Haber kapak görseli
Genel
10 dk okunma süresi
History Of War

Rusya, Almanya ile ikinci bir antlaşma imzalamış olsaydı neler yaşanırdı?

İçeriği Paylaş

İkinci Dünya Savaşı sırasında Stalin, Hitler ile yeniden bir saldırmazlık antlaşması imzalasaydı tarihin akışı nasıl değişirdi? Sovyetler Birliği'nin savaştan çekilmesi, Nazi Almanyası'nın güç dengelerini nasıl etkilerdi? Avrupa'nın siyasi haritasından savaş sonrası dünya düzenine kadar pek çok gelişme, böyle bir anlaşmayla tamamen farklı bir yöne evrilebilirdi.

Hem Hitler hem de Stalin 1939 yılının Ağustos ayında imzaladıkları ilk saldırmazlık antlaşmasıyla, birbirlerinden olabildiğince fazla kazanım elde etmeye çalışıyordu. I. Dünya Savaşı’ndan ders alan Hitler, en azından şimdilik, kuvvetlerini Doğu ve Batı cepheleri arasında bölmeme konusunda kararlıydı. Söz konusu antlaşma, Hitler Polonya’yı işgal ederken Rusya’nın bu ülkeye yardım etmesinin de önünü kesti. Polonya ve Baltık bölgelerindeki toprakları aralarında paylaşmak iki devlet arasındaki antlaşmayı perçinledi. Ancak, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Hitler daha sonra sözünden dönerek Rusya’yı işgal etti. Bazı şehirleri kuşatma altında bulunan ve birlikleri son derece zayıflamış olan Stalin’in Almanya ile imzalayacağı ikinci bir antlaşma, kendisi ve Rus halkı için bir çözüm olabilir miydi?

Böyle bir antlaşma Sovyetlerin çıkarlarına hangi aşamada hizmet ederdi?

Sovyetler Birliği, Nazi Almanyası’nın 1941 yılının Haziran ayında giriştiği ve felaketle sonuçlanan Barbarossa Harekâtı’nın ardından ikinci bir saldırmazlık antlaşması imzalamamasına rağmen, Müttefik güçler Sovyet yetkililerinin bunu yapmayı düşüneceklerinden endişe duyuyorlardı. Doğu Cephesi’ndeki savaşın dönüm noktası, 1942 yılının Ağustos ayından ertesi yılın Şubat ayına kadar süren Stalingrad Muharebesi ile geldi. Bu dönem, şehir halkını aç bırakarak teslim olmaya zorlamak için yoğun bir kuşatma altında H olan Leningrad’da da kritik bir durumun yaşandığı bir dönemdi. Doğu Cephesi’nin diğer bölgeleri de büyük kayıplar veriyordu. Ancak nihayetinde, 1943 baharında Sovyetlerin zafer kazanmaları, Nazi Almanyası’nın Stalingrad’ı ele geçirememesi, dolayısıyla petrol ve enerji kaynaklarına erişememesi, savaşın sonunun başlangıcı oldu. Savaşın bu kritik döneminde, Amerika Birleşik Devletleri hâlâ Sovyetlerin kayıplarını hafifletmek için Batı’da bir cephe açma sözü verdiyse de bunu ancak 1944 yılının Haziran ayında gerçekleştirecekti. Sovyetler Birliği ikinci bir saldırmazlık paktı imzalamaya karar verseydi, bu karar muhtemelen Stalingrad Muharebesi’nin en yoğun olduğu dönemde; yani askerî personel ve sivil halk ciddi kayıplar verirken ve de Batı’nın desteği henüz vaat edildiği kadar somutlaşmamışken alınmış olabilirdi.

Antlaşma için Stalin ne tür bir yol arar ve ardından ne yapardı?

Hatırlanacağı üzere, yeni Bolşevik rejimi I. Dünya Savaşı sırasında Almanya ile erken bir barış antlaşması imzalayarak, Birleşik Krallık ve Fransa’nın büyük hayal kırıklığına uğramasına neden olacak şekilde doğu sınırındaki savaşı sona erdirmişti. Ancak, II. Dünya Savaşı’ndaki Almanya ve Sovyetler Birliği, Mart 1918’de Brest-Litovsk’ta erken bir barış antlaşması imzalayan devletlerden çok farklıydı. 1918’de Almanya ile erken barış imzalayan Bolşevikler, bu kararı iç istikrarsızlık ve iç savaş nedeniyle almışlardı. O zamanki Sovyet yönetimi, savaşın sona ermesini isteyen kitlelerin oluşturduğu tansiyonu yatıştırmak ve otoritelerine meydan okuyan düşmanlarına odaklanabilmek için Almanya’nın öne sürdüğü koşulları kabul etti. II. Dünya Savaşı sırasında ise Sovyet yetkililer, iç politikada belki daha az zorluklarla karşı karşıya kalmış olsalar da kesinlikle daha acımasız ve ideolojik olarak daha radikal bir düşmanla çarpıştılar. Sovyet yetkililer, bir yandan Nazi Almanya’sına mümkün olduğunca az toprak vermeyi, diğer yandan da savaş ve düşmanlıkların sona erdirilmesi için ısrarı düşünmüş olabilirlerdi. Japonya’ya karşı savaşa girme konusunda Batı’ya verdikleri sözleri yumuşatmak da işin bir parçası olurdu. Bilindiği üzere, Stalin, 1943 sonlarında Tahran Konferansı’nda bunu yapmayı muğlak bir şekilde kabul etmişti. Stalin veya Politbüro ve Merkez Komitesi’nin diğer üyelerinin Nazi Almanya’sı ile varsayımsal bir antlaşmada umdukları şey ne olursa olsun, Nazi Almanya’sının amacı, Kafkasya’daki petrol kaynakları ve zorla çalıştırılacak işçilerin yanı sıra, ideologların “yaşam alanı” olarak adlandırdığı toprakların ele geçirilmesi üzerine kurulmuştu. Saldırmazlık antlaşmasının ne zaman imzalanacağına bağlı olarak, Alman müdahalesinin ve istilasının doğası gereği, bu antlaşmanın şartları her halükarda Sovyetler Birliği lehine olmayacaktı.

Böyle bir antlaşmaya Müttefiklerin siyasi tepkileri muhtemelen nasıl olurdu?

Sovyetlerin bu şekilde alacakları bir karar muhtemelen şiddetli bir kınamayla karşılanacaktı. Ancak uzun vadede, Müttefiklerin tepkisinin en etkili sonuçları savaş sonrası dönemde ortaya çıkardı. İkinci bir saldırmazlık antlaşması imzalanmış olsaydı, savaş sonrası Avrupa’nın siyasi düzenini belirleyen en önemli konferanslar arasında yer alan Yalta ve Potsdam’da, Müttefikler büyük ihtimalle Stalin’e İngiliz ve Amerikan muhataplarıyla aynı masada yer vermezlerdi. Sovyetler Birliği’nin ve aynı zamanda Stalin’in bu iki konferanstaki ağırlığı muazzamdı. Sovyetler Birliği, Almanya’nın hedefi olarak bu kadar çok yıkım ve kayba uğramış olması nedeniyle, üç lider arasında savaş sonrasına yönelik planlarda önemli bir söz sahibi oldu. Yalta ve Potsdam’da değişmeyen tek katılımcının Stalin olması da önemliydi, çünkü İngiliz ve Amerikalı muhatapları Yalta ve Potsdam’da farklıydı. Yalta’da bulunan ancak iki ay sonra ölen Franklin D. Roosevelt’in yerine Potsdam’da Harry S. Truman geçti. Yalta’da Roosevelt ve Stalin ile birlikte olan Winston Churchill, Birleşik Krallık’ta yeni başbakanın seçildiği seçimlerin ardından konferansın başlarında aniden Clement Attlee ile yer değiştirdi. Sovyetler Birliği Almanya ile ikinci bir saldırmazlık antlaşması imzalamış olsaydı, Stalin’in bu önemli konferanslarda temsil edilme düzeyi sınırlı kalır, hatta belki de hiç olmazdı. Dolayısıyla SSCB’nin sonraki 50 yıl boyunca kıtanın hâkimiyetinde oynayacağı rol büyük ölçüde farklı olurdu.

Bunun Batı Cephesi ve Hitler’in uyguladığı savaş stratejisi üzerinde nasıl bir etkisi olurdu?

Bir saldırmazlık antlaşması, Almanya’nın Avrupa kıtasında aşırı şekilde yayılmış insan gücü ve kaynakları üzerinde ciddi bir etki yapardı. SSCB ile yapılacak bir antlaşma, Nazi Almanya’sının bazı birliklerini ve savaş potansiyelini Batı Avrupa’nın yanı sıra Kuzey Afrika ve potansiyel olarak Orta Doğu’ya da kaydırmasına olanak tanıyacaktı. Böyle bir kuvvet kaydırması, Sovyetler Birliği’nin batı bölgelerinin büyük bir kısmının doğrudan askerî kontrol altında olması nedeniyle özellikle etkili olurdu. Bu, Alman Ordusu’nun (veya o zamanki adıyla Wehrmacht’ın) yanı sıra çok sayıda silahlı birim ve polis taburunun işbirliği ve kaynak kullanımını gerektirirdi. Ayrıca, Kafkasya’daki diğer petrol ve enerji kaynaklarına erişim imkânı sayesinde Nazi Almanya’sının sentetik petrole olan bağımlılığı daha az önemli hale gelirdi. Petrol ve enerji tedarikinde daha istikrarlı bir yol bulunması halinde, savaş kabiliyeti de daha güçlü kalacaktı. Ayrıca Hitler, Nazi Almanya’sını ayakta tutmaya devam eden çeşitli endüstriyel ve tarımsal faaliyetlerde Doğu Avrupa’dan getirilen ve zorla çalıştırılan işçilere büyük ölçüde bel bağlamış durumdaydı. Bu zorla çalıştırma sistemi, yapılacak bir antlaşmayla muhtemelen daha da genişleyecek ve Hitler’in hem insan hem de doğal kaynakları tamamen bölgeden çekip götürme amacına katkıda bulunacaktı. SSCB ile yapılacak bir saldırmazlık antlaşması, diğer devletleri Nazi Almanya’sını daha açık bir şekilde desteklemeye, hatta onunla daha fazla angaje olmaya ikna edebilir veya buna zorlayabilirdi. Bu bağlantılar, Nazi Almanya’sının kıtadaki konumunu sağlamlaştırırdı.

Müttefiklerin planları ve taktikleri zorunlu olarak nasıl bir değişikliğe uğrardı?

Sovyetler Birliği ile Nazi Almanyası arasında imzalanacak ikinci bir saldırmazlık antlaşması, Müttefikler ve onların savaş planları için kesinlikle yıkıcı olurdu. Müttefikler, çeşitli cephelerde kesinlikle daha büyük zorluklarla karşılaşırlardı. ABD’nin Avrupa’daki istilasının Haziran 1944’ten daha erken gerçekleşmesi de ihtimal dahilinde olurdu. Müttefiklerin, Nazi Almanya’sına karşı herhangi bir savaş başlatmak için, özellikle Doğu Avrupa’da, yeraltı direniş hareketlerine ve partizan birimlerine çok daha fazla bel bağlamak zorunda kalmaları da mümkündü. Nitekim, Doğu Avrupa’da, özellikle bugünkü Beyaz Rusya’da, Alman karşıtı partizan faaliyetleri ve direniş yaygındı. Nazi Almanya’sının istilasının ilk zamanlarında, bu partizanların çoğu, başlangıçta bu tür direnişçileri desteklemek için isteksiz olan resmî Sovyet kurumlarından bağımsız olarak faaliyet gösteriyordu. 1942’nin sonlarında Sovyet yetkililer, bu savaşçıların sahadaki önemini fark etti ve daha merkezi bir partizan komutanlığı oluşturdu. Eski Yugoslavya toprakları da partizan faaliyetleri ve çatışmaların yoğun olduğu bir bölgeydi. Bölgeyi iyi bilen bu tür birlikler ve savaşçılar varken, Müttefiklerin Mihver güçlerine karşı baskıyı sürdürmek için söz konusu savaşçılara ve gerilla yöntemlerine daha fazla önem vermeleri ihtimal dahilindeydi.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonucu farklı olabilir miydi?

Savaşın olası sonuçları hakkında düşünürken, sonucun nasıl olacağı gerçekten bakış açısına bağlıdır. Özellikle de yaklaşan ve hatta hızlandırılmış bir ABD istilası ve ABD’nin atom silahları yapma kapasitesi göz önüne alındığında, uzun vadede, Nazi Almanya’sı ve diğer Mihver Devletleri’nin başarılarını devam ettirmeleri olası değildi. Ancak bölgesel düzeyde, bilhassa Doğu Avrupa’da ve belki de ötesinde özellikle de fiilen savaşa katılmayanlar için sonuçlar daha yıkıcı olurdu. Bilindiği gibi, II. Dünya Savaşı’nda, Alman ordusunun kazandığı başarı ve Doğu’yu istilası, Yahudilere karşı yıkıcı bir soykırımın yanı sıra Roman toplulukları, Sovyet savaş esirleri, zihinsel veya fiziksel engelli kişiler ve diğer birçok kurbanın toplu katliamını beraberinde getirdi. Nazi Almanya’sı ile Sovyetler Birliği arasında erkenden imzalanacak bir antlaşma, uzun süreli zulüm ve toplu katliamların artmasına yol açar ve Holokost kapsamında çok daha fazla insan kaybına neden olurdu. Bu kayıplar, dil, din, kültür, etnisite ve ulus açıdan bakıldığında, çeşitli demografik grup ve toplulukların yaşadığı bu bölgelerde daha da onarılamaz değişikliklere yol açardı.

Neler yaşandı?

Ağustos 1939 müdahil olmamak Almanya Dışişleri Bakanı Joachimvon Ribbentrop ile Sovyet mevkidaşı Vyacheslav Molotov’un görüşmesi iki antlaşmayla sonuçlandı. Birinci antlaşmaya göre, Sovyetler Almanya’ya gıda ve hammadde tedarik edecekti. Ekonomi ağırlıklı olan bu antlaşma, kapsamı itibariyle savaşın başlangıcında İngilizlerin Alman deniz limanlarına uyguladığı ablukanın aşılmasını amaçlıyordu. Bunun karşılığında Rusya, Almanya’dan makine alacaktı. İkinci antlaşma olan saldırmazlık paktı ise, Hitler’in planlarını uygulama biçimi üzerinde önemli bir etkiye sahip olacaktı. Rusya’nın çatışmanın dışında kalmayı kabul etmesiyle, Nazi savaş kapasitesinin tamamı Batı’ya yöneltebilecekti. Sovyetler, bu antlaşmalara gösterecekleri uyum karşılığında Polonya ve Baltık devletlerinden daha fazla toprak kazanacaktı. On yıl için imzalanan antlaşma sadece iki yıl sürdü.

Haziran 1941 ihanet Antlaşmalar Hitler açısından her zaman sadece onun işlerini kolaylaştıran araçlardı ve Haziran 1941’de Sovyetler Birliği’ne karşı istila seferi açtı. Stalin Temmuz ayında saldırmazlık paktını feshederek Almanya’ya savaş ilan etti. Aynı ayın sonlarında, İngiliz-Sovyet karşılıklı yardımlaşma paktının imzalanmasıyla Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa arasında ittifak kuruldu. Kendi eylemleri nedeniyle iki cephede aynı anda savaşmak zorunda kalan Hitler doğru anı seçtiğinden emindi. Batı Cephesi’ni inanılmaz bir hızla ezip geçen Naziler, kısa sürede Rusya’nın derinliklerine girdi. Binlerce Sovyet askeri esir alındı ve şehirler kuşatıldı. Hitler’e göre Sovyetler ya boyun eğecek ya da yıkılacaktı.

1942-1943 direniş Stalingrad Muharebesi, Alman kuvvetlerinin yenilmez olmadıklarını kanıtlayan dönüm noktasıydı. Stalin, askerlerinin direnişini daha güçlü hale getirmek ve amaç birliği sağlamak için sivilleri şehirden tahliye etmemekle büyük bir risk almıştı. Orada yaşanan meskûn mahal çatışmaları, tüm II. Dünya Savaşı içinde görülen en korkunç ve kanlı çatışmalar arasındaydı. Hitler, birliklerinden şehri ele geçirmelerini istedi, ancak Sovyetler uyguladıkları gizli yığınak ve stratejik beceri sayesinde Nazi güçlerini kuşatarak onları teslim olmak zorunda bıraktı. Almanlar Doğu Cephesinde geri çekilirken ve Müttefiklerin desteği Kuzey Denizi ve İran üzerinden Rusya’ya gelmeye başlarken, Sovyetler yeniden toparlanarak Nazi kuvvetlerini topraklarından çıkarma kararlılıklarını perçinlediler.

Neler yaşanabilirdi?

1945 nüfusun yok olması İkinci bir antlaşma ile Rusya’nın bazı bölgelerinde Nazilerin yoğun olarak bulunmaları nedeniyle, binlerce genç Rus erkek daha evlerinden ve ailelerinden alınarak uzakta zorla çalıştırılabilirdi. Bu kişiler de Almanya ile savaşırken hayatlarını kaybeden on binlerce insana eklenirdi. Ek olarak, Stalin’in rejimine karşı çıkanlara yönelik sürgün ve hapis politikasını durdurması da ihtimal dahilinde olmazdı. Rus vatandaşlarının Stalag (Almanya’nın savaş esiri kampları) ve Gulag (Rusya’nın çalışma kampları) arasında yok olması nedeniyle Rus halkının geleceği daha da kararabilir, zaten zayıflamış bir ulusun istikbali daha ızdıraplı olurdu.

1945 masada yer verilmemesi Olası bir antlaşma, Sovyetler Birliği’nin Nazi Almanya’sına karşı zafer kazanan ve işgal altındaki Doğu Avrupa’yı kurtaran ülke olma rolünü ve bu konudaki imajını zayıflatırdı. Bu leke nedeniyle, Stalin, Mihver devletlerinin yenilgisinin ardından savaş sonrası dünya için planların yapıldığı ve bazı kararların alındığı bazı önemli toplantılarda müzakere masasında yer alamayabilirdi. Bunun gerçekleşmesi durumunda ise Stalin’in Doğu Avrupa’daki niyetleri muhtemelen önemli ölçüde engellenir ve dolayısıyla bölgenin nihai jeopolitik gidişatı da değişirdi.

Savaş sonrası geçmişe dair gururun yok olması Sovyetler Birliği’nin Nazilere teslim olması ve ardından imzalanacak ikinci antlaşmayla birlikte, tarihsel hafızanın değişmesi ve geçmişe dair gururun yok olması, günümüz Rusya’sı ve eski Sovyetler Birliği için büyük farklılık yaratacaktı. Bazı eski Sovyet cumhuriyetlerinde “Büyük Vatanseverlik Savaşı” olarak adlandırılan İkinci Dünya Savaşı’nın tarihi bugün nasıl inceleniyor ve hatırlanıyor? Birçokları için, Rus kuvvetlerinin sergilediği cesaret ve direniş, Nazilerin devrilmesinde oynanan rol, büyük bir gurur ve hatta ulusal kimliğin kaynağıdır. Tarihteki bu mihenk taşı olmasaydı, günümüz Rusları ve eski Sovyet cumhuriyetlerinin vatandaşları kendilerini muhtemelen çok farklı bir şekilde görürlerdi.

Images © Alamy

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo