
Ebru Şinik ve Prof. Dr. Pelin Arıbal Ayral’dan sağlıklı yaşamın şifreleri
Röportaj: Kemal Atılgan
Wellbeing ve Bütünsel Sağlık Derneği Başkanı Ebru Şinik ve Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Pelin Arıbal Ayral ile insanın sahip olduğu zihinsel ve ruhsal bedenlerde denge sağlayıcı günlük seçimlerle kariyer, finansal, sosyal ve çevresel hayatta da denge kurulmasını ifade eden, aynı zamanda tüm wellness ve koruyucu tıp uygulamalarını da çatısı altında barındıran wellbeing kavramı üzerine konuştuk.
HELLO!: Bütünsel sağlık ve wellbeing son yıllarda üzerine en çok konuşulan konulardan biri haline geldi. Öncelikle siz bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz? Siz wellbeing kavramı ile nasıl tanıştınız? Wellbeing deyince konu neleri kapsıyor?
Ebru Şinik: Günümüzün hızlı tempolu dünyasında, fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlık kadar sosyal wellbeing, çevresel wellbeing ve elbette finansal dengemiz de büyük bir önem taşıyor. İşte tam da bu noktada ‘wellbeing’ kavramı karşımıza çıkıyor. Wellbeing, halen wellness ibaresi ile sıkça karıştırılabilen bir terimdir. Wellness sadece fitness, beslenme ve spa uygulamalarını içermektedir. Wellbeing ise wellness uygulamalarını da içinde bulunduran ana kapsayıcı çatı terimdir. Wellbeing terimi, insanın sahip olduğu üç ana beden olan fiziksel, zihinsel ve ruhsal bedenlerde denge sağlayıcı günlük seçimler ile Gallup’un 2010 yılında yayımladığı ve dünya nüfusunun yüzde 98’ini temsil eden wellbeing araştırmasında yer alan kariyer, finansal, sosyal ve çevresel hayatta da eşzamanlı olarak denge kurulmasını ifade eden, aynı zamanda tüm wellness ve koruyucu tıp uygulamalarını da çatısı altında barındıran ana kapsayıcı kavramdır. Wellbeing özet olarak bireylerin genel yaşam kalitesini ve memnuniyetini ifade eden bir terimdir. Ben wellbeing terimi ve yaşam tarzı ile ilk defa 2011 yılında, USA Chopra Center’da üç yıl boyunca aldığım meditasyon ve ayurveda uzmanlıkları eğitimlerinde tanıştım. Hocalarımız dünyanın en saygın üniversitelerinde çalışan akademisyen liderlerden olan bütüncül tıp doktorları ve filozoflarından oluşuyordu. O dönemde dünyanın yüzünü buraya döneceğini çok net olarak fark ettim. Ayurvedanın koruyucu tıp uygulamalarını öğrenmem ve bunları hayatıma yavaş yavaş entegre etmeye başlamam ile kronik sindirim sistemi rahatsızlıklarım, solunum sistemi problemlerim, zihinsel bulanıklık ve odaklanma sorunlarım hiçbir şekilde ilaç kullanmadan ortadan kolaylıkla kalktı. Kendimi hem fiziksel hem de zihinsel olarak her anlamda daha iyi hissetmeye başladım. Bu geçen 15 yıl içerisindeki deneyimlerim doğrultusunda çok kapsamlı bir “Genleriniz kaderiniz değildir” metodolojisi oluşturdum ve bu doğrultuda eğitim vermeye, dernek aracılığı ile toplumu bilgilendirmeye devam ediyorum.
HELLO!: Wellbeing ve Bütünsel Sağlık Derneği nasıl bir ihtiyaçla kuruldu, biraz bahsedebilir misiniz? 4. Wellbeing Konferansı ile hedefiniz ne? Konferansın toplumumuz için etkisi neler olabilir?
E. Şinik: Wellbeing ve Bütünsel Sağlık Derneği’ni, yıllar boyunca adım adım hayatıma kattığım wellbeing yaşam tarzını, kurucusu olduğum Yükselen Çağ Wellbeing Akademi’den mezun ettiğimiz üç farklı koruyucu tıp sertifika programları öğrencilerimiz haricinde, eğitim almaya vakti, nakdi veya motivasyonu olmayan ama yine de hayatının bir noktasından başlayarak daha iyi hissetme halini yaratmak isteyen geniş halk kitleleri ile paylaşmak üzere kurduk. Bu amaç Wellbeing ve Bütünsel Sağlık Derneği Yönetim Kurulu olarak en büyük motivasyonumuz. Wellbeing uzun zamandır bir lüks değil; son 30 yıldır bu konuda başta ABD, İngiltere, Avustralya ve Almanya’da yapılan ciddi araştırmalar ve istatistikler neticesinde ve özellikle pandemi sonrasında, tüm dünyada kişilerin gelen yaşam kalitelerini yükseltmek üzere bilinçlendirme programları ve yayınları hızla yükseldi. Ayrıca bütünsel sağlık ve esenliğin çok önemli belirleyicilerinden olan iş ve yaşam dengesinin de kurumsal wellbeing adı altında şirketlerin kültürü içine yerleştirmesi gerekliliği net bir şekilde ortaya çıktı. Wellbeing ve Bütünsel Sağlık Derneği olarak bireysel, kurumsal ve tüm halk sağlığını gözetmek; iş, özel, sosyal ve dijital yaşamda bütünsel sağlık ve farkındalık halini yükseltmeyi amaçlıyoruz.
HELLO!: Bu sene geçen yıllardan farklı olarak Wellbeing Konferansı’nın ana teması, konusu neydi? İçerikten söz eder misiniz?
E. Şinik: Dernek yönetim kurulu olarak dört yıldır işlediğimiz tüm konular bizim nezdimizde wellbeing adına yaşamımızı şekillendiren ve yaşam kalitemizi etkileyen çok önemli konular. Wellbeing ve Bütünsel Sağlık Derneği olarak dördüncü konferansımız 2 Mayıs 2026 Cumartesi günü, The Grand Tarabya Managed by Accor’un mekan sponsorluğunda, Boğaz’a nazır harika bir konferans salonunda gerçekleşti. Bu sene öne çıkardığımız dokuz panelde odaklandığımız konular; kariyer, iş dünyası ve özel yaşam dengesi, finansal wellbeing, longevity, cilt bakımı, sağlık sektörü, egzersiz ve müzik. Tüm bu temalar, alanında uzman konuklarımızla wellbeing halini yükselten önerilerle geniş bir perspektiften incelendi. Wellbeing Konferansımızın tüm ekibi ve panelistleriyle ülkemizde sadece Wellbeing Derneği tarafından gerçekleştirilen bir imza etkinliğe ev sahipliği yapmasının haklı gururunu ve mutluluğunu taşıyoruz. Wellbeing uzmanı Hale Caneroğlu’nun ‘master of ceremony’ olarak yer aldığı konferans, benim ve konferansın platin ana sponsoru Philips Kişisel Sağlık Ortadoğu, Türkiye ve Afrika Genel Müdürü Sibel Yıldız’ın yaptığı açılış konuşmaları ile başladı. Konferansta dokuz panelde 28 duayen isim yer aldı.

HELLO!: Nasıl bir izleyici kitlesi var? Konu hakkında bilgisi olanlar mı katılıyor yoksa hayatında olumlu yönde değişiklik yapmak isteyenler mi?
E. Şinik: Konferansın izleyici kitlesinde çoğunlukla wellbeing konusunu daha önce bir vesile ile duymuş ve bu konuda yayınlara denk gelmiş veya şirketlerinde bu konuda eğitim almış olan profesyoneller ve geleceğe yatırım yapan değerli markalar yer alıyor. Genel olarak katılımcı profilimiz ağırlıklı olarak 30-55 yaş aralığında, kariyerinin zirvesinde olan profesyoneller, A ve B+ sosyo-ekonomik segment ve en az lisans ve ağırlıklı olarak lisansüstü eğitim seviyesine sahip, global trendleri takip eden kitleden oluşan bir grup.
HELLO!: Dünyada bu tür konferanslar çok mu? Sizinkiyle diğerlerinin nasıl bir ortak yönü veya farkları var?
E. Şinik: Dünyada bu konuda çalışan bir dizi üniversite, STK ve araştırma kuruluşu mevcut. Bu kurumların çoğunluğu özellikle İngiltere, ABD ve Avustralya’da bulunuyor. Fakat özellikle uluslararası araştırma kuruluşu Gallup ve Oxford Üniversitesi bünyesinde kurulan Oxford Wellbeing Research Center tarafından bu konuda yapılan zirveler dünyadaki en ciddi ve kapsamlı olanlarıdır. Gallup, wellbeing konusunda yaklaşık 20 yıldır dünya nüfusunun ortalama yüzde 98’ini temsil eden araştırmalar yapmakta ve bunları muhtelif aralıklarla yayımlamaktadır. Ayrıca Arianna Huffington’ın kurmuş olduğu Thrive Global isimli platform ile wellbeing konusu ABD’deki en büyük şirketleri işin içine katarak ciddi faaliyetlerde bulunmaktadır. Dünyadaki bu zirve ve konferansları incelediğimizde, ortak ve farklı yönlerimizde başlıca iki konu ön plana çıkıyor: 13 yıldır kurumsal wellbeing eğitimleri veren bir uzman olarak, ülkemizdeki kurumsal dünyayı wellbeing konusunda bilinçlendirme ve ‘Wellbeing At Work’ kapsamında şirketleri, en az İngiltere ve ABD kadar, bu konuya dahil edebildiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim. Yani kurumsal wellbeing konusunda ülkemiz azımsanmayacak bir farkındalığa doğru yol alıyor. Bunu, gerçekleştirdiğimiz Wellbeing Konferansımıza ilgi gösteren ve markalarıyla yer alan ve yıllardır bizden wellbeing eğitimleri alan şirket listelerinden gayet net görebiliyoruz. Veri ve istatistik sağlama konusunda ise maalesef biz oldukça gerideyiz. Bu konuda dernek yönetim kurulunda bulunan akademisyen üyelerimiz şu ana kadar beş farklı araştırma yayımladılar. Bu araştırmalarımızı daha genişleterek, uluslararası verilere katkı sağlamayı planlıyoruz.
HELLO!: ‘Wellbeing’ ve ‘sağlıklı yaş alma’ son yıllarda üzerine en çok konuşulan konulardan biri haline geldi. Bu kavramları biraz açabilir misiniz?
Pelin Arıbal Ayral: Wellbeing ve ‘sağlıklı yaş alma’ kavramları aslında birbirini tamamlayan iki önemli yaklaşımı ifade ediyor. Wellbeing, yalnızca fiziksel sağlığı değil; çok daha geniş bir iyilik halini ifade eder. Gallup’un global çalışmalarına göre wellbeing; kariyer, sosyal ilişkiler, finansal denge, fiziksel sağlık ve toplumsal aidiyet olmak üzere beş temel alanda şekillenir. Yani kişinin sadece hasta olmaması değil; yaptığı işten tatmin olması, güçlü sosyal bağlara sahip olması, kendini güvende hissetmesi ve yaşamına anlam katabilmesi de bu bütünün bir parçasıdır. Bu nedenle wellbeing kavramını yalnızca bedensel bir sağlık durumu değil; insanın hayatla kurduğu çok boyutlu ve dinamik bir denge hali olarak tanımlamak gerekir. Sağlıklı yaş alma ise bu iyilik halinin zaman içindeki sürdürülebilirliğini ifade eder. Burada amaç sadece yaşam süresini uzatmak değil; yaş aldığımız yılları kaliteli, bağımsız ve aktif geçirebilmektir. Beslenme, uyku, stres yönetimi, hareket ve çevresel faktörler, hücresel düzeyde yaşlanma hızını doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle ben, wellbeing’i yaşamın her anına nüfuz eden çok katmanlı bir denge hali olarak görüyorum. Sağlıklı yaş alma ise bu dengenin zaman içindeki yansımasıdır. Yani wellbeing, sadece iyi hissetmekle sınırlı değil; hücresel düzeyden zihinsel dayanıklılığa kadar uzanan, yaşam kalitesini belirleyen temel bir yapıyı oluşturur.
HELLO!: Danışanlarınıza fonksiyonel tıp bakış açısı ile yaklaşıyorsunuz. Bize fonksiyonel tıp yaklaşımını ve ‘sağlıklı yaş alma’ya katkısını anlatabilir misiniz?
P. Arıbal Ayral: Fonksiyonel tıp, hastalıklara yalnızca semptomlar üzerinden değil; altta yatan kök nedenler üzerinden yaklaşan, bütüncül ve kişiye özel bir tıp modelidir. Bu yaklaşımda amaç; ortaya çıkan bulguları baskılamak değil, o bulgulara neden olan biyolojik dengesizlikleri anlamak ve düzeltmektir. Her bireyin genetik yapısı, yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları, stres düzeyi ve çevresel maruziyetleri farklıdır. Bu nedenle fonksiyonel tıp, ‘herkese aynı tedavi’ yaklaşımı yerine, kişiye özgü bir yol haritası oluşturur. Özellikle bağırsak sağlığı, inflamasyon, hormonal denge, mitokondriyal fonksiyon ve detoksifikasyon süreçleri bu modelin temel odak alanlarını oluşturur. Sağlıklı yaş alma açısından baktığımızda ise fonksiyonel tıp çok güçlü bir zemin sunar. Çünkü yaşlanma süreci büyük ölçüde kronik inflamasyon, oksidatif stres ve hücresel enerji üretimindeki azalma ile ilişkilidir. Fonksiyonel yaklaşım bu süreçleri erken dönemde tespit edip müdahale ederek, yalnızca hastalık gelişimini önlemekle kalmaz; aynı zamanda yaşam kalitesini, enerji düzeyini ve fonksiyonel kapasiteyi artırır. Bu nedenle fonksiyonel tıp, sağlıklı yaş almayı destekleyen bir yöntemden öte, aslında yaşam boyu sürdürülebilir bir sağlık stratejisidir diyebiliriz.
HELLO!: Siz, wellbeing ve sağlıklı yaş alma konularına ne zaman ilgi duydunuz ve kaç yıldır bu konuda çalışıyorsunuz? Türkiye’de bu konu ne kadar biliniyor? Sizce Batı tıbbı dediğimiz günümüz sağlık sistemi, hastalık önleme ve tedavi için yeterli mi?
P. Arıbal Ayral: Sağlıklı yaş alma ve wellbeing konularına ilgim aslında tıp fakültesine giriş motivasyonumun bir parçasıydı. İnsanların sadece hastalıklarını tedavi etmek değil; sağlıklı kalmalarını sağlamak ve yaşam kalitelerini artırmak her zaman önceliğim oldu. İç hastalıkları anabilim dalının altında bulunan ve hastalıkların oluş mekanizmasını araştıran fizyopatoloji dalında öğretim üyesi olmam da bunun bir sonucuydu. 2009’da profesör olduktan sonra da bu konularda çalışmalarım devam etti. Ayrıca gıda-metabolizma ve klinik beslenme anadalını kurarak da bu konularda çalışmaya devam ettim. Ancak wellbeing konusunda esas ilgim, 2020 yılında aldığım wellbeing uzmanlığı eğitimiyle birlikte çok daha derinleşti. Bugün baktığımızda, Türkiye’de wellbeing ve sağlıklı yaş alma konularının son yıllarda hızla yaygınlaşmasından büyük bir memnuniyet duyuyorum. Artık insanlar sadece hastalıkları değil; sağlıklarını nasıl koruyabileceklerini ve daha kaliteli bir yaşamı nasıl sürdürebileceklerini sorguluyor. Bu farkındalık artışı çok kıymetli bir dönüşümün göstergesi. Modern Batı tıbbı ise akut hastalıkların, enfeksiyonların ve cerrahi tedavilerin hayat kurtarma noktasında son derece güçlü ve vazgeçilmezdir. Ancak kronik hastalıkların artışıyla birlikte, yalnızca semptom odaklı yaklaşımın yeterli olmadığı da giderek daha net ortaya çıkmaktadır. Bu noktada fonksiyonel tıp ve wellbeing yaklaşımları, Batı tıbbını tamamlayan ve onu daha bütüncül hale getiren önemli alanlar olarak yer almaktadır. Ben bu yaklaşımları birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan ve birlikte kullanıldığında çok daha güçlü sonuçlar veren bir bütün olarak görüyorum.
HELLO!: Wellbeing ve Bütünsel Sağlık Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak dernekte yaptığınız çalışmalar neler? Wellbeing alanında profesyonel anlamda kendini geliştirmek isteyenlere ne gibi önerileriniz olur?
P. Arıbal Ayral: Wellbeing ve Bütünsel Sağlık Derneği Yönetim Kurulu olarak temel hedefimiz, wellbeing kavramını bilimsel temellerle ele alarak toplumda kalıcı bir farkındalık oluşturmak ve bu alanı disiplinler arası bir yaklaşımla geliştirmek. Bu doğrultuda son yıllarda oldukça kapsamlı çalışmalar yürütüyoruz. Düzenlediğimiz geniş katılımlı wellbeing konferansları ve çok başlıklı panel programları ile farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getirerek güçlü bir bilgi paylaşım platformu oluşturuyoruz. Kariyerden finansal wellbeing’e, sağlıktan egzersize, cilt sağlığından iş-yaşam dengesine kadar uzanan çok boyutlu içeriklerle wellbeing’i yalnızca bireysel değil, toplumsal bir kavram olarak ele alıyoruz. Wellbeing alanında profesyonel olarak kendini geliştirmek isteyenlere en önemli önerim ise bu alanı bir trend olarak değil; çok disiplinli ve bilimsel temeli olan bir yapı olarak ele almalarıdır. Çünkü gerçek wellbeing yaklaşımı; tıp, epigenetik, psikoloji, beslenme, hareket bilimleri ve davranış bilimlerinin entegrasyonunu gerektirir. Bu nedenle güçlü bir teorik altyapı oluşturmak, güncel bilimsel gelişmeleri takip etmek ve en önemlisi bu yaklaşımı kendi yaşamında deneyimleyerek içselleştirmek büyük önem taşır.
HELLO!: Son olarak, hem kendiniz hem de dernekle ilgili uzak ya da yakın vadeli planlarınız neler?
P. Arıbal Ayral: Gerek bireysel yolculuğumda, gerekse Wellbeing ve Bütünsel Sağlık Derneği bünyesindeki çalışmalarımızda en temel amacım; sağlığı yalnızca hastalıkların yokluğu olarak değil, sürdürülebilir bir iyilik hali olarak yeniden tanımlamak. Yakın vadede hedefimiz, wellbeing kavramını daha geniş kitlelere ulaştırmak ve bilimsel temellerle desteklenen, uygulanabilir yaşam modelleri sunmak. Bu doğrultuda eğitim programlarımızı, multidisipliner konferanslarımızı ve toplumsal farkındalık projelerimizi daha da yaygınlaştırmayı planlıyoruz. Aynı zamanda wellbeing’i yalnızca bireysel bir kavram olmaktan çıkarıp iş dünyası, eğitim ve sağlık sistemleriyle entegre bir yapıya dönüştürmek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Orta ve uzun vadede ise hedefimiz çok daha kapsamlı: Türkiye’de wellbeing ve sağlıklı yaş alma alanında referans alınan, bilimsel üretim yapan ve uluslararası düzeyde iş birlikleri geliştiren güçlü bir merkez haline gelmek. Bu alanda standartları belirleyen, eğitim modelleri oluşturan ve farklı disiplinleri aynı çatı altında buluşturan bir yapı kurmak istiyoruz. Kişisel olarak ise fonksiyonel tıp ve longevity alanındaki çalışmalarımı daha da derinleştirerek hem klinik hem de toplumsal düzeyde daha fazla insana ulaşmayı hedefliyorum. Çünkü inanıyorum ki geleceğin tıbbı; hastalıkları tedavi etmekten çok, sağlığı sürdürülebilir kılabilen bir yaklaşım üzerine kurulacak. Bizim vizyonumuz; bireyin kendi sağlığının sorumluluğunu alabildiği, bilinçli ve dengeli bir yaşam kültürünün yaygınlaştığı bir toplum oluşturmak. Misyonumuz ise bu dönüşümü bilimsel bilgi, doğru rehberlik ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları ile desteklemek.
Benzer Haberler

Fotoğraf sanatçısı Lara Sayılgan: "Doğayı yeniden görünür kılmak istiyorum"

Hazal Subaşı yeni dönemini anlattı: “Her anın tadını çıkarmayı öğrendim”

Modern masallar: 2026 gelin modasında romantik dönüş









