Haber kapak görseli
Genel
6 dk okunma süresi
HELLO!

Fotoğraf sanatçısı Lara Sayılgan: "Doğayı yeniden görünür kılmak istiyorum"

İçeriği Paylaş

Yaklaşık otuz yıllık moda fotoğrafçılığı kariyerini sanat pratiğiyle farklı bir boyuta taşıyan Lara Sayılgan, bu kez rotasını Londra’ya çeviriyor. Sanatçı, Photo London kapsamında sergilenecek yeni işi ‘Louis Dream’ ile fotoğrafı varak, doku ve hafızayla buluşturarak doğaya bambaşka bir gözle bakmaya davet ediyor.

Röportaj: Gökçe Ateş Kantarcı

Moda fotoğrafçılığındaki güçlü görsel diliyle yıllardır hafızalarda yer eden Lara Sayılgan, son dönemde üretimlerini galerilere ve uluslararası sanat platformlarına taşıyor. Fotoğrafın sınırlarını varak, üç boyutlu yüzeyler ve farklı tekniklerle genişleten Sayılgan; doğa, hafıza ve ihtişam arasında kurduğu görsel dünyayı anlatıyor.

İnsan odaklı moda fotoğrafçılığının aksine, sanat pratiğinde doğayı odağına alan Lara Sayılgan, “Benim çıkış noktam başından beri doğa. Doğanın gücü, güzelliği beni inanılmaz etkiliyor ve onu farklı şekillerde gösterebildiğim kadar göstereceğim. Doğaya yeterince teşekkür ettiğimizi düşünmüyorum” diyor.

HELLO!: Moda fotoğrafçılığının yanı sıra son dört yıldır Vision Art Platform bünyesinde, yaratıcı gözünü video ve fotoğraf çalışmalarınla yer aldığın sergilerde de gösteriyorsun. Farklı disiplinlerle ürettiğin bu işler ve sanatsal yolculuğun nasıl gidiyor?

Lara Sayılgan: Benim için çok heyecanlı. Bağlı olduğum bir galerinin olması beni çok mutlu ediyor; çünkü sen de biliyorsun ki moda ve reklam çok yoğun bir tempoya sahip. Hepsinin yetişmesi gereken tarihleri var, ayrıca kendini sürekli yenilemen gerek. Böyle yoğun bir tempo içinde hem ülkemiz içinde hem de global olarak fuar ve sergi takvimlerini takip ettiğimiz bir ajandamız var galeride. Sürekli yeni projeler ve hazırlanmamız gereken yeni sergiler var. Ben bu yolculuğumda kendimi de sonradan tanıma fırsatı bulduğum işler çıkartmaya çalışıyorum; farklı teknikleri fotoğrafla birleştiriyorum ve bundan inanılmaz bir heyecan ve mutluluk duyuyorum.

HELLO!: Bu hafta Londra’da Photo London kapsamında gerçekleşecek bir sergide yer alıyorsun. Nasıl gelişti bu süreç, senin için ne ifade ediyor?

L. Sayılgan: Vision Art Platform bünyesinde beş sanatçı katılıyoruz bu sene ve benim ikinci deneyimim olacak. Öncelikle fotoğrafla tanıştığım, öğrendiğim ve tahsilini gördüğüm ülke olduğu için bende yeri ayrı. Dünyadan pek çok farklı ülkeden galeriler özel olarak da fotoğraf galerileri katılıyor, inanılmaz bir ortam. Hem izleyici hem de fotoğrafçı olarak orada olabilmek müthiş. Ayrıca kendini geliştirmek için de bana ayrı bir vizyon kattığını düşünüyorum. Dünyanın farklı yerlerinden dertlerini, bakış açılarını fotoğrafla anlatan sanatçılar ve işler görüyorum. Karşına birden inanılmaz vahşi bir doğa fotoğrafı çıkıyor; 2 metre boyunda kutup ayısı ve yavruları… Başka bir kısımda Marilyn Monroe’nun 50 edisyondan son beşini buluyorsun, bir yana geçiyorsun Filistinli bir fotoğrafçı savaştaki çocukları çekmiş. Fotoğrafın ne olduğunu sorgulatıyor insana. Bu yıl Photo London’da Steven Meisel özel sergisi var mesela, geçtiğimiz yıl efsane Sebastian Salgado vardı.

HELLO!: Bu sergide 1,5 metre büyüklüğünde, fotoğraf üzeri varak bir işle yer alıyorsun. Bu çalışmanın çıkış noktası neydi? Bu fikri tetikleyen ilk anı hatırlıyor musun?

L. Sayılgan: 2023 yılında CI için, ‘Opuntia’ isimli bir eser üretmiştim, gerçek opuntia yani bir tür kaktüs, ‘kaynana dili’ diye de bilinir. Yapraklarını epoksileyip, varak kaplamıştım. Daha önce fotoğrafladığım kaktüs tarlasını ise iki farklı pleksiye basmıştım, ortalara bu yaprakları yerleştirmiştim ve ortaya üç boyutlu bir iş çıkmıştı. Varakla tanışmamız bu şekilde oldu. Bu sene Paris’te kaldığım dönemde Versay’ın bahçesinde farklı ağaçlar çektim. Photo London için özel olarak ürettiğim bu işi önce 50 cm çalıştım. Farklı ağaçları da daha küçük boyutlarda çalıştım fakat ‘Louis Dream’ isimli bu eser birkaç ağacın yapraklarının varaklanması ile bize daha görkemli geldi. 14. Louis, Versay’da babasına ait olan av köşkünü saraya çevirince inanılmaz bahçeler de yaptırtmış, bu kadar görkemli bir hikayeye varağın çok yakışacağını düşündüm. Okuduklarımdan ve 14. Louis ile ilgili filmlerden de çok etkilenmiştim. Eseri çalışırken hep ağaçların arasında neler olduğunu, insanların neler yaşadığını düşündüm. Sergi izleyicilerinin tepkilerini de çok merak ediyorum. Eser aslında 1.55 yüksekliğinde fakat cam ve çerçeve ile 1.80’e yaklaşıyor. Fuar ortamlarında büyük işler elbette izleyicinin algısı için önemli, eserin yanında bahçede çekilmiş sadece siyah beyaz işler de sergilenecek. Ayrıca kutu içinde varak tekniği uyguladığım farklı fotoğrafları da göstereceğiz.

HELLO!: Böyle büyük ölçekte çalışmak, izleyiciyle kurduğun ilişkiyi nasıl etkiliyor?

L. Sayılgan: Çok fazla soru geleceğine eminim. Zaten yurtdışında izleyiciler ve koleksiyonerler çok soru soruyorlar. Eserle sanatçı arasındaki bağı gerçekten anlamaya çalışıyorlar. Biz de her fuar ve sergide yeni dinamikler öğreniyoruz. 14. Louis bu yüzyılda birinin kendi bahçesinden böyle bir iş ürettiğini görse acaba ne yapardı? Kendisi yok ama ağaçları yaşıyor, ne kadar ironik…

HELLO!: Varak gibi zanaatkarlık içeren bir müdahale, fotoğrafın doğasına nasıl bir katman ekliyor? Sence bu bir dönüşüm mü, yoksa tamamlanma hali mi?

L. Sayılgan: Kendime de soruyorum bu soruyu ama tek bir cevabı olmayabilir. Çıkış noktam başından beri doğa. Doğanın gücü, güzelliği beni inanılmaz etkiliyor ve onu farklı şekillerde gösterebildiğim kadar göstereceğim. Başka açılar, teknikler, başka çiçekler, ağaçlar, kayalar... İnsanların doğaya yeterince teşekkür ettiğini düşünmüyorum. Hatta onu zedeleyip yok ediyoruz. Her gün önünden geçtiğimiz ağaçların yaprakları bizi serinletiyor, dalları meyve veriyor, muhteşem görsellikte çiçekler veriyor. Yine de onu kesiyoruz. Ancak bir sanatçı onun fotoğrafını çekip bir mücevher gibi gösterince saatlerce izleyip saygı duyuyoruz. Sorunun cevabı, sorunun kendisi aslında.

HELLO!: Çalışmalarında ışık, doku ve yüzey ilişkisi çok belirgin. Bu üçlü senin görsel dilinde nasıl bir rol oynuyor?

L. Sayılgan: Ben görsel dilde güçlü görüntüyü daha çok sevdim sanırım, moda çekimlerim de hep kontrasttır. Farklı ve daha naif işleri çok severim, beğenirim ama kendi işlerimde belki daha fazla derinlik aradığımdan; gölgeler, bulutlar isterim. Zaten bu farklar bizi birbirimizden ayırıyor.

HELLO!: Türkiye’de katıldığın sergilerden sonra global izleyiciyle buluşma ve temas hali, pratiğini nasıl etkiliyor?

L. Sayılgan: Şöyle bir fark var aramızda, Asya’da henüz sergilere katılmadık ancak Avrupa izleyicisi sanata doymuş olduğu ve sanatla arasındaki bağlar bizim ülkemizden daha eski ve köklü olduğu için; gerçekten gezmek, yeni işler, yeni sanatçılar tanımak ya da daha önceden bildiği işleri yakından görmek için geliyor. Kendisi için geliyor yani. Dolayısıyla eserin sergilenme şeklinden konusuna, tekniğine kadar pek çok detay soruyor. Türk izleyicisi soru sormaya zaten çekiniyor, soru sorarsa eseri illa satın alması lazımmış gibi hissedip kaçıyor. Tüm bu farklar benim gibi sergilerde bulunmayı seven sanatçılar için elbette değişik heyecanlar yaratıyor. Karşımızdaki izleyicinin kıstasları ve çoğu zaman bilgisi bize göre daha fazla. Kendimizi daha çok geliştirmemiz gerektiğini düşünerek yeni datalarla dönüyoruz. Bu, bir yandan da yorucu tabii.

HELLO!: Bir moda çekiminde kurduğun estetik dil ile sanat işlerin arasında nasıl bir bağ var? Birbirlerini nasıl besliyorlar?

L. Sayılgan: Bu soruya cevap vermem için kendi işlerimi dış göz olarak görmem lazım, bu da imkansız. Ortak bil dil varsa o da estetiğe olan zaafımdır. Sanat işlerimde insandan kaçıyorum; içimde daha önce var olmayan bir fotoğrafçı daha yaşıyor artık, doğayı gözlemleyen birisi. İnsanda çoğu zaman kaçtığımız gölgeler burada yakalamak istediklerim oluyor mesela. Çalışma prensipleri birbirinden farklı.

HELLO!: Moda fotoğrafçılığı çoğu zaman hızlı üretim gerektiriyor; sanat pratiği ise daha içe dönük ve zamansız. Sen bu iki ritmi nasıl dengeliyorsun?

L. Sayılgan: Disiplinli olduğum ve çalışmayı sevdiğim için iki farklı kulvarı aynı anda yürütebiliyorum. Bazen konsantrasyon sorunu yaşıyorum ama becermek zorundayım. Örneğin Photo London’a hazırlanırken de zamanım dardı ve iki aya yakın bir süre önemli işler haricinde çekim almadım ve sadece ‘Louis Dream’e çalıştım. Sanatta yaratım süreci çok farklı; düşünmek, hayal etmek, karar vermek, denemek vs. vs. Moda işlerinde maalesef yaratım süreci diye bir kavram yok artık. Bu sebeple işler birbirine benziyor. Fotoğrafçıların ve editörlerin düşünmek için zamanı yok. İşler geliyor, ekipler kurulup çekiliyor.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo