
Zürih: Her mevsim güzel...
Alp Dağları’nın eteklerinde, Zürih Gölü’nün kıyısında konumlanan Zürih, her mevsimin ayrı bir güzellikte yaşandığı büyüleyici bir şehir. İsviçre’ye giden pek çok gezgin bu şehri, birinci sınıf kayak merkezlerine giden yolda bir mola noktası olarak görse de, nefes kesen manzaraları, zengin tarihi, mükemmel korunmuş eski kenti, sanat galerileri, modern alışveriş caddeleri, muhteşem müzeleri, renkli gece hayatı ve en önemlisi de kış aylarında bile tükenmeyen sıcacık enerjisiyle Zürih, ziyaretçilerine cazip ve eğlenceli bir tatil vadediyor.

İç ve dış mekanların kusursuz bir şekilde harmanlandığı şehirde bir turistik mekandan diğerine geçerken zamanın nasıl geçtiğine inanamıyorsunuz. Kış aylarında bir kar küresinin, yaz aylarındaysa mavi ve yeşilin birbirine karıştığı göz alıcı bir tablonun içindeymişsiniz hissi veren şehri gezmeye Eski Şehir bölgesinden başlayın. Bu bölgenin dolambaçlı sokaklarında dolaşırken şehrin nabzını tutup ritmini yakalayabilirsiniz.

Tarihi meydan ve kiliseler arasında
Eski Şehir, Zürih’in tam kalbinde yer alıyor. Burada göreceğiniz kiliseler, parklar, tarihi binalar ve meydanlara yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. Şehrin simgesi haline gelmiş yapıların çoğu da burada. Bunlardan ilki Grossmünster adıyla bilinen Romanesk tarzı bir Protestan kilisesi. Vitrayları ve kuleleriyle dikkat çeken bu kilise, İsviçre’deki üç büyük kiliseden biri. Efsaneye göre burası şehrin koruyucu azizleri Felix ve Regula’nın mezarları üzerine inşa edilmiş. Kent siluetinin önemli bir parçası olan yapı yüksek kuleleri sayesinde şehrin her köşesinden manzaraya dahil oluveriyor.
Kilisenin kuzey kulesinin üzerinde Reformcu Heinric Bullinger’in (1504- 1575) bir rölyefi yer alıyor. Hemen üzerinde yer alan atlı süvari rölyefi ise Alpler’in kuzeyindeki en eski rölyef olarak biliniyor. Yapım tarihiyse 1180. Bronzdan yapılmış ana giriş kapısı İncil’den alınmış sahnelerden oluşan kabartmalarla süslü. Kilisenin içine girince dışına nazaran daha sade olduğunu görüyorsunuz.
Şehrin kuşbakışı manzarasını seyretmek için 187 basamaklı kulesine çıkmayı göze almanız gerekiyor. Ancak önceden uyarayım merdivenleri oldukça dar. Grossmünster’ın tam karşısında yer alan Fraumünster de Zürih’in en ünlü kiliselerinden biri. Bu kilisenin ünlü vitraylarını Marc Chagall yapmış. Efsaneye göre Alman Kralı Ludwig’in kızları Hildegard ve Bertha, Albis’deki Balden Kalesi’ne taşınıp inzivaya çekilirler. Dua etmek için de sık sık Zürih’teki bir şapele giderler. Tanrı bu yolda onlara eşlik etmesi ve yollarını aydınlatması için boynuzları parlayan bir geyik gönderir. Geyik onlara Limmat Nehri yakınlarında bir yer gösterir. Kral Ludwig de buraya Fraumünster manastırını kurar. 853 yılında kurulan manastır 13. yüzyıla kadar soylu Alman kadınlarının yaşadığı bir yer olarak kalmış. 1250 yılında onarıldıktan sonra da kiliseye çevrilmiş.
Devasa boyutta bir orgu bulunan kilisenin en önemli detayı ise üzerinde bir İsviçre saatinin bulunduğu mavi uçlu çan kulesi. Kiliseden çıkınca Orta Çağ’dan kalma bir meydana adım atıyorsunuz. Burası Zürih’in en eski yerleşim alanlarından biri. Hava güzelse dinlenmeniz ve güneşlenmeniz için meydanda bir sürü sandalye sizi bekliyor. Kafeler ve belediyeler tarafından bırakılan bu sandalyelerde saatlerce oturabiliyorsunuz. En güzeli de kafelerden herhangi bir şey satın almak zorunda değilsiniz. Şehirdeki en ünlü kiliselerden bir diğeri ise St. Peter. Limmat Nehri’nin güney kıyısında konumlanan kilisenin en önemli özelliğiyse üzerindeki saat. Çapı 9 metre olan saatin Avrupa’daki en büyük saat olduğu söyleniyor.
Küçük çiçekler salonu
Eski Şehir’de görmeniz gereken yerler arasında Augusto Giacometti’nin (1877-1947) şahane fresklerinin yer aldığı bir karakol da var. Binanın tonozlu giriş katını aydınlatmak, aynı zamanda yerel sanatçılara iş fırsatları yaratmak için 1922 yılında bir yarışma düzenlenmiş. Yarışmanın kazananı da kırmızı ve toprak tonlarındaki tasarımıyla Giacometti olmuş. Tavan ve tonozlardaki resimler çiçek desenleri ve geometrik desenlerden oluşuyor. Duvarlardakiler ise el sanatları ve bilimi temsil ediyor. Tasarımda birçok çiçek deseni olması nedeniyle Zürihliler buraya ‘Blüemlihalle’ yani ‘Küçük Çiçekler Salonu’ diyor.

En büyük sanat müzesi
İsviçre’nin en büyük sanat müzesi Kunsthaus, Zürih gezi programınızda mutlaka yer almalı. Çünkü burada göz kamaştırıcı bir sanat koleksiyonu var. Müzede Giacometti, Fichli ve Weiss gibi İsviçreli sanatçıların yanı sıra Picasso, Van Gogh ve Chagall gibi ustaların eserlerini de görüyorsunuz. Müzenin geniş koleksiyonunda Warhol, Rothko ve Beuys gibi 20-21. yüzyılın önemli sanatçılarının eserleri de var. Bir Edward Munch hayranıysanız yaşadınız. Norveç dışındaki en geniş Munch resim koleksiyonu burada sergileniyor.

Bölgenin en güzel parkı
Kunsthaus’un salonlarında dolanırken yorulanlar, müze ile Zürih Üniversitesi arasında konumlanan Rechberg Parkı’nda soluklanabilir. Burası bölgenin en güzel parkı. Ancak parkı görmek için yerini bilip dikkat etmeniz gerekiyor, çünkü öyle sokaktan geçerken karşınıza çıkıveren bir yer değil.
Tramvayla geliyorsanız Neumarkt durağında inin. Tepenin yukarısında park girişini göreceksiniz. Giriş hemen bahçeye açılıyor. Öğrenciler, yerel halk ve turistlerin çok sevdiği alan 1790 yılında tasarlanmış. Avlu, teraslar, bahçe duvarları, çeşmeler ve limonluk olarak günümüze kadar gelen bu güzel köşe rengarenk çiçekleriyle harika.

Eski Kent'in popüler sokakları
Alışveriş meraklısıysanız mutlaka Bahnhofstrasse adı kulağınıza çalınmıştır. Zira burası dünyaca ünlü bir alışveriş caddesi. Ana Tren İstasyonu’nu Zürih Gölü’ne bağlayan 1,4 km uzunluğundaki cadde, istasyonun inşasından sonra oluşturulmuş. Burada bulunan çok sayıda butik ve büyük mağaza envaiçeşit ürünüyle hem Zürihliler, hem de turistler için tam bir cazibe merkezi. İsviçre’ye gelmişken bir saat alayım diyorsanız işte tam yerindesiniz.Lüks saat mağazalarının çoğu da Bahnhofstrasse’de konumlanıyor. Popüler sokaklardan bir diğeri ise yine alışveriş olanakları sunan Niederdorf. Gündüzleri bir gezinti yolu olan Niederdorf, geceleriyse barları ve sokak sanatçılarıyla hareketli bir gece hayatı sunuyor. Augustinergasse ise şehrin en güzel dar sokaklarından biri. Tarihi bir sokak olan Augustinergasse’yi diğerlerinden ayıran en önemli özelliği yol boyunca sağlı sollu uzanan rengarenk cumbalı evleri.

Su sporları ya da piknik
Şehrin güzelliğinde önemli bir payı olan Zürih Gölü, İsviçre’nin en büyük göllerinden bir tanesi. Yüzmek, tekneyle gezmek, kanoyla dolaşmak, kıyısında piknik yapmak ya da sadece oturup başrolde olduğu manzaranın keyfini çıkarmak için ideal bir yer. Geçmişte ağırlıklı olarak ulaşım için kullanılan göl, şehrin en sevilen noktalarından. Her iki yakasında bulunan tepeleri mevsimine göre ya yemyeşil ya da karla kaplı. Gölün bir tarafından diğerine feribotla ulaşabiliyorsunuz.
Üzerindeki birkaç küçük adayı da dolaşabiliyorsunuz. Ziyaretiniz kış aylarına rastladıysa ve gölde yüzme fırsatını kaçırdıysanız üzülmeyin. 12 heyecan verici su kaydırağı ile İsviçre’nin en büyük su parkı Alpamare’ye gidebilirsiniz. Bir termal havuzu ve saunası olan tesis, çeşitli restoranlarıyla da hayli popüler. Termal havuzlar ilginizi çekiyorsa eski bira fabrikasının asırlık taş kubbeleri arasında banyo yapma keyfi yaşatan Hürlimannbad & Spa Zurich sizi bekliyor. 35-41 derece sıcaklığındaki termal su değerli mineraller barındırıyor.

Şato görünümlü müze
Zürih’in en önemli müzelerinden biri olan Zürih Ulusal Müzesi (Landesmuseum Zürich) de ziyaret edilecekler listenizde olsun. Bir Fransız şatosu görünümündeki cephesiyle dikkat çeken müzede İsviçre’nin kültürel tarihini belgeleyen geniş bir koleksiyon sergileniyor. Müzenin iç avlusundan geçince modern ve yeni müze binası sizi karşılıyor. Burada tarih öncesi dönemden başlayıp günümüze kadar gelen heykelleri, tabloları, el sanatlarını ve gündelik eşyaları görebiliyorsunuz.
Her birinin bir hikayesi var. Sesli rehber ya da akıllı telefonunuza indireceğiniz uygulamayla bu hikayeleri dinlemeyi ihmal etmeyin. Müzenin girişindeki ‘Simply Zürich’ sergisini ücretsiz olarak gezebiliyorsunuz. Sergide şehrin geçmişinden izler taşıyan 60 objenin yer aldığı bir bölüm de bulunuyor. Müzenin etkileyici iç avlusu ise zaman zaman konserler ve başka etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Bir etkinliğe denk gelirseniz sakın kaçırmayın, bu büyüleyici ortamda vakit geçirmek eşsiz bir deneyim.

Şehrin en eski bölgesi
Vakit geçirmek için harika bir yer olan Schipfe, şehrin en eski mahallelerinden. Eskiden şehre altın, ipek ve yiyecek getiren tekneler buraya yanaşırmış. 16. yüzyılda burası ipek endüstrisinin merkezi ve tersane haline gelmiş. Günümüzde ise Limmat Nehri kıyısındaki şirin mağazalarında oyalanmak, alışveriş yapmak, güzel yemekler yemek için keyifli bir yer. Vaktiniz olursa uğramayı unutmayın.
Elektrikle aydınlatılan ilk opera
İsviçre’nin en büyük meydanlarından biri olan Sechsellautenplatz’ta konumlanan Zürih Opera Binası 1891 yılından bu yana sanat sevenleri ağırlamaya devam eden ihtişamlı bir yapı. Burası Zürih Operası, Bernhard Tiyatrosu ve Zürih Balesi’ne ev sahipliği yapıyor. Genç sanatçıları teşvik eden programlarıyla bilinen kurum, 2014 Opera Ödülleri’nde ‘Yılın Opera Kuruluşu’ ödülüne layık görüldü. Her yıl onlarca opera, bale ve konsere sahne olan bina, aynı zamanda Avrupa’nın elektrikle aydınlatılan operası ünvanına sahip.
Kardeş şehrin hediyesi
Zürih’i bahar ya da yaz aylarında ziyaret etmeyi planlıyorsanız Seefeld semtinde konumlanan Çin Bahçesi’ni de görün. Burası kardeş şehri Kunming tarafından Zürih’e hediye edilen bir bahçe. Alçak duvarlarla çevrili bir arazide ziyaretçilerini ağırlayan bahçede söğüt ağaçlarıyla çevrili bir gölet de var. 18 Mart-18 Ekim arası saat 11.00-19.00 arasında ziyaret edebileceğiniz bahçe ve köşkleri resmi tatil günlerinde bile ziyaret edilebiliyor.

Uetliberg Dağı
Uetliberg Dağı’na tırmanmak Zürih’te yapılabilecek en güzel aktivitelerden biri. Şehrin ve gölün en güzel manzaralarını görmek için buradaki yürüyüş rotaları harika olanaklar sunuyor. Yaz ve bahar aylarındaysanız, bir de doğa sporlarını seviyorsanız çok iyi işaretlenmiş yürüyüş parkurlarını takip edebilirsiniz. Dağ bisikletleri için de keyifli bir rota olan Uetliberg’in yüksekliği 870 metre. Kasım ayında burası çok daha popüler bir yer haline geliyor çünkü dağın zirvesi yılın bu dönemi çoğunlukla şehri kaplayan sis örtüsünün üzerinde kalıyor. Kış aylarında da zirveye çıkan parkurlar kızak pistlerine dönüştürülüyor.
360 derecelik deneyim
Teknoloji o kadar gelişti ki artık video projeksiyonları, optik ve akustik araçların yardımıyla kendinizi ünlü ressamların tablolarının içindeymiş gibi hissedebiliyorsunuz. Lichthalle Maag, tam da böyle hissedebileceğiniz bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Bu 360 derecelik deneyim Pablo Picasso’nun yaşamını ve eserlerini bambaşka bir gözle görmenizi sağlıyor. Özel ışıklandırma ve akustik efektlerle desteklenen prodüksiyonda Picasso’nun ilk kez bir arada sergilenen 200’den fazla tablosu sunuluyor. Fırça darbelerinin yerini pikseller alıyor ve sanatçının çalışmalarında yeni boyutlar ortaya çıkarıyor. Resimler duvarlara ve zemine yansıtılıyor, siz de tablonun içinde yürüyorsunuz. Elbette dijital bir sergi orijinalinin yerini tutamaz ama bu ışıklı, müzikli, animasyonlu sergi de hayli keyifli.

Gece hayatı ve yemekler
Konser salonları, barlar, gece kulüpleri… Her yaştan ziyaretçisine ışıl ışıl bir gece hayatı sunan şehirde yüzlerce eğlence mekanı hizmet veriyor. Yazın açık hava konserleri ve festivallerle şenlenen Zürih, soğuk kış aylarında da kapalı mekanlarıyla hareketli mi hareketli. En iyi bar ve kafeler ise Limmat Nehri civarı, Niederdorf ve Langstrasse bölgelerinde konumlanıyor. Zürih mutfağına gelince, o da birbirinden leziz yiyeceklerden oluşan zengin bir mutfak. İsviçre mutfağını sadece fondü ve çikolatadan ibaret sananlar çok yanılıyor.
Süt ve süt ürünleri konusunda dünyada parmakla gösterilen ülkelerden biri olsa da İsviçre mutfağı tatlı ve tuzlu hamur işleri, nefis yahniler, et çeşitleri ve ekmeklerle de ağız sulandıran tatlar barındırıyor. Şehirdeki restoranların çoğunda bulabileceğiniz ‘Zürich Gescnetzeltes’ leziz bir et yemeği. İnce dilimlenmiş dana etiyle hazırlanan ve nefis bir kremayla tatlandırılan bu yemek, rendelenmiş patatesle yapılan rösti ile birlikte sunuluyor. Tamamen doğal içeriklerle hazırladıkları makaronlarının adı ise Luxemburgerli. Sıcacık bir kahvenin yanına pek yakışıyorlar. Hikayesi 15. yüzyıla uzanan ‘Tirggel’ adlı kurabiyelerini de tatmayı unutmayın.
Üzeri yerel motiflerle süslenmiş bu kurabiyeler bal, anason, zencefil, kişniş, gül suyu ve unla hazırlanıyor. 1840 yılına kadar sadece Zürih’teki fırıncıların yapmasına izin verilen kurabiyeler genellikle yılın en soğuk aylarında tüketiliyor.

Yazı: Ayşe Ece Aktürk












