
‘Halef: Köklerin Çağrısı’nda bir araya gelen İlhan Şen, Aybüke Pusat, Biran Damla Yılmaz: “Bu hikâye, hepimizin hayatına farklı yerlerden dokundu.”
Halef: Köklerin Çağrısı yalnızca bir aile dramı değil; kökler, aidiyet, güç ve aşk üzerinden şekillenen çok katmanlı bir hikaye. Coğrafyanın ruhunu karakterlerinin içine taşıyan dizi, gelenek ile modernlik arasındaki gerilimde insanın kendi kimliğini arayışını anlatıyor. Bu hikayenin merkezinde ise üç isim var: Aybüke Pusat, Biran Damla Yılmaz ve İlhan Şen. Her biri için ‘Halef’, yalnızca yeni bir proje değil; şehir değiştirdikleri, alışkanlıklarını geride bırakıp farklı bir atmosferde karakterlerine derinlik kazandırdıkları bir dönüşüm süreci. Şanlıurfa’nın güçlü dokusu, setin yoğun temposu ve karakterlerin iç çatışmaları, oyuncuların hem mesleki hem de kişisel yolculuklarına yeni bir katman ekliyor. Biz de onlarla; rolün sınırlarını, karakterleriyle kurdukları bağı ve bu projeyle hayatlarında açılan yeni kapıları konuştuk.

Röportaj: Lara Mutlu
Fotoğraflar: Sezer İsmail Şentürk
Styling: Eylem Yıldız
Saç: İbrahim Junior
Makyaj: Hidayet Korkmaz
Fotoğraf asistanları: Batu Tatar, Ali Tola
Retoucher: Bayram Bıyıklı
Styling asistanları: Sude Atasoy, İlayda Doğan, Egemen Nakiboğlu
Video: Ahmet Taymi
Mekân için Fairmont Quasar İstanbul’a teşekkür ederiz.
HELLO!: ‘Halef’ dizisi hayatınızda nasıl bir dönüm noktası oldu?
Aybüke Pusat: Hiç aklımda yokken geldi bana. Bir hediye gibi. Daha dinlenmek istediğim bir dönemdeydim. Pek yeni bir şeye heyecanlanacağımı düşünmezdim. Ta ki ‘Halef’i okuyana kadar. İşin mistik dünyası beni hemen içine çekiverdi. Köklerin çağrısı tam da anlatmak isteyeceğim bir hikayeydi. Böylece hızla bu dünyanın içinde buldum kendimi.
Biran Damla Yılmaz: ‘Halef’, hepimizin hayatına çok farklı yerlerden dokundu. Bir anda toparlanıp şehir değiştirdik ve Mezopotamya’ya geldik. Bu, yalnızca fiziksel bir yolculuk değildi; iç dünyamızda da yeni kapılar açtı. Kurduğumuz bağlar, paylaştığımız deneyimler ve orada oluşan arkadaşlıklar, bu projenin bana verdiği en kıymetli hediyelerden biri oldu.
İlhan Şen: ‘Halef’in benim hayatımda bir dönüm noktası olup olmadığını zaman gösterecek. Dönüm noktası olmaya çok aday bir proje. Bana kattığı çok fazla şey oldu. En başta Urfa’yı kattı. Urfa halkını, coğrafyasını… Ben ‘Halef’te oynayana kadar Urfa hakkında çok az şey biliyordum. Burası müthiş bir coğrafya. Ayrıca bana harika bir ekip, set arkadaşları kazandırdı.

HELLO!: Canlandırdığınız karakter hayatınıza neler kattı? Karakterle aranızda nasıl bir bağ var?
A. Pusat: Melek’i kendi yuvasını, köklerini ararken buldum. Ben de bir arayış içindeymişim meğerse. Melek’le beraber Şanlıurfa’ya taşınınca fark ettim. Ben Melek’le iç dünyama yolculuğa başladım. Melek de doğduğu ve aslında ait olduğu topraklara geri dönüp yıllardır hissettiği, rüyasında gördüğü sırları bir bir çözmeye başladı. Yavaş yavaş çözülerek akıyoruz.
B. D. Yılmaz: Yıldız, oynarken bana çok geniş alan sunan bir karakter. Büyümeye, denemeye, risk almaya açık, adeta büyük bir sahne gibi. Ben de her seferinde o sahnenin tadını doyasıya çıkarıyorum. Bu süreçte kendi potansiyelimin de genişlediğini hissediyorum. Çok güçlü bir kadın; bazen bu güç bana da güç katıyor, bazen ise naif olmanın ya da her zaman güçlü durmak zorunda olmadığımızın hatırlatıcısı oluyor. Her sahnesi benim için ayrı bir meydan okuma. Zorlayıcı ama keyifli. Her bölüm, yeni bir oyun kuruyormuşum hissi yaratıyor.
İ. Şen: Serhat’ın bir dengesi var, vardı yani. En azından o, öyle sanıyor. Serhat, herkesi iyileştirmeye çalışıyor. O nedenle belki de doktor oldu, bilmiyorum. Benim kafamda kurduğum Serhat, insanları bozmak, kırmak yerine iyileştirmeyi seçen bir adam. Bu nedenle belki de kurduğu dengelerde sorun çıkabiliyor. Bir tarafı iyileştirirken diğer taraf kötüleşebiliyor. Çatışmanın arasında kalıyor. Zaten karakteri güzel yapan şeylerden biri, çatışmasının bu denli büyük olması. Serhat’ın yerinde ben olsam nasıl ilerlerdim hiçbir fikrim yok. O, kurgu bir karakter, bense bambaşka biriyim.

HELLO!: Yıldız, stratejik ilerleyen bir kadın. Siz ona ne kadar benziyorsunuz? Kendinizi Yıldız’a yakın hissettiğiniz, onunla sık empati yaptığınız oluyor mu?
B. D. Yılmaz: Aslında gizli kırılganlığımız çok benziyor. Dışarıya yansıttığımız duruşla iç dünyamız arasında ciddi bir fark var. Ortak yönlerimiz var; pes etmeyen, olaylara karşı güçlü duran kadınlarız. Sete çıkmadan önce bu karakterle çok vakit geçirdim. Derinine indikçe daha katmanlı, daha oynama zevki yüksek bir karakter çıktı. Yıldız’ın verdiği tepkiler o şartlarda büyümüş bir kadın için çok insani. Ama güçlü duruşu yüzünden yaşadıkları bazen hafife alınıyor. Bu duyguyu iyi tanıyorum, o yüzden onu çok iyi anlıyorum.
HELLO!: Melek içgüdüsünü takip eden bir kadın. Rüyalarının peşinden gidiyor. Siz de rüyalarınızın peşinden gider misiniz?
A. Pusat: Benim de hislerim çok kuvvetlidir. Her zaman aklımla karar verir ama yine de sağlamayı hislerimle yaparım. Melek bana göre daha sürreal. Ben daha gerçekçiyim. Ama hissetmekte, görmekte, sezmekte çok benzeriz.
HELLO!: Serhat iki kadın arasında kalmış bir karakter. Bu, size nasıl hissettiriyor?
İ. Şen: Serhat iki kadın arasında kalmış bir adam değil. Serhat, daha çok modern dünya ve var olduğu dünya arasında kalmış bir adam gibi geliyor bana. Yaptığı seçimler için akıl ve kalp arasında denebilir, gelenekler ve modernlik arasında denebilir, kökleri ve kurtulmaya çalıştığı şeyler arasında denebilir ama kesinlikle iki kadın arasında kalmış denemez. Bu ikilemlerin arasında kalması, Serhat’ın çatışmasını gösteriyor ve onun bu çatışmaları da Serhat’ı izlenebilir kılıyor. Karakter, çatışması kadar oynanabilir ve izletilebilir. O yüzden ben böyle çatışmaların olmasından çok mutluyum.

HELLO!: Dizi için Urfa’dasınız. Urfa’da hayat nasıl akıyor? Nasıl bir rutininiz var?
A. Pusat: Şanlıurfa’da olmaktan çok memnunum. Metropol kalabalığından, kaosundan kaçıp böyle samimi, sıcak bir yerde olmak bana evde gibi hissettiriyor. İstanbul’da yolda, karmaşada, kalabalıkta kaybettiğim vakti kendim için değerlendiriyorum. Okuyorum. Yazıyorum. Spor yapıyorum. İnsan tanıyorum. Coğrafyanın tarihini öğreniyorum.
B. D. Yılmaz: Çok yoğun çalışıyorum, bu yüzden kendime ayırabildiğim zaman sınırlı. Set dışında ekip arkadaşlarımla yemekler yapıyoruz, sporu ihmal etmemeye çalışıyorum. Sakin vakit bulduğumda resim yapmak bana çok iyi geliyor.
İ. Şen: Şanlıurfa çok sevdiğim bir yer oldu ama set dışında çok fazla vakit geçiremiyorum. Kendime kalan vakitlerimi, kendimle geçirmeyi seven biriyim, evimde olmak bana iyi hissettiriyor.
HELLO!: Rutin demişken size kendinizi iyi hissettiren günlük rutinleriniz neler?
İ. Şen: Sabahları biraz sesimle uğraşıyorum, ses çalışıyorum. Oyunculuk için uyguladığım bazı teknikler var, onları yapıyorum. Kahvemi içiyorum ve güne başlıyorum. Çok bir rutinim yok.
B. D. Yılmaz: Sabahları balığıma yem verirken onunla konuşmayı seviyorum. Hazırlanırken güzel müzikler dinlemek ve uyanır uyanmaz ilk 15 dakikayı sadece yatakta geçirmek beni güne hazırlıyor.
A. Pusat: İşe giderken uyanmak ve toparlanmak adına soğuk duş, aç karnına limon suyu, sabah sayfaları yazmak en sağlıklı ve zinde hissettiren şeyler. Gece ise biraz yin yoga, cilt bakımı bana günün yorgunluğunu telafi ettiriyor. Daha çok var ama bana en iyi gelen, en sevdiklerim bunlar şimdilik.

HELLO!: Gündelik hayatınızdaki küçük lüksler neler?
B. D. Yılmaz: Zamanı yavaşlatabildiğim anlar… Sabah kahvemi sakinlikle içmek, iyi hissettiren bir parfüm, cildime gösterdiğim özen. Ama en kıymetlisi, gün içinde kendime ve sevdiklerime alan açabilmek. Hayatın ritmini bilinçli olarak seçebilmek benim için asıl lüks.
İ. Şen: Benim dolma kalemlerim var ve onlarla bir şeyler yazmak, çizmek bana çok büyük keyif veriyor. Gün içindeki küçük lükslerimden biri bu. Bir de yeni bir lüksüm, hobim oluşmaya başlıyor: Tespihler. Tespihi hep çok severdim ama burada bu iş bambaşka bir boyut kazandı. Bir tespih delisi olmaya doğru gidiyorum. Onları öğreniyorum ve yavaş yavaş biriktiriyorum.
A. Pusat: Güzel yeme-içme benim için çok önemlidir. Hatta genelde bunun için seyahat ediyorum. Kendime bir hediye gibi. Bir de kendi öz bakımım. Uzun banyolar, masajlar, cilt bakımı. Olmazsa olmaz.
HELLO!: Yeni bir role hazırlanırken izlediğiniz belirli bir metot var mı? Karakterinize nasıl çalıştınız? Onun dünyasına yakın olmak için nasıl bir ön hazırlık süreci yaşadınız?
İ. Şen: Dünyada çok fazla oyunculuk metodu var. Benim oyunculuk metodumda kendimi karakterle çok fazla yan yana getirmeme var. Bir psikolog gibi... Psikolog sizi sadece dinler. Yargılamaz. Amaç ve sebepler söyler. Ben de Serhat’ı hiçbir şekilde yargılamıyorum. Onun yaptığı eylemlere amaçlar ve sebepler bulmaya çalışıyorum. O yüzden onunla empati yapmak gibi bir durumum yok. Benim tek derdim, Serhat’ın var olan senaryo, kurgu içinde yaptığı eylemlerin sebeplerini ve amaçlarını bulmak.
A. Pusat: Karakterimin ağzından günlük tutarım ben. Önemli sahnelerden önce de hazırlığımda vardır bu. Yazdığım şeyler günlük hayatımda bir duyguyu, bir kişiyi, bir nesneyi, bir mekanı hatırlatır. Onun üzerinden karakterin duyu ve duygusunu detaylandırırım.
B. D. Yılmaz: Her oyuncunun kendine özgü bir yolculuğu vardır. Yıldız için aylar süren, çok keyifli bir yaratım sürecim oldu. Onun dünyasına yakın olmak için ekstra bir çabaya ihtiyaç duymadım; çünkü bu mantık dışı görünen kaosun içinde var olma hali, bence pek çok kadının ortak deneyimi. Senaryodan, yapımdan ve yaratıcı ekipten gelen her bilginin üzerine kendi hayal dünyamı kurarak karakteri genişlettim.

HELLO!: Oyunculukta sizin için başarıyı tanımlayan şey nedir?
A. Pusat: Hissim. Ne hissettiğim. Sahne başladığında ve bitmeden önce içimde ve bedenimde olan bitenler.
B. D. Yılmaz: Bunu tek bir tanımla anlatamam. Çünkü her hafta kendime yeni bir meydan okuma yaratıyorum. Benim için başarı, o an kurduğum oyunun bir adım ötesine geçebilmek.
HELLO!: Şu an hayatınızın nasıl bir dönemindesiniz?
B. D. Yılmaz: Hayatımın en hareketli dönemlerinden birindeyim. Kariyerim çok yoğun ama uzun zamandır bu kadar keyif aldığımı hatırlamıyorum. Hareketin içinde bir düzen buldum. Bazen düzensizliğin içindeki düzen de bana iyi geliyor.
A. Pusat: Dinginim. Sadece işime odaklanmış vaziyetteyim. Bol bol kendime yatırım yapıyorum ve çalışıyorum.
İ. Şen: Dünden daha iyiyim, yarından daha kötüyüm.
HELLO!: Sizi hayatta en çok ne motive eder?
A. Pusat: Sevdiklerimle geçirdiğim kaliteli zamanlar. Dinlenmek için de genelde ilk bu yönteme başvururum.
İ. Şen: Beni hayatta en çok haksızlığa uğramak motive eder, aynı zamanda da çok öfkelendirir.
B. D. Yılmaz: Anlık güzel planlar günü ya da haftayı kurtarabilir ama beni gerçekten motive eden şey düzen. Kendi içimde kurduğum bir denge var; özel hayatımda ve işimde bu düzen istediğim gibi ilerlediğinde kendimi huzurlu hissediyorum. Bu, basit rutinlerden ziyade zihinsel bir netlik. Hayatımda gereksiz gürültü kalmadığında, üretmek ve ilerlemek benim için çok daha kolay oluyor.

HELLO!: Kariyerinizin dönüm noktaları neler?
İ. Şen: Birçok dönüm noktası oluyor. Ben aslında mühendislik okumuş biriyim. Sonra bir gece mühendislik yapmamaya ve yönetmen olmaya karar verdim. Çıktığım yolda, hayat beni kameranın arkasından önce önüne geçirdi. Senaryoyla ilgili çalışmalar yapıyorum. Yönetmenlik ve senaryo, üzerinde ciddi çalıştığım şeyler. Umarım bir gün meyvesini alırım.
B. D. Yılmaz: Şanslıyım ki hemen hemen her işim ayrı bir değişim ve dönüşüm getirdi. Bu konuda beni sevip takip edenlere de ayrıca teşekkürü borç bilirim.
A. Pusat: Bilmem. Daha önümde uzun bir yol var. Daha kim bilir neler olacak? Kendimi ne kısıtlamak ne de herhangi bir döneme bir ad takmak isterim. Bakalım neler olacak? Böylesi daha heyecanlı ve gelecek yeni şeylere daha açık hissettiriyor bana.
HELLO!: Aşk sizin hayatınızın neresinde? Aşkı nasıl tanımlıyorsunuz?
A. Pusat: Aşkın sadece bir insana duyulabileceğine inanmıyorum mesela. Bir çiçeğe, kitaba, hisse de aşık olabilir insan. Yoğun duyguların bütünü. Ben midemde hissederim en çok. Sürekli şekil değiştirir ama hep oradadır.
B. D. Yılmaz: Aşk benim hayatımda merkezde değil ama her şeyin tonunu belirleyen bir yerde. Benim için aşk, sadece büyük duygular ya da romantik anlardan ibaret değil; iki insanın içindeki kıvılcımı birbirine değdirdiğinde ortaya çıkan, sessiz ama hissedilen bir enerji. Jung’ın da söylediği gibi, gerçek bağ bilinçdışına dokunur; o yüzden aşk yaşandığı yerde kalmaz, etrafa yayılan, insanları ve mekanları etkileyen görünmez bir iz bırakır.
İ. Şen: Aşk benim hayatımın merkezinde. Aşkı şöyle tanımlıyorum: Şimdi bile size tanımlarken gülümsüyorum. Galiba aşk hiçbir neden yokken, durup dururken gülümsemek gibi bir şey.

HELLO!: Aşk için nelerden vazgeçebilirsiniz?
İ. Şen: Ben aşk için her şeyden vazgeçerim. Mevzu aşksa her şeyden vazgeçerim. Zaten bence aşkın büyüklüğü de neleri yaptığınız ya da neleri var ettiğinizle ilgili değil, nelerden vazgeçtiğinizle ölçülebilir.
A. Pusat: Büyük büyük konuşmak bana göre değil. Hele de duygular hakkındaysa, asla! Şimdi bilemiyorum. Başıma gelince tekrar konuşalım.
B. D. Yılmaz: Aşk olsun diye ya da bitmesin diye bir şeylerden vazgeçiyorsak onun adı acaba gerçekten aşk mıdır?
HELLO!: Dizide Yıldız’ın aşkı, tutkusu size nasıl hissettiriyor?
B. D. Yılmaz: Seyirci olarak aşkı ve tutkuyu izlemek her zaman caziptir; o yüzden bu kısmı izleyici tarafına bırakmak isterim. Ama karakteri canlandıran kişi olarak baktığımda çok zorlayıcı bir alan. Bir oyunun içindesiniz, sanki sınırsız canınız var ama her level’da yeniden ölüyorsunuz. En hassas noktanız sizi sürekli çağırırken bu döngünün içinde kalmak çok zor. Ama yine de duramıyorsunuz, engel olamıyorsunuz ve devam edip ona çekiliyorsunuz gibi.
HELLO!: Melek karakteriyle en benzeştiğiniz ve en benzeşmediğiniz yönler neler?
A. Pusat: Melek sabırlı birisi. Ben öyle olamazdım. Değilim de zaten. Okurken de izlerken de “Nasıl yapardım bunu acaba?” demekten alıkoyamıyorum kendimi. Yaşadıkları az değil. Ama hakkını teslim etmek lazım. Her şeye rağmen arzusunun, isteklerinin, ihtiyaçlarının hep peşinde. Almadan da vazgeçeceğe benzemiyor. Melek’in o yalnız mücadelesi bana çok dokunuyor. Ne büyüdüğü yerde, ne etrafında tanıdıkları var. Tutunacak dalı çok az. Ama yine de tutkuyla sarılıyor hayata. Mücadelesi bence çok gerçek ve katmanlı.
HELLO!: Dizide sizi en zorlayan şey ne oldu?
İ. Şen: Beni en çok zorlayan, galiba ağa sıfatını üzerimde taşımaya alışmak oldu. Hiç alışık olmadığım bir sıfat ve bana söylemeye başladıklarına ya da ben kendime söylediğimde İlhan olarak biraz zorlanmıştım.

HELLO!: Birlikte aynı projede yer almak nasıl?
A. Pusat: Ah canım partnerlerim! Onlardan başkasını düşünemezdim herhalde bu işi paylaşmak için. Her bölümü izledikten sonra aklıma gelen tek şey “İyi ki!” oluyor.
B. D. Yılmaz: İkisiyle de tanışmış ve çalışmış olmaktan çok mutluyum. Şehir dışında, yoğun bir tempoda çalışırken uyumlu ve eğlenceli ekip arkadaşlarına sahip olmak büyük bir şans. Sanılanın aksine Aybüke ile çok tatlı bir arkadaşlığımız var; enerjisine ve güçlü duruşuna gerçekten hayranım. İlhan ise son derece centilmen, zarif ve işine çok hakim biri. Açıkçası bu üçlüde iki ‘deli’ varsa, o Aybüke ile benim (gülerek). İlhan da bizi çok güzel dengeliyor. İlhan’la çalışmak ise çok rahat ve akışkan. Partner olarak sahnede birbirimizi kollayarak, zorlamadan, doğal bir şekilde ilerliyoruz. Oynadığımızm sahnelerin ardından bazen biz bile kendimize inanamıyoruz. Bu, çok az ve nadir bulunan bir uyum, o yüzden ben kendimi çok şanslı hissediyorum. Böyle güzel kalpli ve yetenekli arkadaşlarımla birlikte çalışınca enerjimizin de seyircimize güzel yansıdığını düşünüyorum.
İ. Şen: Aybüke’yle zaten yıllar önce ‘Şahin Tepesi’nde beraber çalıştık. Çok sevdiğim, değer verdiğim, yıllar geçirdiğim bir arkadaşım. Onun Melek’i oynayacağını öğrendiğimdeki sevincimi anlatamam. Damla’yla bu bizim dördüncü hatta beşinci partnerliğimiz. Neredeyse beş kere daha önce beraber oynayacaktık ama çeşitli sebeplerle olmadı. Döne döne birbirimizi ‘Halef’te bulduk. Birbirimizi daha önce neredeyse hiç görmemiştik. Ben Damla’yı şöyle tanımlıyorum: Çok acayip bir şey. Yetenek, bilgi birikimi, psikoloji, güzellik her anlamda acayip bir şey. Umarım insanlar da benim onda gördüğümü görüyordur diye düşünüyorum. Damla ile beraber oynamak çok büyük bir keyif, rahatlık. İyi ki Damla, iyi ki Aybüke.
HELLO!: Hayattaki başarınızı sizce en çok neye borçlusunuz?
B. D. Yılmaz: Hedeflerime ve isteklerime. Uzun yıllar ezberlerin peşinden gittim ama artık kendi yönümü daha net biliyorum. Hayatımın bu döneminde gerçekten ne istediğime odaklanıyorum. Konfor alanımı tamamen terk etmeden, onu dönüştürerek ilerlediğimde daha üretken ve daha mutlu olduğumu fark ettim.
A. Pusat: Çalışkanlık ve disipline borçluyum. Bale eğitimim ve iflah olmaz işkolikliğim de tabii ki oldukça yardımcı oldu.
İ. Şen: Beni yetiştiren ailem. Annem, babam, kız kardeşim. Benim ben olmamdaki katkı sahipleri onlar. Onlara bir kez daha teşekkür ederim.

HELLO!: Kolay sınır çizebilir misiniz? Hem aşk hem dostluk ilişkilerinde en çok dikkat ettiğiniz şeyler nelerdir?
İ. Şen: Aşkta da dostlukta da benim en çok dikkat ettiğim şey terbiyedir. Had bilmek ve terbiyeli olmak benim için çok değerli. Saygı duymasan bile saygı gösterebilmek benim için çok kıymetli.
A. Pusat: Kesinlikle. Zor ama kalıcı dersler aldım bu konuda. Gözetilmek her anlamda benim için çok değerli. Hem verirken hem alırken. Önceliklendirilmek, sevilmek, huzur ve güven…
B. D. Yılmaz: Sınır koymak mesafe değil, ilişkiyi koruma biçimi. Hem aşk hem de dostlukta en çok dikkat ettiğim şey saygı, dürüstlük ve duygusal güven. Kendim olabildiğim, ifade etmekten çekinmediğim ve karşılıklı özenin hissedildiği ilişkiler benim için sürdürülebilir. Samimiyetin olduğu yerde sınırlar zaten kendiliğinden doğru yerini buluyor.
HELLO!: Sizi hayatta en mutlu eden şey nedir?
A. Pusat: Sabah uyandığımda yatağıma doğru yaklaşan pati sesleri. Şu an benim için dünyanın en güzel sesi, en mutlu sesi bu ses. Mutluluğu; güneşin her gün bıkmadan tüm güzelliğiyle doğuşu, işime gitmek için sağlıkla uyanmak ve duyduğum bu müthiş sesin bana bahşettiği his olarak tanımlayabilirim.
İ. Şen: İnanın hiçbir fikrim yok. Bu soruyu sorduğunuzda aklıma milyonlarca şey geldi. Fenerbahçe’nin attığı bir gol ya da Fenerbahçe’nin şampiyonluğu deyip geçiyorum şimdilik bu soruyu.

HELLO!: Mesleğiniz adına en büyük hayaliniz nedir?
B. D. Yılmaz: Bir gün kendi yazdığım bir projenin yönetmeni olmak. Hikayeyi başından sonuna kadar kurabildiğim, dünyasını bizzat inşa ettiğim bir işte yönetmen koltuğunda oturmak istiyorum. O anı büyük bir heyecanla ve sabırla bekliyorum.
İ. Şen: Hayalim şimdilik bana kalsın.
A. Pusat: Vision board’um bana saklı kalsın bu seferlik.
HELLO!: Peki, ya geleceğiniz ve hayatınız adına?
B. D. Yılmaz: Hayatımda kalıcılığı olan bir denge kurmak istiyorum. Üretirken bu hayattan beklentilerimi ve isteklerimi gerçekleştirebildiğim, çalışırken yaşamdan kopmadığım bir düzen. İlerlerken büyümek ama özü kaybetmemek benim için çok kıymetli.
HELLO!: Modayla nasıl bir ilişkiniz var? Trendleri takip eder misiniz? Nasıl bir gardıroba sahipsiniz?
A. Pusat: Eskiden hep vintage sever, giyinirdim. Fark ediyorum ki artık günlük hayattaki giyimim daha güncel, spor şık oldu. Konforu daha önde tutuyorum. Sanırım iş hayatımın çok aktif olmasıyla alakalı. Beyaz spor ayakkabı, jean ve deri ceketlerim vazgeçilmezim.
B. D. Yılmaz: Modayla ilişkim trend odaklı değil, karakter odaklı. Trendleri takip ediyorum ama onları olduğu gibi uygulamak yerine, kendi stil dilime uyarlamayı seviyorum. Gardırobum zamansız ve fonksiyonel; iyi kesimli blazer’lar, kaliteli trikolar, sade ama iddialı elbiseler ve güçlü ayakkabılar temelim. Nötr tonlar benim için vazgeçilmez ancak doğru aksesuar ya da tek bir iddialı parça ile görünümü yükseltmeyi seviyorum. Stil benim için bir gösteri değil, kimliğin sessiz ama net bir ifadesi.
İ. Şen: Gardırobumdaki hiçbir kıyafet hiçbir kıyafetle tanışmıyor. Herkes birbirine yabancı. Bu yabancıların yan yana gelip bir birlik oluşturmasını bekliyorum çoğu zaman. Çok sevdiğim, marka sahibi yakın arkadaşlarım var hatta bu çekime de ürün vermişler. Onlara danışıyorum. Çok laf dinlemesem de oluyor bir şekilde. Siz ne dersiniz?

HELLO!: Biraz güzellik, spor ve beslenme alışkanlıklarınızdan bahsedebilir misiniz? Nasıl bir düzeniniz var?
B. D. Yılmaz: Güzellik ve bakım anlayışımda sadelik ön planda. Cildimi yormayan, içerik odaklı bir rutinim var; iyi bir temizlik, nemlendirme ve güneş koruması vazgeçilmezim. Spor hayatımda dönemsel ama düzenli yoga ve fonksiyonel antrenmanlarla bedenimi güçlü ve esnek tutmayı seviyorum. Beslenmede ise kısıtlayıcı olmaktan ziyade dengeyi önemsiyorum. Temiz ve mevsimsel beslenmeye dikkat ederken, kendimi mutlu eden küçük kaçamaklara da alan açıyorum. Benim için asıl güzellik, bedenle kurulan bu sürdürülebilir ve şefkatli ilişki.
A. Pusat: Beni bilen bilir. Kişisel güzellik, bakım ve sağlık en özen gösterdiğim şeydir. Cilt vücudun en büyük organı. Ama içten dışa bir sağlık gerekir. Yeme, spor, uyku. Çok detaycıyımdır bu konuda.












