
Yemek, sofra ve şehir üzerine bir deneyim
Yazı: Sevda Barandır Sungurtekin
Yemek, sohbet, kültür ve şehir deneyimini bir araya getiren Muhtelif fikri ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?
Biz bu şehri, gezmeyi, yemeyi ve yemek yapmayı seven iki arkadaşız. Her zaman bu şehir ve kendi zevklerimiz üzerine bir şey yapmak istedik. Podcast olabilir dedik, YouTube olabilir dedik ama hep eksik bir şey vardı. Biz hikâyeler anlatmayı sevdiğimiz kadar hikâyeler dinlemeyi de seviyoruz. Eksik olan insandı, insanların hikâyeleriydi. Öyle bir şey yapalım ki dedik, hem İstanbul olsun, hem çok özel lezzetler olsun hem de insan olsun, hikâyeleriyle, bu şehirle dolu dolu olan bir sofra olsun istedik ve 1 sene önce bu sofraları kurmak için kocaman bir hayalle yola çıktık.
“Muhtelif” fikri ilk ortaya çıktığında masada nasıl bir ihtiyaç vardı? Eksikliğini hissettiğiniz şey neydi?
Bir çok benzer etkinlik var ama onların hedefi insanların birbirini tanıması ya da flört etmesi ya da sosyalleşmesi. Biz bir sofra etrafında nitelikli sohbeti, derinlikli sohbeti hedefledik hep. İnsanlar belli konularda hikâyelerini anlatsın ve aslında nasıl benzer hikâyelere sahip olduklarını öğrensin istedik.
Bugün insanlar sadece yemek için değil, bir atmosfer ve sohbet için de bir araya geliyor. Sizce insanlar neden yeniden ‘sofra etrafında buluşma’ ihtiyacı duyuyor?
Bir masa etrafında oturup yemek yemek insanları birbirine bağlar. Bizler büyük aile sofralarında büyüdük. En güzel anlarımızda da, en acılı anlarımızda da hep bir sofra vardı. Artık öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, ya bir masanın etrafında oturup konuşup birbirimizi anlamaya, tanımaya çalışacağız ya da etrafında toplanılacak bir soframız kalmayacak.
“Muhtelif sofralar” nerede kuruluyor peki?
Aslında bir evimiz var, Beyoğlu’nda 150 yıllık Büyük Zarifi Apartmanı’nda yer alan TheraPera bizim evimiz. Marianna orada farklı bir konseptte insanları bir araya getirebilecek harika bir oluşum kurdu, biz de ilk onunla yola çıktık ve bunu çok seviyoruz. Fakat sofra aslında insanların bir araya geldiği her yerde kurulur. Sadece Muhtelif sofraları kişilik sahibi, kimlik sahibi mekânlarda kendisi olabilir. Evimiz, TheraPera’daki sofralarda yemekleri biz yapıyoruz ama başka bir mekândaki sofralarda da yemeklerin lezzeti, kalitesi bizi ağırlayacak insanların samimiyeti ve muhtelif ruhunu anlaması çok çok önemli.

Muhtelif sofralarında konuşmalar en çok hangi noktada derinleşiyor: Sanat mı, şehir mi, yalnızlık mı, aidiyet mi?
İstanbul her zaman ortak noktamız. İnsanların bu şehirle grift bir ilişkisi var hem çok seviyor hem de bazen nefret ediyorlar. Şiirlerle, hikâyelerle, içinde yaşamış sanatçılarla beraber anlatılan İstanbul ise her zaman soframızın en önemli konusu haline geliyor. Ancak sadece İstanbul değil her sofranın kendi dinamiği var ve sofradan sofraya derinleşen konular farklılık gösteriyor. İşin güzel yanı buna biz karar vermiyoruz, sofra karar veriyor.
Bir gecenin sonunda “işte tam da bunun için yapıyoruz” dediğiniz an genelde ne oluyor?
Gecenin başında sofrada birbirini tanımayan 12 kişi var, birbirlerine karşı biraz çekingen, fazlasıyla saygılı hatta bazen mesafeli duruyorlar. Soframızda kimse mesleğini söylemez ya da kendini tanıtmaz. Herkes sadece hikâyeleriyle oradadır. Sofranın ilerleyen saatlerinde başta birbirlerine mesafeli duran konuklarımız derin sohbetlere başlar kimi zaman birlikte güler kimi zaman birlikte hüzünlenirler. İşte bizi en çok duygulandıran ve iyi ki bu işi yapıyoruz dediğimiz an ise ayrılık vaktinin geldiği andır. Konuklarımız ayrılırken birbirlerine sarılır, iletişim bilgileri paylaşır, başka bir sofrada mutlaka buluşma sözleri verilir. Biz buna sofranın büyüsü diyoruz ve sofranın büyüsü her zaman çalışır.
İnsanların ilk kez tanışıp gecenin sonunda birbirine yakınlaştığı anlara tanık oluyorsunuz. Modern şehir hayatında samimiyet sizce neden bu kadar kıymetli hale geldi?
Artık en sevdiklerimizle bile birbirimize dokunmuyoruz, derinlikli sohbetler etmiyoruz. Sosyal medya yalancı bir iletişim hissi veriyor. İnsanlar arkadaşlarının hayatında ne olup bittiğini paylaştığı fotoğraflardan, yazılardan haberdar olduğunu sanıyor. Aslında sosyal medya bir iletişimsizlik aracı. Gerçek iletişim insanlar arasında yüz yüze olandır. Gerçek samimiyet sadece karşındaki insanın gözlerine bakınca kurulabilir. Nasılsın sorusuna verilen bir “iyiyim” cevabı ancak yüz yüze ne kadar iyi olduğunu anlatır.
İstanbul’un sosyal hayatında bugün en çok neyin eksik olduğunu düşünüyorsunuz?
İnsanlar artık sadece deneyim peşinde ve oradaydım demenin peşinde. Konserler, tiyatrolar birer deneyim haline geldi. Ruhu beslemenin yolları değil artık. Ruhu beslemenin yolu ondan bahsetmekle olur, orada yaşadıklarını, hissettiklerini birileriyle paylaşmakla olur. Herhangi bir kültürel faaliyet ancak sizi ne kadar değiştirdiğiyle güzel ya da değildir. Ne kadar değiştirdiğini de başkalarıyla paylaşınca anlayabilirsiniz.
İstanbul’u en iyi anlatan üç masa nerede kurulur sizce?
İstanbul’un çok ikonik manzaraları var. İlk olarak Kız Kulesi geliyor akla. 360 derece İstanbul ve Boğaz manzarası var. Orada İstanbul’un en efsane aşkıyla başlayan bir “İstanbul Âşıkları” masası harika olur. Galata Kulesi yüz yıllardır değişen şehrin tanığı, orada “Özlediğimiz Beyoğlu” sofrası kurabiliriz. Kuleli’de Çengelköy’de, bütün boğazı gören yerde, “İstanbul Şiir Haritası” sofrası kurmayı isterdik.
“Muhtelif’i bir yemek deneyimi değil de bir şehir hissi olarak tarif etseniz, nasıl anlatırdınız?”
Sofralarımzı genelde Beyoğlu’nda kuruyoruz çünkü burası şehrin kalbi, yüzyıllardır şehrin kültürünün, sanatının kalbi. Beyoğlu’nu böyle yaşatmak bizim için çok önemli, kaç misafirimiz yıllardır gelmemiştim, İstiklal’de yürümemiştim diyerek geliyor bilemezsiniz. Şehirle eksik olan bağları yeniden kuruyoruz biz, bu şehrin vapurlarından, bu şehre yazılmış şiirlerden, bu şehrin kartpostallarından, bu şehrin meyhanelerinden, bu şehre kalbini bırakan sanatçılardan bahsediyoruz. Muhtelif, şehirle aynı ritimde yaşayanların masası aslında. İnsanların sadece yemek için değil, aynı frekansta buluşmak için geldiği bir yer. Her masadan başka bir hikâyenin yükseldiği bir şehir hissi. İnsanların bir araya geldiği, sohbetin yayıldığı, masaların büyüdüğü bir atmosfer. Bize göre şehrin en güzel tarafı bu birliklik.
Biraz da sizi tanıyabilir miyiz? Yollarınız nasıl kesişti? Muhtelif ortaya çıkmadan önce sofraya, şehre ve insan ilişkilerine bakışınız nasıldı?
Biz 10 sene önce bir tiyatro topluluğunda tanıştık. Hep konuşacak ortak konularımız oldu. Sohbetlerimizde hep İstanbul vardı, sanat vardı, şiir vardı. Bu şehre olan aşkımızı anlatmanın yollarını aradık aslında yıllarca ve sonunda da bulduk. Her ne kadar ön plan biz olsak da bir de Şueda Kara var ekibimizin bir parçası. Hem fotoğraflarımızı ve videolarımızı çekiyor hem de soframızı çekip çevirerek bizim sohbete odaklanabilmemizi sağlıyor. Ben Gökhan Çetinbaş, İstanbul’a hep âşıktım ve yüksek lisansımı bile bu şehir üstüne yaptım. Büyük sofralar kurmak, yemek yapmak ve yaptığım yemekleri insanlarla paylaşmak her zaman en büyük keyiflerim oldu. Ben bu şehirden hiç vazgeçmedim ve bu şehri benim gözlerimle görenlerin de vazgeçmeyeceğini düşünüyorum hep.
Ben Başak Tan, 1986 İstanbul Eminönü doğumluyum. Bu şehirle olan bağımında ilk olarak burada kurulduğunu düşünüyorum. Susam sokağıyla büyüyen bir çocuk olarak renkleri neşeyi ve hep umutlu olmayı seviyorum. İstanbul en büyük aşklarımdan bir tanesi. Pertevniyal lisesinin ardından İstanbul Üniversi’tesinde iktisat okudum ve İstanbul Araştırmaları bölümünde yüksek lisans yaptım. Güzel yemek yapılan ailelerde uzun sofra muhabbetleri eşliğinde büyüdüm ve sonunda en büyük tutkum olan sofra ve İstanbul’u bir araya getirerek ‘Muhtelif ‘ ile bir hayalimi gerçeğe dönüştürdüm.
Sıradaki sofralar için nasıl bir rota hayal ediyorsunuz?
Bizim sofralarımız hep küçük olacak. 30 kişilik, 40 kişilik sofralarımız hiç olmayacak. Tabi ki farklı etkinlikler olabilir ama Muhtelif sofrası, sofraya katılan herkesin sohbete katılabileceği ve birbiriyle hikâyelerini paylaşabileceği kadar küçük ve samimi kalacak. Biz İstanbul’da olmaya, bu şehri konuşmaya devam edeceğiz hep. Belki bir gün de gider başka şehirlerde İstanbul sofraları kurarız, kimbilir.
Uzun zamandır aklınızda olup henüz gerçekleştiremediğiniz bir masa ya da mekân var mı?
Sofralarımıza ilişkin çok hayalimiz var aslında. Bazıları mekânlarla ilgili, mesela kız kulesinde bir sofra kurmak, Pandeli’de bir sofra kurmak gibi. Bir de kişilerle ilgili hayallerimiz var. Soframızda ağırlamayı hayal ettiğimiz, soframızda olsaydı ne güzel sohbet ederiz diye düşündüğümüz kişiler var. Ne sofra olurdu diye hayal ettiğimiz sofralar onlar. Edip Cansever şiiri gibi ‘sofra da sofraymış ha ‘diyebilmek istiyoruz.
Sofrada yer ayırtmak için ne yapmalı?
muhtelif.co instagram adresimiz üzerinden duyurularımızı yapıyor ve kayıtları alıyoruz.
Benzer Haberler

Etiler'de yeni lezzet durağı: Cozy İstanbul'dan mini taverna konsepti

İstanbul'un en iyi rooftop mekanları: Boğaz manzaralı 20 adres

Michelin yıldızlı şef Diego Guerrero, Türk ve İspanyol mutfağını buluşturuyor









