
Kronik ağrıyı kabul etmek
Dr. Banu Taşcı Fresko
Kronik ağrılar; üç aydan uzun süren, yapılan tetkiklerde belirgin özellik saptanmayan ve tedavilere çok iyi yanıt vermeyen ağrıları ifade eder. Kadınlarda sıklıkla görülen bu ağrılar en çok; fibromiyalji, çene, boyun ve bel ağrıları şeklinde ortaya çıkar. Bu ağrılara genellikle kaygı bozukluğu, depresyon, yorgunluk ve katastrofizasyon da eşlik eder. Katastrofizasyon; basit tıbbi sorunlar karşısında soğukkanlılığını kaybederek, felaket senaryoları yazmak anlamına gelir. Hastalar kalp krizi geçirdiklerine, kanser olduklarına, beyinlerinde tümör bulunduğuna, ölümlerinin çok yakında olduğuna inanır ve var olan yakınmaları daha da şiddetlendirir. Kronik ağrısı, fibromiyaljisi, romatoid artriti ve kronik baş ağrısı olan hastalarda son senelerde var olan tedavilerin yetersizliği dikkate alınarak, farkındalık temelli kabul etme terapisi yapılmaya başlandı.
Hedef, ağrısız hayata ulaşmak ama...
Mindfulness’ın en temel ilkelerinden biri olan her şeyi olduğu gibi kabul etmek ve keskin yargılarda bulunmama ilkesine dayanan “kabul etme ve aidiyet terapisi (acceptance and commitment therapy)” bir bilişsel psikoterapidir. An’a odaklanıp, duygu ve düşünceleri yargılamadan kabul ederek iyileşmek hedeflenir. Özellikle kaygı bozukluğu ve kronik ağrısı olanlarda farkındalıkla birlikte ağrıları kabul etmek, ağrıların kontrolünde hastalara büyük yarar sağlar. Ağrının kabulü; ağrı ile olan mücadeleden vazgeçme ve çekilen ağrılara rağmen hayata devam etme, ağrıya rağmen hayatı yaşamayı öğrenmeyi ifade eder. Kabul etme terapisi sonrasında kronik ağrı, fibromiyalji ve kronik artrit hastalarının ağrı karşısında daha yapıcı ve esnek davrandığı, şiddetli ağrılara rağmen felaket senaryoları yazmak yerine problemleri çözüm yoluna gittiği görülür. Migren hastalarına kabul etme terapisi yapıldığında ise hem ağrıların sıklığının azaldığı hem de hayat kalitesinin arttığı saptanır.
Yine sosyal kaygı bozukluğu olan hastalarda, kabul etme temelli terapi sonrası kaygı bozukluğunun belirgin olarak azaldığı, hastaların en az bilişsel davranış terapisi kadar yarar gördüğü belirlenmiştir.
Zor zamanlardan geçerken, ağrılar, ayrılıklar ve hayatın karşımıza çıkardığı diğer zorluklar karşısında iyileşmeyi ve minicik de olsa pozitif olana odaklanıp, negatif olana takılıp kalmamayı hedeflediğimizde, zorluklardan daha esnek çıkmak mümkün olur. An’a odaklanmak ve olan’ı kabul etmek, geçmişi irdeleme ve zihinde olayları büyütme belirgin olarak azalır. Zorluklar ve ağrılarla yüz yüze kaldığımızda, mümkün olan en yapıcı davranışı seçebiliriz.
Kronik ağrı hastaları, sürecin erken dönemlerinde bir doktora giderek, bir-iki tetkik yaptırarak ve ilaç alarak sonuca yani “ağrısız hayata” ulaşmak ister. Lakin akut travmaların aksine, kronik ağrı sendromlarında yapılan tetkikler genellikle normal bulunur, ilaçlara yanıt da yetersiz olur. Hastalar ya doktor doktor gezmeye, ilaçları denemeye devam eder ya da topyekûn havlu atıp, gerçek tıbbın yolundan ayrılabilir. Ağrıyı kabul etmek ve daha esnek, daha çözüm odaklı başlamak ağrıları nasıl etkiler? Hastalar çaresizlik denizinde boğulduğunu düşünmek yerine yardım almak ve hastalıklarına gerçek çözümü bulmak için hayatlarının dizginlerini eline alır. Hastalık veya ağrıyla edilgen değil; proaktif, çözüme ve eyleme dayalı davranışlar sergilerler.
“Zorluklar ve ağrılarla yüz yüze kaldığımızda, mümkün olan en yapıcı davranışı seçebiliriz.”












