Haber kapak görseli
Genel
5 dk okunma süresi
Pozitif

Tesadüf mü, kısmet mi? Hayatın görünmeyen planına yolculuk

İçeriği Paylaş

Bir işin kısmet olması ya da olmamasının ardındaki mekanizma nedir? “Kısmet” odur ki; bir tanesinin “sebepsizce” dişi ağrır, biri cüzdanını evde unutur, bir diğeri durup dururken nazik bileğini incitir, bir şaşkının yanlış telefonu arayacağı tutar...

Yazı: Erhan Kolbaşı

Adva’nın banka hesabında bin bir zorlukla, bin bir çabayla, alın teriyle, gözyaşıyla biriktirdiği (X) TL vardır. Adva bu parayla alabileceği, yüzüne bakılır, akmaz, kokmaz, çalıştığı ofise yakın, 2+1, sade bir evi umutsuzca aramaktadır. Bu sırada, aynı bölgede oturan, ev sahibi “Bay (Ö)” sade, temiz ve 2+1 evine, 2(X) bedelle acil bir alıcı aramaktaysa da, Güney sahillerinde bulduğu ve emekliliğinde üzerine ev yaptırıp yerleşme hayali kurduğu bir arsayı geç kalmadan satın alabilmek için, evini (X) bedelle dahi derhal satmaya hazırdır. Engelliler Okulu’nda öğretmen olan Bay (Ö), yıllarını, engelli çocukları yaşama kazandırmaya, onları geçerli bir meslek sahibi yapmaya adamış idealist bir eğitimcidir.

Zamanın akışı

Adva o gün saat 13.00’de emlakçı Bay (E) ile yapacağı görüşmeye hazırlanmaktadır. Aynı gün Bay (Ö), lise arkadaşı olan Bay (E)’yi, saat 14.30’da emlak ofisinde yarım saat kadar ziyaret edip bir acı kahvesini içecektir. Adva o günün sabahına keskin bir diş ağrısıyla uyanır. 20 yıllık vazgeçilmez diş hekimini arar. Diş hekiminin o günkü randevuları tamamen doludur. Adva ne yapması gerektiğini düşünürken diş hekiminin asistanı 5 dakika sonra Adva’ya cep telefonundan ulaşır ve saat 13.00’te gelmesi gereken hastanın ayak bileğini incittiği için randevusunu iptal ettiğini ve Adva’yı saat 13.00’te muayenehaneye beklediklerini söyler. Oysa Adva’nın aynı saatte emlakçı Bay (E) ile randevusu vardır. Bunun üzerine Adva hemen emlakçıyı arayarak randevusunu saat 15.00’e aldırır.

O esnada, lise arkadaşı Bay (E)’yi kahve içip sohbet etmek üzere saat 14.30’da kısa süreyle ziyaret edecek olan Bay (Ö) arabasıyla evden çıkmış, benzin ışığının yandığını fark ettiğinden, emlak ofisinin hemen yakınlarındaki bir benzin istasyonuna uğramıştır. Pompacı benzini doldurmuş, Bay (Ö) kasaya doğru ilerlemektedir. Elini ceketinin iç cebine atar, cüzdanının olması gereken yerde olmadığını panik içinde fark eder. Araca benzin konmuştur ama Bay (Ö)’nün cebinde metelik yoktur. Tam o anda, aynı yoldan geçerken kan şekeri düşen ve çikolata almak üzere benzin istasyonuna giren, Engelliler Okulu Müdürü Bay (M) meslektaşı Bay (Ö)’yü kasanın önünde, elleri başının üstünde, çaresizce etrafına bakarken görür. Yanına gider; “Hocam merhaba, bir sorun mu var?” diye sorar. Bay (M)’yi en çaresiz anında karşısında gören Bay (Ö) sevinç ve heyecan içinde içine düştüğü durumu anlatınca Bay (M) kendi kredi kartıyla hemen benzin bedelini öder. Bay (Ö) teşekkür ederek hemen oradan ayrılır ama bu olay ona 30 dakika kaybettirmiştir. Yine de emlakçı arkadaşını çok kısa da olsa görmek ister ve ofise gider. Saat 14.30 yerine 15.00’te ofise girer. Aynı anda, randevusunu saat 15.00’e ertelemiş olan Adva da ofise gelir.

Herkesin kesiştiği yerde…

Emlakçı Bay (E) her ikisini de kapıda karşılar ve birbirlerine tanıştırır. Bay (Ö) Adva’ya, ziyaretinin çok kısa olacağını, birazdan kalkacağını, emlak görüşmesini engellemek istemediğini söyler. Adva ise, sorun olmayacağını, bekleyebileceğini söyleyerek yanıt verir. Üçü birlikte oturdukları sırada Bay (E)’nin telefonu çalar. Telefonun diğer ucundaki kişi emlak ofisini, isim benzerliği dolayısıyla yanlışlıkla aramıştır. Doğru ofisin kendi emlak ofisi olduğuna ikna edinceye kadar aradan 5 dakika geçer. Bu ikna mücadelesi sırasında, Adva ve Bay (Ö) kendi aralarında sohbete başlarlar. Ev konusu açılır…

Adva’nın aradığı evin tüm özellikleri, Bay (Ö)’nün bir an önce satmak istediği eve uymaktadır. Bay (Ö) Adva’nın umutsuzca arayışından çok etkilenir. (X) TL bedelle evi Adva’ya satmayı önerir. Adva duyduklarına inanamaz ve hemen anlaşıp el sıkışırlar. Emlakçı Bay (E)’nin şaşkın bakışları arasında; Ev Adva’ya, arsa da Bay (Ö)’ye “kısmet” olur…

Anadolu’nun geçmişten bugüne uzanan bilgeliğinin vazifeli temsilcileri, bazı büyük evrensel yasaları daima folklorik hikayeler, meseller ve atasözleri içerisine gizleyerek halka aktarmışlardır. Bunlardan bir tanesi de, başka dillerde tam karşılığı olmayan “kısmet” sözcüğüdür. Nedir kısmet? Bir işin kısmet olması ya da olmamasının ardındaki mekanizma nedir?

Kısmet oldu…

Dünya yaşamınızın başlangıcından itibaren veya hayatınızın belli bir dilimi içerisinde, yaşam planınızın ana maketine uygun şekilde ve “gerçek tekamül ihtiyaçlarınız” doğrultusunda ilerlediğiniz takdirde, bu planınızın işleyişinin kolaylaştırılması amacıyla, “mutlaka bir liyakatle bağlantılı olmak üzere”, sebep-sonuç ilişkileri zincirinin belirli bir halkasının, yüksek bir rehberlik sisteminin tesirleriyle hızlandırılarak, kişinin ihtiyacını giderecek olan bir durumla karşılaştırılmasına “kısmet” denir. Bu noktayı, yüksek bir himaye ve rehberlik mekanizmasının, doğru adımları atan bir varlığın maddi imkanlarını, onun planına ve programına uygun düşen bir “ruhsal ya da maddi imkanla” kesiştirdiği bir koordinat gibi düşünebilirsiniz. Burada o organizatör plan, o kesişmenin sağlanması için zaman enerjisinin yoğunlaştırılıp, daraltılması gibi, yine bazı kozmik yasaları kullanmak suretiyle bu buluşmayı gerçekleştirir. Bunu dışardan gözlemleyenler de “kısmet oldu” der.

Bunun tam aksi de söz konusudur ve kişinin gerçek tekamül ihtiyaçlarına uygun olmayan bir kazanıma, bir duruma, bir girişime dair olası bir eşzamanlılık, yine tesirler mekanizmasıyla ve zaman enerjisinin ayarlanmasıyla “bozulur”. O kesişme bir türlü meydana gelmez. Burada da yine rehberlik mekanizmasının görünmeyen, yüksek himayesi vardır. Ancak bireylerin nefsaniyeti, “çok arzu ettikleri o şeyin” elde edilememesinden dolayı şuursuzca reaksiyon gösterir. Dışarıdan gözlemleyenler de “kısmet olmadı” tabirini kullanırlar.

“Kısmet” o dur ki; bir tanesinin “sebepsizce” dişi ağrır, biri cüzdanını evde unutur, bir diğeri durup dururken nazik bileğini incitir, bir şaşkının yanlış telefonu arayacağı tutar... Bilmezler ki, orada yüce bir aklın dokunuşları vardır... Randevuları “yukarısı” ayarlar...

Bu yazı, Erhan Kolbaşı’nın “77 - Ruhun ve Varoluşun Büyük Yasaları” kitabından yazarın izniyle yayımlanmıştır. Kitabın tamamına Destek Yayınları’ndan ve www. destekdukkan.com adresinden ulaşabilirsiniz.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo