Haber kapak görseli
Genel
10 dk okunma süresi
Mindfulness

Daha farkında nesiller için “Mindful Okul”

“Bambuya olgunlaştıktan sonra şekil vermeye çalışırsanız kırılır. Ama henüz tazeyken onunla her şeyi yapabilirsiniz” diyen Doç. Dr. Bilge Uzun ile, kendi deyimiyle daha “fark’anda” nesiller için Türkiye’de uygulanmaya başlanan Mindful Okul projesi ve çocuklara neler kazandırdığı hakkında konuştuk.

Sibel Süslü

Siz mindfulness kelimesinin karşılığı olarak “fark’andalık” kavramını kullanıyorsunuz. Bu kavramı biraz açar mısınız öncelikle?

Mindfulness’ı her kesimden insanın anlayabilmesi için kavramın Türkçeleşmesi çok önemli. Farklı araştırmacıların, yazarların kullandığı farklı karşılıklar var. Bilinçli farkındalık çok kullanılıyor ama ben ‘mindfulness’ı tam olarak karşıladığını düşünmüyorum. Çünkü bilinçsiz bir farkındalık söz konusu değildir, farkındalık zaten bilinçli olur. Fakat baktığımızda kelimenin bir İngilizce karşılığı da yok. Jon Kabat-Zinn tarafından türetilmiş bir kelime. İngilizce bir kelimenin Türkçe karşılığı olur ama yeni türetilmiş İngilizce bir kelimenin Türkçe karşılığı olmak zorunda değil aslında. Biz Türkçe’de bu tür şeylere aşinayız; mesela stres de İngilizce kökenliydi, iki ‘s’ ile yazılıyordu ve tek kelime ile Türkçe karşılığı yoktu. Biz o ‘s’lerden birini atıp stres olarak Türkçe’ye soktuk onu ve şu an herkes biliyor. Mindfulness da büyük olasılıkla böyle olacak. İşletme alanında bir kesim araştırmacı ‘bilgece farkındalık’ diyor. Mehmet Zihni Sungur ‘yargısız farkındalık’ diyor. Biz de yıllardır farklı platformlarda, farklı uzmanlarla yaptığımız görüşmeler sonucunda ‘fark etmek’ ve ‘anda kalmak’ ifadelerinin birleşimi olarak “fark’andalık” diye bir karşılık çıkardık. Hatta şimdi Ağustos’ta çıkacak olan kitabım da “Fark’andalık” alt başlığı ile çıkıyor olacak.

Çocuklarda mindfulness ve “mindful okul” alanında değerli katkıları olan bir eğitimcisiniz. Bu çalışmalarınız nasıl başladı?

Mindfulness bütün dünyada yer bulmuş bir kavram. Arkasında çok güçlü sinir bilimi ve laboratuvar çalışmaları var. Massachusetts Üniversitesi’nden çıkıyor -ki şu anda alanda en iyi üniversitelerden biri olarak gösteriliyor. Daha sonra psikoloji alanına girdiğinde Oxford Üniversitesi’nde Mark Williams bir mindfulness laboratuvarı kuruyor. Dünyadaki geçmişine baktığımızda ciddi bir laboratuvar geçmişi var. Eğitime de çok büyük katkıları olduğu ortaya konulmuş durumda. Türkiye’de MBSR (Mindfulness Temelli Stres Azaltma Programı) olarak, yani başka bir kültürde uygulanan bir programın Türkiye’ye getirilmesiyle başladı. Şöyle düşünüyorum; yurt dışından aldığımız bir programı bizim kültürümüze giydirmeye çalışmak, bir beden büyük ya da küçük bir kıyafeti giydirmeye çalışmak gibi. Çünkü bedenler farklı aslında. İşte biz bunu kendi bedenimize, kendi kültürümüze uyarlıyoruz. MBSR meditasyon, yoga gibi, aslında bizim kültürümüzde olmayan konuları içeren ve yapılandırılmış olduğu için içeriği değiştirilemeyen bir program. Fakat okul programlarında mindfulness eğitimini biraz daha kültüre duyarlı biçimde uygulama yoluna gittik.

Nasıl çalışmalar yaptınız?

Bahçeşehir Eğitim Kurumları olarak önce kendi okullarımızda neler yapabiliriz, buna baktık. Çocuklara bunu nasıl öğretebiliriz? Tabii ki öğretmenlere öğretmemiz gerekiyordu. Onun için de önce bizim öğrenmemiz gerekiyordu. Online programlara başladık, bir sürü araştırmamız oldu. Mindful okul programında bir yıllık öğretmen eğitimi programını tamamladık. Bu çerçevede önce temel eğitim, ardından ileri düzey eğitim, sonra da müfredat programı alıyorsunuz. Online ve offline programlar, testler, yüz yüze sınavlar, en sonunda da Amerika’ya gidip bütün öğrendiklerinizi uygulayacak şekilde bir inziva programına dâhil olarak uluslararası sertifika almayı hak ediyorsunuz. Türkiye çok kültürlü bir ülke değilmiş gibi görünse de, Mardin’deki okul ve çocukların uygulamaları ile İzmir’dekiler çok farklı. İzmir’de meditasyon çok daha yaygın bilinirken, Mardin ya da Diyarbakır’da durum farklı ve o ebeveynlere de hitap etmeniz gerekiyor. Dolayısıyla bizim seküler bir yaklaşıma ihtiyacımız vardı, bunun bilimsel altyapısını kullanmamız gerekiyordu.

Bahçeşehir Kolejleri Genel Müdürlüğü’nde Psikolojik Danışma ve Rehberlik Koordinatörü Bölüm Başkanı Özen Yazgan’la birlikte tamamladığımız eğitim çerçevesinde ben bilimsel altyapısını ve programın geliştirilme sürecini hazırladım; Özen Yazgan da öğretmenlere nasıl aktarılabileceğini ve çocukların diline nasıl çevrilebileceğini, nasıl anlaşılır hâle geleceğini değerlendirdi. Özellikle ilkokul ve okul öncesi çağı çocuklarına bir şeyleri sözel olarak anlatmak çok söz konusu değil. Oyunlar, etkinlikler üretmemiz gerekiyordu. 2014-15 döneminde sınıf öğretmenleriyle 8 haftalık bir program uyguladık. Fakat dönem sonunda, çocuklar öğretmenleri onlara mindfulness anlattığında bunu bir ders olarak görmeye başlamıştı. İstediğimiz bu değildi. İşin psikoloji altyapısı olduğunu biliyorduk; psikolojik danışmanlarla çalışmamızın daha iyi olabileceğini düşünerek bir sonraki yıl onlarla çalıştık. 8 haftalık programı 16 haftaya yaydık. Çünkü bir dönem uygulandığında çocukların unutma olasılığı vardı. Bahçeşehir Kolejleri bu anlamda çok destek verdi ve bir ders saati ayırdı bizim için. Adına mindfulness demedik, rehberlik saati oldu.

Program bu kez başarılı oldu mu? Nasıl ölçme ve değerlendirme yaptınız?

Çocukların tutum, davranış ve değerleri üzerinde bir etkisi olup olmadığını görmek için program öncesinde ve sonrasında bir test uygulamamız gerekiyordu. Bunun için de bir mindfulness ölçeği geliştirmeye ihtiyacımız vardı. Şimdiye dek hep yetişkinlerin üzerinde çalışılmış, çocuklar için bir mindfulness testi ve değerlendirmesi yoktu. Üniversitede tez çalışmaları yapan öğrencilerimden biri yüksek lisans tezinde doğrudan ölçek geliştirmek istediğini söyledi. Bu alanda çok iyiydi gerçekten de. Bir havuz oluşturduk, çocuklarla görüşmeler yaptık ve iki boyutlu, 16 maddelik bir ölçek oluşturduk. 8-11 yaş grubu çocukların anlayabileceği bir mindfulness ölçeği geliştirmiş olduk. Bu yolla çocuklarda ölçme değerlendirmeyi de başardık. 2016-17 döneminde 52 şehirde, 81 kolejde 25 bin data toplandı.

Neler çıktı değerlendirme sonucunda?

Mesela çocuklarda kaygı ölçeği vardı. Bilişsel, fiziksel ve okulla ilgili kaygı boyutları… Çocuklarda mindfulness’ın hem kaygıyı azalttığını, hem de şefkat düzeyini arttırdığını, öz düzenlemeyi geliştirdiğini ve ilişkilerde etkili olduğunu gördük. Bu yıl altıncı yıl olarak Bahçeşehir Kolejleri’nde tüm okullarda uygulanacak.

Programı uygularken sizi en çok zorlayan bu dataların toplanması mı oldu?

Bir programı 25 bin çocuğa uygulamaktan daha zor olanı, Budizm kökenli olduğu bilinen bir programı Müslüman bir kültüre uyarlamaktı. Dolayısıyla bence mindful okul programının en büyük başarısı Türkiye’deki çok kültürlü yapıya uyması oldu. Hiç kimseyi incitmeden, tek bir çocuğu dışarıda tutmadan uygulamayı başardık. Diyarbakır’da bir veli “Benim çocuğuma bunun uygulanmasını istemiyorum” dedi mesela. Özen Yazgan bunun bir okul programı olduğunu ve her çocuğun uygulamasını istediğimizi çok güzel anlattı. O velinin de çocuğunu dâhil ettik.

Çocuklara mindfulness anlatan öğretmenlerin de bunu öncelikle kendi hayatlarında uygulayabilmeleri gerekiyor değil mi?

Biz programı içselleştirmiş durumdayız ama öğretmenler bunu nasıl başaracak diye hem Mark Williams ile hem Kabat-Zinn ile görüştüm. Biz şu yolu izledik: Türkiye’nin her yerinden öğretmenler seminer döneminde İstanbul’a gelip eğitime girdiler. Ben ve Özen Yazgan bizzat eğitim verdik. En az 6 hafta kendi yaşantılarına sokmaları gerektiğini üstüne basa basa vurguladık. Whatsapp grupları oluşturduk, onlara hatırlatmalar gönderdik. Genel müdürlük bu konuda o kadar bizimle birlikteydi ki; konuya direnç gösteren öğretmenlerin genel müdürlükle iletişime geçmesi istendi. Yani o öğretmen bizimle çalışmak zorunda değil. Biz bir mindful okul olacağız. Veli seminerleri yaptık, programın arkasında üniversite olduğunu hissettirebilmek için...

Çocuklar günümüzde teknolojinin içine doğuyor. Bir çocuğun böyle bir zamanda odaklanma becerisi geliştirmesi oldukça zor, çocuklarda dikkat eksikliği bozukluğu da çok yaygın. Mindfulness’ın bu bakımdan nasıl bir faydası oluyor?

Nöropsikolojik olarak bilim insanları diyor ki, 7 yaşına geldiğimizde beynimizin prefrontal korteksinin gelişimini tamamlamasıyla birlikte düşünmeyi öğrenmeye başlıyoruz. Bazıları bu sürecin ergenlik dönemine kadar devam ettiğini söylüyor ama büyük ölçüde tamamlanıyor 7-8 yaş civarında. Bu şu demek: 7 yaşına kadar çocuklar daha çok andadır, duygularıyla birliktedir. Prefrontal korteks gelişene kadar geçmiş ya da gelecekle ilgili herhangi bir kaygı yokken, daha sonra hem değerler hem de düşünceler oluşmaya başlar. Çocuk çevreden öğrendiklerini kendi zihninde yorumlar. Ve o kadar çok uyaran var ki çevrede… O özünde olan becerileri kaybetmeye, çevreden öğrenmeye başlıyor. Örneğin öncesinde yılan gördüğünde ona dokunabilecekken, daha sonra yılandan korkmayı öğreniyor. Çocukla çalışmamızın en büyük etkenlerinden biri, gelişmekte olan beynin nöropsikolojik olarak güçlenmesini sağlamak. İkincisi, çocukların değerlerini kaybetmeden onları bir alışkanlığa dönüştürmesini sağlamak. Ağaç yaşken eğilir denir ya… Bambuya olgunlaştıktan sonra şekil vermeye çalışırsanız kırılır. Ama bambu henüz tazeyken onunla her şey yapabilirsiniz. Henüz yeni yeni kişilik ve kimlik oluşmaya başlamışken, hem değer hem de farkındalık becerileri gelişirse çok daha etkili olur.

Dikkat eksikliği konusuna gelince; mindfulness dikkat kasını geliştirir diyor laboratuvar çalışmaları. Beynimizde bir dikkat kapakçığı olduğunu farz edelim. Bazı kişilerde bu kapak o kadar güçlüdür ki, kapandığı zaman kişi bir şeye odaklanır ve dışarıdan gelen bir ses vs. dikkatini dağıtamaz. Bazı kişilerde esnektir, dışarıdan bir ses gelse dikkati dağıldığı gibi, o sesin çağrıştırdıklarıyla ilgili düşüncelere dalar. Hatta kalkıp başka bir şeyle ilgilenir, tamamen dağılır. Bazı kişilerde ise kapakçık tamamen açıktır, odaklanma diye bir şey yoktur. Dikkat eksikliği bozukluğu dediğimiz durum bu üçüncü gruba giriyor. Mindfulness uygulamaları küçük küçük başlayarak (1-3 dk gibi) işte bu dikkat kasını güçlendiriyor.

Mindfulness meditasyonları çocuklara nasıl yaptırılıyor? Dikkatini toplamakta zorlananlara ne öneriyorsunuz?

Sıralarında otururken çocukların ellerini masanın üzerine ya da dizlerinin üzerine koydurarak yaptırıyoruz. Yere oturma yok. “Mindfulness bir eylem değil, zihnin durumudur” diyor zaten Kabat-Zinn. Nasıl oturursan otur. Meditasyonun birçok şekli var, bunu da öğretiyoruz çocuklara. Dikkat konusu bizim için de aynı. Ben de yapmaya başladığımda dikkatimi kolay toplayamazdım. Burada öz şefkat, kabulleniş devreye giriyor. Önce 3 dakika, sonra 5 dakika, 15 dakika… Mümkün değil bir anda 20 dakika yapabilmek… MBSR’da en büyük eleştirim bunun üzerinedir. Örneğin eğitimde 2-2,5 saat boyunca orada durmak zorundasınız. Yapılandırılmış bir program. Siz daha 3 dakikayı denememişken, 25 dakikalık meditasyona girmeniz bekleniyor. Hâlihazırda meditasyon, yoga yapan kişilere bir beceri öğretmek gibi o program biraz.

Harvard Üniversitesi bir konferansa Dalai Lama’yı davet ediyor, meditasyon yaptırmasını istiyorlar. Dalai Lama, “Burada 300 kişi var, bu mümkün değil. Her birinin ihtiyacı şu anda farklı” diyor. Tam bu mantıkla ilerliyoruz biz. Tekrarladığınız şey alışkanlığa dönüşür, bir zaman sonra bedeniniz ister. Spor yapmak gibi. Sabah 08.00’de kalkıp koşmaya alışmışsa bedeniniz, zaten 07.30’da uyanır ve koşmadığınız zaman huzursuzlanırsınız. Meditasyon da aynı şekilde. Mindfulness’ın hayatınıza girdiği güne bir bakın, o gün bir şeyler değişiyor. Hiçbir şey değişmese de bir şeyler değişiyor. O gün hayata başka bir pencereden bakmaya başlıyorsunuz.

Mindfulness’ı hayatına katmak isteyen insanların mutlaka bir eğitim almaları gerekiyor mu? Nasıl öğrenebilirler başka türlü?

Aslında Kabat-Zinn’in de istediği şey bunun için sertifika vs. alınması değildi, o insanlık yararına bir şey yapmak istiyordu. “Mesele sertifika ise benim sertifikamı kim verecek?” demişti hatta. Ama öğretilmesi de gerekiyor gerçekten. Örneğin uçuşan bir zihniniz varsa, hiperaktiviteniz varsa kendi kendinize öğrenmeniz, yapmanız mümkün değil. Biz kendi yaşantımızın içine koyabileceğimiz, informal uygulamaları öğretiyoruz. Bunun için 8 haftalık bir eğitim şart değil, zaten çok da pahalı bu eğitimler. Ama dediğim gibi bu yapılandırılmış bir program. Onun dışında atölyelere gidilebilir, ücretsiz yapılan yerler var, mobil uygulamalar var. Fakat uygulamaların nasıl yapılacağı önemli. Kendi kendime de öğrenirim diyorsa kişi, elbette öğrenebilir. Ama herkes aynı değil.

Duyguyu yeniden değerlendirmek

“erteleME” konulu tez çalışmanızı daha sonra mindfulness ile ilişkilendirmişsiniz. Mindfulness ile erteleme, daha doğrusu ertelememe arasında nasıl bir bağlantı var?

Zaten birisi anda kalma, diğeri kalamama. Ertelemek anda kalamamak demek. İnsan kendini arar genellikle, bu konuyu çalışırken ben kendimi arıyormuşum. Doktorayı bitirdikten sonra erteleme konusunda çalışmalarım devam ediyordu. O dönem zor dönemlerimdi. Evrenden gelen bir mesaj gibi sağaltıcı, şifalandırıcı bir etkisi oldu ‘mindfulness’ın. En önemli parçalarından biri kendini affetmek; kendinizi affetmezseniz ertelemeye devam edersiniz. Mindfulness ile zamanı daha kolay yönetirsiniz, çünkü nöropsikolojik araştırma bulguları gösteriyor ki duygu yönetimini sağlıyor. O da otomatik olarak öz denetimi sağlıyor.

Bazı insanlar duygusunu bastırarak yönetir. Bu tehlikeli olan. Ertesi gün daha kötü hissedersin. Çünkü duyguyu bir yere sıkıştırırsın ve direndiğin şey kalıcı olur. Bir yerden mutlaka patlayıp çıkar. Bazı insanlarsa duyguyu yeniden değerlendirir. İşte tam mindfulness ile kesişen nokta: Başımıza gelen şeyi yeniden değerlendiriyoruz. Geriye dönüp değiştirme olasılığım yok ama bu bana ne öğretti? Herkesin başına geliyor, bir tek benim başıma gelmedi. Bu benim değersiz olduğum anlamına gelmiyor. Böylece yeniden değerlendirmiş oluyoruz duyguyu. Hem psikoterapi kuramları, hem sinir bilim hem de bedenimizin işlevleri gerçekten birbiriyle ilintili. Mindfulness holistik bir şey hâline getirdi tüm bunları, içine bir de varoluş koydu, herkese hitap eden bir şey oldu. Yeni gelen nesle bunu öğrettiğimiz zaman gelecek nesillerimiz çok daha iyi olacak.

“Bence mindful okul programının en büyük başarısı Türkiye’deki çok kültürlü yapıya uyması oldu. Hiç kimseyi incitmeden, tek bir çocuğu dışarıda tutmadan uygulamayı başardık.”

Doç. Dr. Bilge Uzun kimdir?

Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimlerini ODTÜ Psikolojik Danışma ve Rehberlik Anabilim Dalı’nda tamamladı. Çalışmalarını mindfulness ile ilişkilendirdi ve Bahçeşehir Kolejleri Genel Müdürlüğü Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümüyle iş birliği çerçevesinde Çocuklarda Mindfulness ve Mindful Okul alanına yöneldi. Uluslararası düzeyde uzun soluklu eğitimlerini tamamlayarak İleri Düzey Mindful Okul Eğitimcisi unvanını aldı.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo