USS Maine Gemisi'ni kim batırdı?
Genel
10 dk okunma süresi
History Of War

USS Maine Gemisi'ni kim batırdı?

15 Şubat 1898 tarihinde, ABD Donanmasına ait bir savaş gemisi, dostluk ziyareti için bulunduğu Havana’da infilak ederek battı ve bu olay İspanya-Amerika Savaşı’na yol açtı; ancak aradan 127 yıl geçmesine rağmen olaya dair pek çok soru hâlâ cevaplandırılamamıştır.

Yazan: Miguel Miranda

Küba Adası, dünyanın en büyük entrikalarını kıyılarına çekme konusunda açıklanamaz bir güce sahiptir. İspanya tarafından 1511 yılında sömürgeleştirilen Küba, kıyılarına güzel manzaralı karakollar inşa edilen bir ada iken, bunu izleyen 387 yıl içinde büyük bir değişim geçirerek önemli miktarda tarım ürünleri sağlayan bir kaynağa dönüştü. 19. yüzyıla gelindiğinde ise Küba sadece iki ürünle anılır oldu. Bunlar Afrikalı köleler ve şekerdi.

Küba’da hâkim olan İspanyol yönetiminin uyguladığı politikaların etkisiyle, Haiti Devrimi ve Latin Amerika Bağımsızlık Savaşları gibi önemli olaylar bu kolonide çok az şeyi değiştirebildi. Adada farklı zamanlarda, bazıları kanlı, bazıları da başarısızlıkla sonuçlanan isyanlar elbette gerçekleşmişti. Bir başka büyük ayaklanma ise 1895’te Küba’yı kasıp kavurdu. Acımasız yapısıyla bilinen İspanyol General Valeriano Weyler, her türlü muhalefeti bastırmak amacıyla, sakinleri “reconcentrados” olarak adlandırılan bazı köyleri tamamen insandan arındırmak için bir operasyon başlattı. İspanyol ordusunun Küba’daki sert tutumu Amerikan basınının ve dolayısıyla Amerikan hükümetinin dikkatini çekti. Küba’nın Karayipler’deki stratejik konumu nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri her zaman Küba’yı sahiplerinden koparmaya çalışmıştı. Küba’nın gelişen plantasyonları, yani büyük ölçekli çiftlikleri de ABD için aynı derecede çekiciydi. Bu nedenlerle adayı ilhak etmek Amerikan dış politika çevrelerinde zaman zaman gündeme gelen bir konuydu.

En büyük kaygısı on yıllardır süren endüstriyel büyümenin aşırı derecede ısıttığı Amerikan ekonomisini yönetmek olan Başkan William McKinley’in İspanya ile bir çatışmaya girmeye hiç niyeti yoktu. Havana’da Amerikan karşıtı gösterilere dair haberler çıktığında bile, bir İç Savaş gazisi olan McKinley’in müracaat ettiği ilk yöntem diplomasi oldu. Bu kapsamda savaş gemilerinin Küba’ya bir iyi niyet ziyareti yapmaları planlandı. Charles D. Sigsbee komutasındaki USS Maine, 1895 yılında hizmete girdiği zaman dönemin en yeni zırhlı muharebe gemisinden biriydi. USS Maine, Havana’ya giderken, İspanyol muadili Vizcaya adlı gemi de New York’a gelecekti. 6.650 ton ağırlığındaki USS Maine ‘ikinci sınıf’ çift pervaneli zırhlı kruvazör olarak sınıflandırılmıştı ancak onu bir muharebe gemisi olarak tanımlamak da mümkündü. Hava koşullarına bağlı olarak gemi saatte 15 ila 17 deniz mili hız yapabiliyordu.

Küba’da yaşananlar, ABD Donanması’nın bazı birimlerinde bir alarm durumundan ziyade cazip bir ilgi uyandırdı. 1880’lerin ortalarından itibaren Alman tarzında simüle edilmiş savaş oyunları Amerikan ordusu tarafından benimsenmişti. Bu kültür, donanmayı şekillendiren iki önemli kurum olan, Deniz Harp Okulu ve Deniz İstihbarat Ofisi’ni (Office of Naval Intelligence ya da ONI) etkisi altına aldı. Bu kurumlar, başında Bakan John D. Long’un bulunduğu Donanma Bakanlığı’na bağlıydı. Bakan Yardımcısı ise Theodore Roosevelt idi. ONI, Deniz Harp Okulu ve Bakanlık’ta kariyer sahibi olan deniz subaylarının, rakip güçlerle yaşanabilecek çatışmaları tahmin etmesine yardımcı olan harp oyunlarında bir araya geldikleri bir sır değildi. Harp oyunlarındaki senaryolara göre, Büyük Britanya ve Japonya, yakın gelecekte Atlantik ve Pasifik Okyanusları üzerinde deniz hâkimiyeti kurması beklenen düşmanlardı. İspanya’ya karşı birden fazla savaş planının nasıl ortaya çıktığı ise oldukça düşündürücüdür. Bunlardan en sonuncusu Haziran 1897’de,yani Havana’daki felaketten sadece sekiz ay önce bir Deniz Savaş Kurulu tarafından hazırlanmıştı.

Florida Key West’te demirlemiş olan USS Maine gemisi, 24 Ocak 1898 tarihinde Havana’ya doğru intikale başladı ve ertesi gün oraya vardı. İspanya’ya ait bir kılavuz botu, USS Maine’i taştan yapılmış Morro Kalesi’nin altındaki dar liman girişinden geçirdi. Daha sonra bir tür suç mahalli haline gelecek olan bu liman oldukça küçüktü ve büyük gemileri barındırmak için sadece iki iskelesi vardı. Limanın doğusundaki iskele ticari gemiler içindi, batıdaki ise İspanyol Donanması’na aitti. Ayrıca limanın kenarları sadece küçük teknelerin geçebileceği kadar sığdı.

Titreme ve Gümbürdeme

USS Maine Havana’ya ulaştığında Amerikan Başkonsolosu General Fitzhugh Lee ve İspanyol yetkililer tarafından gerekli protokol usullerine göre karşılandı. Gemi Komutanı Albay Charles Dwight Sigsbee’nin bir boğa güreşine katılması gibi göze çarpan olayların da yaşandığı sakin geçen üç haftalık zaman diliminin ardından, felaket anı hiç beklenmedik bir zamanda geldi. Havana Limanı’ndaki bir şamandıraya bağlı olan USS Maine’in tüm mürettebatı gün batımında gemideydi. Saat tam 21.40’ta bir patlama geminin pruvasını havaya uçurdu. Ayrıca gövdenin sancak tarafındaki bir bölümünü de parçaladı ve birkaç mürettebatla birlikte malzemeleri de berhava etti. Görgü tanıkları patlamayı açık şekilde hatırlasalar da bu cehennem sahnesi hiçbir şekilde fotoğraflanmamıştı.

Hayatta kalanlar koyu karanlıkta tahliye için çabalarken, USS Maine patlama neticesinde oluşan dalgaların altında yavaş yavaş kayboldu. Albay Sigsbee eşine yazdığı kederli mektupta olayı travmatik bir tonla şöyle anlatmıştı: “Korkunç bir sarsıntı ve uğultu anı oldu. Ardından yırtılma, burkulma, çatırdama gibi muazzam bir ses duyuldu. Bu ses o kadar güçlüydü ki bunu tasavvur bile edemezsin.”

USS Maine’in Komutanı, yara almayan diğer mürettebatla birlikte, yakınlarda bulunan ve bir Amerikan gemisi olan City of Washington adlı vapura gitmek üzere kayığa bindi. Korkuya kapılan Albay Sigsbee, City of Washington’da bulunan bir muhabirden Florida’daki amirine acele bir telgraf göndermesini istedi. Sabah olduğunda savaş gemisinden geriye kalan tek şey, su hattının üzerinde duran üst direğiydi. Olay dünya çapında gazete manşetlerine taşındı ancak herhangi bir düşmanlık yaşanmadı. Hatta Havana’daki İspanyol Hükümet görevlileri hayatta kalanları otellere yerleştirip yaralılar için tedavi garantisi vermek suretiyle cömert bir davranış sergilediler.

McKinley yönetimi, tecrübeli deniz subayları ve uzmanlardan oluşan bir Soruşturma Heyetini Havana’ya gönderdi. Heyet, 20 Şubat’ta Havana’ya ulaştı ve USS Maine’in enkazı üzerinde kapsamlı bir araştırma başlattı. Beş hafta boyunca donanma dalgıçları batık savaş gemisini inceledi. Maine’in içine sızan çamurdan 200’e yakın ceset çıkarıldı. Kazadan kurtulanlar ise Havana ve Florida Key West’te sorgulandı. Kurtarma ekipleri gemi enkazında bulunan silahları çıkardı.

Daha dar kapsamlı olsa da İspanyol Donanması tarafından da ayrı bir soruşturma yürütüldü. Beklendiği gibi Soruşturma Heyeti, 28 Mart’ta bulgularını Başkan McKinley’e sundu. Raporun son bölümünde şu ifadeler yer alıyordu: “Heyetimizin görüşüne göre USS Maine bir denizaltı mayınının patlaması sonucu tahrip olmuştur. Bu mayın, geminin ön tarafında bulunan iki ya da daha fazla cephaneliğin kısmen patlamasına neden olmuştur.”

İspanyolların bulguları ise elbette Amerikalıların raporuyla taban tabana zıttı. Bu üzücü olaydaki küçük bir ayrıntı, buharlı makineler konusunda uzman olan Amerikalı Komodor George W. Melville tarafından yapılan yorumlarda gizliydi. George W. Melville tarafından öne sürülen görüşe göre; USS Maine’in sonunu getiren şey bir iç patlamaydı.

Karar 11 Nisan’da verildi ve Başkan McKinley Amerika Birleşik Devletleri’nin savaş gerekçesini açıkladı. Başkan, Amerikan Yasama Meclisi’nde yaptığı bir konuşmada, Küba’da yaşanan sorunlarda Amerika’nın rolünü haklı çıkaran dört neden sıraladı.

Bunların başında “insanlık ülküsü” ya da başka bir deyişle, Kübalıları İspanyollardan kurtarmak geliyordu. Ayrıca, Amerikan vatandaşlarının güvenliğinin sağlanmasına, elbette adadaki Amerikan ticari çıkarlarının korunmasına ve son olarak da sorunlu bir ülkeye barış getirilmesine ihtiyaç vardı. McKinley, USS Maine’in kaybının “Küba’daki tahammül edilemez durumun görülmesine” katkıda bulunduğunu belirtti.

ABD Hükümeti, Küba’yı abluka altına alma planlarını uygulamaya koydu. ABD Donanması 22 Nisan’da savaşın ilk atışını yapacaktı. Bu arada bir hafta daha geçti, ertesi gün McKinley genel bir seferberlik ilan etti, çünkü ABD Ordusu, Birleşik Devletler sathına yayılmış 26.000’den biraz fazla subay ve erle, yabancı bir ülkeye sefer yapabilecek insan gücüne sahip değildi. 200.000 yeni asker hazır oluncaya kadar “Gönüllü Alayların” belirli eyaletlerde toplanması gerekiyordu.

Nisan ayının geri kalanında hiçbir muharebe yaşanmamasına rağmen İspanyol-Amerikan Savaşı artık tüm hızıyla devam ediyordu. Entrikacı Bakan Yardımcısı Roosevelt’in emriyle Hong Kong’a gönderilen Komodor George Dewey komutasındaki Asya Filosu 1 Mayıs’ta Manila Körfezi’ndeki İspanyol filosunu yok etti. Amerikalıların hiç kayıp vermediği bu orantısız muharebe, basın ve McKinley yönetimi tarafından övüldü.

İspanyol-Amerikan Savaşı, 6 Temmuz’da Havana’nın güneydoğusunda bulunan Santiago Limanı’nda kalan İspanyol savaş gemilerinin ABD Donanması’nın uyguladığı ablukayı kırmaya çalışmasıyla bitti. Teşebbüsün sonucu İspanyollar için Manila Körfezi’nde yapılan muharebe kadar kötüydü.

Ancak Santiago de Cuba Muharebesi’ndeki asıl dram, Küba ablukasının mimarı olan ancak muharebeye sadece en sonda katılan Tuğamiral William T. Sampson ile İspanyol filosunu darmadağın eden Tuğamiral Winfield S. Schley arasındaki çekişmeydi. Aralarındaki anlaşmazlık, Komodor Dewey’in dünyanın öbür ucunda elde ettiği üstün başarısının bir devamı olarak, Santiago de Cuba Muharebesi’nde kazanılan Amerikan zaferinde kimin asıl pay sahibi olarak anılmayı hak ettiği konusunda ortaya çıkmıştı.

“Görkemli Savaş”

İspanya ile ABD arasındaki barış Noel zamanından önce Fransa’da imzalanan antlaşma sayesinde sağlandı. Zafer kazanan McKinley ertesi yıl Nisan ayında Paris Antlaşması’nı onayladı. Antlaşmanın 17 maddesi, 1803’te Louisiana’nın satın alınmasından bu yana çok geniş topraklar elde eden Birleşik Devletler’in sınırlarını bir kez daha genişletmesi anlamına geliyordu. Zaferin büyüklüğünü anlamak için Küba ve Filipinler’e ait 14.000 ada ve adacığın, iki okyanusa yayılmış 13 milyon insanla birlikte ABD’nin kontrolü altına girdiğini hayal etmek yeterli olacaktır.

Olayın üzerinden on yıldan daha uzun bir süre geçtikten sonra ABD Donanması, artık bağımsız olan Küba’nın başkenti Havana’ya dönerek batan savaş gemisinin enkazını çıkardı. USS Maine’in kaldırılmasına hazırlık olarak etrafına batardo olarak bilinen su engelleyici bir duvar örüldü. Savaş gemisinin kurtarılabilen parçaları, Arlington mezarlığına gönderilen tepe direği de dahil olmak üzere, çeşitli anıtlar için simge haline getirildi. Enkaz daha sonra Florida’ya getirilerek törenle tekrar batırıldı. 1911-1912 yılları arasında kurtarma çalışmalarını yürüten yetkililer USS Maine’in bir mayın tarafından batırıldığı konusunda tartışmasız bir fikir birliğine varmışlardı.

Kariyerini ABD Donanması’nın nükleer denizaltı gücünü oluşturmaya adamış olan Amiral Hyman Rickover, 1976 yılında USS Maine’in batışına bitümlü kömürden kaynaklanan yanıcı gazların patlamasının neden olduğunu belirleyen bir araştırma ekibine liderlik etti.

Geriye dönüp bakıldığında, USS Maine’in enkazını araştıran Soruşturma Heyeti tarafından o dönemde varılan sonucun tarafsızlıktan çok uzak olduğu görülür. Bu sonucun ortaya çıkardığı gerçek ABD Donanması tarafından 20. yüzyılın sonlarına kadar hiçbir şekilde kabul edilerek düzeltilememiştir. Dolayısıyla Soruşturma Heyeti tarafından hazırlanan rapor ABD Donanması’nın itibarına yapılmış bir kötülüktür. Ayrıca, USS Maine’in bir deniz mayını tarafından batırıldığı iddiasını çürüten üç önemli nokta vardır.

Birincisi, USS Maine, Havana Limanı’nın derinliği aşağı yukarı 13 metre olan ve dibi çamur kaplı sığ tarafında bulunuyordu. Geminin battığı o uğursuz gecede İspanyol savaş gemileri Maine’in yakınlarında demirlemişti. Niyet ne olursa olsun, bu şartlar altındaki sığ bir su kesiminde gemiye bir deniz mayını yerleştirmek son derece tehlikeli olurdu.

İkincisi, limandaki diğer gemiler gibi USS Maine’in güvertesi o gece aydınlatılmıştı. Albay Sigsbee de dahil olmak üzere mürettebattan birçok kişi ayaktaydı. Dolayısıyla bu şartlar altında gözcülük yapan herhangi bir denizci gövdenin yakınında ya da altında şüpheli bir cisim olduğunu fark edebilirdi. Üçüncüsü, savaş sırasında İspanyol donanmasının kullandığı mayınlar pek çok yerde işe yaramaz hale gelmişti. Bunlar sığ suların dibine sabitlenmiş ve karadaki bir kontrol noktasından patlatılmak üzere bağlanmış mayınlardı. Bunlardan çok sayıda örnek daha sonra ele geçirildi ve ABD Donanması’na bağlı birçok gemi yanlış döşenmiş ya da fünyeleri eksik arızalı mayınlarla karşılaştı.

1898’deki Soruşturma Heyeti’nin bulgularına uyabilecek tek senaryo, İspanyol istihkâmcılarının olayın yaşandığı 15 Şubat’tan önce savaş gemisinin altına yüzen bir patlayıcı yerleştirmeyi planladıkları varsayımıdır. Ancak Havana Limanı’nın ne kadar küçük olduğu, orada gece gündüz her daim yoğun faaliyetlerin yürütüldüğü ve modern savaş gemilerinin günün her saati silahlı muhafızlar gözetiminde olduğu düşünüldüğünde, bu senaryo gülünçtür. Peki, onu ne batırdı? Cevap: Top cephaneliklerinin birinin yakınında bulunan bir kömür deposundan kaynaklanan feci bir kaza.

Yaşanan bu felaket, ülkelerinin yükselen küresel prestijinden etkilenen ABD Donanması’nda görev yapan savaş planlamacıların işine yaradı. Olayın ardından yapılan savaş, dünya çapında ünlenen Komodor Dewey’e ve 1898’de gönüllü süvarilerin başında adaya çıkmış olan Albay Theodore Roosevelt’e fayda sağladı. Bu ünü kullanan Roosevelt kısa süre sonra Oval Ofis’ e gelerek ABD’nin 26. Başkanı oldu. USS Maine’in batması, Amerikan politikasını belirleyenlerin jeopolitik hedeflere ulaşmak için felaketli olayları kullandığı ilk meşhur örnekti. Bu, günümüze kadar farklı derecelerde tekrarlanan bilindik bir senaryodur.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo