Haber kapak görseli
Genel
5 dk okunma süresi
Mindfulness

Bir bilinçli farkındalık yolculuğu

Doğada şifalanma ve doğayı şifalandırmanın özünde, insanlar ve diğer tüm canlılar arasındaki derin bağlantının farkına varmak ile onu hissetmek yatıyor.

DR. SELİN SU ATAY

Hipokrat, açık yüreklilikle hastalıkların doğal yollarla ortaya çıktığını ilan ederek; çevresel faktörler, beslenme ve hayat tarzı alışkanlıklarının hastalık süreçlerine yol açtığını önermişti.

Yeryüzünde 800 milyondan fazla kişi obezite teşhisi ile yaşıyor. Dünyanın en saygın tıp dergilerinden British Medical Journal’a göre; obezite, birçok ülkede sigaradan daha fazla yaşam kaybına yol açıyor.1 Amerika Birleşik Devletleri’nin dünyaca ünlü araştırma merkezi Centers for Disease Control and Prevention (CDC)’nin verilerine göre, Amerikalıların yüzde 60’ı bir, yüzde 40’ı iki ya da daha fazla kronik hastalıkla hayatlarını sürdürüyor. Sağlık hizmetlerine harcanan milyarlarca doların yüzde 90’ı bu kronik hastalıkların tedavisine tahsis ediliyor.1

Günümüz dünyasının hızı, şehir hayatının kaosu, teknolojik gelişmeler derken sıklıkla kendimizi özümüzden, doğadan yani yaşamın kendisinden kopmuş halde buluyoruz. Bununla birlikte teselliyi, iyileşmeyi ve yenilenmeyi bulduğumuz yer, yine doğanın kucağı oluyor. İnsan ile doğanın ilişkisi, yalnızca hayatta kalmanın ötesinde; bütünsel, bedensel, zihinsel ve ruhsal iyilik halimize sonsuz fayda sunan en derin etkileşimi ve simbiyotik bağlantıyı oluşturuyor. Dünyaca ünlü fonksiyonel tıp uzmanı Dr. Mark Hyman’a göre, bedenimizin kadim sistemleri ya iyileşmeyi ve uzun ömürlülüğü ya da hastalık ve enflamasyonu aktive ediyor: “Beslenmeniz yanlışsa ilaçlar işe yaramaz, beslenmeniz doğruysa ilaca gerek kalmaz.”2

Bağırsak sağlığı tüm yaşamı etkiliyor

Günümüzün imkanları ile yapılan çalışmalar sayesinde, tüm kadim öğretilerin bahsettiği doğanın iyileştirici gücü gelişigüzel bir klişe değil. Bilimsel kanıtlara dayanan yüzyıllık bir bilgelik olduğunu keşfediyoruz. Yani üzerinde bulunduğumuz bu büyüleyici gezegende ancak doğanın kanunları sayesinde var olabildiğimizin farkına varıyoruz. Bu hassas dengeye hak ettiği saygıyı göstermeye başladıkça, kendi kendimize yarattığımız sağlıksız alışkanlıkları ve bunların yol açtığı hastalıkları geride bırakmaya başlıyoruz.

Kadın Sağlığı ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Mindy Pelz’e göre, “Her besin eşit değildir. Bazı besinler sağlığınıza sağlık katarken, bazıları sizin enerjinizi tüketir”.1

Besinler sadece kalori değil, aynı zamanda iyi ya da kötü bilgi ile dolu. Bağırsaklarımızda yaşayan bakteri, arkea, mantar, virüs gibi mikroorganizmalar, günümüzde sıklıkla “unutulmuş organ” olarak anılan bağırsak mikrobiotamızı oluşturuyor. Tükettiğimiz besinlerden etkilenen bağırsak mikrobiotamızın çok çeşitli ve dengeli olması, bağışıklığımızdan bilişsel yeteneklerimize hatta duygu durumumuza kadar birçok sistemi düzenliyor.

Bağırsak mikrobiotamız, bağışıklık sistemimizin neredeyse yüzde 70’inden fazlasını oluşturuyor.1 Kalp damar rahatsızlıklarından otoimmün hastalıklara, modern toplumumuzun en büyük ölçekli sorunları olan kronik hastalıkların temelinde yatan enflamatuar süreçler ve bağışıklık sistemi düzensizliklerinin beslenme düzenimizden etkilendiği; doğanın bize bereketle sunduğu meyve, sebze ve lif bakımından zengin besinlerin enflamasyonu azalttığı ve bu hastalıklara karşı koruyucu etki gösterdiği yapılan çalışmalar tarafından gösteriliyor.

Toksinlerden uzak yaşamak önemli

Bedenimiz, sahip olduğu insan hücresi sayısının 10 katı kadar bakteriye ev sahipliği yapıyor ve gözle göremediğimiz bu mikroorganizmalar, hücrelerimizin nasıl işlev gösterdiğini önemli derecede etkiliyor.3 İnsanlar tarafından üretilen plastik, fitalat, perfloroalkil ve polifloroalkil maddeler (PFAS) ile diğer “sonsuz kimyasallar” doğal yollarla çözünmedikleri ve sonsuza kadar doğada kaldıkları için böyle adlandırılıyor. Doğadan ve doğal yollardan elde ettiğimiz besinin, havanın ve suyun içine karıştığında, hücrelerimizde toksin olarak birikmeye başlıyor. İçsel kontrol mekanizmalarımız tarafından yok edilemediklerinde hücresel düzeyde bozulmalara, hücrelerin ömrünün kısalmasına ya da kontrolsüz üremesine yani kanserleşmeye yol açıyor. Uzun süreli sağlıktan bahsedebilmek ancak bu süreci ortadan kaldırmak ile mümkün.1 Yani doğa için zararlı olan her şey, aslında bizim için de zararlı ve zehirli oluyor.

Doğanın çeşitli renklerine maruz kalmak; stres, anksiyete, depresyon gibi durumları azaltmanın yanı sıra bilişsel fonksiyonları ve yaratıcılığı artırıyor. Doğa yürüyüşü ve bahçe işleri gibi dış alan aktivitelerinin kan basıncını azaltmaya, kardiyovasküler sağlığı geliştirmeye ve bağışıklık fonksiyonlarını düzenlemeye yardımcı olduğu biliniyor. Yapılan çalışmalar; doğada vakit geçirmenin birçok hastalık üzerinde olumlu etki yarattığını gösteren istatistikler ile dolup taşarken, doktorlar giderek artan sıklıkla yaşam tarzı değişiklikleri gibi doğal tedavi yöntemleri öneriyor. Birçoğumuz günün yorgunluğunu eve döndüğümüzde bizi neşeyle karşılayan tüylü dostlarımız sayesinde üzerimizden atarken, yapabileceğimiz en faydalı şey, bize bu kadar yararı dokunan ve büyük ölçüde tahribatına yol açtığımız doğayı korumak ve yeniden canlandırmak için harekete geçmek...

Bir adım da siz atın!

Bireysel iyilik hali arayışının faydalarından belki de en değerlisi, doğal yaşamı koruyup kollamanın hepimizin ortak sorumluluğu olduğu bilincidir. İşte denemeye başlayabileceğiniz birkaç basit öneri:

  1. Kendiniz için sağlıklı ve bedeninize iyi gelecek seçimler yapmaya başlayın. Mümkün olduğunca doğal beslenin, paketli ve işlenmiş gıdalardan olabildiğince uzak durun. Doğalın peşinde çıkacağınız yolculuğun sizi hiç tahmin etmediğiniz yerlere götürmesini izleyin.
  2. Satın aldığınız, kullandığınız ev temizliği ve kozmetik ürünlerinde cruelty free (diğer canlılara karşı zulüm içermeyen, hayvanlar üzerinde test edilmemiş ve çevre dostu) seçeneklere yönelin, etrafınızdakileri bu konuyla ilgili bilinçlendirmeye başlayın.
  3. Sıfır atık odaklı yaşam için kendi stratejinizi oluşturun. Plastik kullanımınızı olabildiğince azaltın. Tek kullanımlık her şeyden mümkün olduğunca uzak durun. Bu konu ile ilgili “ya hep ya hiç” yaklaşımındaysanız, en basit görünen (yanınızda su şişesi/termos taşımak, mutfak alışverişine çıkarken kendi bez çantanızı götürmek ve benzerleri) ilk adım ile başlayın.
  4. Evinizde bitki yetiştirin. Onların size verdiği sinyalleri gözlemleyin, bitki bakımı ile ilgili kendi araştırmanızı yapın. Bitkilerin bilgeliği sizi şaşırtacaktır!

Doğada şifalanma ve doğayı şifalandırmanın özünde, insanlar ve diğer tüm canlılar arasındaki derin bağlantının farkına varmak ile onu hissetmek yatıyor. Bilinçli farkındalığımızı genişlettikçe, bu simbiyotik varoluşun bilgeliğini kucaklarız. İlk adımda, insanlık ve doğa yani yaşam arasındaki kutsal bağı entelektüel seviyede bilebiliriz. İkinci adımda, doğada gördüğümüz herhangi bir şeyden büyülendiğimiz anda bu bağı bilmenin ötesinde, hissedebiliriz. Sonuçta, bu farkındalığı günlük yaşantımıza ve alışkanlıklarımıza taşıyarak bedenselleştirebiliriz.

Dalai Lama’nın sözleriyle yazıma son veriyorum: “İki tip bencil insan vardır: Bilge olan ve bilge olmayan. Bilge olmayan bencil insanlar sadece kendilerini düşünür ve sonucunda kafa karışıklığı ile ızdırap yaşar. Bilge olan bencil insanlar ise kendileri için yapabilecekleri en iyi şeyin, yaşayan diğer canlılara katkıda bulunmak olduğunu bilir.”4

Kaynakça

Dr. Pelz, Mindy. Fast Like A Girl. Hay House Inc. Carlsbad, California. 27 Aralık 2022

Dr. Hyman, Mark and Shetty, Jay. “How To Stay Young Forever: Top Habits To Live Longer & Prevent Disease” YouTube, Jay Shetty Podcast, 2 Ocak 2023,

https://www.youtube.com/watch?v=95 bJRsFDg4

Bryson, Bill. The Body: A Guide For Occupants. Doubleday Publishing New York, New York. 15 Ekim 2019

Chödrön, Pema. When Things Fall Apart: Heart Advice For Difficult Times. Shambala Publications Boulder, Colorado. 17 Eylül 2002

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo