
Orta Çağ’ın seyrini değiştiren silah: İngiliz uzun yayı
Yazan: Mathew Moss & Will Sherman
Başlangıçta bir av silahı olarak kullanılan bu yay, Orta Çağ’da Anglo-Saksonlar, Vikingler ve daha sonra Normanlar tarafından muharebe için kullanılmaya başlandı. Zamanla yayın çekiş gücü ve buna bağlı olarak etkisi arttı. 13. yüzyılda Gallerli okçularla yaşanan çatışmalarda elde edilen tecrübeler, İngiliz komutanları etkileyerek, onları büyük okçu birlikleri kurmaya yöneltti. İngilizlerin okçuları birlikler halinde topluca kullanmaları, taktik alanda bir yenilikti ve sayısız muharebenin sonucunu belirledi. “İngiliz uzun yayı” olarak adlandırılan bu silah, İskoç Savaşları, Yüz Yıl Savaşları ve Güller Savaşları (15. Yüzyıl İngiliz İç Savaşı) sırasında 300 yıldan fazla bir süre muharebelere egemen oldu. Yüksek atış hızı ve yüzlerce metre ötedeki düşmanı vurabilme yeteneğiyle uzun yay, korkutucu derecede etkili bir silahtı. Yayları kullananlar, becerilerini yıllar içinde geliştirmiş deneyimli profesyonel kişilerdi.
Uzun yay kullananlar kendilerine özgü bir sınıf oluşturdular. Bu kişiler, soylu şövalyeler kadar görkemli olmasalar bile, yine de sıradan piyadelerden bir adım öndeydiler. Uzun yay kullanan askerlerden oluşan birlikler, Poitiers ve Agincourt Muharebeleri sırasında kendilerine hücum eden Fransız şövalyelerini ezdiler; Falkirk ve Flodden’da İskoç ordularını biçtiler; Crecy Muharebesi’nde ise arbalet kullanan Cenevizli birlikleri yendiler. Ancak uzun yay kullanan birlikler de yenilmez değildi ve süvari saldırılarına karşı savunmasızlardı. Fransız şövalyeleri,1424’te Verneuil’de ve bundan beş yıl sonra Patay’da hazırlıksız vaziyette yakaladıkları İngiliz okçularını ezip geçtiler.
Buna rağmen, okçu birlikleri o dönemde İngiliz ordularının hayati bir parçası olmaya devam ettiler. Bu birliklerde görev yapanların birçoğu profesyonel asker olsa da çoğu farklı kesimlerden geliyordu. Günümüze ulaşan belgeler, kasapların, terzilerin, kürkçülerin, aşçıların, demircilerin ve hatta hekimlerin bile okçu olarak askere alındığını göstermektedir. Bu kişilerin hepsinin de yetenekli okçulara ödenen yüksek günlük ücretin cazibesine kapılarak kralın bayrağının altına girdikleri anlaşılmaktadır. Uzun yay ve onları kullanan okçular, Britanya ve Avrupa’daki muharebe meydanlarında düşmanın korkulu rüyası haline gelerek, bugün bile varlığını sürdüren bir efsane yarattılar.

Uzun Yay Çağı
Çağının en devrim niteliğindeki silahlardan biri olan uzun yay, İngilizlerin Fransa'da ilerlemesine yardımcı oldu.
Uzun yay, İngiliz savaş tarzının şekillenmesine yardım etti. Bu kapsamda şövalyelerden, ağır silahla donatılmış askerlerden ve en önemlisi de anında harekete geçip savaşabilen okçulardan oluşan küçük ve hareketli ordular teşkil edildi. Fransa ve İngiltere arasında yapılan Yüz Yıl Savaşları (1337-1453) boyunca, uzun yaylı birlikler değerlerini kanıtladılar. Dakikada sekiz ok atabilen yetenekli bir okçu, 200 metreden daha uzaktaki bir düşmanı vurabilirdi. Uzun yayı ustaca kullanmak ve iyi bir okçu olmak için hem güç ve beceri istiyor, hem de her gün saatlerce okçuluk talimi gerekiyordu. 1369’da eğitimli okçulara olan ihtiyaç o kadar önemli bir hale geldi ki Kral III. Edward tüm sporların yasaklanarak bütün sağlam yapılı erkeklerin okçuluk yapmasını emretti.
Muharebede bir okçunun olabildiğince hızlı ve sürekli bir şekilde atış yapması gerekirdi ki, çoğu zaman hayatta kalması buna bağlıydı. Nitekim Crecy Muharebesi’ni anlatan bir Fransız ceridesinde bu husus, “İngiliz okçuları oklarını öyle bir güç ve hızla fırlatırlardı ki, gökyüzü sanki kar yağıyormuş gibi görünürdü.” cümleleriyle anlatılır. İngiliz okçuları, ilk kez Falkirk Muharebesi’nde “shiltron” adı verilen düzende birbirlerine kenetlenmiş durumda savaşan İskoç kuvvetlerini yok ederek adlarını duyurdular. Ancak 1314’teki Bannockburn Muharebesi’nde İskoç atlı birlikleri İngiliz okçu birliklerini kuşattığında okçuların süvarilere karşı ne kadar savunmasız olduğu görüldü. Atlı birliklerin İngiliz okçularını kuşatması zaman içinde düşmanın uyguladığı bir yöntem haline geldi. Buna karşılık okçular, 1346’daki Neville’s Cross ve 1385’teki Aljubarrota Muharebelerinde olduğu gibi ustaca konuşlandırıldıklarında veya Agincourt’ta olduğu gibi kazık engelleriyle ya da Crecy’de olduğu gibi ağır silahlı askerlerle iyi korunduklarında muharebelerde genellikle belirleyici bir rol oynadılar.
Ancak Verneuil ve Patay’da yapılan muharebelerde olduğu gibi, açıkta yakalandıklarında veya savunma mevzilerinden uzaklaştırıldıklarında okçu birliklerinin zayıflıkları ortaya çıktı. 1450’de Formigny’de korumasız bırakılan İngiliz okçu birlikleri düşman süvarileri tarafından acımasızca biçildiler.
Bir savaş yayının yaklaşık 59 ila 68 kg’lık tipik çekme ağırlığı, bir şövalyenin zırhını yaklaşık 55 metre mesafeden delebilmesini sağlıyordu. Okçular, çeşitli oklar kullanırdı ve bunlar arasında ön tarafı sivriltilmiş ve sertleştirilmiş olanlar, yangın çıkarıcı oklar ve saplandığı yerden çıkarılması zor olan kırlangıç kuyruğu şeklindeki geniş uçlular da vardı.
Uzun iğneye benzeyen ok başları, zincir şeklinde ve dokuma yöntemiyle üretilen zırhlara ve atlara saldırmak için en iyi ok uçlarıydı. Mızrak uçlu kısa oklar ise bir askerin plaka zırhını delmek için en iyi seçenekti. Bu sivri uçlar ete derinlemesine saplanabilir ve kurbanın her hareketinde dokusunu yırtabilirdi. Geniş uçlu oklar ise korkunç derecede acı veren yaralar açabilirdi. Bunların çıkarılması eğitimli cerrahlar için bile zor bir işti. Savaş ekonomisi için hayati önem taşıyan savaş yayı, ucuz, hafif ve çok yönlü kullanıma sahipti. 1545 gibi geç bir tarihte bile, VIII. Henry’nin amiral gemisi Mary Rose, 200’den fazla uzun yay ve binlerce ok taşıyordu.
1547’de yapılan Pinkie Cleugh Muharebesi, uzun yayın büyük bir muharebede kullanıldığı son olaylardan birisiydi. Bu muharebe esnasında hem İngiliz hem de İskoç ordusundan binlerce okçu savaştı. Okçular, önceki muharebelerde olduğu kadar önemli bir rol oynamasalar da VIII. Henry’nin o dönemdeki en modern barutlu silahları olan toplar ve arkebüzlerle (15 ila 17. yüzyıllar arasında kullanılan namludan doldurulan bir tüfek) birlikte muharebede yer aldılar.
Barut çağının başlamasına rağmen, okçular Kraliçe I. Elizabeth’in saltanatı sırasında İngiliz ordularının bir parçası olmaya devam ettiler. Uzun yay kullanan birlikler, 1588’de İspanyol Armadası’nın istila gücünü karşılamaya yönelik olarak hazırlanan eğitimli gruplar arasındaydı. Aşağıda: Uzun yayla geniş ağızlı ve kırlangıç kuyruklu oklar kullanan İngiliz okçuları,1356’da yapılan Poitiers Muharebesi’nde Fransız süvarilerinin ilk hücumunu püskürttü

Uzun yay arbalet karşısında
Çağlarının ezeli rakipleri olan uzun ya ve arbalet arasındaki en ünlü çatışma 1346 yılında Kuzey Fransa'daki bir vadide gerçekleşti.
Uzun yay gibi, arbalet de başlangıçta avcılık için kullanılmış, ancak zamanla ölümcül bir savaş silahına dönüşmüştü. Tatar yayı veya kundaklı yay olarak da bilinen arbaletin en büyük avantajları, üstün bir güce ve nispeten kolay bir kullanıma sahip olmasıydı. Bu kolaylık sayesinde, arbalet kullananlar günler içinde eğitimlerini tamamlayabilirken; bir uzun yay okçusunun ustalaşması yıllar alıyordu. Buna karşılık arbaletin atış hızı uzun yaya göre çok daha yavaştı ve ayrıca menzili daha kısaydı. Uzun yay ve arbaletin birbirlerine karşı kullanıldıkları en ünlü muharebe, Ağustos 1346’da Crecy’de yaşandı. III. Edward’ın 10.000 kişilik küçük kuvveti, Fransa Kralı VI. Philip’in 30.000 kişilik ordusuna karşı kesin bir zafer kazandı. VI. Philip’in ordusunda, muharebenin başında Fransız ordusunun önünde ilerleyen ve Cenevizli askerlerden oluşan 6.000 kişilik arbaletçi birliği de vardı. Cenevizli paralı askerler İngiliz hatlarına ok atmaya başlayınca arbaletin vahim kusurları ortaya çıktı. Arbaletin şiddetli yağmur nedeniyle ıslanan kalın sicimleri gevşeyerek uzamış ve menzili daha da kısalmıştı. İngiliz okçuları düşman ok atışlarına karşılık vermeye başlayınca, koruyucu kalkanları olmayan Cenevizli paralı askerler, yaylarına yeniden ok yerleştirmeleri için gereken hayati dakikalarda savunmasız kaldılar. Bu arada İngilizlerin yağmur gibi ok atışlarına maruz kalıp geri çekildiler. Çağdaş kaynaklar, arbalet kullanan Cenevizli askerlerin arkasından ilerleyen ve onların bu davranışından iğrenen Fransız şövalyelerinin, geri çekilen okçuların bazılarını biçtiklerini ifade eder.

İngiliz uzun yayının anatomisi
Geleneksel yay üreten Will Sherman, yayın temel özelliklerini ve ölümcül gücünün nerede yattığını açıklıyor.
- Ok tüyleri
Günümüzdeki füzelerde bulunan kanatların işlevini gören ok tüyleri kaz, kuğu veya tavus kuşunun tüylerinden yapılırdı. Tüyler, hayvan derisinden yapıştırıcılar kullanılarak oka tutturulur ve ipekle sıkıca bağlanırdı. Tüyler ya makasla kesilir ya da sıcak çelikle yakılarak şekillendirilirdi. Tüyün doğal bir kıvrımı vardı ve aynı kanattan üç tüy kullanılarak, oklara yivli silahlardakine benzer şekilde bir dönüş hareketi kazandırılırdı.
- Orta Çağ savaş yayı
Yaklaşık 2 metre uzunluğa,5 cm genişliğe sahip olan ve 67 kilograma ulaşabilen bir çekme ağırlığına sahip bu el yapımı tek parça ahşap yay, yaklaşık 114 gr ağırlığındaki ölümcül bir oku 210 metre mesafeye kolaylıkla fırlatabilir.
- Kiriş kertiği
Ok atılırken yumuşak porsuk ağacının yay kirişinden zarar görmesini önlemek için sığır boynuzu uçları kullanılırdı. Bu boynuz ucuna açılan “kiriş kertiklerinin” bir tarafında yay ipinin geçirilip bağlanabileceği tek bir çentik vardı.
- Sadak (Ot torbası)
Oklarını taşımaları için okçulara sadak verilirdi. Bu torbalar ketenden yapılırdı ve üst taraflarında okların geçirildiği deliklerin olduğu daire şeklinde sert bir deri kısım bulunurdu. Bu parça, okların kuyruk kısımlarındaki tüylerin taşıma sırasında zarar görmesini önlüyordu. Büyük olasılıkla ok torbalarında “demet” (sheaf) olarak adlandırılan 24 ok taşınıyordu. Sadaklar, okların etrafını sıkan ve kolayca kullanılmalarını sağlayan bir düğüm kullanılarak kemere sabitlenebilirdi.
- Okun sağlamlığı
Bu kadar güçlü yaylarla fırlatılan okların tahta uçları sık sık çatlar ve kırılırdı. Buna karşı bir önlem olarak, okun tabanındaki bir yuvaya, tahtanın damarına ters yönde olacak şekilde ince bir parça haline getirilmiş ve yassılaştırılmış inek boynuzu yerleştirilirdi. Bu uygulama okun sağlamlığını önemli ölçüde artırırdı.
- Tutamak (Kabza)
Daha yeni uzun yayların aksine, Orta Çağ savaş yaylarının tutma yeri herhangi bir kaplamaya sahip değildi. Çoğu modern veya Viktorya dönemi yaylarında, bazen ayrıntılı veya süslü deri kabzalar görülürdü. Bunlar, ince sapı daha rahat kullanılabilir hale getirmek için keçeyle kaplanabilir veya mantar etrafına sargı yapılabilirdi.
- Yay sicimleri
Yay sicimleri kenevir veya ketenden yapılırdı. Sicimler balmumu ile kaplanıp, zayıflığa yol açabilecek düğüm veya bağlantı yerleri olmadan güçlü bir ilmek oluşturmak için birlikte bükülürdü. Yay kullanılmadığı zamanlarda, ilmekler kiriş kertiğinden çıkarılır ve yay kolundan aşağı doğru kaydırılırdı.
- Hedef uzun yayı
Daha hafif, daha hızlı ve daha istikrarlı olan bu yayın çekme gücü yalnızca 23 kg idi. Söz konusu yay, yetenekli bir okçunun elinde inanılmaz bir isabet oranına ulaşabilirdi.
Savaş yayının sportif yayla mukayesesi
Askerî okçuluğun ortadan kalkmasıyla, uzun yaylar zaman içinde birer spor malzemesine dönüştü. Okların kalın zırhları delmesi gerekmediği için, yayların muazzamçekme ağırlıklarına artık gerek kalmamıştı. Sonuç olarak yaylar daha hafif, daha hızlı ve daha dengeli hale geldi. Bu özellikler yarışmalarda atış yapmak için mükemmeldi. Daha yüksek isabet oranı için orta kısımları daha sert hale geldi. Giderek nadir ve pahalı hale gelen porsuk ağacından yapılan yaya rakip olarak laminasyonlarda egzotik sert ağaçlar kullanılmaya başlandı.
Oklar
Askerî okçulukta kullanılan oklar boyut, şekil ve ağırlık bakımından büyük farklılıklar gösteriyordu. 1545’te batan Mary Rose adlı gemide bulunan binlerce ok göz önüne alındığında, bunların ortalama uzunluklarının yaklaşık 76 cm olduğu varsayılabilir. Bu okların uçları genellikle 1,2 cm kalınlığındaydı ve baş taraflarına her biri belirli bir işlevi yerine getirmek üzere tasarlanmış, elle dövülmüş çelik parçalar takılmıştı.
Bir savaş yayının imalatı
Orta Çağ savaş yayları genellikle Avrupa’dan gelen porsuk ağacından yapılırdı. Bu ağacın ince yapılı, canlı dış odun tabakası krem rengindeydi ve gerginliğe karşı dayanıklıydı. Bu özelliğiyle yayın düz “sırt” kısmı için mükemmeldi. Ölü olan iç taraftaki odun kısmı ise daha koyu ve daha karamel rengindeydi. Bu ağaç, yay tam olarak çekildiğinde üzerine etki eden büyük basınç kuvvetine karşı dayanıklıydı. Bu da onu yayın yuvarlak “göbek” kısmı için ideal bir kereste haline getiriyordu. Bu özellikler doğal bir yaylanma oluşturuyordu.

Ortaçağ'da kullanılan askeri ok başları
- Eşkenar dörtgen şeklinde ağır ok başı
Ağır, büyük ve dört keskin kenarı olan bu uzun yapılı ok başı, çelik zırhı delmek için geliştirilmişti. Ok başının oturtulduğu yuva, düzleştirilmiş bir kaşık şeklindeydi. Bu bölüm, koni şeklinde yuvarlanır ve ahşap ok gövdesine yerleştirilirdi. Yaklaşık 114 gr ağırlığında ve 1,2 cm kalınlığında bir oka takılarak ve gerçek bir askerî yay kullanılarak atıldığında, bu ok başı Orta Çağ’da günümüzdeki roketatarla eşdeğer oluyordu.
- Tip 10
Bu, Yüz Yıl Savaşları’nın belki de en yaygın ok başıydı. Basitti, hızlıca üretiliyordu ve dönemin zırhlarına karşı oldukça etkiliydi. Tip 10, dört kenarlı bir uç ve yuvarlak bir yuvadan oluşan basit bir ok başıydı. Tecrübeli bir ok ustası tarafından dövülen bu tip, iğne ucu ok başının evrimini temsil ediyordu. Zincir zırhın yerini plaka zırhın almasıyla birlikte, Tip 10 ok başı Orta Çağ silahlanma yarışında kendine yer buldu.
- Tip 16
Bu ok başı, diğerlerinden çok bariz bir şekilde farklıydı. Her iki tarafında diken şeklinde çıkıntılar vardı ve bu da isabet ettiği hedeften çıkarılmasını inanılmaz derecede zorlaştırıyordu. Diken şeklindeki çıkıntılar ok ucuna muhtemelen “sıcak kaynak” yöntemiyle ayrı ayrı birleştirilmişti. Bu şekildeki ok ucunun ne kadar yaygın olduğu bilinmese de Tip 16’ların günümüze ulaşan örnekleri zaman zaman ortaya çıkmaktadır. Tip 16, av maksadıyla kullanılan bir ok başının askerî kullanıma uyarlanmış bir versiyonu olabilir.
- Tudor ok başı
Tip 10 gibi, bu ok ucu da ucuz ve hızlı bir şekilde üretilebiliyordu. Usta okçu Mark Stretton’a göre, yuva alışılmış şekilde biçimlendirildikten sonra, kızgın ok ucu bir pres veya “dövme” yöntemiyle yerleştirilerek çekiçle sıkıştırılıyordu. Daha sonra köşeler kesilip taşlanmak suretiyle keskin kenarlar elde edilirdi. Bu tip bir ok başı, plaka zırhlara karşı çoğunlukla etkisiz olmakla birlikte, dolgulu Gambeson veya deriden yapılmış Jupon modeli gibi birçok tekstil zırh türünü delerdi.
Benzer Haberler

Rusya, Almanya ile ikinci bir antlaşma imzalamış olsaydı neler yaşanırdı?

“İngiliz tarihindeki en büyük felaket”: Singapur'un düşüşü

Fletcher Sınıfı Destroyer: 175 adet üretildi, onlarca yıl hizmet verdi









