
Colenso Muharebesi nedir? 1899 Boer Savaşı'nın en kanlı hezimeti
Ekim 1899'da Britanya İmparatorluğu ile Boer Cumhuriyetleri olarak adlandırılan Transvaal ve Özgür Orange devletleri arasında savaş patlak verdi. İlk bakışta iki taraf arasındaki güç dengesi ezici şekilde Britanya lehine görünüyordu. İki taraf kıyaslandığında Boer kuvvetleri Britanya kuvvetleri karşısında gülünç denecek kadar denklikten uzaktı. Bu nedenle sömürge harekâtının hızlı bir zaferle sonuçlanacağı konusunda Britanya'da çok az kişi şüphe duyuyordu. Ancak savaşın ilk birkaç haftasında, dayanıklı ve son derece hareketli olan Boer birlikleri, Cape Kolonisi ve Natal'ı işgal ederek ve Güney Afrika'daki İngiliz birliklerinin çoğunu Mafeking, Kimberley ve Ladysmith sınır kasabalarında sıkıştırmak suretiyle herkesi şaşırttı. Sadece Ladysmith'te, Sör George White komutasındaki 13.000 İngiliz askeri kuşatıldı. Bu kuvvetin erzakı kısa sürede tükenmeye başladı.

Redvers Buller sahneye çıkıyor
Bu şartlar altında İngilizler için cesaret verici tek haber, 47.000 kişilik bir kolordunun Güney Afrika'ya doğru yola çıkıyor olmasıydı. Bu, Kırım Savaşı'ndan o güne kadar Britanya Adaları'ndan yola çıkan en büyük kuvvetti. Bu birliğe, sayısız sömürge seferinin ünlü kahramanı olan Orgeneral Sör Redvers Buller komuta ediyordu. Geniş göğüslü, bıyıklı, kırmızı yanaklı, babacan suratlı ve buyurgan bir hali olan Buller, Viktorya dönemi subaylarının tipik bir örneği gibi görünüyordu. 1879’da yapılan Zulu Savaşı sırasında gösterdiği başarıları nedeniyle Victoria Haçı ile taltif edilmiş; savaşa her iki elinde silah ve dişlerinin arasında dizginle giren Buller, gözü pek bir subay olarak kalıcı bir ün elde etmişti. Güney Afrika'ya gitmeden önce, yaşlanmakta olan Kraliçe Victoria'ya savaşın yakında biteceğine dair bizzat güvence vermişti. Ancak Buller, kendine güvenen bir tavır sergilese de aslında kendi yetenekleri ve yaklaşan harekât hakkında derin endişeler taşıyordu. Çünkü en son aktif göreve çıkmasından beri yıllar geçmişti ve o zaman bile başkomutan olarak görev yapmamıştı. Kendi itirafına göre, strateji geliştirmekten ziyade emirleri yerine getirmeye daha uygundu. Dahası 59 yaşındaydı, enerjisi azalmıştı ve yeni şeyler öğrenme arzusundan da yoksundu. 1895 yılında yapılan ordu manevralarındaki performansı o kadar kötüydü ki, "Görünüşe göre bütün gün kendimi rezil etmişim." diye homurdandığı duyulmuştu. Nitekim yaklaşan olaylar, endişelerinin haklı olduğunu kanıtlayacaktı. Buller'ın öz güveni, 31 Ekim'de Cape Town'a vardığı zaman, kuşatma altındaki garnizonları mümkün olan en kısa sürede kurtarması için İngiliz Ordusu, hükümeti ve halktan gelen muazzam bir baskı altında kalmasıyla daha da sarsıldı. Başlangıçta birliklerini Boer Cumhuriyetleri’ne yönelik doğrudan bir istila harekâtına yöneltip, bu ülkelerin başkentlerini ele geçirmeyi ve savaşı hızla sona erdirmeyi planlamıştı. Ancak sahadaki durumu görünce, Buller bu planları tamamen değiştirmek zorunda kaldı. Yeni plana göre mecburen; kuvvetlerini ülkenin ayrı bölgelerinde bulunan ve farklı hedefler taşıyan ve eşit olmayan üç gruba bölecekti.
Batıda 12.000 asker tahsis edilen Lord Methuen’e elmas madeni kasabası Kimberley’deki kuşatmayı ortadan kaldırma görevi verilmişti. Kuşatma altında tutulanların arasında dünyaca ünlü elmas zengini Cecil Rhodes da vardı. Güneyde, General William Gatacre'ye tugayıyla kuzeye, yani Cape Midlands'a doğru ilerlemesi ve yağmacı Boer komandolarının bulunduğu bölgeyi kontrol altına alması emredilmişti. Bu arada, Natal'da bulunan Buller, Ladysmith'e yardım edecek İngiliz kuvvetlerinin büyük kısmına bizzat komuta edecekti.

‘Kara Hafta’ başladı
Aslında Buller'ın planı kötü değildi, sadece kuvvetlerindeki eksiklikleri hesaba katmamıştı. Birliklerinin çoğu, muharebe deneyimi olmayan ve daha önce sömürge harekâtının zorluklarına alışmamış acemi yedek askerlerden oluşuyordu. Ayrıca eğitimli kurmay subay eksikliği büyük olduğu gibi, düşman hakkında bilgi toplayıp bunu yorumlayabilecek neredeyse hiçbir istihbarat birimi yoktu. Kullanılan en temel haritalar bile eksikti, yerel halk arasından temin edilen kılavuzlar çoğu zaman güvenilmez çıkıyor veya kibirli subaylar tarafından görmezden geliniyordu. Daha da kötüsü, İngilizler ikmal ve ulaştırma faaliyetleri için demiryollarına bağımlıydı. Bu nedenle Boerler onların hareketlerini tahmin ederek planlarını buna göre ayarlayabiliyordu.
Bu eksiklikler kısa sürede mahcubiyete yol açacak şekilde ortaya çıktı. General William Gatacre’ye bağlı bir tugay, 10 Aralık günü zorlu bir gece yürüyüşü sırasında kayboldu ve ardından Stormberg demiryolu kavşağı yakınlarında bir Boer kuvvetiyle karşı karşıya geldi. Burada yaşanan kargaşada 600 İngiliz askeri esir alındı. Ertesi gün Methuen, Magersfontein'deki iyi gizlenmiş Boer siperlerine saldırırken, biri general olmak üzere yaklaşık 1.000 asker kaybetti. Kayıpların çoğu, yere göğe sığdırılamayan Highland (Dağ) Tugayı tarafından verilmişti. Bu tugay, muharebenin büyük bir kısmını kavurucu güneşin altında yüzüstü yatarak geçirmiş ve bu esnada Boer birlikleri tarafından açılan ölümcül ateşler sırasında mermiler İngiliz askerlerinin kafalarının üzerinde uçuşmuştu.
Bunlar, İngiliz basınının daha sonra "Kara Hafta" olarak adlandıracağı dönemin ilk yenilgileriydi. Yaşanan bu olaylar en azından Ladysmith'i bir an önce kurtarması için Buller'a daha fazla baskı yapılmasına neden oldu. Ancak bu, söylemesi yapılmasından daha kolay bir işti. Çünkü Ladysmith'e ulaşmak için, Buller’ın batıda Drakensberg dağlarından doğuda Hint Okyanusu'na akan yaklaşık 500 kilometre uzunluğunda kıvrımlı bir su yolu olan Tugela Nehri'nin karşı kıyısına geçmesi gerekiyordu. Bu geçişin en kolay yapılabileceği yer, Ladysmith'in yaklaşık 24 kilometre güneyinde ve Natal'daki ana ordugâhın yaklaşık 20 kilometre kuzeyinde bulunan Colenso köyüydü.
Colenso nehrin geçilebileceği en uygun yer olduğu için Buller buranın çok daha güçlü savunulacağını biliyordu. İlk başta nehrin çok daha yukarısından geçerek herhangi bir engelle karşılaşmadan karşıya geçip Colenso'yu savunan Boer birliklerini kuşatmayı planlamıştı. Ancak, Stormberg ve Magersfontein'deki yenilgiler nedeniyle planlarını bir kez daha aceleyle iptal ederek, Boerlerin beklediğini bildiği Colenso'daki bir geçiş bölgesine birliklerini gönderdi.

Louis Botha sahneye çıkıyor
Colenso köyü, Tugela Nehri’nin güney kıyısında bulunan ve bir tren istasyonuna ilaveten oluklu sacdan yapılmış birkaç binanın yer aldığı küçük bir yerdi. Nehrin halka gibi kıvrım yaptığı birçok yerden birinde yer alıyordu ve üç tarafı suyla çevriliydi. Köye bakan bir dizi küçük, kayalık tepe veya yerel dildeki ifadesiyle 'kopje' vardı. Bunlardan biri tahkim edilmişti ve 'Fort Wylie' olarak adlandırılıyordu. Colenso'da dört geçiş noktası vardı: İki sığ yer, bir vagon köprüsü ve bir demiryolu köprüsü. Batıda yaklaşık dört kilometre uzaklıkta, nehrin kuzeye doğru uzanan bölgesinde başka bir büyük halka şeklince kıvrım oluşturduğu yer vardı. Burada Buller'ın güçlerinin geçmek için kullanabileceği 'Bridle Drift' adı verilen bir sığlık yer daha bulunmaktaydı. Ne yazık ki, buranın tam yeri biraz belirsizdi ve bu nedenle ortaya çıkacak karışıklık, yaklaşan muharebede ölümcül sonuçlar doğuracaktı. Colenso'yu savunan Boer birliklerine 37 yaşındaki General Louis Botha komuta ediyordu. Kendisi çiftçi kökenli bir siyasetçiydi. Botha yaklaşık 4.500 askere komuta ediyordu. Bunların çoğunluğu sivil kıyafetlerle savaşan ve kendi subaylarını seçen yerel milislerden oluşuyordu. Sınır bölgelerinde yaşayan bir halk olan Boerler, Güney Afrika bozkırlarının zorlu koşullarına alışkındı. Bu halk erkek çocuklarına küçük yaşlardan itibaren nasıl ateş edileceğini, nasıl at binileceğini ve vahşi doğada nasıl hayatta kalınacağını öğretirdi. Komşu Afrika kabileleriyle yüzyıllarca süren çatışmalar da onlara hareket kabiliyetinin ve gizlenmenin önemini yaşayarak öğretmişti. Savunmadaki Boer askerlerinin çoğu, beş mermilik şarjörle dumansız barutlu fişek atan 1895 model Alman Mauser tüfeğiyle donatılmıştı. Bu, İngiliz birliklerinin taşıdığı Lee-Metford ve Lee-Enfield tüfeklerinden daha yüksek atış hızına ve isabet oranına sahip bir silahtı.
Botha'nın planı, saldırganları Colenso'daki geçiş noktasına yönlendirmek ve orada üç taraftan ateş altına almaktı. Botha, İngiliz topçularının refleks olarak yüksek arazi kesimlerini hedef alacağını biliyordu. Bu nedenle yüksek araziyi işgal etmek yerine, akıllıca bir hamle yaparak kuvvetlerinin büyük kısmını nehir boyunca, Colenso'dan ‘Bridle Drift'e uzanan uzun ve kesik bir hat halinde kamufle edilmiş siperlere mevzilendirdi. Ayrıca emrinde 127 mm çapında (beş inçlik) bir Krupp Obüs de dahil olmak üzere 12 top vardı. Bu topların çoğunu köyün batısında bulunan ve nehrin kuzeye bakan kıvrımındaki tepelere dağıttı. Bu topların mürettebatı iyi eğitimli profesyonellerden oluşuyordu ve bu birlik üniforma alan az sayıdaki Boer askerinden teşkil edilmişti.
Botha'nın savunma planındaki tek boşluk, Colenso'nun doğusunda nehrin aniden kuzeye döndüğü yerdi. Nehrin doğu kıyısında Hlangwane Tepesi adı verilen alçak bir dağ vardı. Botha, İngilizlerin Hlangwane'yi ele geçirmesi halinde, Boer siperlerini neredeyse bir uçtan diğer uca ateş altına alabileceklerini ve muhtemelen sol kanadını sarabileceklerini biliyordu. Ancak adı geçen dağ, nehir tarafından ana Boer kuvvetlerinin bulunduğu yerden ayrıldığı için, askerlerini orada garnizon kurmaya ikna etme konusunda büyük zorluk çekti. Bu nedenle muharebe sırasında orada sadece birkaç yüz kişilik çekirdek bir kuvvet mevzilenmişti.

Muharebe başlıyor
Buller'in ağır donanma topları, yaklaşan nehir geçişi için Boer mevzilerini "yumuşatmak" maksadıyla 12 Aralık'ta Colenso bölgesindeki tepeleri bombalamaya başladı. Ne yazık ki İngilizler bölgede doğru düzgün keşif yaparak Boer birliklerinin tam olarak nerede olduğunu tespit etmek için fazla çaba göstermemişlerdi. Eğer bunu yapmış olsalardı, lidit (pikrik asit) patlayıcısıyla doldurulmuş olan top mermilerinin işgal edilmemiş arazide düşmana herhangi bir zarar vermeden patladığını rahatlıkla fark ederlerdi. 14 Aralık akşamı, birliklerinin tam olarak neyle karşılaşacaklarına dair henüz hiçbir emare olmadan, Buller tugay komutanlarına emirlerini verdi.
Buller'ın bölgedeki kuvveti yaklaşık 16.000 asker ve 44 toptan oluşuyordu. Bu kuvveti bir kez daha üçe bölerek yaklaşık 11 kilometrelik bir cephede birkaç farklı istikametten bir taarruz başlattı. Plana göre; Tümgeneral Henry J.T. Hildyard'ın 2. 'İngiliz Tugayı', Albay Charles Long komutasındaki iki batarya sahra topuna ilaveten altı deniz topunun destek ateşiyle Colenso'yu ve bölgedeki geçiş yerlerini ele geçirecekti. Aynı zamanda, Colenso'nun batısında, Tümgeneral Fitzroy Hart'ın 'İrlanda Tugayı' ‘Bridle Drift' olarak adlandırılan yerden geçip Boer savunma hattını kuşatmak için aşağı doğru ilerleyecekti. En sağda bulunan Lord Dundonald'ın Süvari Tugayı ise Hlangwane'deki Boer güçleriyle çatışacaktı, ancak her nedense kendisine bu kritik mevziyi ele geçirmemesi açıkça emredilmişti. Tümgeneral Neville Lyttelton'ın 4. Hafif Piyade Tugayı ve Tümgeneral Geoffrey Barton'ın 6. Piyade Tugayı, gereken yerde taarruzları desteklemek üzere ihtiyatta tutulacaktı.
Colenso Muharebesi, 15 Aralık 1899 sabahı saat 04.45 civarında Buller'ın donanma toplarının düşmana etki yapmayan yeni bir bombardımanıyla açıldı. Bunun hemen ardından işler ters gitmeye başladı. Solda, Tümgeneral Hart'ın tugayı ‘Bridle Drift'i bulmaya çalışırken kayboldu ve bunun yerine açıklanamaz bir şekilde köyün batısında nehrin oluşturduğu büyük kavise doğru yürüdü. Tümgeneral Hart'ı askerlerini böylesine açıkça tehlikeli bir konuma yönlendirmeye iten şeyin ne olduğu bugün bile hâlâ bir tartışma konusudur. Bazı kaynaklar, Tümgeneralin beceriksiz veya hain bir kılavuz tarafından yanıltıldığını belirtiyor. Diğerleri ise, taarruz başlamadan önce İrlanda alaylarına yarım saat boyunca eğitim yaptıran Hart'ın akut bir güneş çarpmasına uğradığını iddia ediyor.
Tümgeneral Hart, ateş altındayken eğilmeyi veya siper almayı reddettiği için kendisine "Hayır diyen Bobs” anlamına gelen “No-Bobs" lakabı verilmişti. Üstelik askerlerinin de aynısını yapmaları konusunda ısrarcıydı. Bu amaçla, tugayına geçit töreni yapıyormuşçasına derinliği az olan bir yürüyüş kolu düzeni aldırdı. Kamufle edilmiş siperlerinden durumu şaşkınlıkla izleyen savunmadaki Boer birlikleri, Tümgeneral Hart'ın askerlerini kendilerine doğru hızlı ve umursamaz bir şekilde yürürken gördüklerinde gözlerine inanamadılar. Tugayın neredeyse nehir kıvrımının sonuna ulaşıncaya kadar ilerlemesini sabırla beklediler. Ardından birbirine çok yakın durumdaki İngiliz saflarına üç farklı istikametten öldürücü bir yaylım ateşi açtılar. Tugela Nehri’nin yakınlarındaki tepelerde mevzilenmiş olan Botha'nın topçuları da İrlandalıların üzerine yağmur gibi mermi yağdırdı.
“No-Bobs" lakabına uygun davranan Tümgeneral Hart, bu olaylara rağmen siper almayı reddetti. Bunun yerine birliklerini ileri gitmeye teşvik etti ve bu maksatla askerlerinin arasında ön hatlarda bir aşağı bir yukarı yürüdü. Ancak bunun bir faydası yoktu. Yaklaşık 3.200 asker yaklaşık 900 metre genişliğindeki bir alana sıkışmıştı ve bu da onları hem Boer nişancıları hem de topçuları için neredeyse kaçırılmaz hedef haline getiriyordu. Dakikalar içinde, askerler subaylarından ayrılıp kendi başlarına hareket etmeye başladı. Birlikler birbirine karışınca da muharebe sahasındaki bütün uyum kayboldu. Şanslı birkaç kişi terk edilmiş hayvan barınağı olarak kullanılan derme çatma kulübelerde kendine sığınak bulabildi. Bu yapılar yerel dilde 'kraal' şeklinde nitelendiriliyordu. Cesur bir avuç asker ise umutsuzca bir geçiş yolu aradıkları nehre ulaşmayı bile başardı. Ancak Boer askerlerinin nehir yatağına dikenli tel çekerek onu geçilmez hale getirdiklerini gördüler.
Cephenin merkezinde olaylar aynı derecede feci bir hal aldı. Albay Long, "Bu dilencileri ezmenin tek yolu onlara hücum etmektir." cümlesine inanan ve ateş püsküren bir subaydı. İlerleme emrini aldığında, iki sahra topu bataryasını aşırı bir gayret sarfederek Tugela Nehri’ne 600 metre kalıncaya kadar yaklaştırdı ve piyade desteği veya donanma toplarının yetişmesini beklemek için hiçbir çaba göstermedi. Açık alanda yalnız kalan topçu mürettebatı, Boer siperlerinden gelen yıkıcı bir ateşle anında biçildi. Kendisi de kollarından, karaciğerinden ve böbreklerinden yaralanmıştı. Bu nedenle Albay Long, topların yaklaşık 300 metre gerisinde bulunan ve yerel dilde 'donga' şeklinde adlandırılan kurumuş nehir yatağının koruma sağlayan bir bölümüne sürüklenerek götürüldü.
Hayatta kalan topçu mürettebatı inanılmaz bir cesaret ve sakinlikle toplarını kullanmaya devam etti. O kadar sakinlerdi ki sanki eğitim alanındaymış gibi atışlar arasındaki zaman fasılalarını sayıyorlardı. Top ateşlerini kısa sürede kırmızı bir toz bulutuna dönüşen ‘Fort Wylie'ye çevirdiler. Ancak Boer siperlerinden gelen yoğun ateş nedeniyle İngiliz topçuları ağır bir bedel ödemeye devam ettiler. Sabah 7.00 itibariyle toplam 930 mermi atmışlardı ve cephaneleri bitmek üzereydi. Piyade desteği hâlâ çok gerideydi ve topçuların atları da ölmüştü. Kalan mermilerini ateşlediler ve yardım beklemek için ‘donga'da bulunan komutanlarının yanına gittiler. Orada bir topçu topların terk edilmesi gerekip gerekmediğine dair bir cümle sarf ettiğinde, yarı baygın haldeki Albay Long, "Terk etmek mi? Lanet olsun! Biz asla toplardan vazgeçmeyiz!" diye haykırdı ve bunun ardından tamamen bilincini kaybetti.

Sör Redvers Buller, muharebenin ilk aşamalarını Colenso'nun birkaç kilometre güneyindeki bir tepeden izledi. Bir yandan kahvaltısını atıştırırken Tümgeneral Fitzroy Hart'ın birliklerinin yanlış yerde olduklarını; ayrıca Albay Long'un toplarının, başlarında kimse olmadan açık arazide ateş düzeninde bulunduğunu görebiliyordu. Buller Tümgeneral Lyttelton'a dönerek, "Hart başını büyük bir belaya soktu. Onu elinden geldiğince kurtar" dedi ve akabinde kendisini büyük bir riske atarak, olup biteni görmek için atını Albay Long ve topçularının sığındığı ‘donga’ya sürdü. Aslında, muharebenin ilk aşamaları planlandığı gibi gitmemiş olsa da, her şey kaybedilmiş değildi. Tümgeneral Henry J.T. Hildyard'ın tugayı Colenso'yu işgal etmiş ve geçiş yerlerini ele geçirme sürecini başlatmıştı. Hildyard'ın askerleri, bazı Boer siperlerini tespit edip karşılık vermeyi bile başarmışlardı. Albay Long'un donanma topları da sonunda bölgeye ulaşmış ve benzer şekilde düşman mevzilerine ateş açmaya başlamıştı. Cephenin sağ tarafında ise, Lord Dundonald'ın askerleri Hlangwane'nin kayalık yamaçlarına ulaşarak iyi bir ilerleme kaydetmişlerdi. Lord Dundonald'ın birliği, Tümgeneral Geoffrey Barton’un komuta ettiği tugayın da desteğiyle, dağlık araziyi tamamen ele geçirmek için iyi bir konuma gelmek üzereydi. Bunun gerçekleşmesi halinde Buller sahadaki taktik inisiyatifi ele geçirecekti.
Ne yazık ki Tümgeneral Barton başkomutandan emir almadan hareket etmeyi reddetti. İşin kötüsü, başkomutan tek bir hedefe kilitlenmişti. Söz konusu hedef de Albay Long'un açıkta ve sahipsiz kalan toplarını kurtarmaktı. Buller, çok sayıda İngiliz topunun düşman tarafından ele geçirilmesi halinde, bunun Napolyon Savaşları'ndan o güne kadar yaşanacak en büyük ve en aşağılayıcı kayıp olacağını biliyordu. Bu nedenle söz konusu toplar geri alınıncaya kadar başka hiçbir şeye odaklanmayı reddetti. Ne yapılacağına dair uzun tartışmalardan sonra, Buller'ın yaveri Yüzbaşı Harry Norton Schofied, cesurca bir kurtarma girişimine liderlik etmeyi teklif etti. Bu iş için sekiz asker daha ona katılmak için öne çıktı. Buller, karargâhından iki subaya daha yaverinin başında olduğu birliğe yardım etmelerini emretti. Bunlar Yüzbaşı Walter Congreve ve 'Freddy' lakaplı Teğmen Frederick Roberts idi. 27 yaşındaki Teğmen Roberts aynı zamanda Britanya'nın hayatta olan en ünlü askeri ve Buller'ın profesyonel rakibi olan Kandehar (Hindistan) doğumlu Mareşal Lord Frederick Roberts'ın oğluydu.
Böylece toplam 11 askerden teşkil edilen bu tim, daha sonra "mükemmel bir mermi ve top ateşi fırtınası" olarak hatırlanacak bir şeyin içine hızla koştu. Buller bilinmeyen bir nedenle, Long'un donanma toplarının muharebe sahasından çekilmelerini emretti. Belki de bu topların da düşmanın eline geçme riski altında olduklarından endişe etmişti. Bu karar, Albay Long'un toplarını kurtarmak için görevlendirilen 11 kişilik timin yola çıktığı andan itibaren Boer siperlerinden gelen ateşe maruz kalmasına neden oldu. Tim toplara 90 metre kadar yaklaşınca Yüzbaşı Congreve üç yerinden yaralandı ve atından düştü. Kısa bir süre sonra Teğmen Roberts'ın atı da aniden sendeledi ve o da ağır yaralı olarak yere düştü. Geri kalan dokuz asker toplardan üçünü hareket ettirmeyi başardıysa da, isabet eden bir Boer mermisi toplardan birini devirerek devre dışı bıraktı. Diğer iki top ise kurtarıldı. Ardından, geri kalan topları kurtarmak için iki girişimde daha bulunuldu. Ancak ağır kayıpların verildiği bu hamleler başarısızlıkla sonuçlandı.
Başarısız kurtarma girişimlerini komuta yeri olarak seçtiği “donga”dan izleyen Buller, zaten korkunç bir şekilde sarsılmış olan öz güvenini tamamen yitirdi. Muharebenin kaybedildiğine ikna olmuştu. Bir süre sonra, vücuduna isabet eden bir şarapnel parçasından kaynaklanan morluğu ve kişisel cerrahının durduğu yerden sadece birkaç metre ötede korkunç bir şekilde öldürüldüğünü gören Buller daha da sarsıldı. Saat 11.00'de kalan on topu düşmana bırakarak çatışmayı durdurma kararı aldı. Ardından İngiliz hattına çatışmayı bırakıp muharebe sahasından çekilmesi için emir verildi. Birçok subay bu emre inanamamıştı. Çünkü Buller'ın kuvvetlerinin yarısı henüz tek bir kurşun bile atmamıştı. Tümgeneral Hildyard'ın askerlerinden bazıları bulundukları mevzileri elde tutarak karanlığın sağlayacağı örtü altında kalan topları kurtarmak için yalvardıysa da Buller bu teklifi kesin bir dille reddetti.

Sonrası
İngilizler yavaşça muharebe sahasından çekilirken, Boer askerleri siperlerinden gizlice çıkarak yaptıkları katliamı kendi gözleriyle incelediler ve ganimetlerini topladılar. Colenso'nun güneyindeki bir başka ‘donga’da bulunan ve geri çekilme emri kendilerine ulaşmamış olan Albay George Bullock ve 125 asker esir alındı. Bu çatışma sırasında Buller, 143'ü ölü, 240'ı da kayıp olarak toplam 1.127 zayiat vermişti. Aldığı yaralar nedeniyle iki gün sonra ölen genç Teğmen Freddy Roberts da zayiat listesine eklendi. Kendisi bu muharebe için verilen dört Victoria Haçı'ndan birine ölümünden sonra layık görüldü. Ayrıca farklı personele toplam 18 Üstün Hizmet Madalyası daha verildi. Botha ise, sekizi ölü olmak üzere sadece toplam 40 kayıp verdiğini iddia etti.
Colenso Muharebesi, mutlak bir yenilgi ile sonuçlanmasa da toplam 21 gün süren üç “Kara Hafta” hezimetinin sonuncusu ve en utanç vericisiydi. Sör Arthur Conan Doyle, "İngiliz askerî tarihinde bundan daha ayıplı ve bazı açılardan açıklanması imkânsız olaylarla dolu olan bir hadise bulunamaz." diye yazacak kadar ileri gitmişti. Sonraki günlerde, umutsuzluğa kapılan Buller, Ladysmith'teki Sör George White'a mesaj göndererek kalan mühimmatını havaya sıkıp teslim olmasını önerdi. Sör White teslim olmayı reddetti, ancak mesaj kamuoyuna yansıdığında Buller'ın itibarı onarılamaz bir şekilde zedelendi. Basın ona Redvers’ten benzetilen “Reverse " (geri çekilen) lakabını taktı ve muharebeden kısa bir süre sonra Güney Afrika başkomutanlığı görevine Kandeharlı Mareşal Lord Roberts getirildi.
Images: Alamy, Rocio Espin, Mary Evans, Getty
Benzer Haberler

Prokhorovka Muharebesi ve 252.2 numaralı tepe için yapılan çatışmalar

Kursk Hava Muharebesi’nde ne oldu? Sovyetlerin Luftwaffe’ye karşı önleyici saldırısı

İtalya’nın Doğu Cephesi’ndeki Savaşı









