
Alman İmparatorluğu'nun doğuşu
Yazan: Robin Scäfer
Fransa’nın istilasını takip eden 190 gün içinde, Prusya’nın öncülüğündeki Alman kuvvetleri, Fransız ordusunu 15 büyük muharebede ve 100’den fazla küçük çarpışmada yenerek birçok bölgeyi hızla işgal ettiler. Nihayet Fransız İmparatoru III. Napolyon,1 Eylül 1870’teki Sedan Muharebesi’nde Paris’te devrimi hızlandıran ve Üçüncü Fransız Cumhuriyeti’nin kurulmasına yol açan bir askerî felaketin ardından dramatik sonuçları olan bir teslimiyete zorlandı. İlkbaharın sonlarında yeni Fransız hükümetinin barış istemekten ve 10 Mayıs 1871’de savaşı sona erdiren aşağılayıcı Frankfurt Antlaşması’nı imzalamaktan başka seçeneği kalmamıştı. Kısa sürede ve ezici bir şekilde kazanılan Alman zaferi tarafsız gözlemcileri şaşkına çevirdi. Çünkü bunların çoğu, uzun ve çekişmeli bir savaşın ardından bir Fransız zaferinin gelmesini bekliyordu. Bir dizi stratejik, taktik ve teknolojik avantaj Alman koalisyonunu zafere ve nihayetinde de birleşik bir Alman ulusunun yaratılmasına doğru götürmüştü.

“Ebedi barış bir hayaldir ve bu güzel bir hayal bile değildir”
Prusya’nın 1866’da Avusturya’ya karşı kazandığı zaferden sonra, Habsburg İmparatorluğu’nun yenilgisi Fransa’nın siyasi güç konumunu göreceli hale getirdiği için Fransa’ya karşı bir savaş kaçınılmaz görünüyordu. Prestijini yeniden kazanmayı amaçlayan Fransa, Avusturya’ya karşı savaşın belirleyici çatışması olan Königgrätz Muharebesi’nin yapıldığı bölgede küçük bir köy olan Sadova’nın intikamını almak için “Revanche pour Sadova, yani Sadova için intikam” çağrısında bulundu ki, Fransız tarihçiliğinde muharebeye bu isim verilmişti.
Hohenzollern Hanedanı’na mensup bir prens 1870 yazında boşalan İspanya tahtına oturmak üzereyken, Fransa kendisini ‘Prusyalılar’ tarafından kuşatılma tehlikesiyle karşı karşıya buldu ve bu durum karşısında her ne pahasına olursa olsun pabuç bırakmamaya karar verdi.
Fransızlar 19 Temmuz 1870’te Kuzey Almanya Konfederasyonu’na savaş ilan ederek, Prusya’ya Schutz-und Trutzbündnis ittifakıyla ile bağlı olan güney Alman devletlerini otomatik olarak çatışmanın içine çekti. Schutz-und Trutzbündnis, 1866’da Avusturya’ya karşı kazanılan zaferden sonra kurulan taarruz ve savunma ittifakıydı. Kuzey Almanya Konfederasyonu Şansölyesi ve Prusya Başbakanı Otto von Bismarck böylece amacına ulaşmıştı. Yabancı bir saldırgana karşı ülkeyi savunmak, Prusya üstünlüğü altında birleşik bir Alman ulusal devleti yaratmak için mükemmel bir temel olacaktı. Bu, yeni devlet için meşru bir temel anlamına geliyordu. Büyük Britanya, Rusya ve Avusturya Prusya’nın kendini savunma hakkını elinden alamazdı. Ayrıca Bismarck için daha da önemlisi, bu devletlerin çatışmaya müdahale etmemesiydi.
Fransa’nın askerî gücü her zaman bir tehdit oluşturduğu için Prusya ordusu iyi hazırlanmıştı. Sivil kıyafetli Prusyalı kurmay subaylar 1860’tan beri düzenli olarak Fransa’yı ziyaret ediyor, Alzas ve Loren’in arazi haritasını çıkarıyor, tahkimatları inceliyor, her kasaba ve köyün yem ve yiyecek stoklarını hesaplıyorlardı. Fransa’ya karşı savaş durumunda seferberlik planları 1868’den beri hazırdı ve savaş söz konusu olduğunda bunlar hızla uygulamaya konuldu. 16 Temmuz 1870’te Prusya, Bavyera ve Baden’de seferberlik başlatılırken, bir gün sonra da Württemberg bölgesi askerlerini bayrağının altında toplamaya başladı.
Zorunlu askerlik hizmeti sayesinde ihtiyatlar Alman ordularının saflarını doldurdu ve sadece iki hafta içinde 13 Prusya/Kuzey Alman kolordusunun tamamı tam savaş mevcuduna ulaştı. 3 Ağustos günü toplam 1,1 milyon kişi askere çağrılmıştı. Bunlardan 450.000’den fazlası Meuse, Saar ve Ren nehirleri arasındaki toplanma bölgelerinde bulunuyordu. 12 Ağustos’ta asker sayısı 640.000’e yükselmişti. Askerler ve toplar için 170.000 at vardı. Bu sayılar lojistik bir şaheserdi ve Alman Genelkurmay Başkanlığı’nın ikmal hatlarının bir zaferiydi.
Alman savaş makinesi, aslında 1869’dan beri var olan bir savaş planını uygulamaya koyarak “düşmanın ana gücünü aramak, bulmak ve ona saldırmak” için hazırlık yapıyordu.
Karşı tarafta ise lojistik ve operasyonel planlamanın sürekli olarak ihmal edilmesi ve profesyonel ordusunun sözde üstünlüğüne cahilce güvenilmesi Fransa’yı bir kaosa sürükledi. Bir zamanların güçlü ulusu, daha ordular muharebede karşı karşıya gelmeden inisiyatifi kaybetmişti.
Sonunda üç Alman ordusu Fransa sınırını geçerek Fransa’nın Alman topraklarına kesin bir saldırı başlatma hayallerini kısa bir süre içinde sona erdirdi. Mareşal Karl Friedrich von Steinmetz, Prusya Prensi Friedrich Karl Nikolaus ve Prusya Veliaht Prensi Wilhelm bu ordulara komuta ediyordu. Helmuth von Moltke komutasındaki Prusya Genelkurmayı tarafından koordine edilen esnek ve azimli Alman liderliği Fransa’nın manevra yeteneğini tamamen yok etti. Fransa, Weissenburg (4 Ağustos 1870), Wörth (6 Ağustos 1870) ve Spichern’de (6 Ağustos 1870) yapılan ilk muharebeleri arka arkaya kaybederek ağır darbeler aldı.
Fransa’nın sahra ordusunu Alsace’dan çekmek zorunda kalmasının ardından Ren Vadisi’nin kontrolü, hemen güneye ilerleyerek Alsace’ı işgal eden ve Belfort Kalesi’ni kuşatan Alman 3. Ordusu’na geçti. Almanlar defalarca Fransız ordularının etrafından dolaşıp cephelerini çevirdiler. Bu nedenle Fransız birlikleri panik içinde çekilmek ve bir kısmı da teslim olmak zorunda kaldı. Mars-la-Tour Muharebesi’nde bir zafer daha elde eden Prusya, Fransızların Verdun’a doğru geri çekilme yollarını kapatarak onları Gravelotte’de muharebeye zorladı. Tekrar yenilgiye uğrayan Fransız Ren Ordusu, 20 Ağustos 1870’te Metz yakınlarındaki tahkimli kuşağın güvenli mevzilerine çekildiyse de burada Prens Friedrich Karl komutasındaki Birinci Ordu ve General Edwin von Manteuffel komutasındaki İkinci Ordu tarafından kuşatıldı.
Fransız kabinesinin ve bazı yüksek rütbeli askerî yetkililerin baskısıyla, Mareşal MacMahon komutasındaki birliklerden oluşan bir yardım gücü Chalon’dan harekete geçirildi. Karşı karşıya olduğu riskin farkında olan MacMahon, 23 Ağustos 1870’te Reims’ten ayrılarak birliklerini Montemédy üzerinden Belçika sınırı boyunca Metz yakınlarına kadar yürüttü. Burada, 30 Ağustos 1870 yapılan Beaumont Muharebesi’nde, Alman 3. ve 4. Orduların birlikleri MacMahon’un ordusundan bir kolorduyu bozguna uğrattı. Bunun üzerine MacMahon’un komuta ettiği ordu Sedan’a doğru çekildiyse de orada Prusya kuvvetlerinin karşısında 1 Eylül 1870’te bir bozgun daha yaşadı.
İmparator III. Napolyon’un esir alındığı Sedan Muharebesi sırasında Fransız ordusu bozguna uğratıldı. Almanların bu zaferi Fransa’yı siyasi kaosa ve İkinci Fransız İmparatorluğu’nu bir daha asla toparlanamayacağı bir çöküşe sürükledi. Bununla birlikte, tamamen askerî bir perspektiften bakıldığında, Sedan iki ülke arasındaki savaşın kaderini belirleyen bir muharebe olmamıştı. Armée de Chalons’un çöküşü ve Fransız Ren Ordusu’nun Metz’de kuşatılması Fransız askerî komutasını krize soktu. Sedan’dan kaçmayı başaran Fransız 13. Kolordusu dışında, Fransa’nın bir zamanlar etkileyici olan sahra ordusu da saf dışı kalmıştı. Prusya Genelkurmayı, elinde sadece 100.000 kadar eğitimli asker ve subay kalan Fransız hükümetinin, savaşın gidişatını değiştirmek için yeterli sayıda askerî faaliyet gerçekleştirmesinin pek mümkün olmadığını hesapladı. Bunun üzerine Prusya tarafından savaşı sona erdirerek toprak ve mali konularla ilgili talepleri kabul ettirmek amacıyla Paris’e yönelik bir hamle yapılmasına karar verildi. 19 Eylül 1870’ten 28 Ocak 1871’e kadar süren Paris Kuşatması, hem yeni kurulan Üçüncü Fransız Cumhuriyeti’nin yenilgisine hem de Alman İmparatorluğu’nun ilan edilmesine yol açtı. 19 Eylül 1870’e gelindiğinde Paris tamamen kuşatılmıştı. Moltke, kuşatma birliklerini eski Fransız kale topçularının menzilinden uzak tuttu.
Ayrıca arkadan gelmesi beklenen yardım amaçlı bir Fransız saldırısına karşı kuşatma kuvvetlerini korumak için Versay’da XI. Kolorduyu ihtiyat olarak teşkil etti. Ulusal Savunma Hükümeti’nin ve III. Napolyon’un esir düşmesinin ardından Fransa’nın fiili devlet başkanı olan General Trochu, şehri savunan kuvvetlerin yarısını oluşturan Ulusal Muhafızların yeteneğine çok az güveniyordu. Bu nedenle güçlerini zorlu şehir savunması karşısında harcayacakları umuduyla inisiyatifi Almanlara bıraktı ancak bunlar boş umutlardı.
General Moltke’nin ordusunu Paris’i savunan kuvvetlerin karşısında harcamayacak kadar deneyimli bir asker olduğu anlaşıldıktan sonra Trochu planlarını değiştirdi ve Alman kuşatmasını yarmak için bir saldırı başlattı. 30 Eylül 1870’te Alman XI. Kolordusu, General Vinoy komutasındaki yaklaşık 20.000 Fransız askerini püskürttü.
Şansölye Otto von Bismarck’ın şehrin teslim olmasını hızlandırmak için Paris’i topçu ateşine tutma önerisi, sivil halkı vuracağı, savaş kurallarını çiğneyeceği ve daha da önemlisi İngiltere gibi üçüncü taraf ülkeleri Almanya’ya karşı kışkırtacağı için Alman yüksek komutanlığı tarafından reddedildi. İş sadece bununla da sınırlı değildi. Almanya’nın burada yıpratıcı bir savaşa girmeden kazanacağı hızlı bir zafer, Fransa’nın yeni toplanmış ve yenilmemiş birliklerle yeni bir savaşa girmesini mümkün kılabilirdi. Bu nedenle önce Fransız birlikleri yok edilmeli, Paris ise aç bırakılarak teslim alınmalıydı.
Paris halkı kuşatmanın etkilerinden muzdaripti ve Metz garnizonunun 25 Ekim 1870’te nihayet Almanlara teslim olmasının ardından moraller tüm zamanların en düşük seviyesine indi. General Trochu moralleri yükseltmek için diğer seçenekleri bir tarafa bırakıp bütün gücünü tek bir noktaya odaklamak suretiyle General Ducrot komutasında 80.000 kişilik bir orduyu Prusyalılara karşı harekete geçirmeye karar verdi.
Bu hareketin başarılı olması halinde, Paris’in güney ve batısındaki tüm Alman birliklerinin ikmal hatları kesilecek, Fransız Loire Ordusu ile temas kurma şansı elde edilecek ve böylece kuşatmanın devam etmesi zora girecekti. Bunu izleyen Villiers Muharebesi (30 Kasım - 2 Aralık 1870) sırasında Fransız ordusu stratejik açıdan önemli bazı yerleri ele geçirmeyi ve elinde tutmayı başardıysa da 2 Aralık günü Württemburg Tümeni’nin yaptığı karşı taarruz General Ducrot’nun birliklerini savunma hatlarının gerisine attı.
Kış ayları boyunca Prusya karargâhında gerilim yükselmeye başladı. Bismarck için Paris, Fransa’daki cumhuriyet rejiminin gücünü kırmanın anahtarıydı; Paris’in düşmesi savaşı zamanında sona erdirecek ve Prusya’nın tarafsız devletlerle barışçıl ilişkilerini güvence altına alacaktı. Ancak kuşatma icra eden Alman orduları artık acı çekiyordu. Askerlerin çoğu tüberküloz veya başka hastalıklara yakalanmıştı. Ayrıca Moltke kısa süre sonra ordularının yaklaşan soğuk kış ayları için yeterince ikmal edileceğinden emin olamıyor ve bu konuda da endişelenmeye başlıyordu.
Fransızların yeni kurdukları Loire Ordusu’na karşı yürütülen Loire Harekâtı devam ederken, Moltke ve 3. Ordu Kurmay Başkanı General von Blumenthal, Paris’te düzenli bir kuşatma yürütmekle meşguldü. Başkentin çevresindeki bağımsız kaleler kuşatılacak ve Alman kayıplarını mümkün olduğunca düşük tutmak amacıyla şehir aç bırakılacaktı. Savaşın daha uzun sürmesi halinde Alman ekonomisinin ortaya çıkacak yükü kaldıramamasından ve kuşatmanın uzamasının Fransız kuvvetlerini hâlâ bir zafer kazanma ihtimali olduğuna inandırmasından korkuluyordu. Kuşatmanın uzaması ayrıca Fransa’ya ordularını yeniden kurma ve İngiltere gibi tarafsız ülkeleri Prusya’ya karşı savaşta Fransa’nın yanında yer almaya ikna etme şansı da verebilirdi.
3 Ocak 1871’de, ağır kuşatma toplarının yerleştirilmesinden sonra, Prusya Kralı nihayet güney tarafındaki kalelere odaklanılarak şehrin bombalanmasını kabul etti. Bunu kendisine Bismarck tavsiye etmişti. Sonraki 23 gün boyunca kalelere ve şehrin çevresine 12.000’den fazla top mermisi atıldı. Sadece 15 gün sonra, 18 Ocak 1871’de, kuşatma devam ederken, Bismarck Versay’da Alman İmparatorluğu’nun kurulduğunu ilan etti. Almanya’nın birleşmesi nihayet Bismarck’ın şartlarına göre, Prusya’yı başat kılan ve nihai gücü, şimdi Alman İmparatoru unvanını da alan Prusya kralının elinde bırakan bir anayasal düzenlemeyle gerçekleşmişti.
Prusya Prensi, 19 Ocak 1871’de Fransa’nın son bir yarma girişimini kolayca engelledi.












