
Gezi rotası: Hırvatistan
Hırvatistan, görülmeye ve keşfedilmeye değer muhteşem güzellikte bir ülke. Küçük kasabalarında, el değmemiş doğal alanlarında, göz alıcı kıyılarında, hareketli şehirlerinde ve dünyaca ünlü adaları ile plajlarında yavaş yavaş dolaşarak bu ülkede bütün bir yazınızı rahatlıkla geçirebilirsiniz.

Hırvatistan kıyıları, tam anlamıyla ‘kristal berraklığında’ tanımını hak ediyor. Yaz aylarında sakin, turkuaz ve sıcak olan bu sular sizi keşfetmeye davet ediyor. Bundan birkaç sene önce eşimle beraber Zagreb’e uçtuk ve oradan kiraladığımız araba ile Hırvatistan kıyılarını adım adım gezeceğimiz bir seyahate doğru maceraya koştuk. Geçirdiğimiz her gün, gittiğimiz her şehir, gördüğümüz her ada, yediğimiz her yemek eşsizdi ve aklımda kalan Hırvatistan hala tarifi çok zor olan bir güzelliği hatırlatıyor bana. Bu yazımda size bizim gezdiğimiz gördüğümüz yerleri anlatmaya çalışacağım ancak Hırvatistan’ın güzelliği kelimelerle anlatılamayacak kadar derin ve efsanevi.
Nisan ve ekim ayları arasında Hırvatistan’ın sunduğu harika yaz, ülkenin iklimiyle birleşince, burası adalar arasında gezebileceğiniz, denizle iç içe geçireceğiniz bir yaz macerası için adeta biçilmiş kaftan oluyor. Son yıllarda Hırvatistan’da yelken tatilleri oldukça popüler hale geldi ve nedenini anlamak hiç de zor değil. Hatta Avrupa’da yapılması gereken en iyi şeyler listesinde yer almasına da şaşırmamak gerek! Doğaseverler için Hırvatistan; yürüyüş, bisiklet, kamp gibi aktivitelerle vakit geçirebileceğiniz ya da sadece modern dünyanın yoğunluğundan uzaklaşıp huzurlu kırsalda rahatlayabileceğiniz doğa alanları sunuyor. Ayrıca sizi binlerce yıl geriye götüren, tarihi alanlar, kültür ve geleneklerle dolu, özenle korunmuş şehirler ve kasabalar da keşfedilmeyi bekliyor. Tabii ki Hırvatistan, yüzlerce adası ve muhteşem plajlarıyla dünya çapında ün kazanmış bir ülke. Yaz aylarında ziyaret ediyorsanız, Adriyatik kıyılarının tadını çıkarmak kesinlikle önceliğiniz olmalı. Hırvatistan, yaz tatili denince en sevdiğim ülkelerden biri.

Hırvatistan göz kamaştırıcı bir güzelliğe sahip; insanları sıcakkanlı ve misafirperver, kültürü ise son derece etkileyici. Ama bana göre Hırvatistan sadece deniz, kum ve güneşten ibaret değil, yapabileceğiniz pek çok şey var, bu nedenle sadece yaz dönemine dair bir planlama yapmak, Hırvatistan’a haksızlık yapmak olur. Hırvatistan son on yıldır hareketli bir turizm merkezi haline geldi. Hırvatistan’ın kendine özgü şekli göz önüne alındığında, en ideal seçeneklerden birinin Zagreb’e ya da Dubrovnik’e uçmak ve dönüşü diğer şehirden yapmak olduğunu düşünüyorum. Bu rotayı her iki yönde de uygulayabilirsiniz ve ilginizi çekmeyen yerleri atlayabilirsiniz.

Ben, sadece bir yerden diğerine geçişi kolaylaştırmak amacıyla belirli durakları ekledim. Popüler tur programlarına baktığınızda genelde hepsi Dubrovnik’i ilk durak alarak başlıyor ama ben biraz sıra dışı bir noktadan bu rotaya başladım ve bizim yaptığımız programı sizlere bu ayki yazımda anlatmaya çalıştım. Tabii tüm programı yazmam çok zor olacağından belli başlı noktaları ve ilginizi çekebileceğim durakları yazıma ekledim.
Hırvatistan'a ne zaman gidilir?
Hırvatistan aslında yıl boyunca ziyaret edilebilecek bir destinasyondur, ancak ne aradığınıza bağlı olarak zamanlama önem kazanır. Eğer bir plaj tutkunuysanız, muhtemelen sıcak ayları tercih edersiniz. Temmuz ve ağustos hem en kalabalık hem de en pahalı dönemdir.
Denize girmek için yeterince sıcak su, ama daha az kalabalık ve biraz daha düşük fiyatlar istiyorsanız, haziran başı ya da eylül ortasından sonuna kadar olan dönemi tercih edebilirsiniz. Eğer bir ada turlu yat gezisi yapmayı planlıyorsanız, en ideal dönemler haziran ve temmuz olacaktır. Eğer plaj ve yüzme sizin için öncelikli değilse, ilkbahar ve sonbahar Hırvatistan’ı ziyaret etmek için harika zamanlardır. Ancak şunu unutmayın: Yazdan ne kadar uzaklaşırsanız, adalardaki işletmelerin açık olma olasılığı da o kadar azalır ve feribot seferleri ciddi şekilde azaltılır.
Sonbahar, aynı zamanda trüf mantarı mevsimidir. Doğru zamana denk gelirseniz doğanın altın tonlarını görebilirsiniz. Özellikle Plitvice Göllerinin sonbahar renkleriyle muhteşem göründüğüne eminim. Eğer soğuktan rahatsız olmuyorsanız, kalabalıktan uzak şehirler gezmek, sıcak kafelerde vakit geçirmek ve en düşük fiyatlardan faydalanmak istiyorsanız, kış da güzel bir seçenektir. Ayrıca Zagreb Noel Pazarı defalarca Avrupa’nın en iyi Noel pazarı unvanını almış oldukça etkileyici bir pazardır.
Hırvatistan'da ulaşım nasıl sağlanır?
Eğer adalar arası gezmeyi planlamıyorsanız, araba kiralamak en kolay yoldur. Split ve Dubrovnik’ten karadan feribotlar ile adalara geçebilir ve adalar arasında da feribotla seyahat edebilirsiniz.
Biz Zagreb’ten araba kiraladık ve adalara giderken de arabalı feribotları tercih ettiğimizden adalarda da araçla seyahat ettik. Ancak şunu da belirtmem lazım, aynı gün içinde feribot bileti bulmanız özellikle yaz aylarında oldukça zor olacağından, biletlerinizi önceden almanızda fayda var.
Araba kiralamayı tercih etmiyorsanız o zaman da Split ve güneydeki Dalmaçya kıyıları arasında otobüsle seyahat edebilirsiniz. Kuzeyde ise, Zagreb ve Split gibi şehirlerden trenle seyahat edebilirsiniz ancak Split’in güneyinde tren bulunmuyor. Birçok kişi adalar arasında küçük bir yat kiralamayı ve adalar arasında gezmeyi tercih ediyor. Bu da oldukça keyifli bir seçenek olabilir.

Görsel bir şölen: Milli parklar
Hırvatistan, eşsiz güzellikteki sahil şeridi, olağanüstü ada dünyası ve binlerce yıllık zengin tarihin izlerini taşıyan kültürel mirasıyla göz kamaştırıyor. Ancak burayı özel kılan bir diğer unsur da doğası! Flora ve faunası inanılmaz derecede zengin olan Hırvatistan’da 8 bölge ulusal park, 11 bölge ise doğa parkı ilan edilmiş, tabii zamanla bu doğal hazinelerin korunması her zamankinden daha önemli bir hale gelmiş. Mutlaka gitmenizi tavsiye edeceğim birkaç tane milli park hakkında bilgi vermek istiyorum.
Plitvice Gölleri Ulusal Parkı
Hırvatistan’ın en büyük ve en ünlü ulusal parkı olan Plitvice Gölleri, 1949 yılında kurulmuş ve 1979’da UNESCO Dünya Mirası listesine alınmış oldukça ünlü bir Milli Park. Park, 297 km²’lik devasa bir alanı kaplıyor.
Plitvice, Bosna-Hersek sınırına yakın, Zagreb’ten Split’e giden D1 yolu üzerinde, Korana kasabası civarında yer alıyor. Parkta, 16 kademeli göl, 90’dan fazla şelale, yeraltı mağara sistemleri, Veliki Slap adı verilen, 78 metre yüksekliğinde görkemli bir şelale bulunuyor. En meşhur şelale olan Veliki Slap’a “Rastovača” adı verilen 1 numaralı girişten kolaylıkla ulaşılabilirsiniz.


Krka Milli Parkı
Split’e sadece bir saat uzaklıkta bulunan, ülkenin en güzel destinasyonlarından biri olan Krka Millî Parkı, adını Dalmaçya bölgesinden geçen Krka Nehri’nden almış. Knin ile Skradin kasabaları arasındaki nehir bölümü 1955 yılında Krka Millî Parkı olarak ilan edilmiş. Park, 109 km² alanı kaplıyor ve Avrupa’nın en büyük traverten şelalesi dâhil olmak üzere 16 şelaleye ev sahipliği yapıyor. Ancak ziyaretçilerin asıl görmek istediği, efsaneleşmiş yedi şelaleden oluşan muhteşem topluluk.
Yedi şelalesi, sayısız nehir kıvrımı ve kıyılarını süsleyen çok sayıda kale kalıntısı, değirmen ve manastır ile Krka Nehri, muhtemelen Dalmaçya’nın en güzel nehri. Krka Nehri, Orta Çağ’dan kalma Šibenik kasabasının yakınlarında denize dökülür ve bu noktada oluşan acı su (tuzlu ve tatlı su karışımı), bölgeyi midye yetiştiriciliği için ideal kılıyor. Bu sektör bölgede geniş çapta ekonomik gelişmişliğe destek sağlamaktadır. Kartpostalları süsleyen ünlü Skradinski Buk, parkın en gözde noktası ancak Roški Slap şelalesi de en az onun kadar etkileyici bir nokta. Skradinski Buk Şelalesi’nde ayrıca, Nikola Tesla tarafından 1895 yılında inşa ettirilen hidroelektrik santralinin kalıntıları da görülebilir. Bu santral, Šibenik kasabasına elektrik sağlamak amacıyla yapılmış ve böylece Šibenik, dünyada elektrik üreten ve kullanan ilk belediye olmuş.
Krka Nehri’nin ortasında küçük bir ada üzerinde yer alan Visovac Manastırı, parkın simgelerinden. Bir diğer önemli ziyaret noktası ise Orta Çağ’da kurulmuş olan ve Hırvatistan genelinde tanınan Sırp Ortodoks Krka Manastırı. Bu manastıra tekneler Roški Slap bölgesinden kalkıyor ve yaz ile sonbahar aylarında binanın uzun tarihini ve detaylı mimarisini anlatan rehberli turlar düzenleniyor. Doğal park içindeki yürüyüş güzergâhı, suyun üstünden geçen bakımlı patikalar ve tahta yürüyüş yolları ile genç yaşlı herkes için büyüleyici bir doğa deneyimi sunuyor. Ayrıca, tekneyle ulaşılabilen küçük bir ada olan Visovac’ta yer alan manzaralı Fransisken Manastırı da ziyaret edilebilir.

Mljet Milli Parkı
Adriyatik Denizi’nde, Dubrovnik kıyısının 37 km açığında yer alan, araçsız ve huzurlu bir ada olan Mljet’in üçte birini kaplayan bu koruma altındaki doğa parçası efsanevi Mljet Adası, Hırvatistan’ın en güneyinde yer alıyor. Adriyatik’in en sık ormanlarla kaplı adası olduğu söylenen Mljet’in bir zamanlar, Yunan kahramanı Odysseus’u tam yedi yıl boyunca tutsak eden peri kızı Kalipso’ya ev sahipliği yaptığına inanılır. Bu doğru mu? Kim bilir!
Nerede olduğunuza bağlı olarak Kalipso’nun adası Hırvatistan’a, İtalya’ya, İspanya’ya ya da Yunanistan’a ait olduğunu iddia edenler var. Peki ya firavun fareleri nedir? Gün içinde aktif olan, küçük yırtıcı memelilerden oluşan bu tür, 1909 yılında Mljet Adası’na zehirli yılanları yok etmek amacıyla bırakılmış, görevlerini başarıyla da yerine getirmişlerdir. Ancak Mljet’te sayıları kontrolsüz biçimde artmış ve bugün adanın tüylü “sorunu” hâline gelmiş durumdalar.
Mljet’in kuzeybatı üçte birlik kısmı, 1960 yılından beri millî park statüsünde. Bu korunan alanda, her iki tarafı da sürekli yeşil kalan ormanlarla çevrili iki güzel tuzlu göl yer alır. Bu göllerden daha büyük olanının içinde, 12. yüzyılda Benedikten keşişleri tarafından inşa edilmiş bir manastırın bulunduğu küçük bir ada, yani Sveta Marija Adası yer alıyor. 1997 yılında, Mljet’in kıyılarının bir kısmı da millî park sınırlarına dâhil edilerek, bölgede yaşayan Akdeniz fokları kolonisi koruma altına alınmış. Mljet Millî Parkını en güzel yürüyerek keşfedebilirsiniz.

Park, bisiklet yolları ve yürüyüş rotaları ile örülmüş. Bunlardan biri olan Pomena Yolu, kuzey kıyısından geçen ve Rogac, Zaklopatica gibi güzel koylardan geçen rahatlatıcı, beş saatlik yarım daire şeklinde bir yürüyüş parkuru. Sveta Marija’daki manastır adasına ulaşmak için ya kano kiralayabilir ya da saat başı hareket eden gezi teknelerini kullanabilirsiniz.
Ayrıca, Roma dönemine ait bir malikanenin kalıntılarını görebileceğiniz Polače kasabasına küçük bir tur yapmanızı kesinlikle tavsiye ederim. Yol boyunca, Konoba Soleta gibi harika restoranlarda ya da Tkon Apartments Maestral gibi aile işletmesi olan konukevlerinde deniz ürünleriyle mola vermek, bu doğa deneyiminizi daha da anlamlı kılacaktır.
Hırvatistan'da bağcılık geleneği
Dünyanın en eski şarap üretim bölgelerinden biri olan Hırvatistan’da bağcılık geleneği M.Ö. 5. yüzyıla kadar uzanır. Çarpıcı ve güzel kayalık kıyıları, berrak mavi Adriyatik Denizi’ndeki onlarca adası, yemyeşil iç kesimlerdeki nehirleri, dağları, gölleri ve vadileri ile Hırvatistan; farklı iklim ve toprak yapılarının birleştiği eşsiz bir coğrafya sunuyor. Bu ülke, coğrafi çeşitliliği kadar zengin bir şarap yapım kültürüne de sahip. Hırvat şarapları köklü bir geçmişe sahip.
Günümüzde Hırvatistan’da 300’ün üzerinde tanımlanmış şarap bölgesi, 66 tescilli menşe adı (appellation) ve 130’dan fazla yerli üzüm çeşidi bulunuyor. Hırvatistan’daki başlıca şarap üretim bölgeleri dört ana başlıkta toplanır: Dalmaçya, İstriya ve Kvarner, Slavonya ve Hırvat Tuna Bölgesi.

Etkileyici gün batımı manzarasıyla Zadar
Zadar, Dalmaçya kıyılarının ikinci büyük şehri. Zadar’ın eski şehri (Old Town Zadar), yüksek surlarla ve etkileyici kapılarla çevrili. Beyaz mermer sokaklarına serpiştirilmiş halde antik kalıntılar, müzeler, restoranlar ve kafeler bulunuyor. Zadar’ın stratejik konumu ve İtalya’ya olan yakınlığı, özellikle Roma ve Yunanlar arasında önemli bir ticaret limanı haline geldikçe, onu Venedikliler için arzu edilen bir hedef haline getirmiş. Venedik, tarih boyunca şehri defalarca ele geçirmiş olsa da, her seferinde yerel halk tarafından geri püskürtülmüş.
Zadar’ın M.Ö. 4. yüzyıla kadar uzanan köklü bir geçmişi var. M.Ö. 4. yüzyılda Liburnialılar tarafından kurulan ve sonrasında Romalılar tarafından kolonileştirilen Zadar, tarih boyunca stratejik bir kale konumunda olmuş. Venedik, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde de önemli bir merkez olan şehir, bugün farklı mimari katmanların iç içe geçtiği yaşayan bir tarih niteliği taşıyor. Zadar’ı ziyaret edenlerin mutlaka görmesi gereken yerlerden biri, M.Ö. 1. yüzyıl ile M.S. 3. yüzyıl arasında inşa edilen Roma Forumu. Ayrıca, Aziz Donatus Kilisesi de şehrin simge yapılarından biri.
Şehri boydan boya kaplayan deniz kenarında uzanan yürüyüş yolu, tarihi eski şehir, taptaze yerel deniz ürünleriyle öne çıkan yemek kültürü ve neşeli insanlarıyla Zadar, doğaseverler, tarih meraklıları ve sırt çantalı gezginler için mutlaka gidilmesi gereken bir şehir bence. Zadar’daki keşfinize, şehrin en özgün ve etkileyici yapılarından biri olan Deniz Orgu ile başlayın. Bu eşsiz enstalasyon, dalgaların hareketi, gelgitler ve akıntılarla tetiklenen borular aracılığıyla rastgele ama ahenkli melodiler üretiyor ve güneşin batışını daha da benzersiz ve büyüleyici bir deneyime dönüştürüyor. Hırvat mimar Nikola Bašić tarafından tasarlanan Deniz Orgu, 2005 yılında halkın kullanımına açılmış. Bu çığır açan sanat eseri, Zadar’ın çağdaş sanatla denizcilik geçmişini ve kültürel mirasını harmanlama vizyonunun simgesi haline gelmiş.
Zadar Riva yürüyüş yolunun batı ucunda yer alan Deniz Orgu, geçen yıllarla beraber şehirle adeta bütünleşmiş bir yapı haline gelmiş. Sahil boyunca yürürken karşınıza çıkan mermer basamaklar, aslında altlarında gizli borular ve yankı odaları müziğin sesini özgürce duyuruyor. Burada yürürken sadece denizin sesini değil, aynı zamanda şehrin ruhunu da dinlemiş oluyorsunuz. Deniz Orgu’nun hemen yanında yer alan Güneşe Selam (Pozdrav Suncu), Zadar’ın simge haline gelmiş çağdaş sanat enstalasyonlarından biri. Yine Hırvat mimar Nikola Bašić tarafından tasarlanan bu etkileyici yapı, 2008 yılında tamamlanmış.

Güneşe Selam, yere gömülü 300 çok katmanlı cam panelden oluşur ve gün boyunca güneş enerjisi depolar. Güneş battıktan sonra ise, bu paneller bir ışık gösterisine dönüşerek renkli ve büyüleyici desenlerle geceyi aydınlatır. Burada gün batımını izlerken, aynı zamanda şehrin doğal güzelliği ile çağdaş estetiğinin birleşimine tanıklık edebilirsiniz.
Güneşe Selam, özellikle Zadar’ın meşhur gün batımıyla birlikte izlenince unutulmaz bir deneyim sunuyor, sakın kaçırmayın, güneşe bir selam da siz gönderin! Zadar’daki en güzel deneyimlerden bir diğeri de, Aziz Anastasia Katedrali’nin Çan Kulesi’ne tırmanmak olmalı. Tarihi şehir merkezinin kalbinde yer alan bu Romanesk tarzı kule, 56 metre yüksekliğiyle Zadar’ın silüetini belirleyen önemli yapılardan biri. Kuleye çıktığınızda, hem şehrin tarihi dokusunu kuş bakışı izleyebilir hem de Adriyatik Denizi ile çevresindeki adaların panoramik manzarasına tanıklık edebilirsiniz.
Göz alıcı güzellik: Hvar
Hvar’ın iç kesimleri, adeta zamana dokunulmamış gibi bir his verir; burada hayatın eskiden nasıl olduğunu gözlerinizle görebilir, hissedebilirsiniz. Terk edilmiş eski köyler, bozulmamış yeşil manzaralar ve adanın dört bir yanını görebileceğiniz tepe manzaraları bu bölgenin karakteristik özelliklerindendir. Bu antik alanlardan biri de Stari Grad Ovası. Bu kültürel peyzaj, M.Ö. 4. yüzyıldan bu yana adada yaşamı sürdüren bir alan olmuş.
Stari Grad, yani “Eski Şehir”, M.Ö. 384 yılında Yunanlıların Pharos adını verdikleri Hvar’da kurduğu ilk koloni. Burada yer alan Ager adlı tarım arazisi, dünyanın aralıksız olarak en uzun süredir tarım yapılan alanı olup, bugün UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.
Kıyı şeridinde yer alan Jelsa ve Stari Grad, balıkçılık, şarapçılık ve zeytinyağı üretimi gibi geleneksel yaşam tarzlarıyla, taş evleri, sakin yaşam tarzı ve doğal güzellikleriyle Dalmaçya ada kasabalarının en güzel örneklerinden. Ayrıca mutlaka görülmesi gereken bir diğer yer de 17. yüzyıldan kalma Humac Köyü. Bu köy, iyi korunmuş kırsal mimarinin harika bir örneği ve tamamı Kültürel Anıtlar Kayıt Listesi’ne alınmış. Lavanta tarlaları, Hvar Adası’nın iç kesimlerini adeta yumuşak, morumsu bulutlarla kaplı bir gökyüzü gibi süsler.
Adanın neresine giderseniz gidin, bu hoş kokulu bitkinin sakinleştirici aroması sizi karşılar. Her yıl haziran ayının son haftasında, Velo Grablje Köyü bu lavanta dünyasının merkezi haline gelir. Etkinlikler, konserler, şarap tadımları, atölyeler ve sergilerle lavanta kutlanır. 14. yüzyılda kurulan köy, bugün neredeyse terk edilmiş olsa da, taş evleri ve dar sokakları geçmişteki refah dönemlerinden izler taşır. Lavanta dışında köyde bal, zeytinyağı ve şarap da yerel olarak üretiliyor. Eğer bu özel hasat döneminde Hvar’daysanız, bu aromatik bitkinin adanın kültüründe neden bu kadar ikonik bir yere sahip olduğunu kendi gözlerinizle görmeye davetlisiniz.

Split'in sokakların keşfe dalın
Split’in yüzyıllar önce elle döşenmiş sokakları, zamanla binlerce adımın aşındırdığı pürüzlü taşlarıyla neredeyse ipeksi bir hale gelmiş durumda. Her yeni dar sokağa dönüş, sizi bir keşfe davet ediyor. Split, tarihi önemi ve modern cazibesiyle geçmişle bugünü mükemmel bir uyumla harmanlayan bir şehir olmuş. Akdeniz ruhunun çekiciliği ve gizemi, kentin kimliğine işlemiş durumda. Split’in kültürel ve tarihi kalbi, Roma İmparatoru Diocletianus’un M.S. 3. yüzyılın sonlarında inşa ettirmeye başladığı saray kompleksi etrafında şekillenmiş. Günümüzde Adriyatik’in en büyük şehri olan Split, bu sarayın dışına doğru büyüyerek gelişmiş; ancak sarayın yapısı ve alt yapısı korunarak geç antik dönemin eşsiz mimarisine canlı bir örnek olarak günümüze ulaşmış.
Parıldayan beyaz taşlar ve palmiye ağaçları, ışıl ışıl Riva (sahil yolu) boyunca sıralanmış durumda. Buradaki her bistro, bar ve manzaralı dükkân; çevresine yayılan enerjisi ve ruhuyla sizi büyüleyecek. Gün batımında limanın üzerinde kızıllık yayılırken, Riva’nın havası daha da canlanıyor; bir anda karşınıza spontane bir şekilde dans eden insanlar çıkarsa şaşırmayın. Saray ve limanın kuzeyinde, çam ağaçlarıyla kaplı tepelik Marjan Orman Parkı yer alıyor. İster yürüyüş ve keşif ister dinlenme için ideal olan bu park sizi büyüleyici manzaralara götürür. Diocletianus Sarayı’nı da görün. Split’in hem fiziksel hem de kültürel kalbi olan bu yapı, Roma İmparatoru Diocletianus için M.S. 295 yılında bir sahil kenarı emeklilik evi olarak inşa edilmiş. Günümüzde ise, kireçtaşı ve mermerden yapılmış bu devasa yapı, adeta başlı başına bir şehir gibi.
İçinde 2000’den fazla yerli, restoranlar, butik oteller, dükkanlar ve olağanüstü iyi korunmuş tarihi mimari barındırıyor. 1979 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan bu saray kompleksi, 20 metreden yüksek surlarla korunur ve yalnızca dört giriş kapısı bulunur. Sarayın içi adeta bir labirent gibi, kaybolup sonra tanıdık bir noktayı bulmak burada oldukça keyifli bir deneyime dönüştürebilirsiniz. Saray, Split’in en ilginç tarihi yapılarının çoğuna ev sahipliği yapıyor; bunların birçoğu Orta Çağ döneminde inşa edilmiş. Peristil Meydanı, sarayın en ünlü açık alanı. Diocletianus burada halka seslenir ve kutlamalar düzenlermiş. Meydanda, Firavun III. Thutmose döneminde (yaklaşık 3500 yıl önce) granitten oyulmuş bir sfenks görebilirsiniz. Peristil’e bakan Aziz Dominus Katedrali’nin çan kulesi, şehri yüksekten izlemek isteyenler için ideal bir tırmanış noktası. Diğer önemli yapılar arasında; Vestibül (giriş kubbesi), Jüpiter Tapınağı, Split Etnografya Müzesi ve Split Kent Müzesi yer alıyor. Hırvatistan’ın ikinci büyük şehri olan Split, zengin tarihiyle ünlü olsa da çoğu zaman bir plaj destinasyonu olarak göz ardı edilir.
Ancak Split’in tarihi merkezinin doğu ve batısında, sahil boyunca koylar ve kartpostallık plajlar yer alır. Bu iyi korunmuş yüzme alanlarının tamamı halka açık; bazılarında ise şemsiye ve şezlong sunan özel işletmeler bulabilirsiniz. İster sıcak bir yaz gününde ferahlatıcı bir yüzme molası arıyor olun, ister sadece güneşin keyfini çıkarmak isteyin, Split’in etkileyici kıyı şeridi size çok şey sunar. Marjan Tepesi’nin eteklerinde, Kašjuni ve Kaštelet olmak üzere iki popüler çakıl taşlı plaj bulunuyor. Kaštelet Plajı, ünlü Meštrović Galerisi’nin hemen altında yer alıyor.
Yakınındaki Bene Plajı, çam ormanlarıyla çevrili ve gölgelik alanları sayesinde sıcak yaz günleri için harika bir tercih. Şehrin diğer tarafında (Diocletianus Sarayı’nın doğusunda) ise Bačvice, Ovčice, Firule, Trstenik ve Žnjan gibi plajlar yer alır. Bačvice Plajı, Split’in en bilinen kum plajı ve uzun yıllardır yerel halkın gözde mekânlarından biri. Sahil yolu boyunca restoranlar, barlar ve dondurmacılar sıralanmış. Ayrıca, sığ ve berrak suyu sayesinde “picigin” adlı oyunun doğduğu yerdir. Kültürel miras olarak koruma altına alınan bu oyun, küçük bir kauçuk topla oynanır ve topun suya değmemesi için takımlar arasında paslaşılır. Yaz günlerinde, sahilde bu oyunu oynayan yerel halkı görmek mümkün. Split’in güneyinde, arabayla bir saatten kısa sürede ulaşılabilen Makarska Rivierası ise ülkenin en güzel plajlarına ev sahipliği yapar.

Omiš’ten Neretva Deltası’na kadar uzanan bu 60 km’lik kıyı şeridi, Hırvatistan’ın kartpostallık sahil bölgesi. Brela’nın simgesi, ana plaj olan Punta Rata’nın hemen açıklarında yer alan küçük bir kaya adacığı: Brela. Yakınlardaki Podrače Plajı ise çam ağaçları ve tamariskler ile çevrili, çakıl taşlarıyla kaplı küçük bir hilal şeklinde plaj olup, adeta bir kartpostal güzelliğinde.

Brač Adası
Hırvatistan’da yapılacak en popüler aktivitelerden biri ada gezisi. Peki, bu kadar çok ada varken hangilerini ziyaret edeceğinize nasıl karar verebilirsiniz? Lüks ve gece hayatı için Hvar’a, doğa ve huzur için Mljet’e, güzelliği ve yeme içme sahnesi için Vis’e gidebilirsiniz. Biz ise Brač’ı doğa yürüyüşleri ve ünlü plajı Zlatni Rat için seçtik. Brač (okunuşu “braç”), Hırvatistan’da çok da popüler olmayan, daha az bilinen bir destinasyon. Hvar, Korčula ve Mljet gibi adalar çoğu kişi için daha ön planda.
Ancak Brač’ın Adriyatik adalarının en yüksek zirvesi olan Vidova Gora’ya ev sahipliği yapıyor olmasından dolayı burada doğanın içinde muhteşem rotalarda yürüyüş yapabilirsiniz. Brač yalnızca el değmemiş doğasıyla değil, aynı zamanda oldukça ilginç tarihiyle de öne çıkıyor. Ada büyük ölçüde kireçtaşından oluşuyor ve bu durum hem ekonomisini hem de tarihini şekillendirmiş. Brač, dünya çapında ünlü taş ocaklarına sahip; öyle ki bu taşlar Washington DC’deki Beyaz Saray, Budapeşte ve Viyana’daki Parlamento binaları ve Split’teki Diocletianus Sarayı gibi yapılarda kullanılmış. Brač’ın büyüleyici plajlarını keşfetmenin en keyifli yollarından biri, plajdan plaja gezmek.
Avrupa’nın en iyi plajları arasında gösterilen Zlatni Rat da bunlardan biri. Eşsiz şekli nedeniyle “Altın Burun” olarak da bilinen bu Mavi Bayraklı plaj, Adriyatik’e doğru uzanan üç yanı suyla çevrili yaklaşık 500 metrelik bir kıyı şeridine sahip ve mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Positra kasabasına yakın, derin bir koyda yer alan Lovrecina Plajı ise çam ormanlarıyla çevrili, doğal gölgelik sunan, kartpostallık bir kumsal. Sıcak yaz günleri için adeta bir vaha. Milna kasabasına yakın konumda birbirine oldukça yakın dört plajı bir günde gezebilirsiniz: Maslinova, Osibova, Lucice ve Pasikova. Turkuaz tonlarındaki suyu berrak ve sakin olan bu plajlar, özellikle şnorkelle yüzme ve dalış için ideal.

Brač’ta üretilen en önemli ürünlerden biri de zeytinyağı. Eğer bu konuya ilginiz varsa Zeytinyağı Müzesi’ni mutlaka ziyaret etmelisiniz. Ada üzerindeki en eski yerleşim olan Škrip köyünde yer alan müze, sizi 1864 yılına, Krstulović ailesinin burada ilk yağhaneyi kurduğu döneme götürüyor. Pucisca Taş İşçiliği Okulu, Hırvatistan tatilinizde Brač’ta görülecek en ilginç yerlerden biri belki de. Pucisca kasabasında, güzel bir koyun kıyısında yer alan görkemli bir binada bulunan okul, Avrupa’da hâlâ geleneksel el işçiliğiyle taş oyma sanatını öğreten sadece üç okuldan biri. Yaz aylarında ziyaretçilere açık olan okulda, Brač’ın ünlü beyaz taşına dair her şeyi öğrenebilirsiniz. Bu taşın nasıl işlendiğini, mimari eserlerden heykellere kadar hangi biçimlerde kullanıldığını görerek keşfetme fırsatı sunuluyor.
Zagreb’in tarihi merkezinden başlayan, Adriyatik’in tuzlu esintisiyle ilerleyen yolculuğum, Hırvatistan’ın yeşil vadileri, tarihi taş kentleri ve içten insanlarıyla zenginleşti. Split’in surlarından Zagreb’in sokak sanatına, Plitvice’in çağlayanlarından Zadar’ın şarap bağlarına uzanan bu rota; sadece bir ülkenin değil, bir ruhun hikayesiydi. Hırvatistan, haritada küçük bir yer kaplasa da, kalpte büyük izler bırakıyor. Şimdi geriye dönüp baktığımda, bavulumda deniz kabukları, defterimde notlar ve içimde tarifsiz bir huzurla diyorum ki: Bu yol, tekrar yürünmeye değer. Hırvatistan’ı mutlaka rotanıza almanızı tavsiye ederim.
Yazar: Nilay Karagülmez Abamor












