Haber kapak görseli
Genel
4 dk okunma süresi
HELLO!

Kate Winslet ilk kez yönetmen koltuğunda: “Goodbye June” ile duygusal bir başlangıç

İçeriği Paylaş

Kate Winslet, oğlu Joe Anders’ın son derece kişisel senaryosunu hayata geçirirken, ilk yönetmenlik deneyiminde yıldızlarla dolu bir kadroyu nasıl bir araya getirdiğini ve bu sürecin kendisinde yarattığı duygusal dönüşümü HELLO!’ya anlatıyor.

Röportaj: Gill Pringle

Fotoğraf: Netflix, Getty Images

Kate Winslet için son bir yıl hem profesyonel hem de kişisel anlamda dönüştürücü bir dönem oldu. Bir yandan kızı Mia Threapleton’ın oyunculuk kariyerinde önemli bir çıkış yapmasına tanıklık ederken; diğer yandan oğlu Joe Anders’ın ilk senaryosunu beyazperdeye taşıdı. Üstelik bu kez yalnızca kamera önünde değil, ilk kez yönetmen koltuğunda da yer alarak kariyerinde yeni bir sayfa açtı.

Kate Winslet için 2025 yılı gerçekten olağanüstü geçti. Önce 25 yaşındaki kızı Mia Threapleton’ın, Scarlett Johansson ile birlikte rol aldığı ‘The Phoenician Scheme’ ile büyük çıkışını izledi. Şimdiyse 21 yaşındaki oğlu Joe Anders, ilk senaryosunu hayata geçirdi ve bu süreçte annesinin desteği belirleyici oldu.

Joe’nun ‘Goodbye June’ adlı senaryosu son derece kişisel bir hikayeye dayanıyor. Bu metin Kate’i o kadar derinden etkiledi ki, projeyi yalnızca desteklemekle kalmayıp bizzat yönetmeye ve filmde rol almaya karar verdi. Joe, Londra’daki National Film and Television School’a kabul edildikten sonra kendi deneyimlerinden yola çıkarak yazmaya teşvik edilmişti. Kate bu süreci şöyle anlatıyor: “Büyükannesi -yani annem- 2017’de, o henüz ergenlik çağındayken hayatını kaybetti. O süreçte ailemiz dünyanın farklı yerlerinden bir araya geldi. Joe, bu buluşmanın ne kadar tuhaf ama aynı zamanda güçlü bir birlik duygusu taşıdığını çok derinden hissetti.”

Joe’nun zihninde en çok yer eden duygu ise oldukça basit ama etkileyiciydi: “Tanrım, hepimiz burada bu tek kadından geldiğimiz için bulunuyoruz.” Bu düşünceden yola çıkarak kendi kurgusal ailesini yarattı. Her ne kadar ilham kaynağı gerçek olsa da ortaya çıkan hikaye tamamen kurmacaydı. Kate ise senaryonun gücü karşısında gerçekten şaşırdığını söylüyor: “Bu kadar iyi olmasına gerçekten hayret ettim.”

Başlangıçta Joe, annesinin bu kadar etkilenmesini biraz abartılı bulmuş. Ona göre bu, yalnızca bir okul ödeviydi. Ancak Kate çok daha fazlasını görüyordu: “Ona bunun bir film olabileceğini söyledim. Hatta yapımcılığını üstlenebileceğimi ve kardeşlerden birini oynayabileceğimi düşündüm.” 50 yaşındaki oyuncu, eşi Edward Abel Smith ve çocuklarıyla birlikte Sussex’te yaşıyor. Yıllar boyunca birçok kişi onu yönetmenlik yapması için teşvik etmiş olsa da bu fikri hiçbir zaman ciddi olarak değerlendirmemiş. “Ama ‘Goodbye June’ karşıma çıktığında kendimi ne kadar hazır hissettiğime ben bile şaşırdım” diyor.

“Kibirli görünmek istemem ama hayatım boyunca hiçbir şeyi yarım yapmadım. Hep böyle programlanmış gibiyim.”

Winslet, yönetmenlik kararını alırken en önemli kriterin gerçekten hazır hissetmek olduğunu vurguluyor: “Eğer sete gidip korkmuş hissetseydim ya da o harika oyunculara hikayeyi anlatmaları için gereken desteği veremeseydim, bu korkunç olurdu.” Projeyi hayata geçireceğini duyurduğunda ise Hollywood’un en saygın isimleri adeta sıraya girdi. Filmde, kanserle mücadele eden aile büyüğü June karakterini Helen Mirren canlandırırken, eşini Timothy Spall oynuyor.

Toni Collette, Andrea Riseborough ve Johnny Flynn de kardeşleri canlandırmak üzere kadroya katıldı. Film, komedi ile kalp kırıklığını ustaca bir araya getiren bir aile hikayesi sunuyor.

Kate’e göre bu süreçte en etkileyici desteklerden biri Helen Mirren’dan geldi:

“Başta bana ‘İki kuralım var: Demans hastası birini ya da kanserden ölmek üzere olan birini asla oynamam’ dedi. Ama ardından ‘Senin ilk kez yönetmenlik yapmanı desteklemek istiyorum. Kültürü değiştirmemiz gerekiyor’ diye ekledi.”

Kate bu yaklaşım karşısında çok duygulandığını söylüyor. Ve Mirren sonunda kararını değiştirerek projeye katıldı: “Benim için kuralını bozdu. Bu inanılmaz bir şey.”

Kate, filmde bir kız kardeşi canlandırırken kendi annesi Sally Ann’i sık sık hatırladığını da itiraf ediyor: “Ne kadar ayrı tutmaya çalışsam da bazı şeyleri ayıramıyorsunuz.”

Özellikle yönetmen olarak sette yaşadığı anlar onun için çok derin bir deneyime dönüşmüş: “Helen ve Tim’in sahnelerini dinlerken, sanki kendi anne babamın yaşayabileceği konuşmalara tanıklık ediyordum. Annem vefat ettiğinde bu konuşmaların çoğuna şahit olamamıştım.”

Bu nedenle deneyimi şöyle tanımlıyor: “Büyüleyici, çok güzel ama aynı zamanda kalp kırıcı.”

Filmde canlandırdığı Julia karakteri ise ona oldukça tanıdık gelmiş: “Julia herkesi ayakta tutmaya çalışan biri. Sadece maddi değil, duygusal olarak da herkese destek oluyor. Pratik, güçlü ve aynı anda birçok şeyi yönetebilen biri.” Çalışan bir anne olarak bu özelliklerle güçlü bir bağ kurduğunu söylüyor: “Çalışan bir ebeveyn olduğunuzda sürekli birkaç adım sonrasını düşünmeyi öğreniyorsunuz. Herkesin iyi olmasını sağlamak için.” Kate’in gerçek hayatta da iki kız kardeşi ve bir erkek kardeşi var. Bu nedenle filmdeki kardeş ilişkileri onun için oldukça tanıdık: “Hayattaki en karmaşık ilişkiler çoğu zaman en çok sevdiklerimizle olanlar.”

Filmde kardeşler arasındaki gerilimli ve zaman zaman kırıcı dinamikler de bu gerçeklikten besleniyor. Kate için bu hikaye hem duygusal hem de kişisel bir deneyim olmuş: “Kendi kardeşlerime duyduğum sevgi ve bağlılık çok büyük. Bu yüzden bu kadar sert bir kardeş ilişkisi yaratmak benim için hem üzücü hem de güzeldi.”

Ve sözlerini şöyle tamamlıyor: “Büyük bir ailede sizi en çok birbirinize bağlayan şey, paylaştığınız çocukluktur. Bu, asla değişmez. Bu yüzden çok özel.”

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo