless” (bilinçsizce) yapılan bir eylem. Serum da takılsa, yemek de olsa aynı, bedene bir şey giriyor sadece. MBSR teknikleri ile beslenmeyi birleştirdim. Mesela üzüm egzersizi vardır klasik, onu tuzlu kraker ve çikolata ile yapıyoruz. Normalde bir kalıp çikolata yiyen bir insan, fark ederek yediğinde bir parçayla ile mutlu olup bırakabiliyor. Yasak mantığı bana uygun değil, çünkü ben farkında ve tadını alarak yesinler, bıraksınlar istiyorum. Beden taraması kullanıyorum.

Bedenini sevmeyen, hoşlanmayan ve bedeni ile çok kopuk danışanlarım var. İnterosepsiyonu geliştirip, gerçekten açlık ve tokluk sinyali alabilmelerini hedefliyorum. Mesela insanların başı ağrıyor, neden ağrıdığını bilmiyor. O kadar bedenden kopuk ki artık en son noktada ağrıyınca fark ediyor. Bedenimiz göbekteki veya kalçadaki yağdan ibaret değil. Her bir organ ve eklem değerli. Bedeni ne ile ve nasıl besleyeceğimizi seçme özgürlüğü bizde. Çalışan bu mucizevi mekanizmayı fark ettikleri an kişiler bedeni zehirlemek yerine beslemeyi tercih ediyor. Ben hiçbir şey söylemiyorum, o seçimi kendileri yapıyorlar. Günümüzde insanlar o kadar zihin ve beden birbirinden ayrıymış gibi yaşıyor ki… Beden sinyalleri gönderiyor aslında, ama biz almıyoruz. Bazen şunu bile görüyorum; insanlar bir şeyi yiyor, onu sevmediğinin farkında bile değil. Sadece öğrenilmiş bir davranış olarak yiyor. Beden sevmediği bir şeyi yediğinde onun faydasını zaten almıyor.

Pandemi sürecinde MBSR programının beslenme üzerine odaklanmış versiyonu olan MB-Eat eğitimini aldım. Eğitimi aldıkça fark ettim ki bu benim kendi harmanladığım programın hazır yapılmışı, bu açıdan da kendimi sertifikalandırmış oldum. Bu programı şu an yapmıyorum çünkü çok Amerikan beslenmesi üzerine, bizim beslenme kültürümüze uygun değil. Fonksiyonel tıp bilgilerim, MBSR, MB-Eat ve sezgisel beslenme eğitimlerinden aldığım tüm bilgileri harmanlayarak kendi mindful yeme programımı yarattım.

Yapılan 5 dakika bile ceptedir, pratik sayılır

Mindful pratiklerin etkisi ne kadar sürede görülüyor? Ne kadar sürede verim almak mümkün oluyor?

Bence bunun için genel bir cevap vermek çok zor. Kişiden kişiye çok değişken olabiliyor. İlk yaptığınız pratikle bile alabilirsiniz. Buradaki en önemli şey devam ettirmektir. MBSR haftada bir kez 2,5 saatlik oturumlarla yapılır. Ancak haftada 2,5 saat gelip bir kez pratik yapmak pek fayda sağlamaz. Spor salonuna yazılmak gibi; bu akşam bir derse girdik, ilk dersten hemen sonra karın kaslarımız çıkıyor mu? 3-4 ay, belki 6 ay sonra… Belli bir çaba sarf edip onu düzenli yapmak gerekiyor. Kendi adıma ben beşinci haftada tabiri caizse “aydınlandım”. Eğitimlerde ikinci haftada olayı çözüp bir sürü soru soran ve beni şaşırtan kişiler biliyorum. İkinci haftada benim sekizinci haftada anlatacağım şeyleri soranlar oluyor. Bu yüzden çok kişisel olduğunu düşünüyorum. Hayata bakış, öğrenilmiş davranışlar, aileden gelenler, merak, kendini gözlemleyebilmek, duygu ve düşüncelerinin farkında olmak gibi faktörler herkes için değişken ve bu yüzden bir ortalaması yok. Şahsi fikrim, yapılan 5 dakika bile ceptedir. 5 dakika da pratik sayılır.

Mindfulness pratiklerini her yaşta herkes uygulayabilir mi?

Çocukluktan itibaren herkes uygulayabilir. 3-4 yaşa kadar gayet ‘mindful’uz aslında. Sonra yaşamla birlikte, bilincin gelişimiyle, okulun devre girmesiyle bunu kaybediyoruz. Robotik bir hâle bürünüyoruz. Zil çaldı, elini kaldır, bu yapılacak vs. gibi. Yaş konusunda sınırlama yok, mindfulness bence bir eğitim değil. Hayatımızın bir parçası, içimizde var. O çip hepimize yerleştirilmiş, modern hayatta ondan kopmuşuz, unutmuşuz. Şimdi tekrar hatırlıyoruz. Bizim özümüzde olan bir şey, kullanmayı unuttuğumuz bir uzuv gibi. Bir uzvu kullanmayınca incelir, işlevini yitirir. MBSR gibi programlarda egzersizlerle aynı fizik tedavi yaptırırmış gibi bedene açıyoruz o alanı yeniden. Bizde var olanı yeniden kullanmayı öğreniyoruz aslında ve dolayısıyla bir yaş sınırı yok.

Herkes anda kalmaktan bahsediyor, bu tam olarak nasıl oluyor?

Anda kalmak biraz klişeleşti aslında. Hiçbirimiz anda kalamıyoruz. Zihnimiz devamlı gidiyor, istersek mindful gurusu olalım, her zaman gidecek. Zihin böyle çalışıyor çünkü. Pratikler, her gittiğinde fark edip zihni buraya getirmemize yardımcı oluyor. Çünkü zihin genellikle negatif alana doğru gider. Yüzde 10 gibi az bir oranla ‘ah işte şurada ne kadar eğlenmiştim’ gibi pozitifi hatırlar. Beynin ve bedenin hayatta kalma mekanizması yüzde 90 negatif odaklıdır.

Zihin geçmişteki olumsuzluklardan ders çıkartıp, ileride tekrar başına gelirse ona karşı önlem alsın diye veya ileride olabilecek potansiyel negatifliklere karşı önlem alabilmek için hayatta kalma mekanizması aslında. Hayvanlarda olduğu gibi, av olmamak, kaçmak için stratejileri çiziyor. Şu anda bizi avlayan vahşi bir hayvan yok ancak zihnimiz hayatta bizde stres yaratan, ölüm tehdidi zannettiğimiz diğer şeylere karşı stratejiler geliştiriyor. Şu an olumsuz ve negatif olan şeyler sadece zihnimizde, şu anın içinde yok. Mindfulness zihnin içinde kaybolmamızı engelliyor. Zihin hep gidiyor, gidecek. Şimdi bizim sizinle konuşmamız bittiği an benimki gidecek, şu an burada, çünkü size bir şey anlatıyorum. Bittiği an zihinlerimiz gidecek.

Pratikler ne sağlıyor peki?

Kaybolduğunu fark ettiğim anda ‘Sema, bunlar gerçek değil. Şu an böyle bir şey yok. Sen şu an senaryo yazıyorsun’ deyip döndürüyorum. Ben pandemi döneminde tüm mindfulness yeteneklerimi çok güzel tecrübe ettim. O kadar alışık olduğumuzun dışında günler oldu ki… Zor günler yaşadık hepimiz, zihnimiz hep gitti. Şu anın içinde ne var? Hasta değilim, ailem sağlıklı, ben iyiyim ve şu an durum bu. Bununla kal. Daha fazlasını düşünmeye gerek yok. Bu pratikleri uzun zamandır yapıyor olmam, bu düşünceye daha hızlı geçmemi sağlıyor.

Zihin hep gidecek, onu 'an'a çekebilmek meditasyonla mümkün

Mindfulness’ın meditasyonla bağlantı nedir?

Çok farklı meditasyon teknikleri var. Mindfulness bakış açısı ile yapılan meditasyonda biz an’ın içindeki durumları yargısızca gözlemliyoruz. Meditasyon mindfulness’ın ayrılmaz bir parçası. Bedeni spor salonuna götürdüğümüz gibi, zihni de meditasyon ile spora götürebiliyoruz. Anı gözlemliyoruz, şu an içerisinde ne varsa onu fark ediyoruz. Ben şu an mutfaktayım. Sizinle konuşurken buzdolabının sesini duyuyorum. Meditasyonda duyu organlarımızla dünyayı algılıyoruz. Anın içindeki sesi, görüntüyü, nefesi, bedenimizi fark ediyoruz. Zihnin içinde bir şeyler yaratıp oralara gitmek yerine, şu an içinde olan ne varsa onu fark ederek, gözlemleyerek meditasyon yapıyoruz.

Zihin hep gidecek ve onu ana çekebilmek meditasyonla mümkün. Eğer bunun bir ip olduğunu düşünürsek, meditasyonla ipi hızlıca çekebiliyoruz. Pratikleri yaptıkça kasımızı geliştiriyoruz. Yine bir örnek verirsek; spor salonunda ağırlık kaldırdıkça kol kaslarımızı geliştiriyoruz ve hemen o an o kası kullanmıyoruz. Bir süre sonra ağır bir kolinin kaldırılması gerektiğinde kol kaslarımız devreye giriyor, işimize yarıyor. Mindfulness pratikleri ve meditasyon ile geliştirdiğimiz zihin kaslarımız da bir sorun ile karşılaşınca, stresli bir durumda kendimizi hızlıca oradan çıkartmamızı sağlıyor.

Sizin mindfulness ile birlikte kişisel hayatınızda nasıl değişiklikler oldu?

Benim hayatım tepetaklak oldu. Tamamen değişti. Boşandım. Beni mutsuz ettiğini göremediğim bir şeyi görmemi sağladı ve bu yüzden hayatımı cidden değiştirdim. İçinde boğulmuş olduğum bir konudan çıkmamı, fark etmemi, adını koymamı sağladı. Pandemi döneminde de zorlu günler geçirdik. Burada akıl sağlığımı korumam için destek oldu. Ben eskiden çok endişeli bir insandım. Senaryolar yazardım. Nişanlım ile farklı ülkelerde ayrı kaldık. Sınırlar kapandığı için gidip gelemedik. Çok belirsizlikler içinde bir dönemdi. Bulunduğum oda içerisinde aslında her şeyin yolunda olduğunu bana her daim mindfulness pratikleri hissettirdi. Bu yola girmemiş olsaydım çok daha zorlu geçirebilirdim bu dönemi. İnsanlar bu dönemde MBSR’dan faydalansın diye ekstra eğitimler açtım, fiyatlarını düşürdüm.

Beslenme konusunun da sizin için eskiden daha siyah beyaz iken, şimdi daha esnek olduğunu söylebilir miyiz?

Evet, kesinlikle öyle. Benim zihnimdeki bütün siyah beyazlar esnedi. Dolayısıyla bu beslenmeye de yansıdı. Hâlâ şeker tüketmiyorum, yemiyorum, yedirmem de (gülüyor). Yalnız şöyle bir noktaya geldim; yersek de ölmeyiz bir seferde... Önce kendimde fark ettim, sonra sosyal medyadaki aşırı uçlar dikkatimi çekti ve irrite olmaya başladım. İnsanları bu kadar korkutmak doğru değil. Hayat böyle bir şey değil, beslenme böyle bir şey değil. Ben gevşedikçe beslenmeye olan bakış açım da değişti. İnsan bedeninin çalışma yapısını öğrendikçe değişti aslında. Zihni rahatlattıkça bedenin işleyişi tamamen değişiyor.

Yakında başlayacak olan yeni eğitim veya projeleriniz var mı?

Şu an devam eden bir program var, Mayıs ayında yeni bir MBSR eğitimi açmayı planlıyorum. MBSR 20 kişilik gruplar hâlinde yapılan bir program, o yüzden 3-4 ayda bir, gruplar oluştukça açıyorum. Türkiye’de programı çok da iyi anlatamadığımızı ve Türkçe tam karşılığı olmaması sebebiyle bilinmediğini düşünüyorum. Şimdi bir kitap yazdım; fonksiyonel tıp, mindfulness, farkındalıkla yeme, yoga konularının hepsini birleştirerek. Türkiye’de henüz böyle bir kitap yok, hatta dünyada da yok diyebilirim bu tür yabancı yayınları da çok takip ettiğim için. Kitapta çok fazla mindfulness pratikleri paylaştım. QR kodları var, okurken QR kodlarına geldiğinizde benim sesimden pratikleri yapabileceksiniz. Herkes yapsın ve hayatına adapte edebilsin diye bu şekilde geliştirdik.

Son söz olarak ne söylemek istersiniz?

Mindfulness çok yaygınlaştı ve bu güzel bir şey. MBSR de iki ay sonunda biten bir eğitim değil. Bu eğitimi hayatımızın her alanına entegre ettiğimizde, hayat yine zor, yine stresli olacak; mindfulness çalışan veya bu eğitimi alan kişinin de herkes gibi sorunları olacak. Ancak mindfulness pratikleri ve öğretileri kişinin onların içinde kaybolmasını engelliyor. Dolayısıyla bu eğitimi aldım, bıraktım gibi bir şey değil. İçimizde olanı sulamak, canlandırmak gibi bir şey.

Herkesin bu konuya bir şans verip öğrenmesini canı gönülden diliyorum çünkü hayata ve her şeye bakış açın değişiyor. Beslenme, ilişkiler, karı-koca ilişkileri… En önemlisi kişinin kendisi ile olan ilişkisi değişiyor. O yüzden, alınıp bırakılacak bir eğitim olmadığını, ömür boyu sürecek bir bakış açısı kazandıracağını bilmelerini çok isterim. Bu eğitime ayıracak iki ayım yok, böyle bir bütçem yok diye düşünebiliyorlar. Ancak aslında ömürlük bir eğitim almış oluyorsunuz.

“Zihni herhangi bir şeye odaklamak meditasyondur”

Okuyucularımıza günlük olarak yapmalarını önerebileceğiniz bir alıştırma var mı?

Ülkemizde kültür olarak meditasyon dendiğinde bazen yanlış anlaşılabiliyor. Dinle karıştırılabiliyor. Sosyal medyada meditasyon dediğimde eleştiri aldığımı açıklıkla söyleyebilirim. Halbuki meditasyon bilimsel bir konu ve tıbbın ayrılmaz bir parçası aynı zamanda. Ben bu yola baş koymuş birisi olarak her şeye rağmen anlatıyorum, artık eskisine göre daha az tepki alıyorum. Yine de bir ön yargı var, benim de vardı. Benim için meditasyon tütsüler, mumlar yakılacak, eller bir pozisyonda duracak, belirli bir mantra söylenecek, zihin tamamen boş olacak gibi bir durumdu. Aslında böyle bir şey değil.

Hayatın her anında ve alanında meditasyon yapmak mümkün. Bunun için illa oturmamıza gerek yok. Şu an sizinle konuşurken oturduğum masanın üzerinde bir sukulent var. Yaprakları yeşilden mora kadar gidiyor. Bunu önünüze koyup, sadece 3-4 dakika yaprağın her bir rengini, dokusunu izlemek, incelemek bir meditasyon. Bu kadar basit.

Sürekli bir koşuşturma hâlinde olan zihni herhangi bir şeye odaklamak meditasyondur. Odak noktası bir çiçeğin yaprağı olabilir, bedenimizdeki nefes olabilir. Pandemi öncesinde PTT sırasında beklerken, metroda bir yerlere giderken meditasyon yapan bir insandım. “Meditasyon yapmaya vaktim yok” en çok söylenen şey, bir bahane değil bu. Meditasyon hep ötelenen bir şey oluyor. Ben de buna karşılık, en basit pratik hayatın içerisinde her an uygulanandır diyorum. Otobüste, diş fırçalarken, aklınıza gelen birçok basit eylemle olabilir.

Mesela diş fırçalarken macunun tadını almak, her bir el hareketini fark etmek, zihin eğer sonrasında giyeceğiniz kıyafete gidiyorsa “bir dakika, daha orada değilim, şu an dişlerimi fırçalıyorum” diyerek, tekrar zihni diş fırçalamaya yönlendirmek. İşte bu meditasyondur. Dolayısıyla ben bu kısmını her zaman öneriyorum. Belirli fiziksel koşullar ve özel bir zaman yaratılmaya çalışılırsa meditasyon ötelenebiliyor.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo