Haber kapak görseli
Genel
7 dk okunma süresi
Mindfulness

Zihin sustuğunda kalp konuşur: Mindfulness ile içsel denge

İçeriği Paylaş

“Şimdiye yaptığımız yatırım geleceğimizi belirliyor” diyen Senem İnan, zihnimizi susturup, kendimize asıl rehber edinmemiz gereken kalp zekâmızla yaşamanın ümit verici bir gelecek tasarımının öncelikli adımı olduğunu söylüyor. Kendisiyle transaksiyonel analiz ve mindful terapi hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik.

Yazı: Sibel Süslü

Günümüzde “terapi” kavramı çok sık çıkıyor karşımıza. Çağımızın getirdiği ihtiyaçlar bu doğrultuda arayışları arttırıyor, farklı uzmanlıkları olan kişiler de talep edenlere destek sağlıyor. Sizin çalışma konunuz olan mindful terapi nedir?

Bana kalırsa temelde en önemli farkı bütüncül bir yaklaşım içerisinde; dünü, bugünü ve yarını birlikte ele alarak, zihin, beden ve ruh üçlüsüne kalbi de katarak, kendimizde ve etrafımızda gerçekleşmekte olanları, oldukları gibi şimdi ve burada fark etmek. Zihnimizden geçen düşünceleri bilincimizle görebilmek, yaşadığımız duyguları ve vücudumuzdaki bedensel hisleri oldukları gibi algılamak ve kabullenmek. Yargılamadan, eleştirmeden, otantik bir şekilde deneyimlemek. Merakla, anlayışla, merhametle, nazikçe ve arkadaşça sadece olanı gözlemleyebilmek.

“Studio” uygulamasında mindfulness dersleri veriyorsunuz. Burada neler yapıyorsunuz?

Studio uygulaması oldukça makul bir aylık üyelik ücretiyle, kişilerin ihtiyaç duyduğu birçok alanda anında, yani şimdi ve burada ilkesiyle canlı olarak hizmet veriyor. Herkes için günlük, haftalık yüzlerce faydalı içerik bulunuyor. Kişisel gelişim, bireysel beceri, bedensel şifalanma gibi... Benim kurguladığım dersler minimum 20 dakika, kapsamına göre yeri geldiğinde bir saate kadar çıkıyor. Modern çağın kişilik bozukluklarını baz alarak, ortak insanlık hâllerimizden ilhamla, akademik ve literatüre geçmiş bilimsel öğretileri de içeren terapötik dersler veriyorum. Ders içeriklerini herkese hitap edebilecek şekilde genellikle haftalık, düzenli, sistematik olarak hazırlıyorum. Günbegün ilgi artıyor. Kısa süreli de olsa bir yerlerde birilerinin kalbine şefkatle dokunabilmek mesleğime olan aşkımı tazeliyor. Beni bireysel araştırmalara da yönlendirerek, gerek zihnimi gerek kalbimi besliyor.

Uygulamadaki dersler ne gibi faydalar sağlıyor?

Birbirini hiç tanımayan onca insanın aynı anda, birlik ve beraberlik (diğer bir deyişle aidiyet hissi) içerisinde tek bir sese odaklanabilmesi gerçek bir mindfulness hâli. O an orada olmalarına sebep olan her ne ise onun araştırması içerisinde, son dakikaya kadar ‘an’ı paylaşmak. Mindful olma hâli dikkatimizi istemli, tarafsız, yargısız ve nazik bir şekilde yönetme ve şimdiye odaklanma becerisinden ibaret. Geçmişin keşkeleri ve geleceğin kaygıları yerine, tek gerçek olan şimdide kalabilme becerisi. Derslerde herkes yaşamlarına rehberlik etmek adına ‘kendilerine ait bir an’ yaratmaya ve yüreklerine belki de ilk defa şefkatle dokunmaya gönüllü oluyorlar ve bu çok kıymetli.

Transaksiyonel analizin diğer terapi yöntemlerinden farklı olarak dönüşüme odaklanan, geçmişe değil geleceğe bakan, umut verici bir yöntem olduğunu söylüyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Transaksiyonel analiz uyum sağlamaktan çok değişimi, dönüşümü isteyen kişiler için yeni bir cevap veriyor. Geçmişte ne olduğundansa gelecekte ne olacağı ile ilgili sorumlu olduğu gerçeğiyle danışanı yüzleştirmek; dahası, kendini yönlendirmeyi ve seçme özgürlüğünü keşfetmesini mümkün kılmak... Ki insan yavrusunun psikolojik evrimine bakacak olursanız bütün mesele bu! Metodun geliştirilmesine öncülük eden Dr. Eric Berne, teorik seviyede anlaşılabilir ve uygulamada etkili bir sistem yaratmış. Davranış hakkında konuşabilmek kolay değildir çünkü çoğu psikanalitik sözcük herkes için aynı anlama gelmiyor olabilir. Örneğin, ego. Buna karşın transaksiyonel analiz olayları tamamen gerçeklerden alır. İnsanın kendini analiz etmeye çalışması o kadar da kolay edinilen bir kabiliyet değildir. Ne de olsa herkes kendisine biraz kördür. Kendini bilmek, neyi, nasıl algıladığımızı ve verdiğimiz tepkilerin ardında yatanları fark etmek demektir. Kendini ve yaşamını değiştirmenin ilk adımıdır.

Genelde terapiler öncelikle geriye dönük travmalarla çalışır. Transaksiyonel analizin geçmişe bakmadan bugünü iyileştirmesi nasıl mümkün oluyor?

Aslına bakılacak olursa toplumu oluşturan bireylerin dramaları çok çeşitli değil. Ancak kişi her ne yaşıyor ise o problemi kendinden başka kimsenin yaşamadığına dair bir inancı var. Ben bu inancın kendi rolümüze çok değer vermemizden kaynaklandığını düşünüyorum. Bir senaryo yazıyor ve onu oynuyoruz. Yarattığımız konseptin içinde hayattan tat almamıza engel olan türlü felaketlerimiz var. Bunlardan yakınsak ve artık olmamasını istesek de senaryomuzun gerçekleşmesi için onların tam da orada olmaları gerekiyor. Kendi senaryomuzla o kadar ilgiliyiz ki diğerlerinin yaşadıklarına kör ve sağırız. Değişim içinse bireyin kendi içsel süreçlerinin farkında olmasına ihtiyaç var. Keşfedilecek şey bize en yakın olmasına rağmen en uzak şey: Senaryomuz.

Yıllardır insanların kendi senaryoları içinde, içgörüleri olmaksızın debelenip durduğuna şahit oluyorum. Sadece terapist kimliğimle bulunduğum terapi odasında değil, sıradan bir insan olarak sürdürdüğüm sosyal yaşantımda da bu böyle. Hatta kendimi de senaryoda yakaladığım zamanlar çoktur. Öte yandan şimdiye kadar kendi keşif yolculuğumda bayağı ilerledim.

Bu yöntem ile mindfulness’ı nasıl bağlıyorsunuz birbirine?

Geçmişi değiştiremeyiz ancak mindfulness teknikleri ile şimdiyi şifalandırıp umut verici bir gelecek inşa edebiliriz. Bugünümüze, şimdimize yaptığımız yatırım geleceğimizi belirliyor. Mindfulness tekniklerini yaşamımıza adapte ederek bizi sık sık kaygının kucağına bırakan zihni susturup, kendimize asıl rehber edinmemiz gereken kalp zekâmızla yaşamak, ümit verici bir gelecek tasarımının öncelikli adımıdır. Transaksiyonal analize göre, yaşadığımız şeylerin kaynağı aslında bir sır değil. Sadece şimdiye kadar nereye nasıl bakacağımızı bilmiyor olabiliriz. İşte bütün bu sorgulamaların hatta daha fazlasının cevabı, kişiyi kendi terapisti olmaya teşvik ediyor. Yaşamakta olduğu senaryonun içinden onu çekip çıkarıyor, farkında olmasını sağlıyor ve değişimi başlatıyor.

İnsan kusurludur ve güzelliği buradadır

Mindfulness’ın en çok odaklandığı konulardan biri öz şefkat. Ancak bazen tüm dünya bizde bir “sorun/eksik/hata” olduğunu düşündürüyor. Öz şefkatte neden zorlanıyoruz?

Yaşadığımız dünyadaki değerler silsilesi, özüne insanı değil maddeyi aldığı için, önümüze konulan kriterler bize kendimizi eksik, kusurlu ve yetersiz hissettiriyor. Fabrikalarda üretilen beyaz eşya, araba muamelesi yapılıp insan standardize edilmeye çalışılıyor. Kişi bunun farkında değilse, bir türlü o standartlara uy(a)mamanın hıncını sürekli kendinden alıyor. Oysa ilhamı insandan alan yaşam yaklaşımı bilir ki insan kusurludur ve güzelliği de buradadır. Her birimizin yaşam ışığı ile var olduğunu, yaşama dair her türlü hâlin bizde de olmasının doğallığını kabul edebilmek aslında sır. İbnü’l-Arabî, “Küçük insan, büyük âlemin bir minyatürüdür” der. Yaşamdaki her hâl bizde de var. Yanardağları zaman zaman patladıkları için nasıl suçlamıyorsak, nehirleri akmaya devam ettikleri için nasıl ödüllendirmiyorsak, bunların yaşamın devamlılığının bir parçası olduğunu nasıl kabul ediyorsak, biz insanoğlunun da bazen kızgınlık ya da korku ile patladığının, bazen de sevgi ve şefkat ile aktığının kabulü hâlinde olmaktır öz şefkat.

Dayanıklılık (resilience) yine son zamanlarda sık duyduğumuz bir kavram. Bu da öz şefkatle bağlantılı mı?

Dayanıklılık, üzerimize giydiğimiz küçük cepleri olan ipek bir zırh gibi. Biz bu zırhı kuşanırsak kabul ile yaşadığımız insan hâllerimizin içinden geçip giderken, bu sürecin öğreti ve deneyimlerinin de farkında olur ve onları küçük ceplerimize koya koya ilerleriz yolumuzda. Dayanıklılık bize yaşadığımız her hâl ile şefkat ve bilgelikle yüzleşme cesareti verir. İnsan dayanıklılık ile acının içinden geçebilirse eğer, yüzünü geleceğe daha derin bir inançla, kaygısız ve endişesiz dönebilir.

Kabul edemediklerimizi ne yapacağız? Her şeyi geçmişte bırakabilmek mümkün mü?

Öncelikle zihin, beden ve kalp dengesi ile, benliğimize arkadaşça yaklaşabilmek gerekiyor. Geçmişimizde yer alan ve kabule geçemediğimiz kayıtları, yok etmek için savaşarak büyütürüz. Hâlâ şifalandırıp kabul aşamasına geçemediğimiz hâllerimiz olduğunu görüyorsak, odağı oradan alıp, mümkünse bir süre sadece o hâlin seyircisi kalabiliriz. Mindfulness ile şifa yolculuğunun bize kazandırdıklarıyla bir gün mutlaka o henüz kabule geçemediğimiz hâlimize sıra gelecek. Ve belki de o hâlin artık orada olmadığını göreceğiz. O anın farkındalığında kendimize şefkatle gülümsüyor olacağız.

Zihnimizdeki bazı seslerin içselleşmiş ebeveyn sesleri olduğunu söylüyorsunuz. ‘Şunu yapmalısın, bunu yapmamalısın’ diyen seslerin arasında kendi sesimizi nasıl duyacağız?

Duymaya aşina olduğumuz en popüler cevap: “Anda kalarak”... Ama nasıl? Benim de yaklaşık 11 yıldır uyguladığım ve bana kalırsa en etkili araçlar, meditasyon ve nefes çalışmaları. Bunlar andaki farkındalığı arttıran, geçmişin kederinden, geleceğin kaygılı telaşından bizi çıkarıp şimdiye getirebilen, zihni susturabilen en etkili yöntemler. Zihin sessizleşince Yaradan’ın ilahi zekâsı, kalp zekâmız ses verir. İşte o ses kendi iç sesimizdir. Tereddütsüzdür, yargılamaz, sadece oradadır ve şefkatlidir. Duyduğunuz ses sizi yargılıyor, kızdırıyor ve çelişkide bırakıyorsa onun kendi sesiniz olmadığını bilin. O an zihin (maymun beyin) konuşuyor. Tam da orada 2-3 dakikalık bir farkındalık meditasyonu eşliğinde kendinizi tekrar gözlemlediğinizde sesin cılızlaştığını fark edeceksiniz. Farkındalıklı meditasyonu yaşamımıza ne kadar çok adapte edersek kendi sesimizi duymaya o kadar çok yaklaşabiliriz.

Peki, içselleştirdiğimiz ve artık kendi sesimiz zannettiğimiz inançlar, kalıplar… Bunları dönüştürmek için neler öneriyorsunuz?

Bu iç seslerimizin kaynaklandığı birçok ruhsal sorun ya da travmalarımız olabilir. Bilinçli farkındalık temelli kabul ve adanmışlık terapisi, insanın herhangi bir psikolojik sıkıntı yaşarken bile daha etkili ve yapıcı bir şekilde kendi öz değerlerine uygun bir yaşam sürdürme kapasitesi olan psikolojik esnekliği geliştirmesini sağlar. Kişinin kendini ve ötekini bilme yolcuğunda ilerlemesi için gereken bilinç düzeyine geçmesini sağlar. Dönüşüm ise tüm bu sürecin sonucudur. Bütün mindfulness tekniklerini yaşamın kendiliğinden devam eden akışına entegre ederek uygulayabilirsek, yani yaşadığımız her hâlden psikolojik dayanıklılıkla geçip, o hâlin olduğu gibi kabulünde olabilirsek, sonuç dönüşüm olacaktır. Bazen bazı hâller, inançlar, kalıplar hızla dönüşürken, bazen daha zorlu ve yavaş bir sürece ihtiyaç duyabiliriz. Hâl böyle olduğunda şefkatli bir sabırla tekâmül yolculuğunda kalabilmek nihai dönüşümü sağlayacaktır.

Senem İnan kimdir?

Fransa’da aldığı üniversite eğitiminin ardından uzun yıllar yüksek lisans sürecinde kültürlerarası iletişim, sosyoloji, davranış bilimleri ve psikoloji alanındaki uzmanlıklarına ek olarak, zihin ve beden sağlığına verdiği önemle, mindfulness çalışmaları ile yoga eğitmenliğini de harmanladı. Bir yandan kendi aydınlanma yolculuğundayken bir yandan da tecrübelerini danışanlarına ve öğrencilerine aktarmaktadır.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo