Haber kapak görseli
Genel
9 dk okunma süresi
Pozitif

Büyük tanrıların adası Samothraki

Efsaneler, Samothraki’nin zaman ve mekanın ötesinde bir ada olduğundan bahseder. Dünyanın kaotik gürültüsünü arkamızda bırakıp, farklı ve huzurlu bir dünyaya adım atacağımız bir yerdir burası. Bu kadim mekanda, “tek”liğin uçsuz bucaksız varlığına doğru yolculuk yaparız.

SİBEL AYMAN

Dedeağaç’tan (Alexandrapoli-Yunanistan) kalkan feribot yaklaşık iki saat sonra Samothraki Adası’na yaklaştığında, karşınıza sadece 17 km boyunda ve 178 km2 alana sahip, dağlık ve kayalık küçük bir ada çıkıyor. Feribotunuz Kamariotissa Limanı’na yanaşırken, gezilecek onlarca popüler, egzotik yer ve lüks resort varken niye bilhassa burayı seçtiğinize hâlâ bir anlam veremiyorsanız, fazla düşünmeyin derim. Burada olup olmayacağınızı bir çağrı duygusuyla bileceksiniz. Bilinçaltınızda kadim tanrıların çağrısını duyduğunuz ya da hissettiğiniz için oradasınız! Anlam veremediğiniz bu çağrıyı yerine getirmek, artık boynunuzun borcudur.

7500 yıllık maziye sahip

Adanın tarihinin MÖ 5500 yılına dayandığı ve MÖ 1500 yılında Trakların gelerek, bugünkü Chora köyüne yerleştikleri biliniyor. Sırasıyla Persler, Makedonlar tarafından fethedilmiş, MÖ 168’den MS 70 yılına kadar bağımsızlığını koruduktan sonra, MS 70’te Roma İmparatorluğu’nun hakimiyetine girmiş. Saint Paul’un, Asya’dan Avrupa’ya gerçekleştirdiği gezi rotası üzerinde olan Samothraki Adası’na gelmesiyle Hristiyanlığı kabul etmişler. 1204 yılına kadar Bizans hakimiyetinde olan ada, 1430’da Cenovalı Gattiluzi ailesinin, 1457 yılında ise Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyetine girmiş, 1912’de de Yunanistan’a bırakılmış.

Genel olarak adanın doğal bir limanı bulunmadığından ve büyük bir kısmı tarım yapılamayacak kadar sarp kayalık ve dağlık olduğundan, tarih boyunca politik bir önemi olmamış. Ancak geçmişi Olimpos tanrılarının da öncesine uzanan, son derece gizemli ve mistik bir kült merkezi olan büyük tanrıların kutsal mabedine binlerce yıl ev sahipliği yapmış. Bu kutsal alan, Yunan ve Roma antik çağlarında büyük tanrıların onuruna gizemli dini bir etkinliğin gerçekleştirilmesi için kullanılıyormuş. Ruhun erginleşmesi ve aydınlanma için yapılan inisiyasyon törenleri, inisiyeye her açıdan daha iyi olma yani mükemmelliğe ulaşma fırsatını; bugünkü deyimle, değişim ve dönüşümü vadediyormuş. Kapılar yüksek bilinç seviyelerine ulaşmak isteyen herkese açıkmış.

Adanın mitolojik özelliği ise Fenike Kralı Agenor’un oğlu Cadmus ile Afrodit ve savaş tanrısı Ares’in yasak aşklarından doğan kızları Harmonia’nın (bazı antik yazarlara göre Harmonia, Zeus ve Electra’nın kızıdır) düğünlerinin Samothraki’de olmasıdır. Zeus tarafından kaçırılan kız kardeşi Europa’yı aramak için çıktığı yolculuk sırasında Samothraki’ye gelen Cadmus, Saos Dağı’nın perisi Harmonia ile tanışıp evlenmiş. Onların evlilikleri, tanrıların hediyeler getirdiği ve yeryüzünde kutlanan ilk düğün töreniymiş. Yunan mitolojisinin ilk kahramanı olan Cadmus, Atina yakınlarındaki Thebes (Teb) şehrinin kurucusu ve ilk kralıymış.

Adanın öne çıkan mistik özelliklerinden bir diğeri de Samothraki Adası’na hakim Saos sıradağlarının en yüksek noktasının; Athos Dağı ile İda Dağı arasında yer alan, tüm çevreye hakim Fengari Dağı olması. Havanın açık olduğu bir günde denize doğru baktığınızda, Gökçeada ve daha da ötede Troya’nın ovaları görülebiliyor. Bu nasıl bir karmik bağdır bilinmez ama Bozcaada (Tenedos), Gökçeada (İmroz) ve Samothraki Adası, tarihi Troya ile göbekten birbirine bağlıdır. Homeros’un İlyada destanında bahsettiği gibi, Olimpos’un baş tanrısı Zeus’un kardeşi Poseidon, Truva Savaşı’nın gidişatını Fengari zirvesinden, Zeus ise Kaz Dağları’ndan izliyordu.

Büyük tanrıların çağrısı

MÖ 5. yüzyıldan itibaren kullanılan büyük tanrıların mabedi; deniz ile Fengari Dağı arasında, Paleopoli bölgesindeki ovada yer alıyor. Tüm tanrıların mistik enerjilerini bu tek noktada yoğunlaştırdığı söyleniyor. Antik çağlardan beri sırlarını ve mistik yapısını koruyan bu kutsal alana adımınızı attığınız an inisiyasyonunuz ya da erginleşmeniz başlıyor demektir! Peki, siz bu değişime hazır mısınız?

Geniş bir alana yayılmış büyük tanrıların kutsal alanı, ibadet etmek isteyen herkese açıktı ancak gizemlere adanan bu binalara erişim sadece inisiyelere ayrılmıştı. Şenliklerle yapılan kutlama törenleri sayesinde belli bir tanrıyla sağlanan kişisel yakınlaşma ya da iletişim, ona yüksek bilinç seviyesine ulaşmayı sağlıyordu. Bu kutsal alanda yer alan “ruh inisiyasyonu”; kişiliğimizin hayatta kalma mekanizmalarını serbest bırakmayı (ki bu realitede ayakta ve hayatta kalabilmek için hep tetikteyiz) ve bu varlığın özüne, sevginin ve özgürlüğün yaşayan ifadesine daha derinlere inmeyi içerir. Ruh artık fiziksel yapısı tarafından gizlenmek yerine onu bütünleştirir. Bu süreçten sonra ruh, kendi öz parlaklığına kavuşur.

Samothraki tanrılarının kimliği ve doğası halen esrarını koruyor. Eski yazarlar onlara sıklıkla yer altı dünyasının gizemli tanrıları olarak “Kabeiroi” ya da “Kaviria” adını veriyordu. Ancak hiçbir zaman gerçek kimlikleri açıklanmadığı için “Büyük tanrılar” (Megaloi Theoi) deniyordu. Bu tanrıların Hitit, Trak, proto-Etrüsk hatta daha da gerilerde Pelasklar ve Karyalılar dahil olmak üzere, Yunan öncesi etkilere sahip olduğu düşünülüyor. Zira bu gizemli kültün Korybant ayinleri; Samothraki, Gökçeada, Limni, Bozcaada ve Troas/Truva bölgelerinde de geçerliydi.

Gizli isimleri Axieros, Axiokersa, Axiokersos ile Kadmilos’tu. Yunanlılar, MÖ 4. yüzyılın ortalarından itibaren Demeter, Persephone, Hades ve Hermes ile özdeşleştirdi. Axieros, Frig Tanrıçası Kybele, İda Dağı’nın Truvalı Ana Tanrıçası ile benzer özelliklere sahip olan Büyük Ana kültünün merkezi figürüydü. Yunanlılar Kybele’yi doğurganlık, bereket, hasat ve tarım tanrıçası Demeter ile eşit derecede ilişkilendirdi. Büyük Ana, Samothraki sikkelerinde sıklıkla yanında bir aslan bulunan, oturan bir kadın olarak tasvir edilmiştir.

Paleopolis’te bulunan bu kutsal arkeolojik alan MÖ 7. yüzyılda kullanılmaya başlanmış ancak üzerinde bulunan yapıların en erkeni MÖ 5. yüzyıldan itibaren çeşitli tarihlerde önemli kişiler tarafından yaptırılmıştır. Burada en göze çarpan yapı, beş sütunun restore edildiği ve inisiyasyonların yer aldığı “tapınak” anlamına gelen Hieron’dur. MÖ 3. yüzyıl civarında inşa edildiği tahmin edilen tiyatro ise gizemlerle ilgili ritüel gösterilere ve her yıl düzenlenen festivale hizmet ediyordu. Samothraki’nin mitolojisini ve efsanevi tarihini, kutsal alanı ve önemli tanrılarını yeniden anlatan gösteriler burada sahnelenirdi. Bunun dışında Temenos, Kutsal Çember (Sacred Circle), Kutsal Alan’a girişteki anıtsal yapı Propilon gibi birçok antik yapı kalıntıları arasında dolanırken, kadim zamandan kalan o mistik enerjiyi içinizde hissetmemeniz mümkün değil. Bu güçlü enerji noktası ile bağ kurmak için ağaçların altındaki onlarca devrik sütundan birine oturup, meditasyon yapmanızı öneririm.

Antik çağda mabedi ziyaret edenlerin hayranlıktan gözlerini ayıramadığı Kanatlı Zafer Tanrıçası Nike’ın ihtişamlı mermer heykeli, 1884 yılından beri Paris’teki Louvre Müzesi’nde sergileniyor. Buradaki müzede ise sadece alçıdan bir kopyasını görebilirsiniz. Samothraki Adası, bu ünlü heykelin bulunmasıyla dünyada tanınmaya başladı.

Bu mistik adada inisiye olanlar arasında ünlü tarihçi Herodot ile Sparta Kralı Lysander’ı sayabiliriz. Makedonya Kralı II. Philip, genç Epirot Prensesi Olympias ile burada tanışıp, beraber inisiye olmuşlar, daha sonra da evlenmişlerdi. Bu evlilikten doğan çocukları Büyük İskender de cömertliğini göstererek, bu kutsal alanı ihtişamlı binalarla donatmıştı.

Samothraki ve Troad/Truva bağlantısı

Yunan mitolojisinde Elektra, Titanlardan olan Atlas ve Pleione’nin yedi kızından biridir. Samothraki Adası’nda yaşamış ve bu adada Zeus’tan Dardanos ve Iasion (veya Eetion) adında iki oğlu olmuştur. Dardanos daha sonra bu adadan ayrılarak Troad’ta (Çanakkale, Biga Yarımadası) kendi adına Dardanos şehrini kurarak, meşhur Troya/Wilusa medeniyetinin temelini atmış ve bu kentin çevresinde bulunan krallığı örgütlemiştir. Buraya yerleşen halk, Dardanoslular diye tarihe geçmiş, onun çocukları ve torunları da Troya Kraliyet soyunu oluşturmuştur. Böylece Dardanus aracılığıyla Elektra, daha doğrusu Samothraki Adası’nın efsanevi ailesi, Troya Kraliyet soyunun atasıdır. İşte böyle göbekten bağlıdır mistik Samothraki ile Troya! Elektra’nın öbür oğlu Iasion ise Zeus’un emriyle Samothraki ve Eleusis başta olmak üzere “Demeter gizemleri”ni başlatmış ve bunları Cadmus’a da öğretmişti.

Elektra, Troya’nın tılsımlı koruyucusu haline gelen kutsal heykel Palladion efsanesiyle de bağlantılıdır. Zeus tarafından gökten atılan bu kutsal heykeli, oğlu Dardanos’a adadan ayrılmadan önce verir. Dardanos ve onun soyu, Troya’ya kutsal koruma sağlayan bu heykeli saklar. On yıl süren Troya Savaşı’nın sonunda Akhalar (Yunanlılar), savaşı kazanabilmek için öngörülen bir dizi kehaneti gerçekleştirmeyi başarır. Bunlar arasında kutsal Palladion’un Akhalar tarafından çalınması da vardır ve Troya’nın trajik sonu gelerek yağmalanır. Elektra, Troya’nın yıkımına bakmaya cesaret edemediği için arkasını döner ve kederinden kız kardeşlerini terk ederek, gökyüzünde kuyruklu bir yıldız olduğu söylenir. Bu mitolojik söylencenin diğer bir versiyonu da gökyüzünde yedi kız kardeşi temsil eden Pleiad’lardan (Pleiades takımyıldızı) sadece altısının kolayca görüldüğü ve yedincisi olan Elektra’nın Truva’nın yıkımını görmemek için gözlerini kapadığı ya da arkasını döndüğüdür.

Ada; kendilerinde ve gezegenimizde ortaya çıkan daha derin enerjileri hissedenleri, kutuplaşmaya direnen gizem ve okült tutkunlarını, şamanları ve ruhsal amaçlı enerji çalışanlarını bir çeşit “ilahi çağrı” ile kendine çekme eğilimindedir.

Antik çağlardan beri sırlarını kendinde saklayan Samothraki bizlere sesleniyor:

“Uyanışa kendini adamış olan cesur ruhlar, gelin! Sevgi titreşiminde olmayan her şeyi geride bırakıp, yeteneklerinizi ve gücünüzü ortaya çıkarın. Dualarınızı hissediyorum ve sizleri sırlarımı keşfetmeye davet ediyorum...”

Cadmus ve Harmonia

Cadmus, tanrılar tarafından çok sevilmesine rağmen lanetler, talihsizlikler onu ve soyunu bir türlü rahat bırakmaz. Delphi Kahini’nden aldığı kehanete uygun olarak, Thebes (Teb) şehrini kurmaya giderken arkadaşlarından bazıları bir derenin yakınında ejderha tarafından öldürülünce, o da intikam almak için canavarı öldürür. Ne yazık ki o ejderha, Tanrı Ares için kutsaldır ve buna karşılık Cadmus yedi sene Tanrı Ares’e hizmet eder.

Cadmus ve Harmonia’nın düğününde Afrodit, Hephaestus’un (tanrılar ile kahramanlar için silahlar ve zırhlar üreten Ateş Tanrısı) usta ellerinden çıkma bir gerdanlık armağan etmiştir kızı Harmonia’ya. Gerdanlığın her iki ucunda birbirlerine dönük iki tane iki başlı yılan ve dişlerinin arasına sıkıştırılmış, kanatları açık iki altın kartal yükseliyordu.

Yeni evlenen çift nereden bilebilirdi ki bu kutsal gerdanlığın kendilerine ve kendilerinden sonra gelecek soylarına çeşitli uğursuzluklar getireceğini! (İhanete uğramış zavallı Hephaestus’un böyle lanetli bir hediye vermesinin nedeni de başka bir hikaye konusu...) Maalesef “Harmonia kolyesi”, ona sahip olan herkese talihsizlik ve felaket getirir. Cadmus ile Harmonia, çocuklarının ve torunlarının (mitolojide Thebai soyu olarak yerini almıştır) başına gelen trajediden dolayı perişan olur ve kendi kurdukları Thebes kentini terk ederek, sakin bir emeklilik yaşamak için İlirya’ya yerleşir. Ancak orada da talihsizlikler peşlerini bırakmaz. Cadmus, halen Tanrı Ares’in ejderhasını öldürdüğünden dolayı affedilmeyip, tanrılar tarafından cezalandırıldığını düşündüğü için eğer bir ejderha, tanrılar için bu kadar önemliyse kendisinin de ejderha olmayı çok istediğini söyler söylemez birden yılana dönüşür. Harmonia da tanrılardan kocasının kaderini paylaşmasına izin verilmesini isteyince, o da yılana dönüşür. Tıpkı kendisine düğün hediyesi olarak verilen altın kolyedeki iki başlı yılan gibi! Hayatlarındaki bunca trajediden sonra bari öbür tarafta teselli bulsunlar diye olacak ki Zeus onları “Kutsanmışlar” ya da “Ölümsüzler” Adası’na gönderir.

Yılana dönüşmüş karı-kocanın birbirine sarılmış hali, büyük tanrıların kutsal mabedindeki inisiyelerin sembolü olarak ya omuzlarında ya da kollarında resmediliyordu. Hatta ören yerindeki arkeolojik kazılardan iki yılan başı kazılmış bir yüzük çıktığı da kayıtlarda yer alır. Bu sembolün ezoterik açılımı “Hieros Gamos” yani kozmik bir tanrı-tanrıça çiftine doğru evrilen “kutsal evliliği” simgelemektedir. Bir anlam kayması olmaması açısından açıklamakta fayda var. İçsel olarak eril ve dişil ögelerin birleşmesi, bireyin tanrı veya evrenle birleşme arayışını ifade eder. Bu, “ruhsal birleşme” veya “aydınlanma” yani kozmik sırlara vakıf olma deneyimi olarak da yorumlanabilir.

Adanın merkezi Chora’nın dar sokakları arasında dolaşırken, antik zamandan kalma bir çeşmenin üzerindeki kabartmada gördüğüm tasvir beni çok etkiledi. Bu, Cadmus ile Harmonia’nın kutsal evliliğini simgeleyen ve bütün tanrıların kutsal mabedi, inisiyelerinin kollarında veya omuzlarında taşıdığı sembolden başkası değildi! Bunun hemen üzerinde ise çift başlı kartal sembolünü görüyoruz.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo