
Kalka Nehri Muharebesi nedir? Moğolların Rusya'yı ilk istilası
Yazan: Marc G DeSantis
Moğol hükümdarı Cengiz Han, hem doğuda hem batıda, tüm Orta Çağ tarihi üzerinde dev gibi duran bir figürdür. Cengiz Han, eşsiz bir hareket kabiliyeti ve sıkı bir eşgüdüm sergileyen ordusuyla gelmiş geçmiş en büyük kara imparatorluklarından birini kurmuştur. Cengiz Han’ın ölümünden ve varisleri arasında bölündükten sonra bile kimi yerde iki yüzyıl veya daha uzun süre ayakta durabilen bu imparatorluk aynı zamanda kalıcı olduğunu da kanıtlamıştır.
Geleceğin dünya fatihi olacak Cengiz’in ilk zamanları pek de iyi geçmedi. 1162 civarında doğan ve gençliğinde Temuçin olarak anılan Cengiz, 12 yaşına gelip babası rakip Tatarlar tarafından öldürülünce evinin reisi oldu. Babasının eski Moğol destekçileri bir çocuğun peşinden gitmeye razı olmadı. Bu nedenle annesi ve kardeşlerinden oluşan ailesi zor günler geçirdi. Aile güvenlik için dağlarda saklandı, hayatının ilk yıllarındaki yaşamı son derece çetin şartlar altında geçti ama bu Cengiz’i güçlendirdi.
Temuçin, Kerait Hanı Tuğrul ile ittifak kurdu ve onunla birlikte babasını öldürenlerden intikam aldı. Kan düşmanları olan Tatarları acımasızca ezdi. Sonunda Tuğrul ile Cengiz anlaşmazlığa düştüler ve Temuçin geriye sadece bir avuç takipçisiyle çok uzaklara sürüldü. Ancak Keraitlerin bir araya getirdiği güçlü koalisyon kısa süre sonra dağıldı ve artık kendisine Cengiz diyen Temuçin intikam için geri döndü. Keraitleri bozguna uğrattı ve Tuğrul kaçtı.
Cengiz, Moğol bozkırlarındaki tüm kabileleri kendi egemenliği altına almak için düzenli olarak harekete geçti. 1206 yılında, tüm Türklerin ve Moğolların yüce hanı ilan edildiği büyük bir kurultay düzenledi.
Cengiz, batıda Karahıtayları ezdikten sonra İslam dünyasına büyük bir saldırı düzenledi. İlk hedefi Maveraünnehir’deki zengin Orta Asya devleti Harezm’di. Moğol tüccarların ve elçilerin öldürülmesini bahane eden Cengiz, 1219’da bölgeyi istila etti. Moğollar tarafından birbiri ardına ele geçirilen şehirlerin sakinleri vahşice katledildi ve şehirler daha sonra ateşe verildi.
Moğollar günümüzde Afganistan’a ait olan topraklara ve İran’ın doğusuna doğru ilerlemeye devam ettikleri zaman da aynı şeyler yaşandı. Moğollar, terörü düşmanlarına karşı bir silah olarak kullanmakta özellikle ustaydı. Terör taktiklerinin bir sonucu olarak başkalarında yarattıkları büyük korku, çoğu zaman onlara karşı daha etkili bir direnişin ortaya çıkmasını engelliyordu. Cengiz’in eli kanlı bir yok edici olarak ünlenmesinin geçerli bir nedeni vardır. Bir İngiliz rahip olan Matthew Paris, daha sonra Moğollar hakkında sert ifadeler içeren şu cümleleri yazmıştır: “Canavarların doğasına sahipler, kana susamışlar ve kan içiyorlar.”

Ortaçağ Rusya'sının istilası
Diğer topraklar da çok geçmeden bir Moğol istilasının tarifsiz acımasızlıklarıyla tanışacaktı. Örneğin, Hindistan’ın kuzeyi vahşi bir saldırıya uğradı. Güçlü bir Moğol ordusu, 1223’te Avrupa’ya karşı büyük bir keşif akını yapmak üzere Rusya sınırında belirdi. Moğolların saldırdığı dönemdeki Rusya, daha sonra dönüşeceği dev çarlık imparatorluğundan çok farklıydı. Rus devleti, M.S. 8. yüzyılda, batı Rusya’nın sayısız nehirlerini güneydeki Bizans Devleti ile ticaret yapmak için otoyol gibi kullanan İskandinav Vikinglerinin (Varegler-Varangian Rus) bölgeye yerleşmesiyle ortaya çıkmaya başlamıştı. Kendilerini Roslar/Ruslar olarak adlandıran bu insanlar sonunda bölgede kök salmış, İskandinav asıllı Rurik ve iki kardeşi bölgedeki Slav kabilelerinin derebeyleri haline gelmişti. Ruslar böylece isimlerini daha sonra Rusya olacak bölgeye miras bıraktılar.
Kuzeydeki en önemli Rus şehri Novgorod, güneydeki ise Kiev’di. İskandinav kökenli Varegler yerel kabilelerin halklarıyla evlendikçe Slavlaştılar. Pagan Ruslar 9. yüzyılın sonlarına doğru Bizanslı misyonerlerin himayesinde Ortodoks Hristiyanlığına geçmeye başladılar. Kiev Prensi I. Vladimir 988 yılında Hristiyan olarak vaftiz edildi ve halkının yeni inanca geçmesini sağladı. İlk Rus devleti olan Kiev Knezliği, kuruluşunu takip eden birkaç yüzyıl boyunca istikrarlı bir şekilde gelişecek, genişleyecek ama aynı zamanda birbirleriyle sürekli olarak çatışan önde gelen prenslerin arasındaki bölünmeler nedeniyle zayıf kalacaktı.
Harezm İmparatorluğu 1221 yılına gelindiğinde parçalanmış ve Şah Alâeddin Muhammed Moğollardan kaçarak batıya doğru gitmişti. Harezm Devleti’ni yıkmayı kısa süre önce bitiren Cengiz’in önde gelen iki generali Subutay Bahadır ve Cebe Noyan onun peşinden gitmişlerdi. Şahın öldüğünden emin olduktan sonra Subutay’ın aklına, o zamanlar Moğollar tarafından pek bilinmeyen Avrupa’da neler bulunabileceğini öğrenmek için bir keşif akını yapma fikri geldi. Subutay ve Cebe, yaklaşık 20.000 atlıdan oluşan bir süvari ordusuyla Kafkasya üzerinden kuzeye doğru at sürdüler. Bunun devamı bütün zamanların en büyük süvari seferi olacaktı.

Yıllar sonra, 1247’de, Fransisken bir keşiş olan Giovanni da Pian del Carpine uzaklardaki Moğol sarayına gidecekti. Kendisi bu ziyaret sırasında Subutay’ın “Zayıf tarafı bulunmayan bir asker” olduğu sonucuna vardı. Moğolların kendileri onu “Yenilmez Subutay” olarak tanıyordu. Subutay’ın 1248’de 73 yaşında ölmesinin ardından, uzun askeri kariyeri boyunca 32 ülkeyi fethettiği ve yaklaşık 75 meydan muharebesinde galip geldiği söylenecekti. Hayranlık uyandıran bu başarılar Cengiz’in batı seferini emanet ettiği generalinin niteliklerini ortaya koymaktadır. Kısacası Cengiz Han adamını iyi seçmişti. Subutay sadece usta bir askeri lider değildi, aynı zamanda Büyük Han olarak adlandırılan Cengiz Han’a sadakatiyle de ünlüydü. Bir keresinde efendisine “Keçe rüzgârdan nasıl koruyorsa, ben de sizi düşmanlarınızdan öyle koruyacağım.” demişti.
Kurnaz bir yetenek avcısı olan Cengiz Han, eski bir düşmanında yetenek gördüğünde onu hizmetine almaktan da çekinmezdi. Buna verilebilecek en çarpıcı örnek Cebe Noyan’dır: Subutay’ın bu akınında yardımcı komutanı durumundaki Cebe Noyan, Moğolların Tayçiut kabilesinin Besut klanına mensuptu. Daha önce, o zamanlar hâlâ Temuçin olarak bilinen Cengiz’in tüm Moğol halkları üzerindeki otoritesini sağlamlaştırdığı kabile savaşları sırasında yeni efendisi olan Cengiz Han’a karşı savaşmıştı. Hatta bir çatışmada Cebe Noyan, Cengiz’in atını bile yere sermeyi başarmıştı. Daha sonra yakalandığında, öldürülmekten başka bir şey beklemiyordu. Oysa öyle olmadı ve bunun yerine, Cebe Noyan Cengiz’in hizmetine alındı. Ardından da Büyük Han’ın en yüksek rütbeli generallerinden biri oldu.
Süvarilerin intikali Şubat 1221’de Subutay’ın ordusunu Hazar Denizi’nin güney ucundan dolaştırarak geçirmesiyle başladı. O yıl Hristiyan Gürcistan Krallığı’nı ezdikten sonra, ertesi yıl Subutay’ın karşısına Kafkasya’da Alanlar (Alans), Yaşlar (Iasians) ve Kosoglar (Kosogians) gibi halklardan oluşan ve geçişini engellemeye çalışan bir koalisyon çıktı. Bu koalisyona, bugün güney Rusya ve Ukrayna’nın bozkırları durumundaki bölgeleri o dönemde kontrol altında tutan bir Türk halkı olan Kıpçaklar liderlik ediyordu. Subutay dağlarda, Moğol süvari taktiklerine uygun olmayan bir arazide kapana kısılmıştı. Kıpçaklara bölgeden ayrılmaları için rüşvet verdi, aksi halde Moğolların başına gelecek yıkım adım adım yaklaşıyordu. Kıpçaklar ayrıldıktan sonra terk edilmiş halde kalan Kafkasya halklarını yok etti. Moğollar daha sonra Ukrayna bozkırlarına doğru ilerleyerek kendilerinden şüphelenmeyen Kıpçakların peşine düştü ve Don Nehri yakınlarındaki bir muharebede Kıpçak ordularını bozguna uğrattıktan sonra Astrahan şehrini yağmaladı.
Subutay, 1222-23 kışını Kırım’ın kuzeyindeki bozkırda geçirip bölgede keşif yaptıktan sonra tüm olanaklarını seferber ederek batıya doğru ilerlemeye başladı. Dinyester Nehri boyunca Rusların kalbine doğru yönelerek önüne çıkan herkesi katletti. Kıpçaklar korkuya kapılmışlardı ve Rusları, eğer kendilerine yardım etmezlerse çok kötü şartlar altında Moğollarla birleşmek zorunda kalabilecekleri konusunda uyardılar. Ruslar, kendileri de bozkır göçebesi olan ve çevrelerindeki yerleşik halkları yağmalamaktan hoşlanan Kıpçakların akınlarına uzun süredir maruz kalıyorlardı. Bu yüzden bir önceki yılın büyük bir bölümünde Kıpçakların bu isteklerini kararlılıkla reddetmişlerdi. Ancak şimdi, Moğolların her iki halkı da tehdit etmesiyle, ortak düşmana karşı durmak için bir ittifak yapıldı ve müşterek bir savaş için hazırlıklara başlandı.
Yaklaşık 18 Rus prensi, Kıpçaklarla birlikte 80.000 kişilik büyük bir ordu teşkil ederek istilacılarla çarpışmak üzere doğuya doğru intikale başladı Sefere katılanlar arasında Kiev Büyük Prensi Mstislav Romanoviç, Volhinya Prensi Daniyel Romanoviç ve Galiçya Prensi Mstislav’ın yanı sıra bir dizi başka prens de vardı. Seferde onlara, aynı zamanda Galiçyalı Mstislav’ın kayınpederi olan Köten Han komutasındaki Kıpçaklar da katıldı. Ancak yukarıda adı geçenlerin liderlik ettiği askerlerin sadece 20.000’i düzgün bir şekilde silahlandırılmış ve savaş eğitimi almıştı ki, bu endişe verici bir durumdu.
Moğol ordusunun büyük kısmı Rusya’dan uzaklaşarak doğuya doğru ilerlerken, Rus-Kıpçak ilerleyişini geciktirmek için geride sadece 1.000 Moğol atlısından oluşan küçük bir artçı birlik bırakıldı. Devasa boyuttaki müttefik ordusu üzerindeki emir-komuta durumu pek de iyi değildi. Dinyeper Nehri’nin kenarında 22 Mayıs 1223’te bir araya gelen Rusların geçişi, birbirlerine güvenmeyen prenslerin arasında birleşik ordunun başkomutanının kim olması gerektiği konusunda yaşanan çekişmeler yüzünden ciddi şekilde engellendi. Aslında bu devasa ordu, birçok açıdan tek ve birleşik bir güç değil, aralarında oturmuş bir komuta yapısının bulunmadığı birkaç ordunun bir araya gelmesinden oluşuyordu. Ruslar nihayet karşıya geçtikten sonra, sayıca çok az kalan Moğol artçı birliği ölümcül okçuluklarıyla Ruslara önemli kayıplar verdirdikten sonra yok edildi.
Aslında Subutay ve Cebe Noyan Rusları Dinyeper’den daha da uzağa, yani daha önce keşif yaptıkları topraklara çekiyorlardı. Yapılan iş düşmanı yanıltmaya yönelik sahte bir stratejik çekilme harekâtıydı. Moğollar savunmasız toprakların derinliklerine dalmadan önce düşmanın sahra ordularını sınırlarının dışında ve müstahkem kalelerinden uzakta imha etmeyi tercih etmişlerdi. Ayrıca karşılarındaki müttefik ordusunun bir başkomutandan yoksun olduğunu ve bu yüzden bazı birliklerin diğerlerinden daha hızlı ilerlemesiyle ana birliklerinden kaçınılmaz olarak ayrı düşeceklerini de biliyorlardı. Subutay, Rus ordusunun sürekli olarak Moğolları takip etmelerini sağlamak için, küçük çaplı Moğol kuvvetlerine karşı küçük ve anlamsız zaferler kazanmalarına izin verdi. Bu durum Dinyeper Nehri’nin geçilmesinden sonra dokuz gün sürdü. Moğolların beklediği gibi, müttefik Rus ordusu gerçekten de yürüyüş boyunca tehlikeli bir şekilde zayıfladı ve en önden en arkaya kadar yaklaşık 80 km derinliği olan bir alana yayıldı.

Kalka Nehri'nde yaşanan felaket
31 Mayıs 1223 tarihinde Subutay, bugün Ukrayna toprakları içinde bulunan Küçük Kalka Nehri üzerinde mevzilenmeyi tercih etti. Askeri esnekliğini göstererek, muharebenin başlaması için farklı bir taktik uygulamaya karar verdi. Moğollar tipik olarak, muharebeye atlı okçuların fırlattığı ok yağmuruyla başlarlardı. Ancak Subutay bunu yapmak yerine önce ağır zırhlı süvarilerini düşmanın üzerine gönderdi. Bu süvari hücumu belirleyici oldu. Moğollar Kıpçaklarla hemen yakın dövüşe girdiler ve kısa sürede onları bozguna uğrattılar. Zırhlı süvariler daha sonra Rusları Volhinya Prensliği’nden çıkardılar.
Henüz çatışmaya girmemiş Galiçya Rusları neler olup bittiğini görüp bir muharebe hattı oluşturmaya çalıştılarsa da kurmaya çalıştıkları muharebe hattı kaçan Kıpçaklar ve bir zamanlar öncü birliğini oluşturan Ruslar tarafından bozuldu. Çernihiv (Chernigov) askerleri nehri geçerken yakalandılar ve ayrıca kaçan müttefik birliklerinin hareketlerinden de etkilendiler. Başka bir yerde, Kursk Prensi Oleg askerlerini bir düzene soktu ama onlar da Moğollar tarafından bozguna uğratıldı.
Kiev Büyük Prensi Mstislav Romanoviç’in komutasındaki 10.000 asker at arabalarını çember halinde mevzilendirmek suretiyle birkaç gün boyunca kendilerini iyi savundu. Ancak bu birlikler bozkırda içme suları tükenince teslim oldular.
Kalka Nehri Muharebesi sona ermiş olsa da Ruslar için sefalet henüz bitmemişti. Moğollar teslim olan Kievlilerin çoğunu öldürdü ve geri kalanları esir aldı. Subutay verdiği söze harfiyen uyarak Rus aristokratlarının kanının dökülmemesini sağladı. Bunun yerine söz konusu Moğolların üzerinde ziyafet çektikleri kalasların altında boğulmak suretiyle öldürüldüler. Toplamda, müttefik ordusunun yaklaşık yüzde 90’ının Kalka Nehri’nde yok olduğu bildirilmiştir. Muharebeye katıldığı düşünülen 18 Rus prensinden 12’si hayatını kaybetti. Subutay ve Cebe Noyan’ın komuta ettiği Moğollar ise çok az kayıp verdi.
Benzer Haberler

Hypatia’yı etkileyen ve onun etkilediği filozoflar

Hypatia kimdir? Antik İskenderiye’nin bilge filozofunun trajik hikâyesi

Leonardo da Vinci’nin savaş makineleri: Tanktan makineli tüfeğe 5 sıra dışı icat









