Haber kapak görseli
Genel
12 dk okunma süresi
Mindfulness

Farkındalık sizi özgürleştirir

Şirket içi mindfulness çalışmaları, çalışanların mutluluğuna ve verimine katkı sağlamasının yanı sıra, onlara hayatlarının her alanında kullanabilecekleri bir iç kaynak veriyor.

Sibel Süslü

Kendisini eğitimci, araştırmacı, öğretim görevlisi, mentor ve koç olarak tanımlayan Shirli Ender Büyükbay, Konfüçyüs’ün “Sevdiğin bir iş seçersen, hayatın boyunca asla bir gün bile çalışmazsın” sözünü benimsiyor. Olumlu bir zihin, dikkat ve pozitif farkındalığın gücüne inanıyor. Bilgi ve uzmanlığını zihinleri olumlu yöne kanalize etmek üzerine kullanan Büyükbay ile pozitif farkındalık kavramından yola çıkan, kurum içi mindfulness çalışmalarının hem insanlar hem de kurumlar açısından neleri değiştirebileceğine yoğunlaşan bir sohbet gerçekleştirdik.

‘Mindfulness’a pozitif farkındalık olarak yaklaştığınız “mind the positive” adlı bir yaklaşımınız var. Öncelikle biraz bundan bahseder misiniz?

Bir ‘olma’ hâlidir mindfulness, bilinçli farkındalık diyor bazıları ama dikkati odaklayarak bir farkındalığa sahip olma hâlidir. Mindfulness uygulamalarında dikkati belli bir noktaya odaklayarak farkında olma vardır; gözlemleyerek, beş duyuyla algılayarak. Buna genelde ‘şimdi ve burada olma’ denir, biz bu kavramla bu şekilde tanıştık. Pozitif farkındalığa gelince, pozitif psikolojiden geliyor. Bu hep mutlu olmakla ilgili bir şey değil. Pozitif olayların haricinde negatif olaylar da var hayatımızda; olumsuz, bizi son derece üzen, strese, kaygıya, endişeye sokan olaylar da var. Şu anda mesela Covid-19’la beraber yaşadıklarımız vs. Bunların farkında olmak her şeyden önce çok önemli. Pozitif farkındalık terimini ben koydum ortaya. Bununla ilgili herhangi bir akademik çalışmam yok ama bu iki terimi bir araya getirdim. Nedeni de şu: Zihin öyle bir yapıdır ki; kaygıya, strese, endişeye, savaş-kaç dediğimiz duruma girdiğimiz zaman otomatik olarak bizi negatife iter. Negatif senaryoları düşünürüz, negatif sonuçları kurgularız; hatta bunu o kadar detaylı şekilde yaparız ki, ya negatifi çağırırız ya da kendimizi oraya doğru götürürüz. Ama negatife kaymak yerine, dikkat ve farkındalığımızla pozitif olguların farkında olabiliriz. Kendimizi ona doğru yönlendirebiliriz.

Olumsuzun içindeki pozitifi görebilmek gibi mi?

Şimdi şöyle bir eğri düşünün; ortasında 0 noktası var, bir yerinde -10, bir yerinde +10 var. Eğer + 10’a odaklanalım ve onun farkında olalım dersek o Pollyannacılık olur. Bütünsel bakabilmek aslında. Öyle ki, bu felsefeyle önce -10’dan 0’a doğru gidebilmek, mümkünse de +10’a gidebilmek. Ama hayatta her zaman +10’da kalamayız, her zaman -10’da da kalmayacağız. Önemli olan dengeyi tutturabilmek.

Bu biraz da ruh hâlimizle ilgili değil mi? Örneğin ben zor bir dönemden geçiyorsam, diğer zamanlarda beni rahatsız etmeyen herhangi bir şey rahatsız etmeye başlamaz mı?

Bu durumda ‘mindfulness’ın bir diğer noktasına geliyoruz, o da otomatik pilotta olma hâli. Otomatik pilotta olduğumuz zaman dikkat mekanizması devre dışı oluyor. Önemli olan otomatik pilottan çıkabilmek. Bizi rahatsız eden bir durum karşısında; diyelim ki salondaki koltuk örtüsü kaymış, ‘evet o örtü şu an böyle, benim için öyle de kalabilir’ diyebilmek. Ya da ben o örtüyü şu anda düzeltmek istiyor muyum? Bununla ilgili hiçbir şey yapmamak ve hiçbir şey hissetmemek, bunun da farkında olmak... Veya tam tersi: Beni bu örtü şu an çok rahatsız ediyor, acaba bende duygusal bir iç dinamik değişikliği mi var? Bu da bir farkındalık. Sonuçta önemli olan otomatikte gitmek yerine oto kontrolü geri almak. O da zihni yönetmekle başlıyor.

Mindfulness o zaman biraz duygusal farkındalık da sağlıyor, duygularını kontrol etme veya dengelemeyi sağlıyor diyebilir miyiz?

Psikolojik esneklik, adaptasyon becerisi, hızlı analiz etme, yaratıcılık, bütün bunları devreye sokuyor aslında. Farkında olduğunuz anda “bir dakika dur…” diyorsunuz. Çünkü bazen bir şey düşünmeye başladığınızda ruminasyon dediğimiz düşünce akışına kapılır, düşüncelerinizin nereye vardığının farkında bile olmazsınız. Onu durduruyor, bilinçli bir şekilde düşünmenizi sağlıyor. Aslında seçim şansı veriyor size.

Tepkilerimizi de değiştiriyor mu?

Yanıt vermenizi sağlıyor. Tepki ve yanıt arasında çok büyük fark var. Gerçekten istediğiniz hareket biçimini davranışsal olarak yansıtma. Bu sessiz bir tebessüm bile olabilir, herhangi bir yargıya veya hakarete karşı örneğin… Bu da bir tepkidir ama tepkisel değil. Son derece farkında, bilinçli ve olması gerektiği gibi. Yanıt sizin öz iradenize ait olan, bilinçli bir şekilde yaptığınız bir şey. O yargılamaya karşı içinizden küfretmek de gelebilir, o da bir yanıt olabilir elbette ama bunun da sizin seçimize bağlı olması önemli.

Siz nasıl merak duydunuz mindfulness’a ilk olarak?

1989’lara gidiyor aslında. Transandantal Meditasyon ile ilgileniyordum. Anda kalma, zihni yavaşlatma, zihni dinginleştirme ilk o zaman karşıma çıkmıştı. Bana verilen mantra ile çok özdeşleşemedim, 19-20 yaşlarındaydım, uçarı zamanlarımdaydım vs. Seneler sonra 2015’te doktora tezim için araştırma yapıyordum, insan kaynakları yönetimi alanında doktora yaptım ben, araştırma konum da çalışanın mutluluğu ile ilgiliydi. Mutluluk parametrelerini araştırırken daha önce de mindfulness kavramını duymuştum ama literatürü tararken ‘mindfulness’ın mutluluğa ve performansa müthiş bir etkisi olduğunu gördüm. Onun üzerine daha da okumaya başladım. Dikkat, farkındalık, niyet, tutum, kabul kavramları ile karşılaştım. Ardından işin teorik kısmını hatmettikten sonra benim bunu öğrenmem lazım dedim ve 8 haftalık eğitimine katıldım. Önce uygulayıcı oldum, ardından eğitmen sertifikamı aldım ve bu işte beni daha da ilerletecek bir fırsat çıktı karşıma: Doktora tezim için anket doldurtmaya ihtiyacım olmuştu. Şirketlere bana data sağlamaları karşılığında eğitim vermeyi teklif ettim. Bu şekilde eğitimler verdim. 16 saatlik, 4 oturumdan oluşan… Tabii insan bir şeyleri anlatırken ve uygulatırken de uzmanlaşıyor. Zaman içerisinde de pozitif farkındalık felsefesi çıktı. Ne olursa olsun insanın farkındalığı insanı özgürleştirir. Benim mindfulness eğitici eğitimindeki hocamın söylediği böyle bir söz vardı: Farkındalık özgürleştirir. Çalışanın kendini esen, mutlu, iyi, tatmin duygusu yerinde olarak algılayabilmesi için her şeyden önce farkında olması lazım.

“Pozitif Psikoloji & Duygusal ve Sosyal Zekâ Tabanlı Mindfulness Eğitimi” veriyorsunuz. Duygusal ve sosyal zekâ ile nasıl bir bağlantısı var mindfulness’ın?

Farkındalık her şeyden önce öz farkındalıkla başlıyor. İnsanın kendini tanıması, kendini anlaması. Kendi kendinize sorduğunuz her soru sizin öz farkındalığınıza dokunuyor. O anki duygularınıza, düşüncelerinize bakmanız öz farkındalığı yapılandırıyor. Davranışınızı ve düşüncelerinizi regüle ediyorsunuz. Burada niyet de var. Duygusal zekâ becerilerine değiniyorum eğitimde. Kendinizin farkında olurken ve kendinizi yönetirken bir niyet, kabul, ileriye doğru pozitif bir bakış ortaya çıkıyor. Yıkıcı değil de yapıcı bir bakış. Mindfulness ile duygusal zekâ o kadar iç içe geçiyor ki birbirinden ayıramazsınız. Dayanıklılık, esneklik de var içinde. Bütün bunlarla beraber içinde empatinin de olduğu sosyal farkındalık devreye giriyor. Siz mindful oldukça sadece kendinizle ilgili değil etrafınızdaki kişilerle de ilgili bir farkındalık meydana geliyor. O zaman empati becerileriniz daha da gelişmeye doğru gidiyor. Aslında nörolojik olarak empati hepimizde var. Şimdi ben su içince siz de içtiniz. Bu bir örnek. Ayna nöronların birbirini tetiklemesiyle alakalı. Hepimizde var, bazımızda daha az değil. Sadece farkında değiliz.

Empatlar peki? Mesela onların özellikle iş yerlerinde durumları daha da zor değil mi? Mindfulness nasıl destek olabilir?

Bu aslında bence büyük bir güç. Ben de rahatsız edici bir enerjiyi hemen kaparım ve hissederim. 30’larımda bunu ‘bende bir sorun var’ diye algılardım. Şimdiyse biliyorum ki algılarım çok açık. Hem kapıyorum hem yayıyorum; duygumu içeride tutarsam otantik davranış biçimimi yitiririm çünkü. İş yerlerine gelecek olursak; insanların otantik davranmaları yani duygularını bir güç kaynağı olarak kullanmaları ve öyle hareket etmeleri için iş yerleri yeni yeni alan açmakta. Ve şu anda aslında mindfulness’ın iş yerlerinde uygulanma hareketi müthiş. Zaman içerisinde şu an konuştuklarımız daha çok su yüzüne çıkıyor olacak. Örneğin 5-6 kişilik bir toplantıda, normalde sadece sizin hissettiğiniz enerjiyi herkes sezmeye başlayıp çok daha hızlı biçimde onu yatıştırabilir hâle gelmeye başlayacak. O masada 5-6 kişi arasında “odada bir fil var” diyecek tek kişi sizken belki, daha fazla kişi onu görüp söyleyebilecek hâle gelecek. Ama sadece siz bu farkındalıkta olursanız ne olur?

Ben o günü mutsuz geçiririm örneğin. Bugün de bitsin de gideyim hissinde olurum…

Hem o, hem de o toplantının sizin gözünüzde verimi bitmiş olur. Kendi otantikliğinizi yitirmiş olursunuz. Oradan çıktığınızda bütün performansınıza yansır. Evinize getirir, eğer bir kediniz köpeğiniz, o enerjiyi atabileceğiniz bir kanalınız yoksa, çocuğunuz (özellikle de ergen çocuğunuz) varsa, eşiniz varsa onlara yansıtırsınız. Çünkü bir zehir taşıyorsunuz aslında.

Türkiye’de kurumsal mindfulness yeni yeni başlamış olsa da özellikle Amerika’da çok yaygın. Hatta Silikon Vadisi’nde adeta bir norm hâline geldiği söyleniyor. Ama bu sanki insana değil de şirkete yatırımmış gibi geliyor bana... Yani çalışan daha odaklı olsun, daha çok çalışsın, şirket de daha çok kâr etsin gibi… Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Kalbimden vurdunuz beni! (gülüyor). Sorunuzu yanıtlamadan önce doktora tezimde ortaya attığım bütünsellik (wholeness) kavramından bahsedeceğim. “Whole” yani “bütün”, aslında otantik olmak demek. Ne duygusal ne de davranışsal anlamda bir iç çatışma içinde olmamak demek. Yani hissettiğim ve düşündüğümle davranış biçimimin ahenk içinde olması. İnsan vücudu hep bir uyum içerisinde hareket eder. Bir kolumuzun fonksiyonu bozulsa da, hasta olsak da bu uyum sürer, ölene kadar. Bütün olmak demek, tüm parçaların bir arada ahenk içinde hareket etmesi demek. İşte organizasyonlarda da tüm birimlerin bir bütün olarak hareket etmesi gerek. En büyük bileşen de insan faktörü. İnsanın mutlu, iyi, sağlıklı oluşu başta kendisine, sonrasında da kurumun çıkarına hizmet eder. Doktora tezimdeki hipotez de şuydu: Şirketler maalesef çalışanın performansını gözetiyor. Acaba performansını değil de mutluluğunu gözetse, performansını göz ardı mı etmiş olur? Şirket insan kaynakları açısından çalışanın becerilerine, yetkinliklerine yönelik birtakım yatırımlar yapıyorsa, neden mutluluğu, iyiliği için de yatırım yapmasın? Çünkü günü gelecek o performansına olumlu etki edecek. Literatürde şöyle bir kavram vardır: Birbiriyle çatışan perspektifler. Ya mutluluğa ya performansa odaklan. İkisine birden odaklanırsan biri diğerinden baskın olur. Halbuki ikisi beraber gidebilir.

Sorunuza gelince; şirketlerin çeşitli ‘iş yerinde mutluluk’ uygulamaları yürütüp, hangi uygulamaların kişiye gerçek anlamda etki ettiğini ve bunların performansa nasıl etkide bulunduğunu ölçmediklerini görüyorum. Aynı soruyu ben de kendime soruyorum. Bunları niçin yapıyorlar o zaman? Bir işveren markası olmak için mi? Acaba ‘biz bu uygulamaları yapan şirketiz’ demek için mi? Aslında en iyi “talent”ı (en yetenekli çalışanı) kendilerine çekebilmek için. Özellikle yeni jenerasyon inanılmaz yeteneklerle geliyor, onları çekebilmek istiyorlar. Gerçek anlamda kişilerin iyiliğini gözetip gözetmedikleri ölçümlemeden belli olur. Çalışanın performansını çeşitli yöntemlerle, hatta kılı kırk yarma derecesinde ölçümlerken, neden çalışanın iyi olma hâli sadece üç beş faktörle ölçülüyor? İnsan çok boyutlu bir varlıktır. Sadece iş tatmini veya işe bağlılıkla ölçemezsiniz. Orada bir boşluk var diye düşünüyorum. O zaman mindfulness uygulamaları şirketlerde niye yapılıyor’dan ziyade iyi ki yapılıyor diye bakmak lazım çünkü ne olursa olsun hiçbir zararı yok. Çok farklı şekilde, farklı içeriklerle uygulanan mindfulness eğitimleri var şirketlerde, hiçbirinin zararı yok. Çünkü iyi niyetle yapılmış olan bir şey. Bir meditasyon uygulaması insanda çok büyük bir etki yaratıyor.

Çalışanın mutluluğunu gözetmek kurum iklimine de bağlı sanırım biraz değil mi? Türkiye’de çok aile şirketi vardır örneğin, kurumsallaşmıştır ama patron hep baba gibidir, çalışanlarına öyle yaklaşır. Örneğin doğum günü kutlaması yapılır çalışanlara…

Aslında bu örnek tamamen dışarıdan bir kaynak sağlamak; ‘mindfulness’ın yarattığı ise içsel bir kaynak. Size uygulama aracını sunuyor, ondan sonra artık kendi fişinizi kendiniz takıyorsunuz, kendinizi yeniliyorsunuz.

Yani şirket bize mindfulness eğitimi veriyorsa, o zaman şirketten başka bir beklentiye girmeden de orada çalışmaktan mutlu oluyoruz, doğru mu anladım?

Şöyle bir metaforla açıklayayım: Sizin kurumunuza ait bir tarla var diyelim, gidip oradan domatesinizi, biberinizi, salatalığınızı alıyorsunuz. Orada bir bekçi var, diyor ki size bugün ödül olarak domates veriyorum. ‘Mindfulness’ta ise şirketin yaptığı şey size kendi tarlanızı sunmak. Siz kendi tarlanızı işleyerek domatesinizi üretiyorsunuz. Ya da çilek seviyorsunuz, o zaman kendi çileğinizi üretiyorsunuz. Az önceki doğum günü örneğinden gidelim; diyelim ki çekingen bir insansınız, doğum gününüzün o kadar kişi arasında kutlanması hoşunuza gitmiyor. Siz daha içedönük, yaratıcı bir insansınız. Mindfulness size öyle bir şey sunuyor ki; bulunduğunuz ortamda kendi kendinize meditasyonla o dinginliğe doğru kaçıp, ihtiyacınız olan ‘olma hâli’ni size sağlıyor. Size bunu armağan etmiş oluyor.

Google örneğini vereceğim; 2016’da Search Inside Yourself eğitimine katıldım. Bu uygulamanın kitabı da var, Chade Meng-Tan tarafından yazılmış olan Kendini İçinde Ara. Google 2007’de başlatıyor bunu. Mühendislerin analitik düşünme yapıları daha güçlü olduğundan dolayı duygusal ve sosyal beceriler konusunda biraz destek ihtiyaçları olduğunu saptıyorlar. Kurum içi çatışmayı azaltmak, verimi, iş birliğini ve etkin iletişimi arttırmak için; Jon Kabat-Zinn, Chade Meng-Tan ve Stanford Üniversitesi’nden akademik bir heyet bir araya toplanarak Search Inside Yourself programını üretiyorlar. 2007 itibariyle kendi bünyelerinde uygulamaya başlıyorlar. Kampüsteki bütün mühendislere… Kurum içerisinde meditasyon alanları oluşturuyorlar. Bu arada, aslında bu alanlara ihtiyaç yok. Bulunduğunuz yerde, tüm dış uyaranlarla beraber de meditasyon yapabilirsiniz. Ardından bireysel inisiyatifi de destekleyerek kişilerin kendi içlerinde gruplaşarak birbirlerini uygulamaya çağırmalarını, bazı kişilerin gruplara liderlik yapmalarını ve uygulatmalarını destekliyorlar. Ardından Search Inside Yourself sertifikalı eğitmen olabildiğiniz eğitici eğitimlerini de başlattılar. Başka bir sektöre doğru gitti.

İlk kurumsal mindfulness eğitimini veren şirket Google mı oldu bu durumda?

Onun dışında bir sağlık sigortası şirketi ve bir hastane de var. Bu beceriye en çok ihtiyaç duyabilecek profil aslında sağlık hizmeti veren kişiler. Çünkü mütemadiyen duygusal anlamda onları aşağı çekecek bir ortamda çalışıyorlar. Ve aynı zamanda tüm Silikon Vadisi’nde çok yüksek performans odaklı çalışma biçiminin getirdiği ciddi bir “burn out” (tükenmişlik) var. Şimdi Google kampüsünde evet bütün imkânlar sunuluyor, hiç oradan çıkmadan yaşayabilirler ama ne kadar mutlular acaba, o da tartışılır. Araştırmaya değer bir alan bence. Hiçbir kurum birtakım imkânları boşu boşuna vermiyor. Sonuçta yine onun performansını istiyor.

Mindfulness kişinin kendi kendine psikolojik destek vermesini de sağlıyor diyebilir miyiz?

Klasik bir koçluk veya danışmanlık desteğinden farklı elbette ama mindfulness bir anlamda kendi kendine ‘koçluk’ yapabilme noktasına götürebilir kişiyi. Bir kavanozu düşünün, kapağı sıkıca kapalı. Biz o kavanozuz. Her gün çeşitli olaylarla birlikte tetiklenme olur, birtakım hareketlerle gaz oluşur o kavanozda. Bizi en çok rahatlatan bir arkadaşımızla dertleşmektir, çünkü bir şeyler çıkar, onları serbest bırakırız. Ama bazı insanlar konuşmaktan hoşlanmazlar; psikoloğa gitmekten, danışmanlık ya da koçluk almaktan hoşlanmazlar, kendileri halletmek isterler. Mindfulness işte o kavanozun kapağını ufak ufak aralamanızı sağlar. Hiç açmazsanız patlayacak çünkü. Dışarı çıkanları gözlemler, farkında olduğunuz her şeyi de gönderirsiniz. Kişinin kendini keşfetmesine, kendi sesini duyabilmesine, kendinin farkında olmasına ve ondan sonra niyet edip istediği hareketi yapması veya kararları almasına olanak sağlıyor mindfulness. Kişinin öz farkındalık kazanması için müthiş bir destek.

Shirli Ender Büyükbay kimdir?

Doktora tezini “Yeni Bir Çalışan Esenliği Modeli Önerisi: Çalışan Bütünlüğü” başlığı ile tamamladı. Akademik araştırmalarını gönüllü koçluk ve mentorluk görevleriyle birlikte sürdürüyor. Üniversitede serbest ders veriyor, proje bazlı danışmanlık ve hizmetler sağlıyor, farkındalık ve duygusal zekâ alanında eğitimler/çalıştaylar yürütüyor. İspanya Barcelona’da yaşıyor.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo