
Ormanın ötesindeki topraklar: Transilvanya Yolu
Bu yaz çok merak ettiğim bir rotada uzunca bir zaman gezme fırsatına sahip oldum. Doğuda Karpat Dağları ile sınır komşusu olan, kelime olarak ‘Ormanın Ötesindeki Topraklar’ anlamına gelen Transilvanya’nın, dünya genelinde hem çok ünlü hem de fazlasıyla gizemli rotası ve şirin köylerini gezdim, gördüm ve keşfettim.
Gezerken ve sonrasında da İstanbul’a döndüğümde fark ettim ki, bu güzel rota ve bu şirin köyler ülkemizde de çoğunlukla bilinmiyor. Açıkçası ben gezip gördükten sonra Transilvanya Yolunun dünyanın en güzel bölgelerinden biri olduğuna karar verdim. Transilvanya yolunda geleneksel yemeklerden geniş dağ sıralarına, yerel halkın misafirperverliğinden ruhunuzu besleyecek ve kendinizi evinizdeymiş gibi hissetmenizi sağlayacak her şeyi bulmanız mümkün. Transilvanya aynı zamanda inanılmaz derecede şefkatli, güler yüzlü, nazik ve yardımsever insanlarla da dolu.

Romanya’nın merkezinde yer alan, etrafı efsaneler ve batıl inançlarla çevrili tarihi bir bölge burası. Transilvanya’ya gitmeden önce, Avrupa’nın el değmemiş bir versiyonunu deneyimleyeceğiniz için kalp atışlarınızı hızlandıracak bir yer olduğunu fark etmeniz çok önemli bence. Orta Çağ’dan kalma kasabaları, muhteşem kaleleri ve büyüleyici Karpat Dağları ile Doğu Avrupa’nın en güzel ve aynı zamanda en tarihi bölgelerinden birini anlatmak istiyorum sizlere bu yazımda...
Zamanda yolculuk gibi
Transilvanya yolunda, sert ağaçlı ormanlar, yemyeşil meralar ve kır çiçeği çayırları da bulacaksınız. ‘Avrupa’nın son gerçek Orta Çağ manzarası’ olarak tanımlanan Transilvanya’yı dolaşırken, sanki 100 yıl geriye gitmişsiniz gibi hissediyorsunuz. At arabaları toprak yollarda sakin bir şekilde ilerlerken, yerel kıyafetli çobanlar sürülerini otlatıyor ve köylüler güneş ışığında saman yapıyor. Bu muhteşem köyleri, kasabaları ve dahası ormanların içinden geçen romantik yolları keşfetmek istiyorsanız mutlaka bir araba kiralamanızı öneriyorum.
Türkiye’den Transilvanya yoluna ulaşabilmeniz için, Romanya başkenti Bükreş’e inmeniz gerekiyor, tabii burada şunu da belirtmem lazım, ben Bükreş’i de çok ama çok sevdim, gezecek, görecek o kadar çok şey vardı ki, bizim ne yazık ki zamanımız hakkıyla gezmeye yetmedi. Romanya’ya gitmek sadece Bükreş’i ziyaret etmekten çok daha fazlası, bu yazımda sizlere detaylarını vereceğim Transilvanya’yı keşfetmek, bu bölgeyi sadece gezmekle kalmayıp ona tamamen aşık olacağınızı hissettirecek bir deneyim olacaktır, bundan emin olabilirsiniz.

Transilvanya gelenekler açısından başkent Bükreş’ten daha zengin, birçok tarihi şehirle çepeçevre kuşatılmış, yeşilin bin bir tonu var ve soluduğunuz hava başkenttekinden çok daha temiz ve saf. Her gezginin ve aynı zamanda tarih meraklılarının listesinde yer alacak kendine özgü kiliseleri, Sakson köyleri, rengarenk sokakları ve Orta Çağ mimarisini bu bölgede bolca görmeniz mümkün. Ancak eğer siz aynı zamanda doğayı da tercih ediyorsanız; yürüyüş botlarınızı giyebilir ve hayatınızda bir kez yaşanacak bir deneyim sunan Karpatlara meydan okuyabilirsiniz. Transilvanya her türden gezgine ev sahipliği yapıyor ve herkese kucak açıyor. Transilvanya ve Romanya turistler arasında her geçen gün daha da fazla popülerlik kazanıyor. Bu masal diyarı hakkında daha fazlasını öğrenmeye hazırsanız okumaya devam edin.

Transilvanya nerede?
Transilvanya, Romanya’nın dağlarla, ormanlarla, Orta Çağ’dan kalma Sakson şehirleriyle çevrili en büyük bölgesidir. Transilvanya, iki tarafı Karpat Dağları ve bir tarafı Apuseni Dağları (Batı Karpatlar) ile sınırlanan bir platodur. Birçok kişi Transilvanya’nın Macaristan’a mı yoksa Romanya’ya mı ait olduğunu her zaman merak ediyor. Bu soruya kısaca, tarih boyunca farklı zamanlarda her iki ülkeye de ait olduğu şeklinde cevap vermek en doğrusu.
Transilvanya bugün Romanya’da bulunuyor ancak Birinci Dünya Savaşı’ndan önce, Macar Krallığı’na aitmiş ve Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun bir parçasıymış. Macarca konuşma kılavuzu mutlaka işinize yarar. Macarca, Doğu Transilvanya’daki ana dillerden biri olarak kabul görmüş. Ayrıca Miercurea-Ciuc, Târgu Mureş ve Cluj-Napoca gibi şehirlerde yaygın olarak konuşuluyor çünkü bu şehirler, Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Romanya ile birleşene kadar 1000 yıldan fazla bir süre Macaristan’a dahilmiş.

Transilvanya'ya nasıl gidilir?
Transilvanya, Bükreş, Budapeşte ve Belgrad’a eşit mesafede. Budapeşte ve Bükreş’ten Transilvanya’ya ulaşmak oldukça kolay ancak Belgrad’dan itibaren işler biraz daha zorlaşabiliyor. Sibiu ve Cluj da dahil olmak üzere Transilvanya’da çok sayıda uluslararası havaalanı bulunduğundan, Avrupa’nın başka yerlerinden de sıklıkla uçuş bulabilirsiniz. Biz önce Bükreş’e uçup orada 3-4 gün gezdikten sonra bir araba kiralayarak Transilvanya’ya gittik ve sonra yine Bükreş’e dönüp İstanbul’a uçuş yaparak gezimizi sonlandırdık.
Ne zaman ziyaret etmeli?
Transilvanya platosunun iklimi, deniz seviyesinden ortalama 400 metre yüksekte olan rakımından dolayı, Romanya’nın diğer bölgelerine göre her mevsim biraz daha serindir. Transilvanya’yı ziyaret etmek için “en iyi zaman şu zamandır” diye bir şey söylemem pek doğru olmaz, çünkü her mevsimin size sunabileceği birçok farklı şey bulunuyor. Her şey sizin tatil anlayışınıza ve elbette kişisel tercihlerinize bağlıdır. Transilvanya’da her yıl dört ayrı mevsim yaşanır.
Bununla birlikte, Transilvanya’ya seyahat etmek istediğiniz yılın zamanına bağlı olarak programınızı iyi yapmanızda fayda var. Transilvanya yazları hava sıcak olmasına rağmen, yeşilliklerin içinde asla bunalmazsınız ve hiç nem olmamasından dolayı, ziyaret etmek için harika bir zaman olduğunu söyleyebilirim. Özellikle konser ve festival sever bir gezginseniz, bu bölgede yaz aylarında hemen hemen her köyde farklı bir festivale denk gelme ihtimaliniz yüksek. Transilvanya’da sonbahar ise fazlasıyla muhteşem, özellikle fotoğrafçılar için!
Özellikle sonbahar, Cadılar Bayramı döneminde, Drakula’nın Şatosu’nun Brașov’un hemen dışında yer aldığı Bran’ı ziyaret etmek için harika bir zaman. İyi organize edilmiş bir maskeli balo partisi olan Bran Şatosu Cadılar Bayramı partisine gitmenizi tavsiye ederim. Bran Şatosu, Drakula Şatosu’nun resmi adıdır, dolayısıyla bunun hem ürkütücü hem de bir o kadar da eğlenceli bir Cadılar Bayramı olacağından emin olabilirsiniz. Drakula’yı, çorba mevsimini ve Bran Şatosu’nda parti yapmayı seviyorsanız, Transilvanya’yı ziyaret etmek için en iyi zaman sonbahar mevsimidir. Kışı sevenler, kar sporları tutkunları veya Noel Pazarı sevenlere ise, Transilvanya’yı ziyaret etmek için en iyi zaman kış mevsimidir. Özellikle dağlarda, ilk taze kar örtüsü zemini kapladığından Transilvanya bir sihir duygusuyla doludur.
Kayak veya snowboard yapmak veya küçüklerin kızaklarına binmeleri için tonlarca kar tatil yeri alanı vardır. Sibiu, tüm Avrupa’daki en büyülü Noel pazarlarından birine sahiptir ancak hazır bu bölgeye gelmişken, Brașov ve Timișoara’nın da ziyaret etmeye değer Noel Pazarlarını görmenizi tavsiye ederim. Bir tablodan çıkmışçasına nefis fotoğraf çekimleri yapmak istiyorsanız, daha yükselere dağlara, Mărișel Köyü’ne gitmeyi rotanıza alabilirsiniz. Karda at arabasıyla gezebileceğiniz Cluj-Napoca’dan ve hatta Alba Iulia’dan günübirlik kolay bir gezi planı da yapabilirsiniz.
Nerede kalabilirsiniz?
Transilvanya’yı keşfederken nerede kalabileceğinize gelince, kentsel mi yoksa kırsal bir deneyim mi aradığınıza bağlı olarak değerlendirebileceğiniz pek çok seçenek var. Transilvanya, Karpatlar’ın içindeki tüm bölgeye ev sahipliği yapsa da en popüler şehirler Sibiu, Sighisoara ve Brasov arasında bir üçgen oluşturuyor.
Sibiu'da kalın, her yere eşit mesafede olun
Sibiu, evdeymiş gibi paylaşılan tüm festivaller, gelenekler ve kültür nedeniyle Transilvanya’nın kalbi olarak biliniyor, aynı zamanda daha önce bahsettiğim şehirlerden herhangi birine veya başka bir yere günübirlik geziler planlayabileceğiniz şehirlerden biri.
Braşov'da konaklayın, yeşilin ve tarihin güzelliklerine doyun
Braşov, ünlü Bran Şatosu’na ve vampir efsanelerine en yakın olanı ancak aynı zamanda Romanya’nın en çok ziyaret edilen şehrini de temsil ediyor. Brasov’a yolunuz düşerse şehrin tam ortasında yer alan, 700 yıllık muhteşem bir şaheser olan Kara Kilise’yi gezin, bayılacaksınız. Ardından Braşov’un Avrupa’da eşi benzeri olmayan en dar caddesi olan The Rope Street’te yürüyüşe çıkabilirsiniz ve bu Orta Çağ şehrinin muhteşem manzarasını hayranlıkla izlemek için Tampa Dağı’nın zirvesine teleferikle çıkabilir ve tepede kahvenizi Braşov’un muhteşem manzarasına doğru içebilirsiniz.

Sighisoara'da Orta Çağ'dan kalma konaklama deneyimi yaşayın
Sighisoara kartpostalları hak eden şehirlerden biri, gerçek bir Orta Çağ deneyimi yaşamak istiyorsanız, Sighisoara bunun için en doğru şehirdir. Zengin renklere ve dar sokaklara sahip olan, Avrupa’da hâlâ yaşanılan birkaç Orta Çağ kentinden biridir. Mimarisi, çevresindeki doğası ve coğrafi konumu nedeniyle şehir, 19. yüzyıldan beri “Transilvanya’nın İncisi” olarak adlandırılıyor. Üstelik tarih ve gelenekler açısından çok zengin, küçük bir şehir; ister müzeler, kuleler, kaleler, anıtlar, kiliseler, isterse de günlük hayattan bahsetmek gerekirse, tarihin her yerde paylaşılan nadir ve benzersiz kısımlarını burada görme şansına sahipsiniz, hatta uzun süredir yok olan loncaların evleri bile burada hala ayakta duruyor.
Sighisoara’yı ziyaret ederken, 1642 yılında inşa edilen ve 300 basamaktan oluşan okul merdivenlerini yürümeyi unutmayın. 1849’daki geçirdiği büyük restorasyondan sonra, bugün okula ve Tepe Kilisesi’ne giden merdivenlerde yalnızca 175 basamak bulunuyor. Bir sonraki durağınız Saat Kulesi olmalı. Bu kule,Transilvanya’daki askeri mimarinin en etkileyici anıtlarından biridir. “Gece ve Gündüz”ün kendine özgü bir yorumu olan kule aynı zamanda şehrin en eski müzesidir. Kulenin tepesinde farklı ülkelere yön veren tabelalar ve renkli şehrin güzel bir resmini bulabilir ve nefis fotoğraflar çekebilirsiniz.

Transilvanya kırsalında konuk evlerinde kalın
Kalabalık şehirlerden ve trafik gürültüsünden uzakta, kendinizle daha fazla vakit geçirmekten hoşlanıyorsanız, Transilvanya’daki köylerin çoğunda, bolca anı yaratabileceğiniz konuk evleri açısından birçok seçeneğin bulunduğunu unutmayın. Köylerdeki yerli halk, iyi kalpli olmaları ve turistlere ipuçları vererek, efsaneleri paylaşarak veya geleneksel mutfaklardan bazılarını sunarak yardımcı olmak için her zaman ellerinden gelenin en iyisini yapmalarıyla tanınırlar, bu yüzden her şey sizin tercihlerinize bağlıdır.

Rotanız nasıl olmalı?
Transilvanya’nın en büyük, en havalı, en hareketli, bilişim teknolojilerinin kalbi ve üniversite şehri, aynı zamanda Transilvanya’nın resmi olmayan başkenti Cluj - Napoca şehriyle turunuza başlayabilirsiniz. Aziz Michael Kilisesi gibi tarihi yerleri bulmanın yanı sıra bu şehir eğlence dolu ve ne kadar modern olduğuna hayran kalacaksınız. Piata Mare (Büyük Meydan) ve Piata Mika’dan (Küçük Meydan) oluşan bohem Eski Kenti ve Romanya’da kış geldiğinde en iyi Noel pazarıyla çok kültürlü ve sanatsal şehri Sibiu’ya geçebilirsiniz.
Piata Sfatului (Eski Şehir) ana meydanı üzerinde yükselen Güneydoğu Avrupa’nın en büyük Gotik Kilisesi olan Kara Kilisesi ve çok sayıda iyi korunmuş savunma duvarı ile Orta Çağ’dan kalma rahat Braşov’a uzanabilirsiniz. Burada, yakınlarda kayak yapmak ve snowboard yapmak için pek çok küçük köy bulacaksınız. Orta Çağ’dan kalma küçük bir müzeyi andıran ünlü Sighisoara Kalesi ve 1350’den kalma etkileyici Saat Kulesi ile Romanya’nın kalbindeki küçük Sighisoara Kasabasına geçebilirsiniz. Eğer büyük ve turistik şehirleri ziyaret etmek istiyorsanız; Brasov, Sibiu, Cluj-Napoca, Oradea ve Timisoara ki buralar aynı zamanda Romanya’nın en güzel şehirleri bence, buraları rotanıza alabilirsiniz.

Daha az popüler olan Medias, Sebes, Bistrita ve hatta Targu Mures gibi küçük kasabaları da bence gözden kaçırmamanızda fayda var çünkü bunlar aynı zamanda Orta Çağ mimarisi, büyük kasaba meydanları ve küçük müzeleriyle Sakson mirasının temsilcisi olarak yaşamaya devam ediyorlar. Turistik mekanlara ve ziyaret edilecek yerlere günübirlik geziler yapmak istiyorsanız; Bran Kalesi, Corvin Kalesi, Sighisoara Kalesi, Rasnov Kalesi, birbirinden özel mimariye sahip kiliseleri olan Sakson köyleri, Transfagarasan Otoyolu’nu rotanıza alabilirsiniz. Transilvanya’da popüler olan harika şeyler ve turistik aktiviteler yapabilirsiniz. Karpat Dağları’nda yürüyüş yapabilir, ormanda turlara katılabilir, tarımsal turizm deneyimi yaşayabilirsiniz.
Nereleri gezelim, nerelere gidelim?
• Transilvanya’da yapılacak şeyler denildiğinde çoğu zaman aklınıza tüyler ürperten Kont Drakula hikayeleri gelse bile burada karanlık ormanlar, perili kaleler ya da herhangi bir efsanevi yaratık bulmanız güç. Bunun yerine, insanların huzur içinde yaşadığı, doğanın gizemiyle kaplı bir masal diyarını keşfedeceksiniz. Transilvanya sadelik, eşsiz doğa, zengin tarih, etkileyici kültür ve hepsinden önemlisi geleneklerine sıkı sıkıya bağlı bir bölge. Avrupa’nın en güzel köylerini ve önemli Orta Çağ şehirlerini keşfedebileceğiniz yer burası. Gelenekseli yeni ve modernle harmanlama sanatı bu bölgeyi Avrupa genelinde benzersiz kılıyor. Beklediğinizden daha çok, örneğin birkaç yüz kaleyle, kendinizi bir prens veya prenses gibi hissetmek istiyorsanız, Romanya’dan daha iyi bir yer olamaz. Tarih hayranıysanız Transilvanya tam size göre bir yer. Pek çok kalesi UNESCO Dünya Mirası statüsüne sahip olan ve eşsiz köyler, büyülü manzaralar ve çarpıcı mimariyle çevrili olan bu bölgede. Transilvanya’daki en ikonik kalelerden bazıları hakkında sizlere biraz bilgi vermek istiyorum.

• Bran Kalesi hiç şüphesiz Transilvanya’nın en ünlü simgesidir bu nedenle Bran Şatosu’nu ziyaret etmek her zaman Transilvanya’da yapılacak en iyi şeyler arasındadır, farklı türden bir müzeyi keşfetmek ve Vlad’ın tarihini öğrenmek için harika bir fırsat yaratır. Kale, Bram Stoker’in Romanya prensi Kazıklı Voyvoda’dan ilham alan kurgusal bir karakter hakkındaki Drakula romanı sayesinde oldukça popüler hale geldi. Ve 1992 yapımı klasik Hollywood filmi Dracula, burayı ana akım şöhrete kavuşturdu ve onu Romanya’nın bir numaralı turistik mekânı haline getirdi. Bran’da bulunan bu kale, Romanya’nın en çok ziyaret edilen kalesidir ve Braşov, Bükreş ve Sibiu’dan günübirlik gezilerle ulaşılabilir. Brasov’a 30 km uzaklıkta, Transilvanya ve Muntenia sınırında heybetli bir şekilde yüzyıllardır yerinde duruyor. Bucegi Dağları’nın eteğindeki dramatik manzaralar ve ormanlık alanlar içindeki bir dağ sırtının üzerinde yer alan, sert görünümü ve tehditkâr kuleleri ilk bakışta sizi etkisi altına alıyor ve bu etkiden kaleyi gezdiğiniz süre boyuna hiç çıkamıyorsunuz.
Dağ geçişini işgalcilere karşı savunmak için 700 yıl önce stratejik bir kale olarak inşa edilen kalenin kendine has büyüleyici bir tarihi var. Odaları oldukça sade ve hem dar hem de koridorları ve merdivenleri zaman zaman insana korku salıyor. Orta Çağ’dan itibaren rolünü ve önemini kaybeden Bran Şatosu, 1920 yılında Kraliyet Ailesi’ne bağışlanana kadar adeta terk edilmiş durumdaymış ancak bir süre sonra herkesi şaşırtarak Kraliçe Marie’nin Transilvanya’daki en sevdiği yer haline gelmiş. Kraliçe, kaleyi o zamanların en güzel sanatsal zevkiyle restore edip dekore ederek ona yeni bir hayat vermiş. Böylece bu muhteşem kale kraliyet ikametgahı haline gelmiş. Kale, Vlad Tepesi etrafında inşa edilen Drakula Efsanesi nedeniyle Avrupa’nın en korkutucu destinasyonlarından biri olarak kabul ediliyor. Ancak binanın konumu ve güzelliği dikkatinizi daha fazla çekecek emin olabilirsiniz.
• Bran Kalesi’nin en büyük rakibi, Huniazilor kalesi olarak da bilinen Corvin Kalesi’dir ve 5 yüzyılı aşkın süredir Transilvanya’nın bilinen en gotik şaheseridir.
• Kuzeyde, Cluj Napoca yakınlarında, Bontida Köyü’nde bir başka ünlü kale bulacaksınız: Banffy Kalesi. Son birkaç yılda burada düzenlenen “Elektrik Kalesi Festivali” nedeniyle oldukça popüler hale gelmiş durumda. En parlak döneminde Transilvanya Versailles’ı olarak kabul edilen Bánffy Kalesi, 16. yüzyıldan itibaren kademeli olarak inşa edilmiş ve son görünümünü 19. yüzyılda kazanmıştır.
• Sighisoara Kalesi ve olağanüstü Viscri Köyü: İzole ve uzak konumuna rağmen Viscri, Kral Charles tarafından 2006 yılında keşfedildiğinden beri artık Romanya’nın en ünlü destinasyonlarından biri haline gelmiş. Kral Charles, Viscri’deki benzersiz yaşam tarzını korumak ve sürdürülebilir turizmi teşvik etmek amacıyla 18. yüzyıldan kalma bir Sakson evini satın almış ve restore ettirmiş. Arnavut kaldırımlı sokakları, rengarenk evleri, Saat Kulesi ve Kilise Tepesi ile burası Transilvanya’da rahatlıkla gezilebilir bir yer ve bence mutlaka rotanıza almanız gereken yerlerden biri. Köyün meşhur Sighisoara Kalesi ise Avrupa’nın en iyi korunmuş kalelerinden biri olup, geçmişi 13. yüzyıla kadar uzanan ve insanların hala yaşadığı yerlerden biri.
• Alba Iulia Kalesi: Burası Romanya’nın 300 yılı aşkın süredir ayakta kalan en büyük kalesidir. Alba Iulia aynı zamanda şehrin kalbini de temsil ediyor. • Fagaras Kalesi, 16. yüzyılda yangınla yok olan bir kalenin kalıntıları üzerinde yükselmiş, Transilvanya’nın Güneydoğu yakasını olası saldırılara karşı savunurken görevini başarıyla tamamlamış bir kaledir.

• Hoia Baciu Ormanı. Açık havada benzersiz bir deneyim arıyorsanız Hoia Baciu Ormanı bu macera için bence mükemmel bir seçim. Hoia Baciu Ormanı, halihazırda “Hayalet Maceraları” ve “Hedef Gerçek” gibi pek çok paranormal belgesel TV programında yer aldı.
• Transilvanya’da eşsiz bir cazibe noktası arıyorsanız Turda Tuz Madeni de mutlaka listesinde olmalı.
• Transfagarasan Otoyolu, tablo gibi manzaranın içinden geçen heyecan verici bir yolculuk!Transfagarasan yılın sadece sıcak mevsimlerinde gezebileceğiniz yerlerden biri, 2.042 metre yükseklikte yer alıyor ve bulunduğu bölgede kış ve ilkbahar aylarında çok sayıda çığ meydana geliyor. Bu yol aslında Romanya’nın en yüksek dağlık arazilerinden bir kısmından geçen oldukça ünlü bir yol. Parkurun tamamı, neredeyse gerçek dışı güzelliklerle sizi sözsüz bırakacak sayısız manzaranın içinden geçerken benzersiz bir sürüş deneyimi sunuyor.
• Balea Gölü, Transfagarasan yolunda araba sürerken gözlemleyebileceğiniz pek çok turistik mekandan biri, ayrıca 2.000 metreyi aşan yüksekliklerde yürüyüş yapmak, buz tırmanışı yapmak, kayak yapmak ve hatta bisiklete binmek için de harika bir mekan. Transilvanya’da şifalı sularıyla ünlü çok sayıda tatil beldesi bulunuyor.

Lezzet önerileri
Bana göre bir yolculuğun en sevilen kısmı farklı yöresel yemeklerin tadına bakmaktır. Transilvanya’da çok çeşitli yemekler bulacaksınız. Bölgenin tamamı doğal olarak verimli topraklar ve güneş alan tepelerle donatılmış olduğundan, her şey fazlasıyla doğal ve aynı zamanda çok lezzetli. Transilvanya, kültürlerin ve kırsal çiftçilik ve kendi kendine sürdürülebilirlik geleneklerinin karışımıyla, lezzetli yemekleri ve şaraplarıyla ünlüdür. Romanya’nın geleneksel yemek ve ürünlerinin çoğu bölgeden geliyor ve bunlar yerel halk tarafından bile ünlü ve tercih ediliyor. Geleneksel bir Rumen yemeği her zaman bizdeki mezelere benzeyen atıştırmalıklarla ve çorbayla başlıyor.
Mezeler çok lezzetli, kırmızı biber, domates, patlıcan veya fasulyeden yapılan ağız sulandıran zacusa’yı mutlaka denemelisiniz. Ayrıca patlıcan, mayonez ve taze soğandan yapılan patlıcan salatasına da midenizde yer açmaya çalışın derim. Sibiu bölgesi özellikle ürünleri (peynir, taze ekşi krema, kurutulmuş etler, salam ve reçeller) ve tipik yemekleriyle oldukça ünlü ve bu nedenle 2019 yılında Avrupa Gastronomi Bölgesi unvanına layık görülmüş ve bu unvanının hakkını vermeye devam ediyor.
Şehirde ve yakındaki turistik köylere (Marginimea Sibiului denir) günübirlik gezilerde çok sayıda küçük, eski tarz gıda üreticisi veya geleneksel yemekleri modern bir dokunuşla yeniden yorumlayan genç şeflerin olduğu popüler restoranlar bulabilirsiniz. Yerel halk uzun yıllardır, ev yapımı, organik, ‘yerel satın alma’ ve küçük üreticileri desteklemeyi sürdürüyor; bu da bölgedeki yemekleri gerçekten oldukça lezzetli kılıyor. Sibiu’da bu konuda bilinen birçok restoran bulunuyor.
Transilvanya’da şarap tadımı gezisine de katılabilirsiniz. Transilvanya’nın merkezinde üzüm bağları için çok sayıda şarap imalathanesi bulunuyor. Transilvanya’daki lokal halk, yemeğe geleneksel olarak erikten yapılan ateşli bir brendi olan bir parça palincă ile başlamayı çok seviyor. Oda sıcaklığında servis ediliyor ve yanında mutlaka geleneksel doyurucu bir Noroc ile getiriliyor. Yazın sıcağında bile saçlarınızın hafif bir rüzgâr esintisinde uçuşmasını ister misiniz? Ya da bir anda karşınıza çıkacak yüzyıl öncesinden kalma, zamanın durduğu bir köyde tertemiz bir havayı solumak? Çarpıcı dağ manzaralarına karşı yemyeşil bir ormanın içinde günü bitirmek… Eğer bunlardan bir tanesi dahi ilginizi çekiyorsa, o zaman Transilvanya’yı rotanıza alın derim. Hani anlatılmaz yaşanır denir ya bazı yerler için işte Transilvanya benim için tam olarak öyle oldu…
Yazı: Nilay Karagülmez Abamor












