
En iyi kılıç nasıl dövülür? Antik çağdan katanaya kılıç yapımının tarihi
Yazan: Paul Gething ve Edoardo Albert
Yapılan ilk kılıçlar antik çağda bir şekilde tam olarak etkili olmamışlardı. Ancak üretilen ilk bronz modelden itibaren kılıçlar karmaşık bir şekilde evrim geçirerek bildiğimiz silahlara dönüşmüştür. Bu orijinal silahların en iyi örnekleri arasında Firavun Tutankhamun ile birlikte gömülen orak şeklindeki iki kopeş (khopesh) kılıcı vardır. Ancak, MÖ 1327 civarında gömülmüş olmasına yani göreceli olarak yakın bir döneme ait olmalarına rağmen bu kılıçlar çok eskimişti.
Bu silahlar ilk olarak Akdeniz havzası ve çevresinde, kabaca MÖ 3000’den itibaren, tunç alaşımının kılıç yapımına izin verdiğinin keşfedilmesiyle birlikte bir statü eşyası olarak üretilmeye başlandı. Söz konusu kılıçlar başlangıçta çok az sayıda üretildi. Çok değerli olan bu olağanüstü nadir kılıçlar muazzam bir zenginliğin işaretiydi. Bronz teknolojisi farklı bölgelere ulaştıkça, kılıçlar daha yaygın hale geldi ve örneğin Minos medeniyetinde görüldüğü gibi, bazı ordular kısa sürede kendi imparatorluklarını bu silahla kuracak kadar çok kılıca sahip oldular.
Demir ve çeliğin tarih sahnesine çıkışı, antik silahlanma yarışında önemli bir yeniliği daha getirdi. Demir güçlü, dayanıklı ve tunçtan farklı olarak kolayca bulunabilen bir metaldir. Tunç için ise nispeten nadir bir metal olan kalay gereklidir. Hititler MÖ 1600’lerden itibaren kendi imparatorluklarını kurarken demirin ne kadar faydalı olduğunu gösterdikten sonra, bu metalden yapılan silahların genel olarak benimsenmesi kaçınılmaz hale geldi.
MÖ birinci bin yılda Etrüskler daha iyi gerilme mukavemeti elde etmek için demir ve çeliği alaşım haline getirmeye başladılar. Böylece muharebe ederken darbeyi emecek kadar esnek ve aynı zamanda iyi kenar mukavemetine sahip kılıçlar yaptılar.
Romalılar Etrüsk teknolojisini karbürizasyon (demiriya da çeliği karbonla birleştirerek daha sert hale getirme), sertleştirme (dışı sert, içi yumuşak) ve düz çelik kılıçlarla birleştirerek kullandı ve geliştirdi. Lejyonerlerin kullandıkları “gladius” adı verilen kısa dürtücü silahla donatılmış olan Roma savaş makinesi bir imparatorluk daha kurdu. Ancak, imparatorluktan daha uzun ömürlü olan şey, Roma süvarilerinin kullandıkları ve “gladius”a göre daha uzun olan “spatha” adlı kılıçtı. Spatha genellikle Roma ordusunda görev yapan ve barbar olarak nitelendirilen ve ahalisi yurttaş olmayan eyaletlerden toplanan yardımcı askerler tarafından kullanıldı. Bu kılıç Batı Roma İmparatorluğu çöktükten sonra, batı dünyasında kılıç yapımının zirvesini teşkil eden Anglo-Sakson ve Viking kılıçlarının ortaya çıkmasına yol açtı.
10’uncu ve 11’inci yüzyılların kalabalık Viking ordularının kaçınılmaz olarak silahların homojenleşmesine yol açması nedeniyle nitelik yerini niceliğe bıraktı. Takip eden yüzyıllarda kılıç, her dönemin kendine özgü dövüş stillerine göre evrim geçirdi.

Her duruma uygun bir kılıç
Kılıç tasarımları çağlar boyunca muharebe sahasında kullanılan teknolojideki gelişmeleri yansıtacak şekilde değişti.
- Gladius
Saplama amacıyla taşınan kısa bir Roma kılıcı olan gladius, diğer askerlerle birlikte falanks düzeninde büyük bir kalkanla birlikte kullanılırdı. Bu tip kılıçlar çelik ya da sertleştirilmiş demirden yapılırdı ancak çok nadiren demir ve çelik karışımı kullanılırdı. Roma ordusu bu kılıçları çok sayıda üretirdi ve bu iş muhtemelen “gladiarii” adı verilen kılıç imalatçılarına yaptırılırdı.
- Claymore
Bu, aynı adı taşıyan ve daha küçük olan sepet saplı diğer claymore kılıcıyla karıştırılmamalıdır. Burada bahse konu claymore, 1400 ile 1700 yılları arasında çoğunlukla İskoçya’da bulunan ve iki elle kullanılan geniş yapılı bir kılıçtı. Tasarımı İngiltere ve İskoçya arasındaki Ortaçağ Savaşları sırasında değişmedi; benzersiz bir dövüş stili sağlamıştı. Bu kılıç, düşmanların kılıçlarına boş hamle yaptırmak ve onları kırmak için uzun ve ağır keskin bölümü ile ağır kabzasını kullanıyordu. Ayrıca kılıç kolayca ters çevrilerek çok etkili bir kanca silahı haline de getirilebiliyordu.
- Anglo Sakson ve Viking kılıcı
Bu kılıçlar Roma yardımcı birliklerinin uzun süvari kılıcı olarak kullandıkları spatha modelinden türetilmişti ve kalkan duvarı yıkıldıktan sonra göğüs göğüse savaşmak için kullanılıyordu. İlk Sakson ve Viking demircileri, kalıp kaynağını baş döndürücü yeni boyutlara taşıyarak, o zamana kadar dövülmüş en sağlam kılıçlardan bazılarını ürettiler. Kalabalık Viking ordularının gelişiyle birlikte kılıç kalitesi büyük ölçüde düştü. Fakat 9. ve 10. yüzyıllarda demircilik işiyle iştigal eden Ulfberth ailesi tarafından yapılarak üzerine ailenin ismi yazılan kılıçlar düşen kalite ortamında istisna olarak kendini gösterdi. Çünkü bu kılıçlar benzersizlerdi.
- Süvari kılıcı (Sabre)
Bu, çoğu kez düşünüldüğü gibi, özellikle Napolyon Savaşları sırasında süvariler tarafından kullanılan kavisli, tek ağızlı bir kılıçtı. Piyade birliklerini bozguna uğratmak için bazen yıkıcı bir etki yaratıyordu. Ancak aslında Napolyon kılıçları da çoğu zaman düz yapıdaydı ve hücum eden süvariler tarafından kullanılırlardı. Modern kılıç sporu olan eskrimde, kılıç düz olmasına rağmen, yandan kesen darbeleri vuruş sayarken, süvari kılıcı birçok askerî birliğin üniformasının bir parçası olmaya devam ediyor.
- Rapier (Meç)
Yukarıda adı geçenlerin aksine, rapier bir asker kılıcı değildi. Tek elle kullanılan, uzun ve kesme değil saplama amaçlı bu kılıç 16. ve 17. yüzyıllarda sivillerin taşıdığı bir savunma silahı olarak geliştirilmişti. Her gün taşınan kişisel bir kılıçtı ve Rönesans Avrupa’sının şehirlerini kasıp kavuran kavgalarda, dövüşlerde ve düellolarda kullanılmak üzere tasarlanmıştı. Kılıçla hasmı kesmek yerine saplamayı esas alan bir dövüş stilini gerektiriyordu. Günümüzün kılıç sporu olan eskrimin stilleri meçle (rapier) yapılan düellolarından geliştirilmiştir.
Kayıp Bamburgh Kılıcı
Bu silah, kılıç tasarımının zirvesi miydi?
Bamburgh Kılıcı, yedinci yüzyılda yapıldı, 1960’ta yapılan bir kazı sırasında toprak altından çıkarıldı ve uzun bir süre ortadan kaybolduktan sonra 2001’de yeniden ortaya çıktı. Söz konusu kılıç, altı demir parçasının desen kaynağı yöntemiyle birleştirilmesi suretiyle dövülmüş ve muhtemelen şimdiye kadar yapılmış en sağlam kılıçtır. Bu şekildeki olağanüstü bir kılıç birden fazla kişinin elinden çıkmış ve muhtemelen bir kraliyet mensubu için üretilmişti.
Kılıcın kesici parçası, kabzası ve kını, her biri kendi işinin ustası olan farklı kişiler tarafından yapılmıştır. Desen kaynağı (kızgın metalleri döverek sıkıştırmak suretiyle birleştirme) yöntemiyle yapılan bir kılıcın üretiminde kullanılan teknoloji son derece hayranlık uyandırıcıydı ve bunun mükemmelleştirilmesi bir ömür sürerdi. O dönemlerde bu beceriye sahip olanlara saygı duyulur ve bu kişiler bolca ödüllendirilirlerdi. Ancak bu teknoloji kıskançlıkla saklandığı için, kılıç ustaları kendilerini istihdam eden kralı terk edemezdi. Günümüzdeki bilim seviyesinden yüzlerce yıl önceki o dönemlerde, mükemmel bir kılıcın üretilmesi bir nevi büyü ve ritüel süreciydi.
Ortaçağın erken dönemlerine ait en iyi kılıçlar, desen kaynağı yöntemiyle alaşımlanmış wootz çeliğine sahipti. Wootz, Hindistan’dan ithal edilen pota çeliğine verilen addı. Söz konusu çelik, kılıçların kalitesini büyük ölçüde artırdı.
Bamburgh kılıcının kabzası değerli metal ve taşlarla süslenmişti. Bu işi için lâl taşları favoriydi. Taşların her biri kesilerek elle şekillendirilmiş, ardından deri bir ped üzerine dökülen yağ ve ezilmiş taş karışımıyla zahmetli bir şekilde cilalanmıştı. Altın işçiliği esnasında ortaya çıkan olağanüstü ve hassas ayrıntı seviyesi muazzam miktarda zamanın yanında sabır da gerektirmiş olmalıydı. Bu işin herhangi bir büyütme yöntemi olmadan nasıl yapıldığı hâlâ bir gizemdir.

Mükemmel kılıç nasıl yapılır?
7. Yüzyıldan kalma bir sanat eseri olan Bamburgh Kılıcı, bir silahtan çok daha fazlasıydı.
Bamburgh Kılıcı ve buna benzer şekilde kaynak yöntemiyle silah yapmak için gereken teknoloji hayret vericiydi. İlk olarak en iyi nitelikli bataklık demir cevheri eritilerek demir ve çelik elde ediliyor, ardından demir dövülerek düzgün şekilde bükülmüş çubuklar haline getiriliyordu. Daha sonra bunlar mükemmel bir zigzag deseni oluşturacak şekilde birbirine kaynaklanıyor ve temel kılıç şekli oluşturuluyordu. Oluşabilecek kusurları azaltmak için en iyi kılıçlara wootz (pota çeliği) eklenirdi. Çelik kenar daha sonra merkezi kısma kaynaklanır, bu da kılıcı esnek ve elde kullanımı kolay bir hale getirirdi. Çelik kenar kılıcı son derece keskin yapıyordu ama bu büyülü kılıçların başarısının anahtarı demir ve çelik arasındaki etkileşimdi.
Kılıç önce dövülür, şekillendirilmek üzere taşlanır, ardından normalleştirmek için birkaç kez ısıtılır ve su verilirdi. Daha sonra ısıtılır ve suda ya da tuzlu suda soğutulurdu. Metal bu noktada kırılgan olduğu için daha düşük bir sıcaklıkta tekrar ısıtılır ve yavaşça soğumaya bırakılırdı. Keskinleştirildikten ve iyi işlenmiş bir kabzaya takıldıktan sonra, ortaya çıkan sonuç bir niyet beyanı ve sahibinin üstün bir savaşçı olduğunun ilanıydı. Bu kişi sizi öldürmesi muhtemel olan bir savaşçıydı.
1. Metalin seçilmesi
İyi bir kılıcın en önemli özelliği yapıldığı malzemeydi. Bunun; hafif, güçlü, esnek ama kırılgan olmayan, keskin bir kenar ve uç elde edebilen bir malzeme olması gerekirdi. Demir yumuşaktır ve kılıcın kenarını iyi tutmaz. Çelik keskinleştirilebilir ve bir kenarı tutabilir, ancak kılıcın sertliğinin artışı onu çok daha kırılgan hale getirir. İdeal denge, esnek bir demir gövde ve üzerine kaynaklanmış keskin çelik kenara sahip bir kılıçtı.
2. Dövme
Demir ve çeliği başarılı bir şekilde birleştirmenin tek yolu onları dövmekti. Metallerin aşırı ısınması, onları birleştiren binlerce küçük kaynağı meydana getiriyordu. Dövme işleminin bir diğer avantajı da metaldeki yabancı maddelerin kılıcın her tarafına eşit bir şekilde yayılarak darbelerin yaratacağı baskı nedeniyle kılıcın bütünlüğünün bozulma olasılığını azaltmasıydı. Söz konusu baskı kılıcın bükülmesine ve hatta kırılmasına neden olabilirdi ki bu, muharebenin ortasında hiç de iyi bir şey olmazdı. İyi kalitedeki demir çubuklar düzenli bir şekilde bükülürdü. Bu işlem, çalışma sırasında metalde ortaya çıkabilecek herhangi bir kirliliği daha da dağıtıyordu. Çubuklar sağlam bir ana gövde oluşturmak için birbirine kaynaklanır ve ardından çelik kenar da bu parçanın üzerine kaynakla birleştirilirdi. Çelik parça ana gövdenin kenarına açılan bir kanala kaynakla oturtulurdu. Bu kanalın kapatılması çeliği yerine kilitleyerek demir ve çelik arasında güçlü bir bağ oluşturdu.
3. Taşlama
Bir kılıcı taşlamak için suyla çalışan çarklardan bir deri parçası üzerinde zımparalamaya kadar değişen çeşitli yöntemler kullanılabiliyordu. Bu maksatla, elde kullanılan taşlarının yanı sıra, taşlama çarkları ve biley taşlarından da istifade ediliyordu. Kılıç, istenilen şekil elde edilene kadar kumun giderek incelmesiyle eş zamanlı olarak çeşitli taşlama aletlerinin arasında hareket ettirilirdi. Taşlamanın ana amacı, dövme yoluyla kılıçtan kolayca temizlenemeyen malzemeyi çıkarmaktı. Daha önce dövülmüş olan oluk da bu aşamada tamamlanırdı. Bu, genellikle bir kan oluğu olarak tanımlanır ve kılıcın kolayca çekilmesini sağladığı söylenir ancak bu doğru değildir. Oluk kılıcı hafifletir ve dayanıklılığını artırır.
4. Tavlama
Demir ve çelik dövülerek kılıç şekline getirilir ve ardından bu metal manyetik özelliğini yitirene kadar ısıtılırdı. Bu işlem, metali şekillendirme için kolayca işlenebilecek kadar yumuşak hale getirirdi. Düzgün bir sonuç elde etmek için kılıcın tüm uzunluğu boyunca ısıtılması şarttı. Kılıcın tamamını aynı sıcaklıkta tutmak için demirhanedeki kömürün her yerini alevlerle maksimum temas halinde olacak şekilde düzenlenmesi gerekiyordu. Kılıcın çok yavaş soğutulması gerekirdi. WBu maksatla kılıç ya sönen ateşin üzerinde soğumaya bırakılır ya da ısıyı muhafaza eden sıcak kumun içine gömülürdü.
5. Su verme (Sertleştirme)
Kılıç, manyetik özelliğini yitirinceye, yani donuk turuncu rengi alana kadar ısıtılırdı. Karbon yanarak çelikten kolayca çıkabileceği için kılıcın ucunu ve kenarını aşırı ısıtmamak çok önemliydi. Bir kılıç ustası için demirci ocağını tanımak çok önemliydi. Kılıç daha sonra suya batırılırdı. Bu işlem neticesinde oluşan buhar nedeniyle kılıcın etrafında bir termal alan oluşurdu. Dolayısıyla daha iyi bir su verme işlemi için kılıcın hareket ettirilmesi şarttı. Bu işlem demir ve çelikteki kristal yapıyı hizalar ve grenlerin büyümesini desteklerdi.
6. Temperleme (Sertliği ayarlama)
Kılıç su verme işleminden sonra kırılganlaştığı için hassas bir şekilde yeniden ısıtılması gerekiyordu. Bu işlem renkler esas alınarak yapılıyordu zira ısıtılan metal eriştiği sıcaklığa bağlı olarak farklı renklerde parlıyordu. Bu iş için kılıç ustası kılıcı, kenarı saman rengine ve daha fazla metalin bulunduğu merkezi koyu mor renge gelene kadar kılıcı ısıtıyordu. Daha sonra kılıç yavaşça soğumaya bırakılıyordu. Böylece kullanım sırasında kırılmaması için kılıca bir miktar esneklik kazandırılıyordu.
7. Son işlem
Yukarıda sıralanan faaliyetlerin ardından kılıcın dövme işi bitmiş oluyordu. Ancak kirli ve kararmış haldeki kılıcın görünümü içler acısıydı dolayısıyla iyice temizlenmesi gerekiyordu. Dövme sırasında oluşan kalıntıların temizlenmesi için aşındırıcılar kullanılıyordu. Kılıç giderek daha ince zımparalar yardımıyla yavaşça parlatılıyordu. Son bir bilemeden sonra, demir bölümlerle çelik arasındaki kontrastı vurgulamak için kılıç kostik bir maddeyle dağlanıyordu. Bu, desen kaynaklı kılıçların meşhur olmasını sağladı. İyi bir kılıcın kabzası her zaman göz önündeydi. Bu nedenle kabzalar için egzotik ahşap veya fildişi gibi prestijli malzemelerle birlikte çeşitli mücevherler ve değerli metaller de kullanılırdı. Kompozit bir yapıda olan kabza ve muhafazaları uygun dengeyi sağlayacak şekilde kılıcı kullanacak kişiye göre ayarlanırdı. Kın da benzer şekilde ahşaptan yapılır, deriyle kaplanır ve koyun derisiyle astarlanırdı. Kının astarında bulunan lanolin kılıcın korunmasına yardımcı olurdu.
Katana
Efsanevi Samuray Kılıcı üstünlüğünü nasıl kazandı?
Kılıç ustası Muramasa’nın yaptığı kılıçların kana susamışlığından, başka bir kılıç ustası Masamune’nin sadece kötü olanlara zarar veren kutsal kılıçlarına kadar bu tek keskin kenarlı ve kavisli kılıçlara olağanüstü hikâyeler eklenmiştir.
Desen kaynaklı kılıçlar Avrupa’da öne çıkıp bir süre sonra yerlerini seri halde üretilen kalitesiz kılıçlara bırakırken, Japonya’da da benzer bir teknik gelişiyordu. Kullanılan teknoloji şaşırtıcı derecede benzer olmakla birlikte aralarında epeyce farklılıklar vardı. Bir tür endüstriyel eritme yöntemi olan tatara, Japonya’nın ana cevher kaynağı olan demir kumlarından tamahagane çeliği ve demir elde etmek için kullanılıyordu.
Tamahagane yüksek kaliteli bir çelikti, ancak karbon içeriği değişkendi. Kılıç ustası çeliği yüksek ve düşük karbonlu olarak ayırıyordu. Düşük karbonlu çelik (shingane) dövülerek bir gövde haline dönüştürülür ve daha yüksek karbonlu çelik dövülerek katmanlar haline getirilirdi. Bu işlemin ardından dövülmüş gövdenin etrafında bir araya getirilen katmanlar bir kılıç şekline dönüştürülürdü. Dışta kalan kılıç katmanları birçok kez katlanarak, tıpkı desen kaynaklı kılıçlarda olduğu gibi, yabancı maddelerin kılıç boyunca eşit olarak yayıldığı çok katmanlı bir kılıç haline getirilirdi.
Kılıç, her dövme işlemi arasında külle karıştırılmış kille kaplanırdı. Bu işlem, kılıç demirci ocağının çok sıcak ortamında ısıtılıp yakılırken gövdede bulunan yabancı maddelerin dışarıya çekilmesine yardımcı oluyordu.
Katana türü bir kılıcı dövme becerisi, gövdenin ortasını oluşturan yumuşak kısım ile çok katmanlı dış tarafın doğru şekilde hizalanmasına ve yerleştirilmesine bağlıydı. Tıpkı desen kaynaklı bir kılıç gibi, bu beceride ustalaşmak da bir ömür sürerdi.
Katana, Avrupa kılıçlarından farklı bir ısıl işleme tabi tutulurdu. Kılıcın arka kısmının yumuşaklığı, kenarına doğru inceltilen kalın bir kil tabakasıyla kaplanarak korunuyordu. Bu yöntem, kılıcı sertleştiren yüksek sıcaklığı kesici kenarla sınırlı tutuyor, böylece kılıcın diğer kısımlarının daha yumuşak ve esnek kalmasını sağlıyordu.
Kil kullanarak tavlanmamış bir kılıç üretilebilir, ancak bunun kırılganlığı azaltmak için genellikle hafif bir tavlama işlemi gerekirdi. Kil ayrıca kılıcın ağzında “hamon” adı verilen güzel bir dalgalı çizgi oluştururdu. Mükemmel bir hamon, aynı zamanda mükemmel bir kılıcın da işaretiydi ve bir kalite göstergesi olarak işlev görüyordu.
Dövme işlemi biten kılıç daha sonra bunu parlatacak olan ustaya verilirdi. Bu usta süreç boyunca incelen aşındırıcı su taşları kullanarak kılıçları temizler ve parlatırdı. Haftalarca sürebilen bu parlatma işlemi bugün bile ustalık gerektiren ince bir zanaat olarak kabul edilir.
Hazır hale getirilmiş kılıç daha sonra incelikle süslenmiş kabza ve kın yapılmak üzere ilgili kişilere gönderilirdi. En iyi Japon kılıçları bir grup yetenekli zanaatkâr tarafından yapılırdı. Kılıç ustası işinde uzmanlaşmış bir kişiydi ve bir grup çırağı yönetirdi. Kılıç ustası ağır işlerin çok azını fiilen yapar ama bunların yapılmasını kelimenin tam anlamıyla yönetirdi. Usta, genellikle dövme işlemini başlatmak için hafif bir çekiçle metale vurur, bunun ardından vuruş aynı noktaya bir çırak tarafından daha büyük bir çekiçle tekrarlanırdı. Kılıç ustası, gücü için değil becerisi için oradaydı. Japon kılıç ustaları mitolojik bir statüye sahipti. Demircilerin birbirleriyle tanışıp kılıç dövme yarışmaları düzenlediklerini anlatan pek çok Japon halk hikâyesi vardır. Örneğin, ünlü bir kılıç ustası olan Muramasa’nın kimin daha iyi kılıç yapabileceğini görmek için başka bir ünlü kılıç ustası olan Masamune’ye meydan okuması gerekiyordu. Hikâyeye göre; kılıçlar yapılır ve iki usta kılıçlarını bir dereye asar. Muramasa’nın kılıcı balıkları, yaprakları ve hatta havanın kendisini bile keser. Ama Masamune’nin kılıcı hiçbir şeyi kesmez. Kazandığını düşünen Muramasa kendisinin de ustası olan Masamune’yle alay eder. Ancak yarışmayı izleyen bir keşiş ilk kılıcın her şeyi kesmesine rağmen ikincisinin, yani Masamune’nin kılıcının daha üstün olduğunu söyler. Çünkü ikinci kılıç ayrımcılık yapmakta ve zarar görmeyi hak etmeyen şeylere dokunmaz. Ne yazık ki bu harika hikâye uydurmadır çünkü Masamune ve Muramasa farklı yüzyıllarda yaşamış, dolayısıyla da hiç karşılaşmamış iki kılıç ustasıdır.
İllüstrasyon: Ligia Duque
Getty Images; Thinkstock












