Haber kapak görseli
Genel
8 dk okunma süresi
Pozitif

Dua yalnızca istemek değildir: Dileğine sahip çıkmak ve kalbi arındırmak

İçeriği Paylaş

Dua yalnızca istemek değildir. Dua, kulun Rabbine yönelmesidir. Rabbiniz sizi duyuyor, hiçbir dua kaybolmuyor. İnsan bunu gerçekten idrak ettiğinde artık yalnızca istediği şey için değil, o isteği kendisine veren Rabbine duyduğu güven için de şükretmeye başlıyor.

Yazan: Pia Pınar Ercan

İnsanların çoğu gerçekleşmeyen dualarına üzülüyor. Yıllarca istediği hâlde kavuşamadığı şeyleri düşünüyor, açılmayan kapıları hatırlıyor, geciken haberleri, yarım kalan hayalleri, beklediği hâlde gelmeyen kısmetleri zihninde tekrar tekrar dolaştırıyor. Sonra da dönüp gökyüzüne bakıyor ve kendi kendine şu soruyu soruyor: “Ben bu kadar dua ettim, neden olmadı?” Yıllar içinde şunu fark ettim; bu sorunun cevabını aramamız gereken ilk yer aslında kendi içimiz. Çünkü insanın başına gelen en ilginç şeylerden biri, istediğini söylediği şeyi bazen gerçekten istememesidir. Bu cümle ilk duyulduğunda biraz sert gelebilir. İnsan istediği şeyi istemez mi? Elbette ister. Ancak bazen yalnızca dili ister. Kalp aynı yerde durmaz. Bir yanı bereket isterken, başka bir yanı o bereketin getireceği değişimlerden korkabilir. Bir yanı evlilik isterken, başka bir yanı geçmişte yaşadığı kırgınlıkları hâlâ bırakmamış olabilir. Bir yanı terfi isterken, başka bir yanı o sorumluluğu taşıyamamaktan çekinebilir. İşte bu yüzden insanın önce kendi kalbiyle dürüstçe konuşması gerekir. Ben böyle zamanlarda hayatın sesini biraz kısmayı seviyorum. Oruç Güvenç Hoca’nın sevdiğim makamlarını açıyorum. Sabâ makamını, buselik makamını dinlerken gözlerimi kapatıyor ve birkaç dakika yalnızca nefesime odaklanıyorum. Günün telaşı biraz uzaklaşsın, zihnin içindeki kalabalık biraz dağılsın istiyorum. Sonra o sessizliğin içinde kalbime dönüp soruyorum: Bu istek bana neşe veriyor mu? Bu istek bana huzur veriyor mu? Cevapları fazla düşünmeden dinlemeye çalışıyorum. Çünkü kalp çok bekletildiğinde bazen akıl konuşmaya başlıyor. Ardından bilincime dönüyorum ve soruyorum: Bu gerçekten olası mı? Bu gerçekten mantıklı mı?

Sonra en son bilinçaltıma soruyorum: Bu istek benim için güvenli mi? İnsan bazen bu soruların karşısında şaşırtıcı cevaplar alıyor. Dışarıdan bakıldığında çok istediğini söylediği bir şeyin içinde korkular sakladığını fark ediyor. Daha duası kabul olmadan önce, daha hayali gerçekleşmeden önce, onu kendi elleriyle sabote ettiğini görüyor. Belki de bazı duaların önünde duran şey kader değil, insanın kendi içinde kurduğu görünmez duvarlardır. Dilek netleşince insanın Rabbiyle konuşması da değişiyor. Ben yıllarca yurt dışında film festivallerinde filmlerimi tanıtırken kimi zaman televizyon programlarında, kimi zaman festival sahnelerinde seyircilerin karşısına çıktım. Bana ayrılan süre çoğu zaman on ya da on beş dakikaydı. O kısa zamanın içine anlatmak istediğiniz koca bir hikâyeyi sığdırmanız gerekir. Bu yüzden hazırlanırdım. Ne söyleyeceğimi düşünürdüm. Cümlelerimi seçerdim. Kullandığım kelimelere dikkat ederdim. Çünkü bazen birkaç cümle insanın zihninde yıllarca kalabilir. Sonra bir gün kendi kendime şu soruyu sordum: Acaba aynı özeni dualarımda da gösteriyor muyum? Çünkü dua yalnızca istemek değildir. Dua, kulun Rabbine yönelmesidir. Üstelik bu buluşma için randevu almamız da gerekmez. Bir devlet büyüğünün huzuruna çıkmak için günlerce bekleriz. Bir toplantı için hazırlanırız. Bir konuşma için prova yaparız. Fakat Rabbimizle buluşmak için ne bir güne ne de bir saate ihtiyacımız vardır. Elinizi kalbinize koyup “Allah’ım” dediğiniz anda O sizi duymaktadır. Ellerinizi açıp “Rabbim” dediğiniz anda O sizi görmektedir. Es-Semî’dir. El-Basîr’dir. Her “Allah’ım” dediğinizde size kulum diye karşılık veren bir Rabbiniz vardır. Ne tuhaftır ki insan bazen hayatındaki en önemli konuşmaya en hazırlıksız hâliyle çıkıyor.

Ağzınızdan çıkan sözün önemi

Belki de bu yüzden kullandığımız kelimelerin üzerinde yeniden düşünmeye ihtiyacımız var. Yeni evlenen çiftlere “Allah mutluluğunuzu bozmasın” diyoruz. Oysa Allah mutluluğu bozan mıdır ki böyle bir temennide bulunuyoruz? Yola çıkan birine “Kazasız belasız gidin gelin” diyoruz. Daha yol başlamadan kazayı ve belayı konuşmaya başlıyoruz. Halbuki “Kolaylıklarla gidin, güzelliklerle gidin gelin” demek varken. İnsan fark etmese de kullandığı kelimeler önce kendi kalbine düşüyor. Dua yalnızca ağızdan çıkan bir ses değildir. Aynı zamanda insanın kendi zihnine ve kendi ruhuna söylediği bir cümledir. Bu yüzden yıllar boyunca kullandığımız bazı kalıpların üzerinde yeniden düşünmek gerekiyor.

Hayırlısı olsun mu?

Bir dönem ben de pek çok insan gibi “Hayırlısı olsun” diye dua ederdim. Sonra Hacı Ahmet Kayhan dedemizden öğrendiğim bir incelik bu cümlenin anlamını bambaşka bir yere taşıdı. “Hayırlısı olsun” evliya duasıdır, derdi. Çünkü hayırlı olan bazen zorlukla da gelebilir. O günden sonra onun öğrettiği şekilde duam da değişti. “Allah’ım, hayırlardan hayırlara olacak şekilde, imtihansız imtihanlarla, kolaylıkla nasip olsun” demeye başladım. Çünkü insan Rabbini tanıdıkça duasının dili de değişiyor. Kullandığı kelimeler değişiyor. Bekleyişi değişiyor. Hatta bazen isteme şekli bile değişiyor. Dün yalnızca sonucu isteyen insan, zamanla yolun da güzelleşmesini istemeye başlıyor. Çünkü bazen insanı yoran şey varacağı yer değil, oraya giderken taşıdığı yükler oluyor.

Teslimiyet ve sonrası…

Duanın en önemli kelimesinin sonunda saklı olduğunu düşünüyorum. Çoğumuzun çocukluğundan beri söylediği “âmin” kelimesinde. Çünkü âmin yalnızca bir kapanış değildir. Aynı zamanda emin olmaktır. Güvenmektir. Teslim etmektir. İnsan bazen diliyle dua ediyor, fakat kalbiyle henüz âmin diyemiyor. İstediği şeyin gerçekleşmesini arzuluyor gibi görünüyor, ancak içinde hâlâ korkular taşıyor. İşte tam burada Enbiyâ Suresi’nde anlatılan Hz. Yunus Aleyhisselam kıssası geliyor aklıma. Balığın karnındaki karanlıkta edilen dua yalnızca bir kurtuluş duası değildir. Aynı zamanda bir teslimiyet duasıdır. Ardından gelen ayette Rabbimiz onun çağrısına cevap verdiğini ve müminleri darda bırakmayacağını bildirir. Oradaki mümin kelimesi üzerinde uzun uzun düşünmeye değer. Çünkü burada anlatılan yalnızca inanmak değildir. Duasını Rabbine teslim edebilmektir. Dileğini Rabbine teslim edebilmektir. Hayalini Rabbine teslim edebilmektir. İnsan elinden gelen gayreti gösterdikten sonra kalbini korkuların elinden alıp Rabbine bırakabiliyorsa, işte orada gerçek anlamda bir teslimiyet başlıyor. Çünkü güvenin olduğu yerde vesvese zayıflıyor. Güvenin olduğu yerde insan sürekli aynı korkuların etrafında dönüp durmuyor.

Dua ettikten sonra mücadele bitmiyor. Hatta bazen asıl mücadele orada başlıyor. Çünkü insanın kapısını ilk çalan şey çoğu zaman vesvese oluyor. Daha birkaç dakika önce umutla baktığınız hayalin üzerine gölgeler düşmeye başlıyor. Aklınıza yıllardır duyduğunuz cümleler geliyor. Dünyanın hâli ortada diyorsunuz. Ekonomi ortada diyorsunuz. İnsanlara güven olmaz diyorsunuz. Erkekler zaten böyle diyorsunuz. Kadınlar zaten böyle diyorsunuz. Sonra fark etmeden kendi dileğinizin karşısına geçiyorsunuz. Oysa biraz durup düşününce insan şunu fark ediyor: Dünya ne zaman kusursuzdu ki? Hangi çağda insanlar kaygısız yaşadı? Hangi dönemde savaşlar yoktu? Hangi asırda imtihanlar bitti? Benim de içim yanıyor. Benim de ruhum zaman zaman şahit oldukları karşısında daralıyor. Fakat bütün bunların ortasında unutulmaması gereken bir hakikat var. “Kün” diyecek olan Allah’tır. Benim isteğim, benim dileğim, benim hayalim O’nun sonsuz hazinesinden hiçbir şey eksiltmez. İşte bu yüzden insanın umudunu koruması gerekir. Çünkü vesvesenin en sevmediği şey umutlu insandır. Umutlu insan düşebilir, yorulabilir, bekleyebilir; fakat yolunu terk etmez. Kalbi zaman zaman daralsa da kapıyı çalmaktan vazgeçmez.

Hayal etmekten vazgeçmeyin

Hayal kurmak bazen küçümseniyor. Oysa hayal kuramayan insanın umut etmesi de zorlaşıyor. Umut etmeyen insanın dua etmesi zorlaşıyor. Dua etmeyen insanın da yola çıkması zorlaşıyor. Elbette yalnızca hayal kurmak yetmez. İnsan gayretini de ortaya koymalıdır. Bir tohum ektiğinde onu sulaması gerekir. Toprağının havalandırması gerekir. Üzerine düşeni yapması gerekir. Sonra ellerini açıp “Ya Rabbi, ben elimden geleni yaptım, bundan sonrasını sana bırakıyorum” diyebilmesi gerekir. Çünkü gayretsiz dua pasif bir bekleyişe dönüşür. Oysa hayat bize bunun tam tersini öğretir. İnsan yürür, çabalar, gayret eder, sonra da sonucunu Rabbine teslim eder.

Yolun sonunda insanın elinde kalan şey çoğu zaman yalnızca gerçekleşen dilekler değildir. O yolda öğrendikleridir. Güçlenen taraflarıdır. Değişen bakış açısıdır. Şükretmeyi öğrenmesidir. Çünkü şükür yalnızca elde edilen sonuçlar için yapılmaz. Yol boyunca fark edilen nimetler içindir. Bazen tam umudunuzu kaybetmek üzereyken karşınıza çıkan bir insan içindir. Bazen hiç beklemediğiniz bir kapının açılması içindir. Bazen de kapanan bir kapının sizi daha doğru bir yöne çevirdiğini yıllar sonra anlayabilmek içindir. İnsan dönüp geriye baktığında bazı dualarının kabul olmadığını değil, başka bir şekilde kabul edildiğini fark ediyor. Bu yüzden hayal kurmayı bırakmayın. Dileğinizden vazgeçmeyin. Duanızdan vazgeçmeyin. Bir hocamın yıllar önce söylediği gibi kapıyı vurup kaçmayın. İstediğiniz şey gerçekten kalbinizde yer etmişse, onun peşinden yürümeye devam edin. Umudunuzu koruyun. Çünkü bazen insan dileğinin geciktiğini sanıyor. Oysa onu duyan Rab gecikmiyor. Kimi zaman insanı hazırlıyor, kimi zaman yolu hazırlıyor, kimi zaman da insanın henüz göremediği bir kapıyı açıyor. Fakat kapısını çaldığınızda, size sonsuz rahmeti ve merhametiyle “kulum” diyen Rabbiniz sizi duyuyor, hiçbir dua kaybolmuyor. İnsan bunu gerçekten idrak ettiğinde artık yalnızca istediği şey için değil, o isteği kendisine veren Rabbine duyduğu güven için de şükretmeye başlıyor. Benim sana olan güvenim sonsuzdur, Allah’ım. Dualarım daimdir. Gayretim daimdir. Yol uzun olsa da, yürümeye niyetim daimdir. Bugün değilse yarın, yarın değilse daha sonra, senin benim için takdir ettiğin güzelliğin mutlaka bir vakti vardır. Bana düşen kapıyı çalmaya devam etmek, umutla beklemek ve yürümeyi bırakmamaktır.

Allah var, gam yok. Hayal kurmaktan vazgeçmeyin. Dua etmekten vazgeçmeyin. Umut etmekten vazgeçmeyin.

Bir HÛ nefesi alın ve kalbinize hatırlatın: Kapısını çaldığınız Rabbiniz sizi duyuyor. Çünkü O, El Karîb’tdir. Kuluna şah damarından daha yakın olandır. Bunu hatırla olur mu? İllâ Hû.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo