
Afra Karagöz’den samimi açıklamalar: “Kendi sesimi dinlemeyi öğrendim”
Röportaj: Lara Mutlu Fotoğraflar: Enes Kahraman
Oyunculuk kariyerinde adım adım ilerleyen Afra Karagöz, bugün yalnızca canlandırdığı karakterlerle değil, kendine duyduğu güven ve hayatla kurduğu samimi ilişkiyle de dikkat çekiyor. Genç yaşta ekranların tanıdığı bir isim haline gelen Karagöz, başarıyı başkalarının beklentilerinde değil, kendi iç sesini takip edebilmekte buluyor. Yeni projelerin eşiğinde, hayatının en özgür dönemlerinden birini yaşadığını söyleyen oyuncuyla kariyerini, dönüşümünü, hayallerini ve kendisi olmanın gücünü konuştuk.
Dilek Taşı, Kraliçe, Doğu ve Gaddar dizilerinin ardından seni en son Kızılcık Şerbeti’nde Yudum karakteri olarak izledik. Çok izlenen, çok konuşulan bir dizinin kadrosuna dahil olmak ve deneyimli oyuncularla aynı yapımda yer almak nasıl bir duyguydu?
Kızılcık Şerbeti zaten Türkiye’de geniş bir izleyici kitlesine ulaşan ve üzerine çok konuşulan bir iş. Böyle bir projenin parçası olmak benim için oldukça heyecan vericiydi. Sosyal medyanın da etkisiyle seyircinin karakterlere ve hikâyeye verdiği tepkileri çok daha yakından takip edebiliyorsunuz. Bu da izleyiciyle aranızda farklı bir bağ kuruyor. Aynı zamanda yıllardır ekranda izlediğim ve saygı duyduğum oyuncularla birlikte çalışmak benim için çok değerli bir deneyimdi. Tüm bunlar, kendimi sadece karakteri canlandıran biri olarak değil, büyük bir hikâyenin parçası olarak hissetmemi sağladı.
Gelecek sezonda da seni izleyecek miyiz dizide? Yoksa gündeminde yeni projeler mi var?
Yeni sezonda Kızılcık Şerbeti’nde yer almayacağım. Şu an yeni projeler için görüşmelerim devam ediyor. Henüz netleşen bir durum yok ama beni heyecanlandıran gelişmeler var. Umarım yakında seyirciyle yeni bir hikâyede buluşuruz.
Kendini keşfetmene oynadığın karakterlerden en çok hangisi yardımcı oldu?
Gaddar’daki Nilüfer karakterinin benim için ayrı bir yeri var. Çünkü onu oynarken bugünkü halimden çok, geçmişteki bir versiyonuma yakın hissettim. Onun bazı duygularında, tepkilerinde ve hayata bakışında kendimden izler gördüm. Benim için asıl ilginç olan karakteri oynadıkça geçmişteki kendime farklı bir yerden bakmaya başlamamdı. Sanki yıllar önceki Afra’yı dışarıdan gözlemleme fırsatı buldum. Bu da bazı olaylara ve duygulara bakış açımı değiştirdi. Bir anlamda Nilüfer sayesinde sadece karakteri değil, kendi geçmişimi de yeniden yorumlamış oldum.

Ekranda gördüğümüz Afra ile evde, arkadaşlarıyla ya da tek başına olan Afra arasında nasıl farklar var?
Arkadaşlarımla birlikteyken oldukça enerjik ve eğlenceli biriyim. Ama tek başıma kaldığımda yazmayı, doğada vakit geçirmeyi ve kendi iç dünyamla baş başa kalmayı seviyorum. Bu yüzden ekranda gördüğünüz Afra ile gerçek hayattaki Afra arasında çok büyük bir fark yok, sadece farklı taraflarım daha görünür oluyor.
Oynadığın karakterlerden birini gerçek hayatta arkadaşın olarak seçecek olsan hangisi olurdu?
Nilüfer’i seçerdim. Çünkü güçlü, özgürlüğüne düşkün ve kimseye eyvallahı olmayan bir karakterdi. Kendi doğrularıyla hareket eden insanları seviyorum. Bazen başını derde soksa da kendi gibi olmaktan vazgeçmeyen bir tarafı vardı. Sanırım gerçek hayatta da böyle biriyle arkadaş olmak isterdim.
Son dönemde hayatını en çok değiştiren şey ne oldu?
Başkalarının beklentilerinden çok kendi sesimi dinlemeyi öğrenmek oldu. Kendimi daha özgür ifade etmeye ve gerçekten yapmak istediğim şeylere alan açmaya başladım. Bu değişim sosyal medyaya da yansıdı ve uzun zamandır hissetmediğim kadar kendim olduğum ve keyif aldığım bir döneme girdim.
Kendini kariyerinin nasıl bir döneminde hissediyorsun peki?
Daha özgüvenli ve hislerimin daha net olduğu bir dönemdeyim. Hem oyuncu olarak ne yapmak istediğimi hem de beni neyin heyecanlandırdığını daha iyi biliyorum. Bu yüzden kariyerime artık biraz daha kendi iç sesimi dinleyerek yön verdiğimi hissediyorum.
Şu an hayatında seni en çok heyecanlandıran şey nedir?
Şu sıralar beni en çok heyecanlandıran şey, kendimi daha özgür hissettiğim bir dönemde olmam. Hem işimde hem günlük hayatımda beni gerçekten heyecanlandıran şeylere hayatımda daha çok yer vermeye başladım. Kendimi daha rahat ifade ettiğim, daha çok ürettiğim ve daha çok keyif aldığım bir süreçten geçiyorum. Bu enerjinin beni nereye götüreceğini görmek de beni heyecanlandırıyor.
Oyunculuk sana kendinle ilgili neler öğretti?
Oyunculuk bana insanları yargılamadan anlamaya çalışmayı öğretti. Kendimle ilgili ise tek bir kimlikten ibaret olmadığımı fark ettim. Farklı karakterler oynadıkça bazen geçmişteki, bazen de hiç tanımadığım yönlerimle karşılaşıyorum. Bu yüzden oyunculuk benim için aynı zamanda bir kendini keşfetme yolculuğu.
Genç yaşta tanınmak sana ne kazandırdı, senden ne götürdü?
Genç yaşta tanınmak bana çok güzel deneyimler ve fırsatlar kazandırdı. Farklı hayatlara dokunmak, yaptığım işin karşılık bulduğunu görmek çok değerli. Ama zaman zaman insanların beklentilerini fazla önemseyebiliyorsunuz. Sanırım büyüdükçe öğrendiğim şey, herkesin beklentisini karşılamaya çalışmadan da kendim olabilmek oldu.
Oyuncu olmaya ne zaman, nasıl karar verdin? Tesadüflere inanır mısın?
Oyunculuğa her zaman ilgim vardı ama kararım üniversite yıllarında netleşti. Uluslararası İlişkiler okurken oyunculuğu deneme fırsatı buldum ve ne kadar sevdiğimi fark ettim. Sonrasında da bunun peşinden gitmem gerektiğini hissettim. İstanbul’a gelip eğitimler aldım ve yol beni buraya getirdi. Tesadüfler vardı ama en çok da içimdeki merakı takip ettim diyebilirim.
Uluslararası İlişkiler eğitimine devam ediyorsun. Mezun olduktan sonra mesleğini yapmayı düşünüyor musun?
Uluslararası İlişkiler eğitiminin bana çok şey kattığını düşünüyorum. Üniversite yıllarında aynı zamanda oyunculuk eğitimleri almaya başladım ve zamanla bu alan hayatımda daha büyük bir yer kapladı. Şu an odağım tamamen oyunculukta ama öğrendiğim hiçbir şeyin boşa gitmediğine inanıyorum.
Kariyerine modellikle başlayıp oyunculukla devam ediyorsun, peki gelecek hedeflerin, planların arasında neler var?
Oyuncu olarak kendimi farklı karakterlerde ve hikâyelerde görmeyi çok istiyorum. Beni heyecanlandıran projelerde yer almak ve her işte kendime yeni bir şey katabilmek benim için çok önemli. Şu an için en büyük hedefim, merakımı ve üretme isteğimi kaybetmeden yoluma devam etmek.
20’li yaşlarında olmanın en keyifli ve en zor tarafı sence ne?
20’li yaşların en keyifli tarafı, hâlâ dönüşebiliyor olmak. Kendinle ilgili fikirlerin, hayallerin ve hatta bakış açın sürekli değişiyor. Bu bana çok heyecan verici geliyor. En zor tarafı ise bazen her şeyi yetiştirmeye çalışmak. Kariyer, ilişkiler, gelecek planları… Bir noktada hepsinin aynı anda netleşmesi gerekiyormuş gibi hissedebiliyorsun. Ama zamanla kendi hızında ilerlemenin de yeterli olduğunu öğreniyorsun.
İzmirlisin, İstanbul’da mı yaşıyorsun yoksa gidip geliyor musun? Nasıl bir ailede büyüdün?
Uzun zamandır İstanbul’da yaşıyorum. Ailem ise İzmir’de olduğu için fırsat buldukça onları görmek için gidip geliyorum. İstanbul benim iş ve üretim hayatımın merkezi oldu ama İzmir’in bende her zaman ayrı bir yeri var. Sevgi dolu ve bana kendi kararlarımı verme alanı tanıyan bir ailede büyüdüm. Bugün kendi yolumu çizebiliyorsam, bunda ailemin bana duyduğu güvenin büyük payı olduğunu düşünüyorum.
Yaz için planların neler? Bu yazı nerede, nasıl geçireceksin?
Bu yazı biraz daha akışta kalarak geçirmek istiyorum. Elbette iş ve projeler olacak ama onun dışında deniz, seyahat ve sevdiklerimle geçirilen zaman önceliğim. Son zamanlarda kendime daha çok alan açtığım bir dönemdeyim, bu yazın da bana iyi gelen şeyleri çoğalttığım bir yaz olmasını istiyorum.

Bugün oyunculuk yalnızca kamera önünde olmakla sınırlı değil. Sosyal medyanın oyuncular üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsun? Sosyal medya seni besliyor mu yoksa tüketiyor mu? Yorumları okur musun?
Bence sosyal medya artık oyunculuk sektörünün de önemli bir parçası. Seyirciyle daha doğrudan bir bağ kurabilmek ve yaptığınız işin karşılığını anlık görebilmek çok değerli. Benim için zaman zaman besleyen, zaman zaman da dikkatli kullanılması gereken bir alan. Son dönemde sosyal medyayı kendimi daha özgür ifade ettiğim ve üretmekten keyif aldığım bir alan olarak görüyorum. Yorumları ise tamamen okumuyorum diyemem. Mutlaka karşıma çıkıyor ve okuyorum. Ama her yorumu üzerime almamayı öğrendim. Çünkü günün sonunda herkes sizi kendi bakış açısından görüyor.
Paylaşımlarından gördüğümüz kadarıyla spor, hayatının ayrılmaz bir parçası. Hangi sporları yapıyorsun?
Bu aralar düzenli olarak fitness yapıyorum, tenis oynuyorum ve dansı da keşfetmeye başladım. Ama aslında ben hayatım boyunca hareket etmeyi seven biri oldum. Profesyonel olmasa da yüzerek, koşarak, doğa yürüyüşleri yaparak büyüdüm. Klasik bir söz vardır; “hareket berekettir” diye. Benim için gerçekten öyle. Hareket etmek enerjimi, mental sağlığımı, fiziksel dayanıklılığımı, hatta sabır ve tahammül seviyemi bile etkiliyor. Bu yüzden spor benim için bir alışkanlıktan çok yaşam biçimi gibi...
Dansı keşfetmeye çalışıyorum dedin. Peki ya müzik neresinde hayatının?
Müzik hayatımın vazgeçilmez bir parçası. Kendimi daha çok dinleyici tarafında görüyorum ve müziğin hissettirdiklerinden çok keyif alıyorum. Bununla birlikte profesyonel olarak şarkı söylemeyi denemek de uzun zamandır ilgimi çeken bir konu. Kimbilir belki ileride bu tarafımı da daha çok keşfetme fırsatım olur.
Gardrobunun vazgeçilmez parçaları neler?
Spor tulumlar, büyük gömlekler ve bol kesim pantolonlar gardırobumun vazgeçilmezleri arasında. Ama ne kadar rahat giyinirsem giyineyim, mutlaka bir renk ya da feminen bir detay eklemeyi seviyorum. Fırfırlı, romantik ve biraz da “prenses elbisesi” hissi veren parçalar bana çok yakın geliyor.
“Göründüğün kişi” ile “olduğun kişi” arasında fark var mı?
Sanırım eskisine göre çok daha az fark var. Çünkü özellikle son yıllarda başkalarının beklentilerinden çok kendi iç sesimi dinlemeyi öğreniyorum. Bu yüzden de insanların gördüğü Afra ile olduğum Afra birbirine giderek daha çok benzemeye başladı.
En büyük motivasyonun ne?
En büyük motivasyonum merak duygusu. Hem kendimle hem de hayatla ilgili yeni şeyler keşfetmek beni çok motive ediyor. Bir karakter, bir proje ya da yeni bir deneyim… Öğrenmeye ve dönüşmeye devam ettiğimi hissettiğim sürece motive kalıyorum.
Sık sık tekrarladığın bir cümle ya da hayat motton var mı?
Kendime sık sık “İçimde ne varsa dışarıya da o yansır” diyorum. Bu yüzden hayatımda değiştirmek istediğim bir şey olduğunda önce dışarıyı değil, kendi iç dünyamı anlamaya çalışıyorum. Çünkü bakış açım değiştiğinde, yaşadığım deneyimler de değişmeye başlıyor.
Kendine beş yıl sonra bir mektup yazsan, en çok hangi konuda cesur olmasını öğütlerdin?
Kendim olma konusunda. Çünkü dönüp baktığımda hayatımda en iyi kararları, başkalarının ne düşüneceğini değil kendi iç sesimi dinlediğim zamanlarda verdiğimi görüyorum. O yüzden beş yıl sonraki Afra’ya da aynı şeyi söylerdim: Kendinden şüphe ettiğin anlarda bile kendi yolunu seçmekten korkma.
Başarı senin için ne ifade ediyor? Bu tanımın yıllar içinde değişeceğini düşünüyor musun?
Başarı benim için yaptığım işin bir karşılık bulması. Bir karakteri oynarken anlatmak istediğim duygunun seyirciye geçmesi ya da bir hikâyenin insanlara dokunabilmesi beni en çok mutlu eden şeylerden biri. Bu tanım zamanla değişebilir ama insanlarla bağ kurabilmek benim için her zaman başarının önemli bir parçası olacak.
Yakın gelecekte kendini nerede görüyorsun?
Yakın gelecekte kendimi daha cesur görüyorum. Oyunculukta ve hayatın diğer alanlarında hayallerinin peşinden giden biri olarak... Nereye ulaşacağımdan çok, o yolda ne kadar özgür ve meraklı kalabildiğim benim için daha önemli.
Bugün hayatının tam da bu dönemini bir filmin sahnesi gibi düşünsen, o sahnenin adı ne olurdu?
Sanırım adı “Renklerimi Kaybetmeden” olurdu. Çünkü kendimi büyük bir okyanusta yüzen, emek veren ama bütün bunları yaparken neşesini ve merakını korumaya çalışan biri gibi hissediyorum.

Kısa Kısa
Bir günlüğüne görünmez olsan ne yaparsın?
Dünyada en çok merak ettiğim insanları izlerdim.
Son izlediğin ve etkilendiğin film?
Hail Mary. Özellikle sonunda bıraktığı umut hissi beni çok etkiledi. Hayatın güzel olacağına dair o klasik duyguyu seviyorum.
Dinlemekten vazgeçemediğin şarkı?
Bu aralar İspanyolca şarkılara taktım. Son zamanlarda en çok Bad Bunny’nin Turista şarkısını dinliyorum. Biraz melankolik ama yaz gibi hissettirmesini seviyorum.
Set dışında seni en mutlu eden şey?
Yazmak, doğada olmak, sevdiğim insanlarla vakit geçirmek ve yeni bir şey öğrenmek.
Iced coffee mi, matcha tea mi?
Matcha latte yulaf sütlü.
Telefonundaki en çok kullanılan uygulama?
Instagram.
İstanbul’da en sevdiğin semt, en sevdiğin kafe, en sevdiğin kitapçı?
Teşvikiye’yi çok seviyorum bir de Kalamış. Kafe, Kalamış Kronotrop, kitapçı Minoa.
En sık kullandığın emoji?
(peri kızı, ünlem kalp ve mutluluktan erimiş surat)












