Haber kapak görseli
Genel
7 dk okunma süresi
HELLO!

Nicky Hilton Rothschild yeni bir şehirde, kendi hikayesini yazıyor

İçeriği Paylaş

Çocuklarını Londra'da yetiştiren Nicky Hilton Rothschild, kız kardeşi Paris ile defilelere katılmaya ve moda konusundaki tutkusunu sürdürmeye devam ediyor.

Fotoğraf: Tung Walsh

Styling: Joanne M. Kennedy

Röportaj: Becky Donaldson

Saç: Charley McEwen / The Only Agency (Bumble & Bumble ürünleriyle)

Makyaj: Rachel Singer Clark / The Only Agency (Augustinus Bader & Victoria Beckham Beauty ürünleriyle)

Nicky Hilton Rothschild ile kapak çekimi için buluştuğumuzda, uluslararası moda haftalarına katılmış ve henüz dönmüştü. Artık eşi James Rothschild ve üç çocuğuyla birlikte Londra’da yaşayan Hilton Ailesi’nin veliahdı ve tasarımcı, “Burada yaşamak ve bir trene atlayıp ya da kısa bir uçuşla Milano’ya gidip kız kardeşimle vakit geçirebilmek gerçekten çok eğlenceliydi” diyor. 42 yaşındaki Nicky ve 45 yaşındaki ablası Paris Hilton her zaman birbirlerine çok yakın kardeşler. Nicky HELLO!’ya, “Artık dünyanın tamamen farklı uçlarında yaşıyoruz, bu yüzden birbirimizi eskisi kadar sık görmüyoruz ama bir araya geldiğimizde harika vakit geçiriyoruz” diyor ve ekliyor: “Milano’da çok eğlendik; otelde baş başa vakit geçirdik, oda servisine salata ve spagetti sipariş ettik ve Gucci defilesi için birlikte hazırlandık.”

Şubat ayında en sevdiği moda haftasına ev sahipliği yapan yerin, artık kendisinin de yeni evi olduğunu söylüyor. Bahar güneşinin altında; Londra Kulesi ve Londra Köprüsü gibi simgesel yapılar arka planda yer alırken yaptığımız kapak çekimimizde, “Londra’nın hâlâ o havalı, enerjik, asi duruşa sahip olduğunu hissediyorum” diyor. Londra Moda Haftası izlenimlerini ise şöyle anlatıyor: “Benim için en öne çıkan iki şey Harris Reed ve Annie’s Ibiza’ydı. Bunlar, tamamen benzersiz bir bakış açısına sahip, havalı ve eşsiz iki marka. Özgün, yaratıcı ve eğlenceliler.”

“Bu defilelerin ikisi de aynı gün, en sevdiğim iki ayrı mekanda gerçekleşti: Claridge’s ve Spencer House. Düğünümüzün karşılama yemeğini de Spencer House’ta vermiştik. O yüzden oraya geri dönmek çok keyifliydi.” Nicky ve 40 yaşındaki İngiliz finansçı eşi James Rothschild, 2011 yılında Roma’da Petra Ecclestone ile James Stunt’ın düğününde tanışmışlardı. Dört yıl sonra Kensington Sarayı Bahçeleri’ndeki Orangery’de masalsı bir törenle evlendiler. Nicky, dramatik bir kuyruğu ve uzun bir duvağı olan; yüksek yakalı, uzun kollu bir Valentino Haute Couture gelinlik giymişti. İngiliz bankacılık hanedanının varisi ile göz alıcı bir Amerikan otel veliahdının evliliği, bu iki dünyaca ünlü aileyi birleştirdi.

Çiftin üç çocuğu var: 9 yaşındaki kızları Lily-Grace Victoria, 8 yaşındaki kızları Theodora ‘Teddy’ Marilyn ve 3 yaşındaki oğulları Chasen. New York’ta evleri olmasına rağmen, aile artık Londra’da yaşıyor. “Burası bana New York’u çok hatırlatıyor ama o çılgın tempo yok” diyor. “Çocukluğumdan beri buraya geliyorum, bu yüzden Londra’yı her zaman sevmişimdir. Çocuklar için de güzel; çünkü eşim İngiliz, bu sayede kuzenlerini ve büyükannelerini görebiliyoruz, ailece daha fazla zaman geçirebiliyoruz.”

Bu yeni hayatlarını anlatan Nicky, “Çocuklar için de çok eğlenceli oldu; babalarının büyüdüğü Londra’yı tanımak, onun gittiği parkları ziyaret etmek ve eski okulunu görmek. Çok tatlı” diyor. Oğlunun bazı kelimeleri İngiliz aksanıyla söylemeye başladığını anlatan Rothschild, “Water’ı İngiliz gibi söylediğini fark ettim” diyor ve mükemmel bir sert ‘T’ telaffuzu yapıyor. Aile, gerçek bir İngiliz kahvaltısı yapmak veya klasik pazar rostosu gibi İngiliz geleneklerine kendilerini kaptırmış durumda. “Eğer herhangi bir öneriniz varsa, bana gönderin” diyor ve ekliyor: “Çocuklarım buradaki müzeleri de çok seviyorlar, Bilim Müzesi’ne sık sık gidiyoruz. Tabii ki Hamleys’e de bayılıyorlar. Ve parklar muhteşem.” Kızlarının adını taşıyan mücevher markası TheoGrace’in kurucu ortağı olan Nicky, kendini bildiğinden beri modaya ilgi duyduğunu anlatıyor. “Moda alanında bir şeyler yapmak istediğimi hep biliyordum. Annemin dolabına gizlice girip hazırlanma sürecini izlemeyi çok severdim; kıyafeti, mücevherleri, çantayı ve aksesuarları seçmeye bayılırdım. Her zaman çok kız gibi bir kızdım. Giyinip süslenmeyi çok severdim.”

Modanın sadık takipçisi

Her ne kadar uzun süredir uluslararası moda defilelerinin ön sıralarında düzenli bir yer edinmiş ve 2020’de kız kardeşi Paris ve anneleri Kathy Hilton ile birlikte Valentino dahil olmak üzere çeşitli moda evlerinin reklam kampanyalarında yer almış olsa da Nicky’nin unutmak istediği bir dönem var. “Muhtemelen o solaryum bronzluğu dönemi. Bazı fotoğraflara dönüp baktığımda, gereğinden fazla bronzlaşmışım. Cildime çok özen gösteren ve ona iyi bakan biri olarak, kendimi buna maruz bıraktığıma inanamıyorum.” Solaryum bronzluğu bir yana, özel günlere önem verme duygusu Hilton Ailesi’nde nesilden nesile aktarılan bir durum. “Her iki büyükannem de şık giyinmeyi severdi ve her zaman güzel makyaj ve mücevherler takarlardı. Çok göz alıcıydılar.”

Günümüz stil ikonlarından biri olan Galler Prensesi, Nicky’nin de en beğendiği isimlerden. “Bence çok güzel ve her zaman harika görünüyor. Çocuklarını giydirme tarzını da çok seviyorum ve bence o harika bir rol model. Büyük bir hayranıyım” diyor. Geçen yıl TheoGrace’i kuran Nicky, “Bu, kişiselleştirmeye olan tutkumdan doğdu; ürünlerin çoğu özelleştirilebilir. Geçmişte Rebecca Vallance, French Sole gibi birçok markayla iş birliği yaptım ancak kendi markamın sahibi olduğum ilk deneyim bu, Ve çok heyecan verici” diyor.

“En çok satan ürünlerimizden bazıları, kişiselleştirilmiş isimli plaka kolyeler. Ayrıca, en sevdiğiniz fotoğrafı yükleyip özel bir mesaj yazdırabileceğiniz madalyonlarımız da var. Şu anda en çok satan ürünümüz, evcil hayvanınızın fotoğrafını yükleyebileceğiniz ‘Coco’ yüzük; bu, gerçekten çok sevimli bir parça. İnsanlar evcil hayvanlarından bir parça taşımayı seviyor; onlar da bizim ailemiz sonuçta.” Nicky, markasını yönetmenin aile hayatıyla uyumlu gittiğini söylüyor. “İş için seyahat ediyorum ama artık çocuklarımın da benimle gelebilmesi için programımı buna göre ayarlamaya çalışıyorum. Ayın sonunda Çin’e gidiyorum ve tesadüfen uzun bir hafta sonu olacak, bu yüzden en büyük kızımı da yanıma alacağım; çünkü onun hayali hep Çin’e gitmekti. Gezmek için bir gün erken gideceğiz ve onu Şanghay’da gezdireceğim.” “Geçen hafta cuma günü Paris’e gittim; okul yarım gün olduğu için kızlarımı da yanımda götürdüm. Kızlarım artık her şeyi anlayabilecek yaştalar; onlardan gelen tepkileri görmek, coşkularını ve heyecanlarını izlemek çok tatlı.”

Anne sevgisi

Nicky, kendi annesi olan ‘The Real Housewives of Beverly Hills’ yıldızı Kathy ile de çok yakın bir ilişki içinde. “Annem en iyi arkadaşlarımdan biri. O, dünyadaki en komik insan. Londra’da henüz ne olduğunu açıklayamayacağım ve ilkbaharda yayımlanacak bir proje çektik” diyor ve ekliyor: “Çok eğlenceliydi; okulda olsaydık, çok fazla güldüğümüz ve birbirimize karşı çok şapşal davrandığımız için bizi kesin ayırırlardı. Annemle aynı zamanda zevklerimiz, estetik anlayışımız ve enerjimiz de çok benzer, bu yüzden onunla birlikte çalışmak her zaman bir zevk.”

1980’li yıllarda New York’ta bulunan Waldorf Astoria’da büyüyen Nicky ve Paris’e, Kay Thompson’ın popüler çocuk kitaplarına ve Manhattan’daki The Plaza Hotel’de yaşayan Eloise adındaki genç kızı anlatan ana karakterine atıfta bulunularak ‘Eloises’ lakabı takılmıştı.

Bu deneyim, Nicky’nin lüks çocuk giyim markası La Coqueta ile birlikte hazırladığı 21 parçalık koleksiyonda yer alan Fransız ‘toile de jouy’ baskısı üzerinde güzelce resmedilen birçok çocukluk anısından biri. Otobiyografik paneller, kumaşın her bir paneline çizilen farklı bir bölümle hayatının hikayesini anlatıyor. “Bazı dönüm noktalarını ve özel anları öne çıkarıyoruz. İnce bir detay ama yakından bakarsanız her şeyi görebilirsiniz” diyor.

Çocukluk yıllarında ailesinin, Nicky, Paris ve onların küçük kardeşleri 36 yaşındaki Barron Hilton II ile 32 yaşındaki Conrad Hughes Hilton’a başkalarına yardım etmenin önemini öğrettiğini şöyle anlatıyor: “Annemle babam, biz daha çok küçükken bizi Los Angeles’taki Union Rescue Mission gibi evsiz insanların yaşadıkları barınaklara götürür, öğle yemeği servis etmemizi ve hediyeler dağıtmamızı sağlarlardı. Şükran Günü’nde de aynısını yapardık.

Bu sosyal sorumluluk bilinci bize her zaman aşılandı ve ben de çocuklarıma aynı şeyleri aktarmayı seviyorum. Hilton Vakfı’nın faaliyetlerine aktif olarak katılıyorum.” Ailesinin evsizlik, gıda güvenliği ve insan hakları gibi sorunlarla mücadele eden hayır kurumundan bahsederken, “Büyük büyükbabam Conrad (1919’da otel zincirini kuran Conrad Hilton) bana büyük ilham kaynağı oldu. O, topluma geri vermenin ahlaki bir yükümlülük ve sorumluluk olduğuna inanırdı; bu yüzden ben de hayırseverliği hayatın doğal bir parçası olarak görerek büyüdüm.” Tatil yapmak da bir başka aile geleneği ve onun en mutlu olduğu yer, Hawaii takımadalarındaki güneşle ısınan Maui Adası ve bu ada, hazırladığı kumaş koleksiyonundaki desenlerde de tasvir ediliyor. “Çocukluğumda her Noel’de oraya giderdik. Uçaktan iner inmez insanın burnuna okyanus ve kumsal kokusu geliyor” diyor. Artık Nicky birçok tatili de İngiltere’de geçiriyor. “Bu Paskalya’da eşimin kız kardeşinin İngiliz kırsalındaki evine gidip tüm çocuklarla büyük bir Paskalya yumurtası avı yaptık. Hepsini yeni koleksiyondan giydirip lezzetli yemekler yedik; sadece birlikte takılıp, rahatlayıp aile olmanın tadını çıkardık.”

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo