
İştah açan ya da kapatan yemek müzeleri
Gastronomiye ilginin artması yepyeni bir müzecilik anlayışının doğmasına yol açtı. Dünyanın dört bir tarafında yeme-içme müzeleri çoğalırken, ülkemizdeki bazı girişimciler bu trende kayıtsız kalmadı.
Önceliği ülkemize vereyim ve bu müzelerden birkaçını sıralayalım. MSA’nın kurucusu Mehmet Aksel’in kurduğu yemek müzesi mutfak ile ilgili akla gelebilecek her objeyi barındırıyor. Bu müze sektörün tarihine ışık tutarken 2000’i aşkın eser ile, Osmanlı’nın son dönemlerinden Cumhuriyet’in ilk ve orta dönemine uzanan bir arşive ev sahipliği yapıyor. Yiyecek- içecek kültürümüz ve sanayimizin tarihi yolculuğunda dört kuşağın kullandığı şeker kalıpları, pirinç kahve değirmeni, eski sahanlar, yağ kutuları, bira, rakı, içki, su ve gazlı içecek şişeleri gibi objeler sergileniyor.
Cumhuriyet Dönemi bakkaliye malzemeleri, şekerleme ve sakız paketlemeleri, etiketler, Cumhuriyet Dönemi’nden kalan temizlik için kullanılan malzemeleri de listeye ilave edeyim.
Bir diğer müzemiz de Gaziantep’te kurulan Emine Göğüş Mutfak Sanatları Müzesi. Gaziantep mutfağının öne çıkan lezzetlerinin yapılışında kullanılan mutfak malzemelerinin yanı sıra Gaziantep’in yöresel kıyafetleri giydirilmiş mankenler tarafından yuvalama pişirme, bastık hazırlama, mırra yapımı gibi canlandırmalar sergileniyor.

Emine Göğüş Mutfak Sanatları Müzesi
Türkiye’deki gastronomi müzeleri denildiğinde ilk akla gelen yerlerden biri de Türkiye’nin ilk zeytinyağı müzesi olma unvanına sahip Adatepe Zeytinyağı Müzesi. Ölmez ağacı da denilen zeytin ağacının mucizevi meyvesi zeytin ve zeytinyağı ile ilgili her türlü detayı bulabileceğiniz Adatepe Zeytinyağı Müzesi Çanakkale ile İzmir arasındaki Küçükkuyu’da ziyaretçileriyle buluşuyor.

Kutman Şarap Müzesi
Dünyanın dört bir yanından topladığı makinaların, aletlerin ve belgelerin sergilendiği Kutman Şarap Müzesi’ de ajandanızda bulunsun. Şarap yapımında kullandığı ekipmanların yanı sıra 1900’lü yıllardan kalma belgeler, Osmanlı Dönemi’ne ait nüfus kayıtları da Kutman Şarap Müzesi’nde meraklılarını bekliyor. Uzun yıllardır çikolata denilince akla ilk gelen yerlerden biri olan Pelit Pastanesi, çikolata tutkusunu 2004 yılında açtığı müze ile gözler önüne seriyor.

Pelit Çikolata Müzesi
Tüm eserlerin çikolatadan yapıldığı bu müzede çikolata şelalesinden, Nuh’un Gemisi’ne, çikolatanın tarihini anlatan tablolardan, Sultan Ahmet Cami’ne, Kız Kulesi’nden Galata Kulesi’ne, Atatürk büstünden, Osman Hamdi Bey’in meşhur Kaplumbağa Terbiyecisi tablosuna pek çok eser sergileniyor.
Hollanda Amsterdam Peynir Müzesi
Amsterdam’ın kuzeybatısında bulunan Alkmaar kentinde dolaşırken, yerlerde üst üste dizili sarı tekerlek şeklinde peynirleri görürseniz yadırgamayın. Bunlar, inek sütünden yapılan geleneksel Hollanda peynirleri ‘Gouda’. Amsterdam’ın ünlü peynirleri üretim evlerinde hazırlandıktan sonra, en büyük peynir marketi Alkmaar’a getiriliyor. Beyaz gömlekli ve yöresel şapkalı, ‘peynir taşıyıcıları’ ise tekerlek gibi görünen peynirleri buraya taşıma işlemini üstleniyor.
Yıllardır değişmeden süregelen bir işlem bu Hollandalılar için. Bunu ayrıntılı olarak görmek ve öğrenmek istiyorsanız, 1982 yılında kentteki tartım evine açılan müzeyi gezebilirsiniz. Peynir Müze’sinde, peynir ve tereyağı yapımı hakkında bilgi edinmenin yanı sıra 16’ncı yüzyıl Hollanda kadınlarının giyim tarzı hakkında fikir sahibi olabileceğiniz 24 portre mevcut. Müzeyi gezdikten sonra yapımını da öğrenmiş olduğunuz ‘Gauda’dan almayı unutmayın!

İsveç/Malmö İğrenç Yemekler Müzesi
İsveç’te açılan bu müzenin ismi “Disgusting Food Museum”, yani “İğrenç Yiyecekler Müzesi”. Hadi canım sende diyorsanız, yanılıyorsunuz, zira tüm yiyecekler kokuları, tatları, görüntüleri ve hatta malzemeleri sizi iğrendirebilir. Toplam 80 yiyeceğin sergilendiği müzede Meksika’dan Japonya’ya, Çin’den İtalya’ya kadar uzanan dünya mutfaklarından özel yemekler var.
Kokusuyla ziyaretçilere şok yaşatan çiğ etlerden ayakkabı köselerine dönmüş peynirlere, kurbağalı kokteylerden farklı hayvanların büyük ihtimalle asla yemeyi düşünmeyeceğiniz uzuvlarına kadar birçok yiyecek var bu müzede. Serginin küratörü Samuel West ve maalesef bizim Şalgam Suyu ile İran’a özgü diye adlandırdığı KellePaça’da sergi eserleri arasında yer alıyor. Bu müze aynı zamanda yılda bir ya da iki kez başka ülkelere taşınmasıyla gezici bir müze hüviyetine de bürüyor.

ABD/Virginia Yanmış Gıda Müzesi
Müze fikri, 1980’lerin sonuna doğru, küratör Deborah Henson-Conant’ın elma suyunu ısıtırken, uzun bir telefon görüşmesi yapıp, döndüğünde karşılaştığı ilginç tablo sonucu oluşmaya başlamış. Dibi tutmuş elma suyuna zamanla fırında unutulan pizzalar, tavada kararan patatesler eklenmiş.

Müzenin konsepti ise ‘Önce ve Sonra’. Yemek yapmaya başlamadan önceki gıdalar ve kaza sonucu yanan yemekler yan yana sergileniyor. Müzenin mottosunu unutmayın: “Müze stili yemek pişirmek istiyorsanız, ocağı kısık ateşte bırakıp, uzun bir uykuya dalın."

ABD/Minnesota, Austin Spam Müzesi
Aslında ‘Spam’ (Shoulder Pork Ham) bizim yabancı olduğumuz bir yiyecek türü. Ama tütsülenmiş konserve domuz jambonu, Amerikalıların sevdikleri sandviçlerin vazgeçilmez bir parçası. Hatta 36 kilogram jambonu 12 dakikada yemek gibi kendilerine ait rekor denemeleri bile var. Spam’in üretici firması Hormel, ilk kez 1991 yılında yerel bir alışveriş merkezinde küçük bir müze açma fikri geliştirdi. Yoğun ziyaretçi ilgisiyle karşılaşınca, 2002 yılında, Amerika’nın Minnesota eyaletinde bulunan 1.500 metrekarelik Spam Müzesi’ni açtı. Müze, ziyaretçileri çocukluk günlerine götürüyor. Burada eski reklam afişleri, videolar, konserve jambonun İkinci Dünya Savaşı’na dayanan tarihi hakkında bilgilere rastlamak mümkün.
Girişte lobide bulunan 3 bin 900 adet spamdan oluşan duvar ise görülmeye değer. Müze içinde yer alan dükkândan acılı, sarımsaklı, peynirli ve baharatlı çeşit çeşit konserve jambonu satın alabilirsiniz.
ABD/Wisconsin Hardal Müzesi
1980 yılında taraftarı olduğu Red Sox baseball takımının dünya serisi maçını kaybetmesi sonucu, Barry Levenson teselliyi bir koleksiyonda buldu. “Maçı kaybettiğimiz akşam markette dolaşırken hardalların önünde bir an durdum ve bana bir şey anlatmaya çalışıyorlardı” diyen emekli Bölge Savcı Yardımcısı Barry Levenson, o günden sonra hardal koleksiyonu yapmaya başladı. Vaktinin çoğunu, dünyanın dört bir yanında gezerek ve çeşitli hardalları toplayarak geçiren Levenson, 1992 yılında Wisconsin eyaletinde kendi Hardal Müzesi’ni açtı.
Bölge sakinlerinin ve ziyaretçilerin yoğun ilgisi üzerine, her yıl ağustos ayının ilk cumartesi günü kentte ‘Ulusal Hardal’ günü olarak kutlanıyor. İlk yıllarında birkaç kavanoz hardal ile açılan müzede, bugün 60 farklı ülkeden 5 bin 500 farklı hardal çeşidini bulmak mümkün. Ziyaretçiler ise geniş koleksiyonu gezip, hardal hakkında bilgi edindikten sonra, müzede bulunan gurme dükkândan, acı, tatlı yüzlerce çeşit arasından hardalları tadarak, satın alabiliyor.

Almanya/Berlin Currywurst Müzesi
Domuz sosisi currywurst, patates kızartması ve bira… Berlinlilerin vazgeçilmez üçlüsü… Almanya’nın başkentinde ellerinde currywurst ile gezen insanları görmek şaşırtıcı değil. Sosis yüzyıllardır var; ama Alman Herta Heuwer, ketçap ve köri ile servis edilen kızarmış domuz sosisi ‘currywurst’u, 1949 yılında yarattı. Müze, 2009 yılında, Almanların ulusal yemeğinin 60’ıncı yılını kutlamak için Berlin kentinde açıldı. Müzenin içerisinde her şey sosis üzerine tasarlanmış. Sosis barı, üzerine koyabileceğiniz sos türleri ve en çarpıcısı ise sosis koltuğu. Müze ziyaretçileri currywurst’un pişerken çıkardığı sesi dinleyebiliyor ve yiyeceğin tarihini öğrenebiliyor.

ABD/Newyork Jöle Müzesi
Victoria döneminin sofralarını süsleyen, şekilden şekile girebilen ve Amerikalıların vazgeçemediği tatlı: jöle. Karaft yemek firması “Midenizde jöleye her zaman yer vardır” kampanya sloganı ile piyasaya çıktığında, milyonlara bu sloganı ezberleteceğini elbette bilmiyordu.
Kırmızı, yeşil, sarı, mavi her renk ve şekle girebilen, hatta alkol katıldığında ‘shot’ bile yapılabilen tatlının, New York’taki Le Roy bölgesinde, jölenin ilk üretildiği yerde, ‘kentin tarih topluluğu’ tarafından kurulan müzesi bile var. Müze, klasik Le Roy evlerinin içerisinde yer alıyor ve sizleri jölenin tarihi yolculuğuna çıkartıyor. Jöle için çekilmiş reklam filmlerini izleyebilir, bu muhteşem tatlıdan tadabilirsiniz. Giriş bölümündeki gerçek beyin görünümünden hiçbir farkı olmayan jöle, sizi korkutmasın. Ne de olsa o sadece bir tatlı.

Fransa/Loire Vadisi Mantar Müzesi
Mantar deyip geçmeyin! İki ile dört bin euro arasında değişsen fiyat aralığı ile Fransa Alplerinde çıkarılan ‘Truffe’ mantarı ‘dünyanın en pahalı gıdaları’ arasında yer alıyor. Hal böyle olunca, mantar da Fransızlar için ayrı bir kültür olarak sayılıyor. 1987 yılında kurulan Paris’e 200 metre uzaklıktaki, ‘Musée du Champignon’ (Mantar Müzesi) da bunun en iyi kanıtı.
Müze ziyaretçileri mantar yetişmesine elverişli mağaralarda gezerken, çeşitli mantarlar hakkında bilgi edinip, mantar yetiştirme hakkında özer bilgilere sahip oluyor. Müzede kültür mantarlarının yanı sıra, yenilebilen yabani mantarlar ve zehirli mantarlarla beraber yüzlerce mantar bulunuyor.

İtalya/Liguira Zeytinyağı Müzesi
Zeytin ve zeytinyağı için bir müze yapılacak olsa, bunun için en doğru yer, zeytin ağaçları ile meşhur İtalya olurdu. Nitekim 1992 yılında kuruldu da. ‘Musee dell Olivo’, ziyaretçilere zeytin ağaçlarının tarihinden başlayarak, zeytinlerin yetişmesi ve zeytinyağının yapımına kadar muhteşem bir görsel şölen sunuyor. İç mekânın yanı sıra, müzenin dışarısında da zeytinyağı oluşumunda kullanılan değirmenlerin bilgilerine sahip olmak mümkün. Müzede İtalya’nın yanı sıra zeytinyağı ile meşhur İspanya ve Yunanistan hakkında da bilgi edinebilirsiniz.

Japonya/Yokohama Noodle Müzesi
Japon mutfağının vazgeçilmezi, bizim makarnalarımızdan pek de farkı olmayan ‘noodle’ kaplara gireli 30 yıl oldu. Sadece sıcak suyla üç dakikada leziz bir noodle yemeğine dönüşen ‘cup noodle’ ilk kez 1971 yılında Nissin firması tarafından geliştirildi.
Ayn firma, ‘noodle’lerin yüzlercesinin bir arada bulunduğu Noodle Müzesi’ni, Tokyo’dan trenle 30 dakika uzaklıktaki Yokohama kentinde açtı. Müze ziyaretçileri, gezileri sırasında ‘noodle’ tarihi hakkında fikir sahibi olurken, dev noodle kaplarının içlerinde noodle’ın yapımı hakkında da bilgiler ediniyor. Çocuklar için ise interaktif uygulamalar mevcut. Siz müzeyi zevkle gezerken, çocuklarınız aşçılardan noodle yapımını öğrenecek.

ABD/Idaho Patates Müzesi
Böyle bir araştırma var mı bilmiyoruz, ama sanırız en fazla yemek çeşidi patatesle yapılabilir. Patates püresi, patates kızartması, patates cipsi diye uzayıp giden bir liste bile yapabilirsiniz. Patates ile özdeşleşmiş şehir ise Amerika’nın Idaho eyaleti. Bunun sebebi de Snake Nehri’nin patates yetiştirmeye elverişli coğrafyası. 2002 yılında açılan Idaho Patates Müzesi’nde ziyaretçilere bu coğrafya hakkında bilgiler ve patates hakkında öğrenmek istedikleri her türlü ayrıntı veriliyor: Patatesin yetiştirilmesi, toplanması ve 1800’lü yıllarda ilk yetiştirilen patates dâhil.

İtalya/Castelnuovo Rangone Şarküteri Müzesi
Yemek kültürü denilince ilk akla gelen ülkelerden birisi hiç kuşkusuz İtalya. Et ve et ürünlerinin oldukça rağbet gördüğü ve şarküteri geleneğinin önemli yer tuttuğu ülkede şarküteri müzesi olması hiç şaşırtıcı değil. Castelnuovo Rangone kasabasında, Felino Kalesi’nin mahzenlerinde yer alan üç katlı ‘The Museum of Salame’, farklı bir deneyim yaşamanız için ideal.

Beş farklı ünitesi olan müzede sergilenen fotoğraf ve materyaller sosis, salam gibi çeşitli şarküteri ürünlerinin tarih içindeki yolculuğuna tanıklık etmemizi sağlıyor. Dileyen ziyaretçiler, eski üretim tekniklerinden günümüze kadar nelerin değiştiğini öğrenmek için çeşitli film ve belgeseller izleyebiliyor. Dileyenler dünyaca ünlü ve leziz İtalyan salamlarının geleneksel yöntemlerle nasıl yapıldığına tanıklık edebiliyor.
Yazar: Erdal İpekeşen












