
Yaşadığımız her acıdan daha büyüğüz
Yazı: Aslı Örnek
Hayatın içinde çoğu kez ne kadar üzülürsek, kendimize yapıyoruz. Hassas bir ruha sahipsek, bazen sebebini bilerek bazense bilmeden hastalanıp, ağrılar çekiyoruz. Dostumuzu, ailemizi, kısacası sevdiğimiz herkesi kucaklarken; en büyük eleştiriyi, en büyük acımasızlığı kendimize yapabiliyoruz. Arkadaşımızın başına kötü bir olay mı geldi; yanında ona en anlamlı sözleri söyleyen biz, aynı olay başımıza geldiğinde o sözleri unutup, en çok da kendimizi üzebiliyoruz. Peki neden? İnsan kendine kırılamaz, kendini üzemez mi? Kendi kendine küsemez mi? İlk mindfulness eğitmenleri arasında yar alan Doç. Dr. Zümra Atalay da Şefkat-Zorlayıcı Duygu ve Durumlarla Yaşayabilme Sanatı isimli kitabında kendimize neden bu kadar acımasız davrandığımızı, öz nezaketi, öz şefkati, acıyı anlamamızı ve onunla başa çıkmamızı sağlıyor. Kendine kötü davrananların farkındalığını yükselten kitap, günlük egzersizleriyle de hayatla başa çıkma ve dirençli olma yollarını gözler önüne seriyor.
Öz şefkat nedir?
Öz şefkat; acı, zorlanma, yaşamımızda bizi üzen, yoran ve sıkıntı veren her ne varsa ona karşı aldığımız bir tutum. Zorlanmaya nasıl yaklaştığımızla ilgili aslında. Dolayısıyla öz şefkat, ‘zorlandığımız zamanlarda kendimize nasıl davranıyoruz?’ sorusuyla ilintili. Zor zamanlarda destek istiyoruz dedik ya, önce kendi kendimize destek olmayı öğreneceğiz. Bir başka deyişle öz şefkat, zorlu zamanlarda kendimize yardım etme ve kendimizi anlama biçimi ama özünde de acının doğasını anlamak var. Sadece davranışsal olarak ‘zorlandığın zaman böyle yap’ gibi bir şey değil.
Bir örnek vermek gerekirse; sevdiğimiz, bize yakın olan birine zor anında nasıl davranıyorsak, kendimize de öyle davranmamız gerekir. Mesela arkadaşınız arabasını çarptı. “Allah kahretsin! Ne yapacağım şimdi?” diyerek sizi arıyor. Ona genelde söylediğiniz şey; “Sadece senin başına gelmiyor, cana gelmesin mala gelsin” tarzı cümlelerdir. Arkadaşınıza kendisine kızmaması gerektiğini anlatmaya çalışırsınız. Ancak arabayı çarpan siz olduğunuzda bu tavsiyeleri veren kişi gibi davranmayabilirsiniz. Canımız yandığında ‘kendimi eleştireyim ki hata yapmayayım’ diyoruz.
Acıyı nasıl kabullenebiliriz?
Acının doğasını anlamak için bazı unsurlara dikkat etmek gerek. Acı vardır ve kaçınılmazdır. Ama acı ve acı çekmek birbirinden farklıdır ve mutsuzluğun kaynağını oluşturan şey, olmak istediğimiz durumla var olduğumuz durumun farklı olmasıdır. Acı anında yapmamız gereken, öncelikli olarak durmak. Durup sakinleştiğimiz zaman her şeyin berraklaştığını görürüz. Bir de acıyı anlamak için çalışmamız gerekiyor.
Öz şefkat bize hayatta daha dayanıklı olmak, ruhsal sağlamlık, depresyon ve anksiyete anlamında iyi geliyor; aynı zamanda bağışıklık sistemimizi de geliştiriyor. Stresle başa çıkmak, başta kardiyak rahatsızlıklar olmak üzere birçok hastalığın tedavisini de beraberinde getiriyor.
Kitapta, “İnsanlar, sosyal medyada gördükleri hayat karşısında kendilerini kötü hissediyorlar” diyorsunuz. Sosyal medya kendimize şefkat göstermek anlamında bizi kötü mü etkiliyor?
Tabii, bir anlamda şöyle bir şey oluyor: Orada herkes güzel hâllerini, hoş kıyafetlerini, gittiği güzel mekânları gösteriyor. Ortada bir illüzyon var. Kişi ‘herkes mutluyken ben mutsuzum’ düşüncesine kapılıyor, kendini sosyal hayattan çekip izole oluyor. Bu noktada kişinin kendisini anlaması ve şefkat göstermesi gerekir. Şefkat, size acıyla beraber yaşamayı öğretir. Kendinizi izole etmenizin, farklı görüp hissetmenizin, şanssız, acınası ve ezik hissetmenizin önüne geçer.
İnsanlar kendilerine nazik davranabiliyorlar mı sizce? Öz nezaketin bize faydası ne?
Kıvamını bulmak ve net cevap vermek zor. Kitapta bir iş görüşmesi mülakatı örneği var. “Kendinizde beğenmediğiniz noktalar nelerdir?” sorusu karşısında, öz şefkati yüksek kişiler kendi eksikliklerini açık açık söyleyerek, kendilerini böyle kabul ettiklerini belirtiyorlar. Genelde karşımızdaki kişiyi ürkütmek, kırmak istemeyiz. Ancak aynı şey bizim için de geçerli. Bizler kendimizi yargıladığımızda, eleştirdiğimizde performansımız artmıyor. Bilakis sıkışmış hissettiğimiz için yapabileceklerimizi de yapamayacak hâle geliyoruz. Onun için olumsuz yanlarımızı görmemek, kendimizi eleştirmemek değil; görüp onlarla beraber kalmaya da tahammül edebilmek çok değerli. Bazen kimseyi sevmeyen insan, kendine de şefkat gösteremez gibi düşünülür ama yanlış! Her şeyi öz sevgiye bağlama hâli var. Ama ben öyle düşünmüyorum. Bence bazı insanlar, kendilerini daha üstün görüyor. ‘Hata bana yakışmaz. Benim çocuğum yapabilir ama ben yapmamalıyım; mükemmel olmalıyım’ düşüncesi var. Hâlbuki benim ne ayrıcalığım var, çevremde hata yapan bir sürü insan olduğuna göre ben de hata yapabilir, aptalca davranabilirim. Aslında olay şu: ‘Ben bir aptalım’ demek yerine ‘ben şu anda aptal olduğumu düşünüyorum’ denmeli.

“Acı ve acı çekmek farklı şeylerdir. Acı zorlanmayla ilgili ve yaşamımızda var; ondan kaçmak olmuyor. Ancak acı çekmek opsiyonel. Acı çekmeye bizi yönlendiren şey, bizim ona yüklediğimiz anlam.”
“Eğer kendimize karşı şefkatli değilsek, başkasına karşı da şefkatli olmamız zordur” diyorsunuz. Ancak genelde başkalarının yaptıklarını sineye çekip, kendini yargılayan insanlar için ne düşünüyorsunuz?
Şefkatin farklı boyutları var. Bunun bir hâli, bizim başkalarına karşı gösterdiğimiz… Bizim gibi kolektif toplumlarda bunu iyi biliriz. Zorlanan birinin acısına karşı içsel olarak ne kadarını hissedebiliyoruz bilmiyorum ama davranışsal boyutta çok iyiyiz. Yeni nesil biraz daha bireysel olmaya başladı. Evde iş yapmasanız bile komşuya gidince iş yapıp onun zorlanmasını azaltmaya çalışırsınız. Hâl hatır sorar, birinin poşetini taşırsınız. Bizler zorlanma içindeki insanların hayatını kolaylaştırmak için bir terbiyeden geçtik. Araştırmalar şunu gösteriyor ki, kendimize karşı göstermediğimiz şefkat sadece davranışsal boyutta. Bu kötü mü? Değil; her şeyin içselleştirilmesi gerekmiyor. Bazen davranışı değiştirdiğinizde de tüm sistem değişebiliyor. Zorlandığımız bir anda yardım isteyebiliyor, bunu paylaşabiliyor muyuz? Yoksa yardım istersek kendimizi daha ezik, güçsüz ve zavallı mı hissediyoruz? İşte bu nokta çok önemli.
Başkasından yardım isteyemediğimizde ne yapmalıyız?
Bunun doğasını anlamalıyız ki; bu da acının doğasını anlamakla ilişkili. Acı çeken kişi, acı çekmeyen kişiden daha aşağı değildir. Bu acının evrenselliğini fark ettiğimizde dünyanın herhangi bir yerinde bizden daha önce veya daha sonra, bizden daha az ya da daha fazla aynı tür acıyı yaşayan biri oldu ve olacak. Bunu tek siz yaşamıyorsunuz ve bu sizin zayıf ve güçsüz olduğunuz anlamına gelmez. Acının içinden acıma duygusunu çıkardığınız zaman olay kalıyor ve o da mutluluk gibi bir deneyim haline dönüşüyor. Yaşamsal bir deneyim. Üstündeki anlam ve tutumumuz değişiyor.
İnsanın birinden yardım istememesi kibirlilik hâli midir?
E tabii bir anlamda o da var. ‘Başkaları zor durumda olabilir ama benim gibi birisinin olmaması lazım’ demek bir gurur meselesidir. Ama yardım isteyememek türlü nedenlerle de olabilir. Mesela kişi yardım istemeyi bilmiyor da olabilir; belki ailesi öyle anlarda hiç yardım etmedi, kişi de istememesi gerektiğini düşündü. Reddedilmekten korkuyor da olabilir. Hayır derse kötü hissedebileceğini, yalnızlaşacağını da düşünebilir. Paul Gilbert, “Bütün acıların içinde daha fazla acı çekersem korkusu vardır” diyor. Mindfulness’ı oturttuktan sonra acı ve zorlanma, geçmiş ve gelecek bileşenini fark ettikten sonra daha kolay. Ancak bunun için de çalışmak ve egzersizler yapmak zorundayız çünkü bizler sürekli kendisine emek vermesi, çalışması gereken varlıklarız. Yemek, içmek gibi ruhsal gelişimimizi de idame ettirmeli ve ona emek harcamalıyız.
Kitapta, “O çok şefkatli biridir dediğimizde o kişinin sevecen, insanlara duyarlı, yufka yürekli, naif hatta şefkatliyse güçsüz biri olduğunu düşünürüz” diyorsunuz. Şefkatli biri ezik mi kabul ediliyor?
Bilakis, aslında çok güçlü olandır. Orada bir metafor kullanıyorum: “Sert ve sağlam bir sırtınız, yumuşak ve açık bir göğsünüz olması lazım” diyorum. Çünkü şefkat, acıyla yüz yüze gelebilme cesareti ister. Bu durum hem başkalarının acısı, hem de kendi acınız için geçerli. Acının altında ezilmeden, onunla birlikte devam etmeye kalkmak çok büyük bir cesaret değil mi? Şefkatin içinden acı ve merhameti aldığınız zaman tamamen olayla karşı karşıya gelirsiniz. Şefkatli insanlar güçlüdür aynı zamanda. Ben şefkatin tanımını değiştirmek istiyorum. Duygusal olmaktan öte daha bütüncül bir kavram. İçinde bilişsel bir süreç var, anlamak; içinde duygusal bir süreç var, hissetmek; içinde davranışsal bir süreç var, eyleme dönüştürmek… Bunların hepsini yapamayabilirsiniz. Ancak birine yardım edebilmeyi istemek de bizi şefkatli kılar. İlla bir şey yapmayı istemek egosal bir durum. Orada kendi acizliğimize de şefkat duymamız gerekir. Bizi kaygılandıran şey duygunun kendisi değil, başımıza gelen şey. Her şey algılama biçimimizden kaynaklanıyor. Acı ve acı çekmek farklı şeylerdir. Acı zorlanmayla ilgili ve yaşamımızda var; ondan kaçmak olmuyor. Ancak acı çekmek opsiyonel. Acı çekmeye bizi yönlendiren şey, bizim ona yüklediğimiz anlam.
Acıyla durmak ve onu görmek
Acıyla karşılaşan ve bu durumu biraz olsun hafifletmek isteyen kişilere tavsiyeniz ne olur?
Öncelikle çevrelerindeki insanların acıyı nasıl yaşadıklarını gözlemleyip, onların hikâyelerini dinlesinler. Acının ve zorlanmanın ne kadar evrensel olduğunu görsünler. Dinlerken hep böyle dinlesinler. Sonra kendi yaşamlarını düşünsünler. Onları zorlayan durumların, isteklerin ne kadarı gerçekleşti? Üzüldükleri ve istedikleri şeyin, şu an için ne kadar önemli olduğunu düşünsünler. Sonra zorlandıkları zamanlarda kendilerine nasıl davrandıklarına baksınlar, geçmiş ve gelecekle ilgili korku ve pişmanlıklarının bu acının içinde olduğunu fark etsinler. Sonra da zorlandıkları anda çok samimi bir arkadaşlarının kendilerine nasıl davranmasını istediklerini düşünsünler ve kendilerine öyle davransınlar. Kendilerine iyi dileklerde bulunmayı öğrensinler. Bizler hep başkalarına iyi dileklerde bulunuruz. ‘Güvende olmayı, huzur bulmayı, belirsizliğe tahammül edebilmeyi, acıyla beraber de devam edebilmeyi ve bununla da kalabilmeyi diliyorum’ desinler. Acıyla karşılaşınca onu azaltmaktan çok, onunla durmak ve onu görmek önemli.

Doç. Dr. Zümra Atalay kimdir?
MEF Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bölümü öğretim üyesi, mindfulness eğitmeni, yazar. 2014 yılında Mindfulness Institute Türkiye’yi kurdu. Temel çalışma alanları mindfulness, mindfulness temelli terapiler, şefkat ve şefkat temelli terapilerdir. Kurumlara yönelik eğitimler ve bireysel terapi seansları veriyor.












