
Bir Oyuncunun Hatıra Defteri: Final Fantasy VII
Bir oyun yazarı olma sebebim, oynadığım oyunu anlatmayı oynamaktan daha çok sevmemdir herhalde. Sebep gerçekten bu aslında ve ilginçtir, bunu daha yeni yeni fark ediyorum. Kendimi bazen oyun dünyasıyla hiç alakası olmayan birine, oynadığım bir oyunu heyecanlı heyecanlı anlatırken yakalıyorum. Ve bazen dikkat ediyorum, o alakasız insan bile bir yerden sonra pür dikkat beni dinliyor. Malum, şu zamanda oyun oynamaya hala çocuk işi gözüyle bakanlar var ve işte bu tarz biri, kazık kadar bir adamın karşısına geçip ciddi ciddi oynadığı bir oyunu anlatmasını önce acayip buluyor, sonra garip bir şekilde o da heyecanlanıyor ve o oyunu o da oynamak istiyor, merak ediyor...
Bu artık su götürmez bir gerçek olunca, LEVEL Online’da böyle bir yazı dizisi oluşturmaya karar verdim. Çoğu zaman yazdığım incelemelerde hatıralarıma ister istemez yer veriyorum zaten ama bu yazı dizisinde tamamen bu konuya odaklanmayı planlıyorum. Yaklaşık 20 yıllık bir serüven bu benim için ve içi o kadar dolu ki anlata anlata bitiremem. Eh, içerde duracağına dışarı çıksın hesabı, en azından sizinle paylaşayım ki bir işe yarasın. Hoş, ilk etapta nerden başlayacağımı bile bilemedim ama sonunda olayı akışına bırakıp aklıma gelen ilk oyunla başlamaya karar verdim.

Ben yine de konuya yabancı kalmayasınız diye hikayenin bir özetini anlatayım size: “Bundan uzun yıllar önce CETRA adı verilen kutsal bir ırk, uzun bir yolculuğun ardından dünyaya adım atar. Asırlar sonra insanların ANCIENTS adını verdiği Cetra’ların bir kısmı, bu yeni diyarı severek burada kalırlar ve yavaş yavaş insanlaşmaya başlarlar. Bir zaman sonra, JENOVA adında kötü güçlü bir yaratık düşer dünyaya ve Northern Crater olarak anılan büyük bir krater oluşturur dünyada. Ancient’ların bir kısmı, Jenova’nın yaydığı hastalıktan etkilenir ve onun tarafına geçer. Dünyada böylece bir kıyım başlar ve iyi tarafta kalan birkaç Ancient, Jenova’yı alt ederek Northern Crater’a hapseder. Dünya, bundan sonrasında yaşam enerjisini kullanarak kendini tedavi edecektir ama o yara, asla tam olarak iyileşmeyecektir.” Final Fantasy VII destanının köküdür bu ve oyunun bütün hikayesi, bu temel üzerine kuruludur. Az önce de bahsetmiştim, 4 CD halinde sürekli büyüyen ve kuvvetlenen bir tarzı vardır. Herşey Cloud’un Midgar’a adım atmasıyla başlar ve bir destan halini alır. Aslında düşündüm de, anlatmak yerine izleteyim ben size bu açılışı. Aşağıdaki videoyu önce bir izleyin, sonra devam edelim... https://www.youtube.com/watch?v=1AfR-QR-dVA Bu sahneden sonra öyle şeyler oluyor ve olan herşey öyle bir dallanıp budaklanıyor ki o zamanın imkanlarını hesaba katarsanız, bunların olabileceğine inanamazsınız. Final Fantasy VII, o zaman benzerine zor rastlayacağınız Open-World kategorisinde bir oyundu. Muhtemelen JRPG tarzı diyebileceğimiz bir efsaneydi ki az önce gördüğünüz grafik kalitesi, o zaman rastlayabileceğiniz en sağlam grafik kalitesiydi. Oyunun müzikleri “midi” formatındaydı ama her melodisi insanın içine işliyordu. Ne sahneler gördüm, ne diyarlar dolaştım, nelerle karşılaştım, anlatamam. Diyorum ya, aylarca sürdü bu serüven. Her CD’nin bitişinde ve ekrandaki “Bir sonraki CD’yi takın.” yazısını görüşümde derin bir nefes aldım ve serüvenim kaldığı yerden devam etti. O devasa haritanın her köşesine, her bucağına gittim. En nadir Chocobo’ların peşine düştüm, en bulunmayacak Summon’ların izini kovaladım. Ne dostlar tanıdım, ne düşmanlar edindim, ne yiğitlikler gördüm, ne hüzünler yaşadım... Hazin son... Ve sonunda ne oldu biliyor musunuz? Başıma gelen en kötü felaketlerden biridir bu. Oyunun dördücü CD’sinde finale doğru adım adım yaklaşırken, yazılımsal olduğunu sandığım bir hata yüzünden oyun tıkandı. Junon Harbor’da, oranın en korkutucu simgesi olan Junon Canon’u ateşlemem gerekiyordu ama ateşleyemiyordum. “Lan acaba bir şeyi eksik mi yapıyorum!?” diye muhtemelen aylarca uğraştım. Geri döndüm, aradım, taradım, olmadı... En sonunda üşenmeyip oyuna baştan başladım ama oraya vardığımda sonuç yine aynıydı. İşin kötü tarafı, oyunun yeni bir kopyasını da bulamadım. Herşey benim için orada bitmişti. Final Fantasy VII efsanesinin sonunu görememiştim.
E3 2015’te duyurulan Final Fantasy VII Remake, belki de sırf bu yüzden, en çok beni heyecanlandırdı. Hala bu müthiş hikayenin sonunda ne olduğunu bilmiyorum ve Final Fantasy VII Remake’le birlikte hem hayatımın en büyük efsanelerinden birini yeniden yaşayacağım, hem de hayatımın en büyük eksiklerinden biri tamamlanmış olacak. An itibariyle tek dileğim, Square Enix’in bu büyük efsaneyi mekaniklerine dokunmadan, fazla mıncıklamadan, sadece görsel yanını değiştirerek bize vermesidir. Olası bir iptal haberi de Square Enix’i bizzat bombalama sebebim olacaktır. Bunca yıldan sonra ve bu kadar heveslendikten sonra buna gerçekten katlanamam. Tekrar görüşmek üzere, hoşçakalın... Ertekin BayındırBenzer Haberler

PS Plus Mart 2026 listesi şekilleniyor: PGA Tour 2K25 geliyor

Minecraft Java Edition modern grafik teknolojilerine hazırlanıyor

Pixel Flow’un geliştiricisi Loom Games, Scopely bünyesine katıldı









